Güncel

 

 

İslamda Modernleşmenin Başarısızlığı

Bernard Lewis

 

Neredeyse bütün İslam dünyası yoksulluk ve zulüm koşullarında yaşıyor. Bu sorunların ikisi de, dikkatleri özellikle başka yerlere çekmek isteyenler tarafından, ABD’ye fatura ediliyor; ilkin, şimdilerde “küreselleşme” maskesi altında işleyen Amerika’nın ekonomik hakimiyeti ve sömürüsü yüzünden ve İkincisi de Amerika’nın kendi çıkarına hizmet eden Müslüman despotlar denen liderlere verdiği destek yüzünden. Küreselleşme Arap medyasının en çok işlediği tema haline geldi ve bu her zaman Amerika’nın ekonomik nüfuzuyla bağlantılı olarak ele almıyor. Müslüman dünyada, sadece Batı’yla değil Doğu Asya’nın hızla gelişen ekonomileriyle de kıyasla, giderek iflas eden ekonomik durum bu hayal kırıklığını körüklüyor. Ortadoğuluların gözüyle, suçlu Amerikan hakimiyeti ve dolayısıyla düşman da o.

Ortadoğu’daki düşük üretkenlik ve yüksek doğurganlık, hızla büyüyen işsiz, eğitimsiz ve umutsuz genç bir nüfusla, istikrarsız bir bileşim oluşturuyor. Birleşmiş Milletler, Dünya Bankası ve başka kaynakların bütün verilerine göre, istihdam, eğitim, teknoloji ve üretkenlik bakımından Arap ülkeleriyle Batı arasındaki uçurum her geçen gün daha da fazlalaşıyor. Daha kötüsü, Arap ülkeleri Batı türü modernleşme kervanına daha geç bir tarihte katılan Kore, Tayvan ve Singapur gibi ülkelerin de gerisinde kalıyor.

Müslüman ülkelerin performansı üzerine karşılaştırmalı rakamlar, sözü edilen kaynakların istatistiklerine göre, korkunçtur. Yurt içi GSMH listesinde en iyi durumdaki ülke 64 milyon nüfusuyla, her ikisi de beşer milyon nüfusu olan Avusturya ve Danimarka arasında, yirmi üçüncü sıradaki Türkiye’dir. İkincisi 212 milyon nüfusu olan, 4,5 milyonluk Norveç’in ardından gelen Endonezya’dır ve bu ülkeyi 21 milyonluk Suudi Arabistan takip eder. Karşılaştırmalı satın alma gücü rakamlarına göre, Endonezya on beşinci ve ardından Türkiye on dokuzuncu sırada yer alıyor. En iyi durumdaki Arap ülkesi yirmi dokuzuncu sıradaki Suudi Arabistan’dır, onun ardından Mısır geliyor. Kişi başına GSMH rakamlarının gösterdiği hayat standartları açısından, Katar yirmi üçüncü sırada, Birleşik Arap Emirlikleri yirmi beşinci sırada ve Kuveyt yirmi sekizinci sıradadır.

Endüstriyel üretim kapasitesi bakımından en üst sıradaki Müslüman ülke yirmi birinci sıradaki Suudi Arabistan, ardından Avusturya ve Belçika’yla aynı düzeyde, yirmi ikinci sıradaki Endonezya ve Norveç’le aynı düzeyde, yirmi yedinci sıradaki Türkiye’dir. İmalat sanayisi listesinde Norveç’le aynı düzeydeki, otuz beşinci sırada Mısır vardır. Hayat standartları bakımından, ilk Arap ülkesi Danimarka ve Küba arasında, otuz ikinci sıradaki Kuveyt’tir. Yüz kişiye düşen telefon bakımından, birinci Arap ülkesi otuz üçüncü sırada, Makao ve Reunion arasındaki Birleşik Arap Emirlikleridir. Kişi başına düşen bilgisayar bakımından, birinci Müslüman ülke otuzuncu sıradaki Bahreyn’dir, onu otuz ikinci sıradaki Katar ve otuz dördüncü sıradaki Birleşik Arap Emirlikleri izliyor.

