Güncel

 

 

Lozan Barış Konferansı

Cengiz Önal


Lozan Barış Antlaşması, Türk Ulusu’nun aleyhine asırlardan beri hazırlanmış olan ve Sevr Antlaşması’yla ikmal edildiği zannedilen büyük bir suikastın çöküşünü ifade eden ve Osmanlı Devri’ne ait tarihte gerçekleşmiş işlerle ilgili emsali görülmemiş bir siyasi zaferin belgesidir.

-Gazi Mustafa Kemal Atatürk


 

Bakanlar Kurulu 7 Mart 1923’te Türk Barış Tasarısı’nı oluşturdu. Tasarıya hakim olan anlayış, arazi konularında Ulusal And’a ters düşmeyecek bir hal şekli bularak Müttefikleri tatmin etmek, buna karşılık, mali, iktisadi ve idari konularda tam bağımsızlık elde etmekti.

Türk tasarısı Müttefiklere 9 Mart 1923’de verilerek, konferansın iki haftaya kadar ya bir Avrupa şehrinde veya İstanbul’da yeniden başlaması istendi. Tasanda Lozan’daki Müttefik tasarısının 156 maddesinden 90’ı aynen kabul ediliyordu. Arazi konusunda Trakya, sınırının Meriç talvegi (Meriç’in en derin noktalarını birleştiren çizgi-orta çizgi)’nden geçmesi, Meis ve Merkep adalarının Türkiye’ye bırakılması, Yunanistan’ın savaş tazminatı ödemesi yer alıyor, iktisadi maddelerle, adli deklarasyonun anlaşmadan çıkarılması teklif ediliyordu.

Müttefikler Türk tasarısındaki konulan görüşmek üzere 23 Nisan 1923’te Lozan’da görüşmelere devam edilmesini teklif ettiler.

Esasen, Barış’ı sağlayamadan dönen heyetler, kendi kamuoylarında hoş karşılanmadığı için konferansın kesilmediği, bilakis ertelendiği çok önceden ilan edilmişti. Masada ismet Paşa’nın gücünü artırmak için ordu güçlendirilmişti. Ayrıca, kapitülasyonlar konusunda daha önce başlayan uygulamaya ödün verilmeden devam edilecekti. Lozan’da anlaşmaya varılması halinde; Meclis’in ödün vermeye elverişli olmayan havası dikkate alınarak seçimin yenilenmesi kararı da alınmıştı. 


 

İkinci Dönem Lozan Görüşmeleri

(23 Nisan 192324 Temmuz 1923)

 

Görüşmeler 23 Nisan 1923’de başladı. Bu dönemde, İngiltere aradan çekilmiş gibiydi. Mağrur, şımarık ve hırçın Lord Curzon’un yerini, İngiltere’nin İstanbul Yüksek Komiseri Sir Horace Rumbold almıştı. Buna karşılık Fransa’nın tutumu sertleşmişti.

Dönemin tartışma konulan Yunan tazminatı, Meis adası, Kapitülasyonların yürürlükten kaldırılması, mali ve ekonomik konular ve adliye ile ilgiliydi. Önce Trakya sının işi konuşuldu. Sınırın Meriç’in tam ortasından geçmesi, Tavşan adalarının Türkiye’ye bırakılması; Adakale ve Meis’den vazgeçilmesi kabul edildi. Yunan tazminatı konusunda, Venizelos, Türkiye’nin tazminatta ısrar etmesi halinde, konferansı terk etmek talimatı aldığını söylüyordu. Sözlerine büyük bir ciddiyet ve kararlılık hakimdi... Bir yandan da Yunanlar Batı Trakya’da askeri yığınak yapma girişimlerine soyunmuşlardı.

İngilizler, durumun daha da vahim sonuçlar doğurabilecek bir ortama doğru sürüklenmemesi için Yunan idarecilerini “çılgınca bir maceraya girmemeleri konusunda” uyarıyordu. Çözüm formülünü Venizelos buldu. Yunanistan’ın savaş tazminatına karşılık Karaağaç’ın Türkiye’ye bırakılmasını önerdi. İsmet Paşa sorumluluğu üzerine alarak bunu kabul etti. Böylelikle olası bir tatsızlığın daha önüne geçilmişti...

Olay İsmet Paşa ile Başbakan Rauf Bey arasında anlaşmazlığa ve kısmi bir huzursuzluğa yol açtı. Durum ancak Mustafa Kemal’in araya girmesi ile düzeltilebildi.

