Güncel

 

 

Laikliğe Saldırıyı Kim Kotarıyor?

Yaşar Nuri Öztürk


Laikliği tahrip operasyonlarını bugün artık, bazılarının sandığı gibi içteki dinci odaklar kotarmıyor. Böyle zannedenler aldanış içindedirler.
Laikliğe saldırıyı emperyalizmin Haçlı kurmayları kotarıyor. Müslüman’a burada verilen rol, sâdece bu kotarımın piyonluğunu üstlenmek ve Allah ile aldatma ihtiyacını gidermede taşaronluk yapmaktır.
Batı’nın laiklik üzerinden oynadığı oyunun arka planında, ekümenikliğini sağlamaya çalıştıkları Patrikhane’ye destek var.

AB ve ABD kurmayları, “Türkiye’de uygulanan laiklik dinsel özgürlüklerin yeterince yaşanmasına engel oluşturuyor” demiyorlar mı? Peki, bu noktada en büyük şikayet konusu olan türban, mahkemeleriniz önüne geldiğinde neden ittifakla ‘yasak’ kararı verdiniz? Verdiniz, çünkü sizin derdiniz Müslümanlar değil. Sizin derdiniz, ‘dinsel özgürlük nağmeleri döktürerek Patrik-haneye ekümeniklik kazandırıp Suriçi İstanbulda, Fatih’in kemikleri üstünde bir Ortodoks din devleti kurmak ve bunun hizmetinde ajan yetiştirmek üzere de Heybeliada’daki papaz mektebini açtırmak.
Laiklik düşmanlığından bizimkilere zerre kadar yarar gelmez. Bunların bağırıp çağırmalarının tümü, Hıristiyan emperyalizminin değirmenine su taşımaya yarıyor.
Laiklik konusunda altı çizilmesi ve üzerinde ısrarla durulması gereken gelişmelerden biri de İran eski Devlet Başkanı Hatemi’nin, daha çok laiklik-İslam ilişkisi üzerinde yoğunlaşan tarihi röportajı oldu. NTV’nin, bir programla ekrana getirdiği Hatemi röportajı, bence son yılların en önemli gelişmelerinden biridir.
İran gibi, laikliğin baş düşmanı olarak gösterilen bir ülkenin devlet başkanı
Hatemi’nin, İslâm ile laikliğin bağdaştığını gösteren konuşması söz konusuydu.

Bize göre, Hatemi’nin, laiklikle ilgili tespitlerini açık yüreklilikle ortaya koymak suretiyle gelenekçi İslam coğrafyalarında yaptığı iş, Gorbaçov’un Rusya’da yaptığının bir benzeridir. Hâttâ, sergilenen cesaret dikkate alındığında Gorbaçov’un yaptığından daha da zor bir iştir.
Siyaset dinciliğinin pervasız borozanları, ufkunu asla kavrayamayacakları Hatemi’ye daha o konuşmanın yayınlandığı gün saldırmaya başladılar.
Hatemi’nin laiklikle ilgili saptamaları, laikliğin beşiği bir ülkenin, Fransa’nın devlet başkanı Chirac’ın, türban krizi münasebetiyle yaptığı tarihsel laiklik konuşmasıyla da ilginç paralellikler belirtiyor. Fransız Devlet Başkanı Jacques Chirac, kısa bir özetini vereceğimiz tarihsel konuşmasında laikliğin yerini, anlamını, önemini, biraz da tanımını şu satırlarla belirtiyor:
“Anayasamızın temel direği laikliktir. Laiklik ilkesi, saygı, diyalog ve hoşgörü içinde beraberce yaşama isteğimizi ifâde etmektedir. Laiklik bilinç özgürlüğünü garantiler. İnanma veya inanmama özgürlüğünü korur. Her birimize, inancını; huzurlu, özgür, diğer inançlar tarafından baskı yapılması tehlikesi olmaksızın ifâde etme ve uygulamayı sağlar.”
“Laiklik, farklı dinlerin uyumlu birlikteliğini sağlayan kamu alanı tarafsızlığıdır. Ortak kurallar tartışma konusu yapılamaz.
“Laiklik ilkesinin sulandırılmış bir algılanışının arkasına sığınan bâzı kimselerin, cumhuriyetimizin, cinslerin eşitliği ve kadınların saygınlığı gibi kazanımlarını ortadan kaldırmaya çalışmalarını kabul edemeyiz.” (Cumhuriyette Laiklik İlkesi başlıklı konuşma, Elysee Sarayı, 17 Aralık 2003)

