Güncel

 

 

Lozan'ın Daha Ne Kadar Ömrü Var?

Ali Sirmen

 

Konferansın formatı uluslararası, ama içeriği ulusal.

Kürt Ulusal Konseyi’ni kastediyorum.

Türkiye’den DTK Eşbaşkanı Ahmet Türk orada; KCK Yürütme Kurulu üyesi Sabri Ok orada; BDP Genel Başkanı Selahattin Demirtaş orada.

Geleceğin Büyük Kürdistan’ının dört parçasının dördünün de temsilcileri orada.

Bu arada, Suriye’de, ÖSO ile PYD arasındaki savaş PYD’nin hakimiyetinde giderken, Türkiye’de çözüm süreci sürüyor mu sürmüyor mu belli değil.

Bu konuda kesin bir şey söyleyebilmek için, tarafların karşılıklı vaatlerinin ne olduğunu, bunların ne kadarının taraflarca yerine getirildiğini söyleyebilmek gerek.

Bu konuda elde kesin bir veri yok.

Ama, PKK’nin silahlı elemanlarının yalnız yüzde 15’inin sınır dışına çekildiği söyleniyor.

Ne var ki Kürtleri temsil ettikleri ileri sürülenler, ikinci, hatta üçüncü aşamaya geçilmesi yolunda yoğun çağrılar, hatta baskılar yapıyorlar.

AKP ya da daha doğru deyişi ile Tayyip Erdoğan cephesi ise herhangi bir konuda, herhangi bir demokratikleşme adımı atmıyor, atmaya da niyetli görünmüyor.

Ama bu süre zarfında, devlet ülkenin bir kısmında egemenliğin emin adımlarla el değiştirmesine göz yumuyor ve PKK, savaş ile bile ulaşamadığı sonucu elde ediyor.

 

***

 

İkinci, üçüncü aşamaların neler olduğu görülüyor, herhangi bir demokratik önlem söz konusu değil. Olay tümüyle etnik tabana oturmuş bir iktidar transferi.

Artık Kürt sorununun uluslararası boyutlara ulaşmış olan bir “ulusal sorun” olduğu aşikar.

Bundan en ufak kuşkusu olanlar var ise son günlerin gelişmelerini, Uluslararası Kürt Ulusal Konferansı’nın gelişmelerini yakından izlemeliler.

Bütün bu gelişmeler ve yapılan açıklamalar, çözüm sürecinin de nasıl gelişeceğini, hiç değilse taraflardan birince nasıl gelişmesinin istendiğini ortaya koyuyor.

Bu çözüm derecesi ve adı, ister özerklik, ister demokratik özerklik, ister federasyon, ister konfederasyon olsun, ayrı bir Kürt varlığıdır.

Dört Kürt etnisitesinin ilerde birleşerek bir bütün içinde tek Kürt ulusu olup olmayacakları, bugünün değil, yarının sorunudur ve Türkiye’nin durumunu değiştirecek de değildir.

Bir Kürt ulusu oluştuktan sonra, bunun fülen bir Kürt devletinden başka bir tatmin edici bir sonuca varmayacağını görememek için ahmak olmak gerekir.

24 Temmuz 2013’te, bu sonuca varırken, imzalanmasının doksanıncı yılını idrak ettiğimiz Lozan’ın daha ne kadar yürürlükte kalacağı konusu da doğal olarak gündeme gelmektedir tabii ki...

 

***

 

İmzalanmasının doksanıncı yılında , “Nedir Lozan” sorusunun yanıtı özetle şudur:

Lozan bağımsız ve üniter Türkiye Cumhuriyeti’nin tapusudur.

Bağımsızlığın gitmesi Lozan’ın da bitmesi demektir.

Üniter devletin yerini herhangi bir başka devlet şeklinin alması, Lozan’ın sonunun gelmesi anlamını taşır.

Kürt sorununu demokratik biçimde çözmek ve Türkiye’deki bütün etnik kimliklere eşitlik sağlamak başka bir şeydir, bunu yapıyorum diyerek yola çıkıp, etnisiteye dayalı, iki ayrı ulus biriminden yola çıkan ve er veya geç ayrılıkla sonuçlanacak olan çözümlerin yoluna girmek ayrı bir şey.

Bu ikinci olasılığın çok güçlü olduğu dönemde, haklı olarak şu soru gündeme geliyor:

Lozan’ın daha kaç yıllık ömrü kaldı acaba?

Bu soru ciddi biçimde gündeme gelince, Lozan’ın altında imzası bulunan İnönü’nün adının neden bazı kişiler tarafından anılmadığı da kendiliğinden ortaya çıkıyor.

Lozan’ı tarihe gömecek olanların, imzacısının adını anmamalarından daha doğal ne olabilir ki?

 

 

 

 


 


Ana Sayfaya Dönmek İçin Tıklayın 

  www.aymavisi.org  
 

 

 

 

 
 + Büyüt | - Küçült