Güncel

 

 

Liberal İdeolojik Hile

Merdan Yanardağ


Tarihsel olarak Cumhuriyet’e yönelik iki eleştiri var; biri, onu aşmaya ve daha ileriye taşımaya yönelik ilerici eleştiri, diğeri ise kökleri Tanzimat’a kadar uzanan ve bir önceki çağın değerler dünyasından beslenen gerici eleştiri. İşte bu iki eleştiri bilerek ve istenerek birbirine karıştırıldı. Cumhuriyet Devrimi’nin yarıda kalması, ortaçağ kurumlarının tam olarak tasfiye edilmemesi ve Cumhuriyet’in kurucu güçlerinin bu devrime ihaneti de bu karışıklığın gerçekleştirilmesine uygun zemin hazırladı.

Daha güncel bir bakışla ifade edersek; Türkiye’de liberal-muhafazakar-dinci blokun Cumhuriyet ve modernleşme sürecine yönelik eleştirileri ile solun kapitalist düzene yönelik eleştirileri birbirine karıştırıldı. Bilinçli bir çarpıtmaydı bu... Her iki eleştiri temeldeki niteliksel ve tarihsel farklılıklarına karşın ortak amaçlara dayalı demokratik itirazlar diye sunuldu. Gerici ve ilerici eleştiri, özüne bakılmaksızın neredeyse bir ve aynı şey olarak genel bir kabule dönüştürülmek istendi. Bu konuda önemli ölçüde başarılı olduklarını kabul etmek gerekiyor.

Böylece insanlığın ilerici birikimine ve Cumhuriyet’e yönelik İslamcı ve karşıdevrimci eleştirinin de demokratik bir itiraz gibi algılanması sağlandı. Örneğin; kadını aşağılayan ve onu köleleştiren örtünme bile, demokratik hak ve kıyafet özgürlüğü gibi sunuldu. Gerçekte kadına yönelik en kapsamlı cinsiyetçi saldırı olan, dahası gerici ideolojik ve siyasal hegemonyanın bir silahına dönüşen türban, neredeyse bir “özgürlük sembolü” haline getirildi.

Cumhuriyet’e yönelik gerici itiraz ile devrimci eleştirinin birbirine karıştırılması büyük bir ideolojik hileydi. Oysa her soydan muhafazakar ve İslamcının Cumhuriyet eleştirisi demokratik bir itiraz değil, tarihsel bakımdan gerici, kategorik olarak ise karşıdevrimciydi. Solun Cumhuriyet eleştirisi ise sosyolojik bakımdan eşitlikçi, tarihsel olarak ilerici ve kategorik bakımdan ise devrimci perspektife sahip bir itirazdı. Her iki eleştiriyi eşitleyen bu ideolojik hile, liberaller ve sol liberallerin üzerinde hareket ettikleri geniş bir zemin oluşturdu, İslamcı gericiliği meşrulaştırdı. Dahası bu durum, solun devrimci kesimlerinin “statükocu” gibi gösterilmesine de olanak sağladı.

Sol liberaller ve liberalizmin etkisi altındaki kimi sol çevreler, örneğin Kürt hareketi, neredeyse son 20 yıldır sanki kapitalizm yokmuş gibi davrandılar. Toplum adeta sınıflar üstü, maddi ve tarihsel temellerinden bağımsız, kültürel bir kategori gibi ele alındı. Bu arada liberalizme, bir eşitlik yanılsaması yaratan burjuva demokrasisine ve dinlere yönelik neredeyse bütün eleştiriler geri çekildi. Bu durum Türkiye’de 60 yıldır yaşanan karşıdevrim süreciyle birleşince ortaçağ kurumlarının eleştirisi tamamlanamadı. Dolayısıyla Aydınlanma ve modernleşme süreci de sert bir kırılmaya uğradı.

Sonuç olarak muhafazakarlar, dinciler, sağı ve solu ile liberaller ve postmodernist aydınlar arasında gerici bir “tarihsel blok” oluştu. Sol liberaller ideolojik olarak bu blokun tahkim edilmesinde esas rolü üstlendi. Bu durum sadece Türkiye’ye özgü bir oluşuma değil, küresel bir eğilime de işaret ediyordu.

* * *

Bu gerici tarihsel blok Türkiye’de bütün iktidarı almak, siyasal ve ideolojik hedefleri doğrultusunda rejimi ve toplumu dönüştürmek için 2007 yılının ikinci yarısından itibaren harekete geçti. Bu amaçla gerçekleştirilen Ergenekon operasyonu, Türkiye’de rejimin ABD’nin de desteğiyle “Ilımlı İslam Projesi” doğrultusunda dönüştürülmesinin en önemli etabını oluşturdu. Ergenekon, Balyoz ve bağlı davalar üzerinden yürütülen operasyon bir hukuk sorunu değil, bir siyasal çatışmaydı. Daha da önemlisi bu davalar üzerinden geliştirilen siyasal hamle örtülü bir darbe, tarihsel gericiliğin saldırısı ve karşıdevrim sürecinin tamamlanarak Birinci Cumhuriyet’in tasfiye edilmesiydi.

Ergenekon operasyonunun bu niteliği ve hedefleri, başlangıçta sol tarafından yeterince görülemedi. Üzerinde çalışılmış bir siyasal komplo olan Ergenekon operasyonunun tarihsel ve siyasal derinliği de yeterince anlaşılamadı. Hatta, “derin devlet” ya da kontrgerillanın tasfiye edileceğine dair sahte bir umut bile yarattı. Böylece toplumsal muhalefetin bir kesimi bu komplo aracılığıyla liberal-muhafazakar ittifakın peşine takılarak siyasal İslamcı iktidara yedeklendi.