Konferansın uzama sebeplerinden birisi de kapitülasyonlar meselesiydi. Türk heyeti “Montagna Formülü= Birkaç yabancı hakimin danışmanlığı)” üzerinde direnmek, aksi takdirde konferansı terk etmek talimatı almıştı. Türkiye’nin kararlı tutumu karşısında Müttefikler Montagna Formülü’nü kabul ettiler. Türkiye’de, birkaç yabancı hakimin beş yıl süre ile danışman olarak istihdam edilmesi şartıyla kapitülasyonların kaldırılmasını kabul ettiler.

Konferansın sonuna kadar sürüklenen diğer bir konu da, Osmanlı borçlan konusuydu. Özellikle borç faizlerinin hangi cins para ile ödeneceği tartışılıyordu. Türkler frank, Fransızlar altın olarak ödenmesini ileri sürüyordu. Londra’nın baskısı ile bu konuda Fransız direnişi yumuşatıldı.
 

Sürüncemede olan konulardan birisi de Türk topraklarının boşaltılması idi. İstanbul ve Tarafsız Bölge denilen Boğazlar mıntıkasında işgal kuvvetleri vardı. 

Müttefikler, Türkiye üzerinde baskı aracı olarak kullanmak maksadıyla, Türk topraklarının boşaltılmasını mümkün olabildiğince geriye atmak istiyordu. Fakat askıdaki bütün pürüzler ortadan kaldırılıp, barışın imzalanmasından sonra Türk topraklarını boşaltmayı kabul ettiler.

Böylece 17 Temmuz 1923’de yapılan son toplantıda askıda kalan konular çözüme bağlanmış oldu. Bunun üzerine, İsmet Paşa anlaşmayı imza için Ankara’dan yetki istedi. Beklediği cevap gecikince,

Mustafa Kemal’e başvurdu. O’nun olumlu cevabı üzerine anlaşmayı 24 Temmuz 1923’te imza etti.

Mustafa Kemal silah arkadaşının bu seferki hizmetini “Tarihi bir başarıyla taçlandırma” olarak tanımladı onu ve mesai arkadaşlarını kutladı. ***

1914 yılından beri devam eden savaşa son veren Lozan Barış Antlaşması 143 maddelik esas antlaşma ile 18 ek belgeden oluşuyordu.

Antlaşmanın içeriği özetle şöyleydi:İlk 22 maddesi sınırlan saptıyordu. Trakya sının Karaağaç istasyonunu Türkiye’de kalmak üzere Meriç’in orta çizgisi olarak kabul edildi.

Gökçeada, Bozcaada ve Tavşan adaları dışında kalan adalar Yunanistan’a bırakıldı. Ancak bunlardan Midilli, Sakız, Sisam ve Nikarya ve Limni adalarında bir deniz gücü ve istihkam yapılmayacaktı. Bu adalardaki asker, yöreden silahaltına alınıp eğitilecek askerle sınırlı olacaktı.

İtalya’nın 19111912’de işgal ettiği ve Ouchy(Uşi) Anlaşması ile geri vermeleri gereken Rodos ve Oniki ada ile Meis adaları onlara bırakılıyordu.

Suriye sının Ankara Antlaşması ile kabul edildiği gibi kalıyordu. Irak sının ise dokuz ay içinde barış yoluyla çizilecek, bu mümkün olmazsa, konu Milletler Cemiyeti (Birleşmiş Milletler)’ne götürülecek, her iki tarafta alınacak karan beklerken her hangi bir askeri harekette bulunmayacaktı.

Azınlıkların himayesi konusunda, Türkiye halkı din, inanç ve mezhep farkı olmadan eşit muamele görecek, Müslüman olmayan Osmanlı vatandaşları hayır kurumlan ve okullar yapabilecekler ve Müslümanların yararlandıkları her türlü medeni ve siyasi haklardan yaralanacaklardı.

Mali hükümlerde, Osmanlı borçlarının Balkan Savaşı’nda Osmanlı Devleti ’nden arazi alan devletlerle, Asya’dan ayrılanlar arasında nasıl taksim edileceği açıklanıyordu.

İktisadi hükümlerde, Türkiye’de yabancılara ait emlak ile Türkiye dışında Türklere ait emlakin sahiplerine iadesi ve bununla ilgili teferruat, ortak hakem mahkemelerinin oluşması ile ilgili hususlar yer alıyordu.

