Güncel

 

 

İnsan Hakları Mı Yandaş Hakları Mı?

Yaşar Nuri Öztürk

 

İnsan hakları, insanın haklarıdır; filan dinden, falan renkten, ırktan, mezhepten, tarikatten veya bölgeden olanların hakları değil! 

 İdeolojiler, o arada dini ideolojileştiren saltanat dinciliği; insan haklarını, kendisi gibi düşünen ve yaşayanların hakları haline getirmiştir. Bu sakat anlayışın bugün en dikkat çeken coğrafyası, dincilik iktidarının despotizmi altında inim inim inleyen Türkiye’dir. Bakın Türkiye’ye; insan hakkı, hukuk diye bir şey bırakılmış mıdır? Kıyıda köşede bir şeyler kalmış gibi duruyorsa, yakında onları da silip süpüreceklerinden kuşkunuz olmasın. Tabiî ki, tarihin diyalektiği zulümlerini yürütmelerine imkân verirse… 

 İnsan haklarını yandaşların değil de, gerçekten insanın hakları olarak gören ve böyle görülmesinin dinin-imanın esası olduğunu gösteren iki peygamber davranışına dikkat çekmek istiyoruz. Siyaset dincisi zihniyet, Hz. Peygamber’in dışkısına ‘gaita-i şerife’ deyip onu bile kutsallaştırırken, onun bu tür davranışlarına asla değinmez, değinmemiştir. Bu davranışlar, saltanat dincisi yobazın tarih boyu kahrını çeken Kur’an mümini bilgelerin kitaplarının tozlu sayfalarında kalmıştır. O mesajları, hapsedildikleri yerlerden çıkarıp kitlelere gösterenler akıl almaz itham ve zulümlere maruz bırakılmışlardır, kalmaktadırlar. 

İNSAN HAKLARI KÂBE’DEN BİLE SAYGINDIR

Hz. Peygamber, bir gün Kâbe tavaf edilirken, aniden tavafı durduruyor ve şok bir soru soruyor: “Bu Kâbe hakkında ne dersiniz, onu nasıl bilirsiniz?” Topluluk, Kâbe’yi övücü sözler söylemeye başlıyor. Yüce Peygamber, söylenenleri bir süre dinliyor ve sonunda ölümsüzlük burcuna oturan şu sözü söylüyor:

  “Allah’a yemin olsun ki; sizin canlarınız, kanlarınız ve onurlarınız o Kâbe’den daha mukaddes, daha mübarek ve daha saygındır.” 

 Bu davranış ve bu söz, Kur’an’ın Kaf suresindeki şu ayetin bir tefsiridir: “Biz, insana şahdamarından daha yakınız” (Kaf, 16). Bu demektir ki; Allah insanın sürekli yanında ve içinde. İslam vicdanının anıt isimlerinden biri olan Bayezid Bistamî (ölm. 261/874) bu gerçeğe dikkat çekerken, habire hacca koşanları şöyle azarlıyor: “Allah, gidip gidip tavaf ettiğiniz o Kâbe’ye hiç girmedi; insanın kalbimdense hiç çıkmadı. Gelin, insan kalbini tavaf edin.”

 İnsanın yerini ve değerini gösteren bir ‘Peygamber davranışı’na daha dikkat çekelim: Arkadaşlarıyla sohbet ettiği bir sırada, karşı taraftan bir cenazenin taşındığını gördü ve ayağa kalktı. Yanındakiler şöyle dedi: “Kalkmanıza gerek yok, o bir Müslüman cenazesi değil.” Cevap, insan konusunun ölümsüz ilkelerinden biri olan şu sözdür: “Müslüman olmayabilir ama insandır.”

Bir bu davranışı düşünün, bir de Gezi Eylemleri’nde katledilen gençlerin cenazelerinin kaldırılışında bir sürü problem çıkaran dinci otoritenin yüreğini.

Saltanat dincisi, insan gerçeğini asla anlamadı. Onun Kur’an’dan anladığı; mezarlıkta üfürüp sevap almak, Muhammed’den anladığı da, Arap-Emevî  örflerini ihya etmektir. Saltanat dinciliği, Kur’an’ın getirdikleriyle Arap’ın örflerini birbirinden asla ayıramadı veya bilerek ayırmadı. Felaketin kaynağı işte budur.

 

 

 

 


 


Ana Sayfaya Dönmek İçin Tıklayın 

  www.aymavisi.org  
 

 

 

 

 
 + Büyüt | - Küçült