Liberallerin, özellikle sol liberallerin tezleri şöyleydi:

“AKP, gerçek iktidar değildir; hükümet olmuş, ama iktidar olamamıştır. Gerçek iktidar derin devleti de kapsayacak şekilde asker-sivil bürokratik elittir. CHP bu elitin siyasal partisidir. Düzenin adı ise, askeri vesayettir. Dolayısıyla siyasal mücadele esas olarak devletle sivil toplum ya da merkezle çevre arasında cereyan etmektedir.”

Bu anlayışa göre AKP hükümeti, asker-sivil bürokratik elitin iktidar alanını sınırlandırmaya veya ortadan kaldırmaya, sivil toplumun ve demokrasinin alanını genişletmeye çalışmaktadır. Dolayısıyla bu bir demokrasi mücadelesidir ve gerçek demokratikleşme de bu çatışmanın içinden gelişecektir.

Devletin sınıfsal karakterini belirsizleştiren, emek sermaye çatışmasını yok sayan, emperyalizmi hesaba katmayan bu bilimdışı “vesayet rejimi” kavramsallaştırması tam bu dönemde yaygınlık kazandı. Gerçekte beşinci sınıf Amerikan sosyologlarından alınan bu kavram, sürekli tekrar edilerek genel bir kabule dönüştürülmek istendi. Bu kavram solun terminolojisine de girdi.

Tam anlamıyla ideolojik bakımdan bir baştan çıkma hali yaşandı. Öyle ki, AKP-Cemaat iktidarının politik pratiği, Birikim gibi bazı dergi çevreleri ve sol liberal gruplar tarafından “muhafazakar devrim” diye selamlandı. Tam anlamıyla yüz kızartıcı bir durum ve bir liberal şirretlik haliydi.

Ülke öyle bir kavşağa geldi ki, sol liberaller demokratikleşme adına toplumu, soyut bir “vesayet” rejimine karşı, somut bir gerici iktidarı desteklemeye çağırdı. Öyle ki, İslamcı iktidarın (AKP-Cemaat koalisyonunun) yargı erkini ele geçirme operasyonu olan 12 Eylül 2010 referandumunda “evet” oyu kullanılması yönünde propaganda yaptı. Söz konusu dönemde sol liberallerin bir kesiminin “Yetmez ama evet” sloganı öyle ünlendi ki, herhangi bir konuda alınan ilkesiz tutumu ifade etmek için gündelik yaşamda bile kullanılmaya başlandı.

Siyasal süreç, İslami rejim kurmayı hedefleyen dinci-faşizan diktatörlük girişimiyle sonuçlandı. Siyasal İslamcı hareketin bu ikiyüzlü tavrı, siyasal ahlaktan yoksun ve sinsi stratejisi sol liberallerin önemli bir bölümünde tam bir hayal kırıklığına yol açtı. Ergenekon, Balyoz, Odatv, Askeri Casusluk ve KCK gibi siyasal davaların da birer tertip olduğu, hiçbir yorumu gerektirmeyecek şekilde ortaya çıkınca, bu hayal kırıklığı siyasal iflasa dönüştü.

Gelgelelim, “Şark liberalizmi” de diyebileceğimiz “Oryantal liberalizm” aynı zamanda siyasal, entelektüel ve ahlaki yüzsüzlük demekti. Ortada sınır tanımayan bir şirretlik ve utanmazlık vardı. Çünkü liberaller ve özellikle sol liberaller, önce kendi değerlerine, yaşamlarına ve inançlarına; sonra da ülkelerine, toplumlarına ve insanlığın bütün ilerici-devrimci kazanımlarına ihanet etmişlerdi. Ancak direnenler, yani “bu kalpsiz dünyanın kalbi” olmaya çalışanlar; toplumun, insanlığın ve çağının vicdanını temsil edenler; ve nihayet yeni bir dünya kurmak isteyenler onlara her gün bu ihaneti hatırlatıyordu. Durum vicdan azabı gibiydi. Bu nedenle liberaller ve sol liberaller kendi ihanetlerini olağanlaştırmak için herkesi ihanete zorlayacaktı. Çünkü herkesin ihanet ettiği yerde “hain” de olmayacaktı.

Bu nedenle liberallerin ve sol liberallerin önemlice bir bölümü, toplum üzerindeki etkilerini büyük ölçüde yitirdikleri halde, söz konusu tutumlarında ısrar ettiler. Öyle ki, yolsuzluk bataklığına gömülen ülke dinci-faşizan bir rejime sürükleniyor ve İslamcı hükümetin diktatörleşen lideri, antidemokratik seçim sisteminin de yardımıyla Cumhurbaşkanlığına tırmanıyorken; sol liberaller ve liberaller, binbir cambazlıkla bu tabloyu bir kez daha “normalize” etmeye çalışıyorlar, yeni bir toplumsal rıza üretimi için ellerinden geleni yapmaya devam ediyorlardı.

Liberal ihanet, bir yağ lekesi gibi toplumsal doku içinde yayılıyor. İnsanları bozuyor ve ülkeyi çürütüyor.

 

 

 

 

 


Ana Sayfaya Dönmek İçin Tıklayın 

  www.aymavisi.org  
 

 

 

 

 
 + Büyüt | - Küçült