Kitap satışları çok daha vahim bir tabloyu gösterir. Yirmi yedi ülkeyi kapsayan, ABD’yle başlayıp Vietnam’la sona eren listede tek bir Müslüman ülke yoktur. İnsan gelişimi endeksinde Brunei otuz iki, Kuveyt otuz altı, Bahreyn kırk, Katar kırk bir, Birleşik Arap Emirlikleri kırk dört, Libya altmış altı, Kazakistan altmış yedi, Suudi Arabistan, Brezilya’yla aynı, altmış sekizinci sıradadır.

Arap entelektüellerinden oluşan bir komitenin hazırlayıp Birleşmiş Milletler bünyesinde sunduğu 2002 yılı Arap İnsani Gelişme Düzeyi raporu da çarpıcı zıtlıkları ortaya çıkarıyor. “Arap dünyası yılda 330 kitap çeviriyor, bu sayı Yunanistan’ın üçte biri kadardır. Halife Memun’un zamanından [dokuzuncu yüzyıl] bu yana toplam çeviri kitap sayısı 100,000’dir ve bu Ispanya’nın bir yıllık üretimine denk düşer.” Ekonomik durum da daha iyi değildir: “Bütün Arap ülkelerinin toplam GSMH’sı 1999 yılında 531,2 milyar dolardır; bu rakam tek bir Avrupa ülkesi, İspanya’nınkinden

 

Ülke

Araştırmacı bilim insanı

40 ya da daha fazla alıntı yapılan makale sayısı

Milyon kişi başına sıkça alıntı yapılan makale sayısı

ABD

466,211

10,481

42.99

Hindistan

29,509

31

0.04

Avustralya

24,963

280

17.23

İsviçre

17,028

523

79.90

Çin

15,558

31

0.03

İsrail

11,617

169

36.63

Mısır

3,782

1

0.02

Kore

2,255

5

0.12

Suudi Arabistan

1,915

1

0.07

Kuveyt

884

1

0.53

Cezayir

362

1

0.01

 

(595,5 milyar dolar) daha düşüktür.” Az gelişmişliğin bir başka yönü “1987’de, bir milyon kişi başına makale ve araştırma yayımlayan aktif bilimcilerin tablosu”nda görülmektedir:

Okur yazarlık rakamları veri alındığında, bu sonuç hiç de şaşırtıcı değildir.

2001 yılında, 155 ülkeyi kapsayan ekonomik özgürlük sıralamasında, Körfez ülkeleri oldukça iyidir: Bahreyn dokuzuncu, Birleşik Arap Emirlikleri on dördüncü, Kuveyt kırk İkincidir. Ama Arap dünyasındaki ve daha genelinde Müslüman dünyadaki genel ekonomik performans göreli olarak hayli kötüdür. Dünya Bankası verilerine göre, 2000 yılında Fas’tan Bengladeş’e, Müslüman ülkelerin ortalama yıllık geliri dünya ortalamasının ancak yarısıdır ve 1990’larda Ürdün, Suriye ve Lübnan’ın yani İsrail’in üç Arap komşusunun toplam GSMH’ları tek başına İsrail’den oldukça azdır. Kişi başına hesap edildiğinde rakamlar daha da kötüdür. BM istatistiklerine göre, İsrail’in kişi başına GSMH’sı Lübnan ve Suriye’nin üç buçuk katı, Ürdün’ün on iki katı ve Mısır’ın on üç buçuk katıdır.

Batı’yla olan uçurum şimdilerde Uzak Doğu’da buna dahil edilebilir daha da büyüktür. Önceleri insanların büyük bölümü bu çarpıklıklara dikkat etmezdi. Bugün, modern medya ve iletişim araçları sayesinde, en yoksul ve en cahil insanlar bile kendileriyle başkaları arasında kişisel, ailesel, yerel ve toplumsal düzeydeki farklılıkları biliyor.

