Güncel

 

 

Hangi Demokrasi?

Hüsnü Mahalli


Başını ABD'nin çektiği Batılı ülkeler ve onların demokrat ya da demokrat olmayan yandaşları demokrasi adına her şeyin mubah olduğunu bizlere kabul ettirmeye ya da bilinçaltına yerleştirmeye çalışıyorlar ve bunu da başarıyorlar. Örneğin ABD'de seçime katılma oranları hep %50 civarındadır. %50'nin %51'ini alan başkan seçiliyor. Yani başkan Amerikan halkının %25'inin oyuyla Beyaz Saray'a yerleşiyor. Ama bu başkan Irak ve Afganistan'ı işgal edebilir ve dünyanın her yerinde "Amerikan çıkarlarını koruma" yeminine bağlı olarak her türlü pis oyunun içinde olabilir. Aynı şey Tony Blair ve şimdiki başbakan Cameron veya Sarkozy için de geçerlidir.

Hadi bunlar başka ülkeleri işgal ediyor ve başkalarına eziyet ediyorlar. Peki ülkelerini iflas ettiren ve kendi halklarını sefil duruma düşüren Yunanistan Başbakanı Papandreu ya da Kazanova Berlusconi'ye ne demeli? Ve yakında Portekiz, İspanya ve diğerlerinin başbakanlarına ne diyeceğiz? Onlar da demokrasiyle seçilmiş ama şimdi merkez bankaları başka ülkelerin ipoteğinde, halkları ise sefalet içinde. Hem de demokrasi adına ve demokrasi için... Belki de bu ülkelerin aydın (!) halkları "kendilerini sefil etsin ve Libya'yı bombalasın" diye bilerek bu yöneticileri özgür iradeleriyle seçmişlerdir! Oysa Brecht'in deyimiyle, "Yenilenlerle birlikte yenenlerin de halkları kırılıyordu açlıktan." Bakalım Arap Baharı'yla coğrafyamıza yerleştirilmek istenen demokrasi daha çok hangisine benzeyecek? ABD ve İsrail mi, yoksa İtalya ve Yunanistan mı?

Oysa Batı'ya göre Arap Baharı'yla iktidara gelen İslamcı partilerin demokrasi deneyimi yok ve çok farklı çelişkilerle siyasal, ekonomik ve sosyal tercihlerini kolay yapamayacaklar. Ayrıca bu ülkelerin sosyal ve kültürel karakteri ile siyasal ve ekonomik özellikleri ne İsrail ve ABD ne de Avrupa ülkelerine benziyor. Benzese benzese Türkiye ve Pakistan'a benzeyebilir. Bu da olmazsa onlar için uygun bir demokrasi bulunabilir. Örneğin sürü demokrasisi... Çünkü böyle demokrasilerde koyun sürüsünün kimin arkasından gittiği anlaşılmaz. Cahil çobanın mı yoksa çobanın bindiği eşeğin mi? Belki de sürüdeki koyunlar çobanın çaldığı kaval sesine takılıyordun Belki de koyunlar kendilerinden daha zeki olduğu için köyün yolunu iyi bilen eşeği takip ediyordur. "Yok, biz eşeğin arkasından gitmeyiz" deyip sürüden ayrılmaya kalkışan zeki koyunlar çıkarsa onları da köpekler yola getirir. Yani sürü sürü kalmaya razı olduğu sürece bir sorun olmuyor. Yani eşek üzerinde çoban önde gidecek, koyunlar da bazen eşeğin anırmasına bazen de kavalın sesine kulak vererek köy yoluna devam edecek. Arada bir çoban da bağıracak... Kurtlar ise koyunlara saldırmak için hep fırsat kollayacak. Köpekler kurtlarla meşgul olurken çakallar devreye girecek ve sürüden kopan koyunları anında ve afiyetle mideye indirecek... Bu hikaye uzayıp gider ve herkes kendine göre bu hikayeyi detaylandırabilir.