İran Devlet Başkanı Muhammed Hatemi, İslam-laiklik uyuşumunu, hâttâ bir ölçüde İslam-laiklik kucaklaşmasının kaçınılmazlığını şu sözlerle tarihin ve insanlığın önüne koyuyor: “İslam ile laiklik ve demokrasi kesinlikle uyuşur. Demokrasi bir yoldur ve yönetimin halkın oylarına dayanmasıdır.”
“Egemenliğin halkın elinde olması gerekir. Halkın istediği gücü yönetime getirmesi, istemediği zaman da onu zorbalıkla karşılaşmadan yönetimden alması gerekir.”
“İslami değerlere inanılabilir, ancak iktidarlar halkın isteklerine göre hareket etmek zorundadır.”
“Laisizm, toplumun hiçbir hedef ve yönü olmadığı anlamına gelmiyor; dinin ve dinsel değerlerin kamu alanına girmemesi gerektiğini söylüyor.”
“Batı’da laiklik dine karşı olma anlamına gelmiyor. Toplum dinden yana olabilir, dinsel değerlere sâhip olabilir; aynı zamanda lâik de olabilir. Bu durumda laiklik, dine karşı olmasa bile bizim ülkelerimizde yanlış anlaşılıyor.”
Hatemi’yi ve Chiac’ı saygıyla selamlıyorum!
Allah ile aldatanların ilk saldırı hedefleri ve din adına en çok sövüp saydıkları değer, laikliktir. Neden? Çünkü Müslüman dünya için uyanış, diriliş, demokrasi ve özgürlüğün ilk şartı laikliktir. Allah ile aldatanlarsa bunların hiçbirini istememektedir.
Allah ile aldatanların Atatürk karşıtlığının sebebi de Atatürk’ün asırlardır beklenen uyanışı getirmiş olmasıdır.
İslâm, gerçek kaynağı Kur’andan bakıldığında, laiklikle en küçük bir çelişme ve çekişmeye vücut vermemekte, hâttâ laikliği teşvik eden bir yapıya sâhip bulunmaktadır.
Sözün burasında, laikliği yanlış okumanın zararlarına ilk dikkat çeken aydınlardan biri olan rahmetli Prof. Dr. Ahmet Taner Kışlalı’nın bir yazısından üç dört paragrafı, onun aziz hatırasına saygının bir ifadesi olarak buraya almak istiyorum. Cumhuriyet gazetesinde
1998’de yazdığı ‘Atatürk ve Din’ başlıklı yazısında şu satırlar da var:
“Çok ilginç bir şekilde, sağın ve solun yobazları, ‘Atatürk ve din’ konusundaki yorumda buluşuyorlar: ‘Laiklik Hıristiyanlık ile bağdaşır, ama İslam ile bağdaşmaz...Atatürk dine karşı idi...Herkesin yapması gereken temel bir tercih’ var. Ya dinî seçeceksiniz ya da laikliği!”

“Sağ yobazlara göre, en büyük düşman laikler değil, ‘Ben Müslümanım ve aynı zamanda da laiklikten yanayım’ diyenler. Sol yobazlara göre de dinciler içtenlikli ve tutarlı. Ama hem dine saygılı hem de lâik olduklarını öne sürenler, ya içtenliksiz ya da tutarsız.”
 

 

 

 


 


Ana Sayfaya Dönmek İçin Tıklayın 

  www.aymavisi.org  
 


 

 

 

 
 + Büyüt | - Küçült