Boğazlarla ilgili olarak yapılan sözleşmede, Boğazların statüsü saptanmıştı. Buna göre Boğazlar ticaret gemilerine açıktı. Savaş halinde Türkiye tarafsız ise bu serbestlik devam edecek ve gemilerin gece gündüz geçme serbestliği olacaktı. Türkiye savaşta taraf ise, geçişleri kontrol ile düşmanlarına yasaklayabilecekti.

Boğazlardan geçen harp gemilerinin tonajı, Karadeniz’deki en kuvvetli donanmadan daha fazla olamayacak, ancak tarafsız harp gemileri geçebilecekti.Çanakkale ve İstanbul boğazlarının iki yakasında 1520 km’lik belirli alanlar askerden arındırılacaktı. Marmara, Gökçeada, Bozcaada, Semadirek ve Limni adaları askersiz olacak, İstanbul’da 12000 asker ve deniz üssü bulunabilecekti.

Boğazlardan geçiş, Türkiye’nin başkanı olduğu İngiliz, Fransız, İtalyan, Japon, Yunan, Bulgar, Sırp, Rumen ve Rus delegelerinden oluşan bir komisyon tarafından yürütülecekti.

Trakya sının ile ilgili sözleşmede, Türk, Yunan ve Bulgar sınırlan, her iki taraftan yaklaşık 30 km derinliğinde askerden arındırılıyordu.

—Adliye ile ilgili görüşmelerde, Montagna Formülü yani Türkiye’nin yıl için danışman statüsünde yardımcı hakimlerin hizmetini alması öngörülüyordu.

Karaağaç, ilgili sözleşmede, Antlaşmanın onaylanması şartıyla, en geç 23 Eylül 1923’te Türkiye’ye teslim edilmesi kararlaştırıldı.

Türk ve Rum ahalinin karşılıklı değişimleriyle ilgili sözleşmede, Batı Trakya Türkleri ve İstanbul Rumları hariç olmak üzere, Türk ve Rum nüfusun karşılıklı değişimleriyle ilgili ayrıntılar belirtiliyordu.

Konferans boyunca Türk tarafının hassasiyetle üzerinde durduğu müttefik güçlerin işgali altında bulunan Türk topraklarının boşaltılmasına dair olan sözleşmede, antlaşmanın Türkiye tarafından onaylanmasından itibaren müttefiklerin, Türk topraklarını 6 haftada boşaltmaları kararlaştırılmıştı. Ayrıca, Mondros Ateşkes Antlaşması gereğince Müttefiklerin el koydukları harp gemileri ve malzemelerini bulundukları yerlerde Türkiye’ye teslim etmeleri hükme bağlandı.

***

Mustafa Kemal Lozan Anlaşmasının bir an önce tasdik edilmesini istiyordu. Böylece işgal kuvvetlerinin en kısa sürede İstanbul ve Boğazlardan ayrılması sağlanmış olacaktı. Antlaşma metni Meclise getirildiğinde heyecanlı oturumlar yapıldı. Gerçi Ulusal Savaşım’ı şerefle, başarı ile destekleyen Gazi Meclis dağılmış, yapılan seçimlerde U. Grup da tasfiye edilmişti. Fakat Meclis’te özellikle Batı Trakya, İskenderun, Antakya ve Musul konularında, Ulusal And’dan ödün verildiği öne sürülmüş, Boğazlarda tarafsız bölge oluşturulması, Yunan tazminatı, Osmanlı borçlan konulan eleştirilmişti. Antlaşmayı beğenenler eşitlik esasında yapılmasını alkışlamışlardı.

İsmet Paşa savunmasında, “Antlaşmanın mütecanis (bağdaşık, türdeş), yeknesak bir vatan yarattığını bu vatanın iç idaresi bakımından ayrıcalık ve mükellefiyetlerden kurtulmuş, hür bir vatan” olduğuna dikkati çekti.

Konferans süresince yaşananlar özetle verildikten sonra, imzalanan bu Antlaşma ile Türkiye Cumhuriyeti Devleti’nin diğer dünya devletleri tarafından tanınmasının sağlandığını ve kuruluşun tescillenmiş olduğunu açıkladı... Neticede Meclis, 23 Ağustos 1923 tarihinde, 14’e karşı 213 oyla anlaşmayı onayladı.