Politikadaki modernleşme göstergeleri refah ve ekonomi alanındaki göstergelerden daha iyi değildir, hatta daha kötüdür bile denebilir. Birçok İslam ülkesi şu ya da bu demokratik kurumu işletmektedir. Bazılarında, Türkiye ve İran örneklerinde olduğu gibi, bunlar yenilikçi yerli reformcular tarafından kurulurken, birçok Arap ülkesinde olduğu gibi, diğer bazılarında bu kurumlan kuran ve ayrıldıktan sonra bırakan emperyalist güçler olmuştur. Türkiye hariç, ortaya çıkan manzara tam bir başarısızlık örneğidir. Batı tipi parlamentolar ve partiler neredeyse istisnasız bir biçimde baskı ve beyin yıkama yöntemiyle ayakta duran çürümüş despot yönetimler tarafından ortadan kaldırılmıştır. İşleyen tek Avrupalı model, amacına ulaşma anlamında tek parti diktatörlüğüdür. Onlarca yıl farklı kollarıyla Irak ve Suriye’yi yönetmiş olan Baas Partisi Nazi ve Sovyet modellerinin en kötü özelliklerini taşıyordu.

Mısır Devlet Başkanı Nasır’ın 1970 yılında ölümünden beri hiçbir Arap lider kendi ülkesi dışında yaygın bir destek bulmayı başarmış değildir. Bütün Arapların desteğini kazanmaya en yakın liderler 1970’li yıllarda Libya lideri Muammer Kaddafi ve yakın dönemde Saddam Hüseyin’dir. Bütün Arap yöneticileri içinde bu iki liderin böylesine bir halk desteğini arkasına alabilmesi hem korkutucu hem de aydınlatıcıdır.

Bu manzara ışığında, birçok Müslüman’ın modernleşmenin başarısızlığından söz etmesi ve toplumlarının içine düştüğü hastalığa farklı teşhisler koymaları ve buna uygun olarak da farklı reçeteler yazmaları hiç de şaşırtıcı değildir.

Bazıları için çözüm, Ortadoğu’yu modern ve modernleşen dünyayla aynı çizgiye taşıyacak daha çok ve daha iyi bir modernleşmedir. Başkaları için ise, modernliğin kendisi bir sorundur ve bütün bu dertlerin kaynağıdır.

Ortadoğu halkı her geçen gün sınırları dışındaki özgür dünyadaki fırsatlarla içeride yaşanan korkunç yokluk ve baskı arasındaki derin ve büyük uçurumun daha çok farkına varıyor. Bunun sonucu ortaya çıkan öfke doğal olarak önce kendi yöneticilerine, sonra da bencil gerekçelerle bu yöneticilerin iktidarda kalmasını sağladığını düşündükleri güçlere yöneliyor. New York ve Washington’daki 11 Eylül saldırılarında teşhis edilen tüm teröristlerin Suudi Arabistan ve Mısır’dan, yani ABD’ye yakınlıklarıyla bilinen ülkelerden gelmiş olmaları kesinlikle anlamlıdır.

Bu garip olgunun bir nedeni, bir El Kaide eylemcisinin ileri sürdüğü gibi, dost ülkelerden gelen teröristlerin ABD vizesini daha kolay almalarıdır. Daha temeldeki bir neden ise, ABD’nin despot rejimlerin sürmesinden sorumlu tutulduğu ülkelerdeki derin düşmanlıktır. Bunun örneği, giderek daha fazla mercek altına yatırılmakta olan, Suudi Arabistan’dır. Görünüşe bakılırsa, bizzat rejimin içinden önemli unsurlar zaman zaman bu düşmanca duyguları paylaşmakta ve körüklemektedir.

 

 

 

 


 


Ana Sayfaya Dönmek İçin Tıklayın 

  www.aymavisi.org  
 

 

 

 

 
 + Büyüt | - Küçült