Güncel

 

 

Korona Dersleri

Mine Söğüt


Evet, gerekirse okullar kapatılabilir.

Gerekirse resmi işler durabilir. 

Gerekirse ithalat ve ihracat ertelenebilir.

Gerekirse üretim aksayabilir.

Gerekirse toplantılar iptal edilebilir.

Gerekirse seyahatlerden vazgeçilebilir.

Gerekirse düşmanlıklar unutulabilir.

Gerekirse her şey insan sağlığının önceliği ilkesine göre gözden geçirilebilir. 

Gerekirse her şeyi ama her şeyi yapmadan önce durulup bir düşünülebilir.

Ne yediğimizi, ne içtiğimizi düşünebiliriz.

Zevk aldığımız şeyleri gözden geçirebiliriz.

Alışkanlıklarımızı değiştirebiliriz.

Hedeflerimizi farklılaştırabiliriz.

Hırslarımızı eleyebiliriz.

Başkalarıyla ilişkilerimizi kontrol edebiliriz.

Kazançlarımızı farklı tarif edebiliriz.

Zamanımızı bambaşka şekillerde kullanabiliriz.

Gerekirse.

Gerekirse, insanın değiştiremeyeceği şey yok.

Tek sorun neyin ne zaman gerektiğine karar verme reflekslerimizin sorunlu olması. 

Şu anda dünyanın bir ucunda başlayıp her yerine bulaşan  ve bağışıklık sistemi düşük olan insanları hızla ölüme götüren koronavirüs salgınından öğrenilecek en önemli şey belki de bu.

Aşısı henüz bulunamamış bu virüs ırk, din, dil, statü ayrımı yapmıyor.

En cahilinden en eğitimlisine, en zengininden en fakirine, en akıllısından en aptalına, en sağlıklısından en sağlıksızına, en çağdaşından en ilkeline, en kötüsünden en iyisine, mevki gözetmeden birinci, ikinci ve üçüncü dünya ülkelerine “adil” bir şekilde yayılıyor.

Ve tüm dünyadaki tüm insanlar uygarlık tarihinde belki de ilk kez bu kadar birbirlerinden haberdar bir şekilde eşzamanlı ve ortak bir “ölüm” korkusu yaşıyor, “kalım” savaşı veriyorlar.

Oysa daha önce hep birlikte davranarak önleyebilecekleri bir sürü korkunç şeyin farkına bile varmadılar.

Global iklim felaketlerinin sinyalleri gözlerine sokulduğu halde bu konuda sorumluluk hissetmediler.

Savaşları umursamadılar, savaş mağdurlarının başlarına gelenlerle hiç empati kurmadılar. 

Bir tek çocuk o denizde boğulduğunda yer yerinden oynamalıydı.

Bir şehir bombalandığında tüm dünyada hayat durmalıydı. 

Aslen sadece mitolojik bir değer taşıyan inançlar konusunda samimiyetsiz bir ortak hassasiyet hamaseti yapmaktan öteye gitmeyen insanlık, güçlünün hâkimiyetine terk ettiği bu dünyada, güçsüzün başına gelen her türlü şeye kader diye bakar.

Şimdiyse...

Henüz aşısı bulunmamış bir virüsün kontrol edilemez saldırganlığında korkunç tecrübelere gebe olma korkusu, herkese kaderi değiştirebilmek için yol gösteriyor; insanlar şimdiye kadar vazgeçemedikleri şeylerden aslen hızla vazgeçebilecek reflekslere sahip olduklarını hatırlıyorlar.

Ama insanlığın en ince zarı hafızası.

Şu anda yaşananların hemen unutulacağı tecrübeyle sabit. 

İnsanlık, daha önce yaşanmış ve küresel felaketlere dönüşmüş büyük savaşlardaki deneyimlerden çıkardığı anlamları nasıl hızla çöpe attıysa; muhtemelen bu günlerden alacağı dersleri de aynı yere fırlatacak. 

Daha düne kadar birbirini öldürmekten zerre kadar korkmayan ama bugün hep birlikte ölmekten çok korkan insan;

Adı Latincede taç anlamına gelen bir virüsün, kutsal bir hale gibi herkesin ama herkesin kafasının üzerinde belirmesiyle birlikte bir süre aynı frekansta titreşecek ve o hale söndüğünde kendi eski korkunç şuursuzluğuna geri dönecek.