Örneğin bir gün gelir sürüdeki koyunlar birer inatçı keçiye dönüşebilir. O zaman köpekler bile onları sürüde tutmakta zorlanabilir. Arada bir eşeklerin de inadı tutuyor. Belki de bu nedenle Amerikan Demokratları eşeği partilerinin amblemi yaptılar. Belki Amerikalılar da bir gün gelip eşeklerin bir torba samanla kandırılmayacağım anlarlar. Yani eşeklerin de bir sabrı ve gururu var. Darısı çobanların başına... Onlar da kavaldan çıkarttıkları nağmelerle koyunları sonsuza dek uyutabileceklerini ya da ellerindeki sopayla eşekleri istedikleri yöne götürebileceklerini sanıyorlarsa yanılıyorlar. Çünkü gün gelir köpekler de işe yaramayabilir. Hatta köpekler, eşekler ve koyunlar birleşip çobandan kurtulmaya kalkışabilirler. Kurt ve çakallar ise hep kenarda oyunun sonunu beklerler. Nasıl olsa köyün ağası çobanın yardımına gelmeyecektir. Ya da yaşlandığı için takati kalmamıştır.

"Arap Baharatı”, "Karnabahar" ya da "Arap Baharı" denilen rüzgarla şimdilik Mısır ve Tunus'taki Amerikan işbirlikçisi iktidarlar değişti ve Libya'da NATO'nun müdahalesiyle Kaddafi devrildi. Mısır'da Mübarek, İran şahı gibi 30 yıl süreyle ABD'nin hizmetindeydi. Aynı hizmetkarlığı Tunuslu Bin Ali 23 yıl yaptı. Kaddafi ise son 5 yılıyla ABD'nin oyununa geldi ama NATO'nun işgalinden kurtulamadı. Demek ki Arap Baharı denilen şey yalnızca ABD işbirlikçisi Mübarek ve Bin Ali'yi uçurabildi. Çünkü Libya yabancılar tarafından direkt işgal edildi. Yani Libya'da bahar mahar yoktu... Bahar'dan İslamcıların iktidara gelişi anlaşılıyorsa o zaman bu ülkeye demokrasi "şeytanın kanatları" üzerinde geldi. Fas'ta ise ne "Bahar" ne de "NevBahar" yaşandı. Çünkü kral tüm yetkileriyle sarayında oturmakta ve İslamcılar %40 katılımla yapılan seçimlerde %30 civarında oy alarak hükümet ortağı oldular. Demek ki Arap Baharı denilen hikaye yalnızca iki ülkeyi etkilemiştir. Belki de bu "bahar" bahane edilerek Libya'nın işgali amaçlanmıştır. Çünkü Mısır ve Tunus'ta zaten Amerikan işbirlikçisi iktidarlar vardı. Filistin'de seçimi kazandığı için İslamcı Hamas'a savaş ilan eden ABD ise şimdi Müslüman Kardeşler'in kalesi durumunda olan Mısır'da İslamcılarla işbirliği yapacağını söylüyor. Bu acaba kime ne kadar mantıklı ve inandırıcı gelebilir? Ayrıca 22 Arap ülkesi olduğuna ve bu "bahar" yalnızca Mısır ve Tunus'u değiştirdiğine göre nasıl oluyor da birileri bu rüzgarı genelleştirerek Arap Baharı diyebiliyor?

Bahar rüzgarlarının güçlü esebilmesi için Katar ve Suudi Arabistan'ın üflemesinden medet uman ABD, bu ve benzeri Körfez ülkelerinin hiçbir şekilde bu "baharın" ters esintilerinden etkilenmemesi için gereken her türlü önlemi almayı ihmal etmiyor... Peki böyle bir durumda nasıl oluyor da bazıları bu Arap Baharı palavrasına inanıyor ve bu oynanan oyunun gerçek amacının ne olduğunu görmüyor?