Antlaşmanın onaylanmasının ardından 15 Eylül’de Karaağaç, 21 ve 22 Eylül’de Bozcaada ve İmroz (Gökçeada) Yunanlardan teslim alındı. Müttefikler 2 Ekim’de Türk sancağını selamlayarak İstanbul’u terk ettiler. Türk birlikleri 6 Ekim 1923 tarihinde İstanbul’a girdiler. İşgalciler de; “Geldikleri Gibi Gittiler...”

 

Sonuç

Lozan Barış Antlaşması ile Mustafa Kemal’in son derece güç şartlar içinde başlattığı Ulusal Savaşım, Mehmetçiğin süngüsü ile çizdiği sınırlarla tescil edildi. Bu antlaşma ile “Dünün her an ölümü beklenen hasta adamından”, genç, dinamik tam bağımsız yeni bir devlet doğdu. Böylece Avrupa’nın birkaç yüz yıldır “Doğu Sorunu” adı altında yok etme amacı ile yürüttüğü ve Sevr Antlaşması’yla gerçekleştirme noktasına getirdiği politika iflas etti ve tarihin tozlu sayfalarında utançla yerleştiği yerini aldı...

Mümkün olanla olmayanın sınırıın büyük bir isabetle doğru hesaplayan Mustafa Kemal, Ulusal And sınırlan içinde, yönetim olarak her türlü dış müdahaleye kapalı, tam bağımsız bir devlet kurmayı amaçlamıştı. Dolayısıyla Lozan’da tam bağımsızlığa gölge düşürebilecek her türlü kaydın kaldırılması için mücadele edildi. Böylece Türkiye yıllardır devam eden Avrupa’nın siyasi ve ekonomik vesayetinden yakasını kurtardı. Özellikle zorunlu nüfus değişimi ile Anadolu’nun Türkleşmesi tamamlanmış, büyük devletlerin azınlıkları koruma bahanesiyle iç işlerimize müdahalesi önlenmişti. Lozan, dengeli bir Barış Antlaşması niteliği ve Türkiye’nin basiretli yöneticilerinin idaresi ile ülkeye tarihinin en uzun barış dönemini sağladı. Bu sayede Atatürk Türkiyesi güçlenmek ve çağdaşlaşmak için gerekli zamanı kazanmış, Atatürk Devrimleri’yle her bakımdan yeni ve modem bir çehreye bürünmüştü.

Lozan, emperyalist gücün Türkiye üzerindeki oyunlarına son verdi ve tetikçi olarak kullandığı Yunanistan’ın Anadolu macerasını noktaladı. Büyük hayallerin cazibesi ve emperyalist devletlerin kışkırtmasıyla, kaldırabileceğinden ağır bir yükün altına giren Yunanistan, Anadolu felaketiyle çok ağır bir darbe yedi. Macera uğruna 56 neden olduğu hatasının bedelini, yıllarca siyasi istikrarsızlık içinde kalarak ödedi. Anadolu’dan, karşılıklı değişim sonucu gelen nüfus ile sosyal ve ekonomik sıkıntısı daha da ağırlaştı. Anadolu macerasının diğer bir sonucu da, Megali İdea (Büyük Yunanistan) hayali Yunan politikacıların kafalarında uygulanması mümkün olmayan bir hayal olarak kaldı... Gazi Mustafa Kemal, Lozan görüşmelerinin her safhasını takip ve gerektiğinde müdahale ederek Türk isteklerine uygun bir barışın yapılmasını sağladı.
 

Özetle: Gazi Mustafa Kemal, 19 Mayıs 1919’dan 24 Temmuz 1923’e kadar devam eden dönemde, Türk Ulusal Kurtuluş ve Bağımsızlık Hareketi’nin odağı ve temel faktörü oldu. Kudretli kişiliği, üstün teşkilatçılık ve komutanlık vasıfları, tükenmeyen enerjisi, ileriyi görebilme ve gerçekçi davranabilme yeteneğiyle, yok edilmenin eşiğine gelen Türkiye’yi yeniden ve daha güçlü olarak ayağa kaldırdı. Türk Ulusu’ndan aldığı güç ve destekle kurduğu Türkiye Cumhuriyeti Devleti’nin bağımsızlığını ebediyen koruyabilmesi için onu çağdaş ufuklara yönlendirdi.

 

 

 


 


Ana Sayfaya Dönmek İçin Tıklayın 

  www.aymavisi.org  
 


 

 

 

 
 + Büyüt | - Küçült