Çünkü, anca bu kadar evrimleşen beyninin çalışan kısımları, kontrolsüz bir virüsten neden korkulması gerektiğini hızlıca anlıyor da;

Kontrolsüz iktidarlardan ölümüne korkması gerektiğini anlayacak en önemli kısım muhtemelen hâlâ çalışmıyor.

Hani sosyal medyada herkes okunacak kitaplar, seyredilecek filmler, izlenecek konserler, gezilecek sanal müzeler öneriyor ya...

Sokağa çıkamadığınız, işe gidemediğiniz, arkadaşlarınızla buluşamadığınız şu günlerde ben de size evde düşünebileceğiniz meseleler ve cevabını arayabileceğiniz sorular öneriyorum. 

İlk soru mutfaktan.

Dolaplarınızda neden bu kadar çok yiyecek var?

Aslında hangilerini tüketmezseniz ölmezsiniz?

Ne kadar yemekle doyabilirsiniz?

Temel ihtiyaçlarınız hangileri?

Soslar mesela? Ya da çeşit çeşit peynirler? Gazlı içecekler? 

Hepsi gerçekten gerekli mi? Bir gün bunlara ulaşamazsanız açlıktan ölür müsünüz ya da halihazırda zaten bir çeşit arsızlıktan ölmekte olabilir misiniz?

İkinci soru aileden.

Okula gitmeyen çocukların evde olması gerçekte nasıl bir duygu?

Okul meğer ne işe yarıyormuş? 

Okula gitmeyen ve evde kalan çocuk sizden neler eksiltiyor ya da size neler kazandırıyor? Bunları birbirinden toplayıp çıkarınca elinizde kalıyor?

Sevgilinizle ya da eşinizle zorunlu olarak 7/24 aynı evde kaldığınızda başınıza gelen ne? Bunun artısını eksisini birbirinden çıkardığınızda ayrı evlerde yaşamanın mantığıyla yüzleşirseniz bu yüzleşmenin artısını eksisini birbirinden çıkardığınızda... 

Ya da kısaca, aile ve aşk nedir, insanlar neden hayatlarını sorgusuz sualsiz illa bir başkasıyla birleştirir? 

Üçüncü soru işten.

Tüketim durduğunda üretim de durduğuna göre...

Ve üretim durduğunda tüketim de durduğuna göre...

Bir düşünün;

Sistem, üretim ve tüketim dengesini neden minimumda tutmaz?

Aksine maksimuma yükseltip insanı ezip geçen çarkları sizin korkularınızın ve heveslerinin şuursuz enerjisiyle çevirerek ne yapmak ister?

Yatıramayacağınız faturalar, geri ödeyemeyeceğiniz krediler, veremeyeceğiniz kiralar, gücünüzün yetmeyeceği vergiler ve diğer yığınla ödeme, zorunlu ve temel üretim alanları dışında kimse çalışamadığında ne anlam taşır? 

Yani aslında size ne kadar para lazım?

O para da ne için lazım?

Şu eve kapandığınız günlerde... tüm endişelerinizi hastalık için harcamayın.

Fırsat bu fırsat, bir ucundan başlamışken, daha önce endişelenmediğiniz şeyler için de endişelenmeyi deneyin.

Ellerinizi her an yıkarken ve kendinizi alkollü sıvılara bularken sağlık sitemine dikin gözünüzü. 

Sorun kendinize, özel sigortalar böyle bir durumda nereye kadar? 

Salgın çığırından çıktığında kamulaştırılacak olan özel hastaneler normal zamanlarda neden varlar?

Şu eve kapandığınız olağanüstü günlerde, pencereden dışarı bakın ve evleri olmayan evsizler için endişelenin.

Şu seyahatlerinizi ertelediğiniz günlerde, sınır kapılarda birikmiş mültecilerin ne halde olduğunu düşünün.

Hiç aklınıza geliyor mu, ne oldu sahi şu an savaşlar?

Restoranlar, saunalar, gece kulüpleri ve diskolar açılana kadar silahları da bırakacak, öyle mi, şu ana kadar savaşanlar?

***

Evlere kapandığınız şu olağanüstü günlerde böylesi olağandışı sorularla bakarsanız geride kalan hayatınıza, fırsat bu fırsat, üzerinize kapanan kapı, her şey normale döndüğünde bambaşka bir dünyaya açılabilir.

Ve bu salgından sağ çıkmak herkes için bambaşka bir anlam daha taşıyabilir.

 

 

 

 

 


Ana Sayfaya Dönmek İçin Tıklayın 

  www.aymavisi.org  
 

 

 

 

 
 + Büyüt | - Küçült