Arap Baharı, on yıllardır diktatörlerin zulmü altında yaşamak zorunda bırakılan Arap halklarının yüzde yüz haklı istemlerinin ve onurlu mücadelelerinin başka bir adı olabilir. Ama "baharı" yaşayan ülkelerde insanların yaşam koşullarında hiçbir değişiklik olmadı ve beklenen senaryo işlerse asla olmayacaktır. Çünkü demokrasi denilen kavram siyasal, ekonomik, sosyal, kültürel ve psikolojik boyutları olan bir yaşam biçimidir. Özgür iradelerle oy kullanmak bunun yalnızca bir boyutudur. Ama çok önemli boyutu değildir. Arap demokrasilerinde göz ardı edilmemesi gereken temel kavram ise onurdur. Onur ise ABD ya da NATO'nun tank, uçak ve dolarlarıyla sağlanmaz ve sağlanmayacaktır. Katar ve Suudi riyalleriyle ise asla... Okuma yazma bilmeyen, yoksul, işsiz ve aç bir Mısırlı sandığa gitmeden önce kandırılıp tüm sorunlarının çözüleceğine inandırılmışsa, ya da cebine birkaç dolar konulmuşsa, ya da evine 10 kilo pirinç ve bir torba bakla gönderilmişse ya da cami imamınca şu partiye oy ver cennete gidersin denilmişse ya da oy kullanmazsan 500 lira ceza vereceksin diyerek korkutulmuşsa o zaman bu demokraside bir sorun var demektir. Sorun yok diyorsak o zaman ABD yanlısı Körfez ülkelerindeki yönetimler kendi halklarını cennete götürmek için az da olsa demokrasiyi uygulamalıdırlar. Hadi bundan da vazgeçtik... Başbakan Erdoğan'ı en güvendiği ilk beş lider arasında sayan ve bir hafta sonra da, "Bizim asla vazgeçmeyeceğimiz ülke İsrail' ya da ''Her dakikası ile üç yılımı İsrail'e hizmet etmekle geçirdim'' diyen Başkan Obama acaba Arap ülkelerine model olmasını istediği AK Parti ile İsrail arasında nasıl bir denge kurup sağlayacağını bize anlatmalıdır. Yani Obama'nın model olarak Arap alemi partilerine gösterdiği AK Parti, İsrail'e düşman kaldığı sürece ne yapacaktır? Ya da İsrail'e düşman olduğu için Arap İslami partileri ve halkları tarafından model seçilen ve sevilen AK Parti, Obama'nın ricası üzerine İsrail'le dost olunca ne olacak?

Hadi bundan da vazgeçtik... Tunus ve Mısır ekonomileri iflasın eşiğine gelmiş durumda. IMF, Dünya Bankası ve Amerikan yardımları olmadan bu iki ülkenin bir yıl daha ayakta kalması mümkün görünmüyor. Suudi Arabistan, Katar ve benzeri Körfez ülkeleri ise ABD onay vermeden bu iki ülkeye ya da diğerlerine bir kuruş veremezler. Vereceklerse de önce kendi yandaşı parti ve gruplara vereceklerdir. Tıpkı ABD ve AB ülkelerinin Mısır, Tunus ve diğer Arap ülkelerindeki çeşitli parti ve sivil toplum örgütlerine şimdiye kadar dağıttığı bir milyar dolarlık yardımlar gibi. Bunların bir kısmı da direkt olarak Soros Amca'dan... Tıpkı Ukrayna ve Gürcistan'da sahnelenen oyunlarda olduğu gibi... Umarım Tahrir Devrimi ile Yasemin Devrimi'nin sonları da Turuncu ve Mavi devrimler gibi olmaz. Birincinin fettan başbakanı Timoşenko yolsuzluk ve cinayetten içerde, diğeri, yani Gürcistan Devlet Başkanı Şaakaşvili kravatını çiğnemekle meşgul. Tabii Abhazya, Kuzey Osetya ve Acaristan'ı kaybedip Mosad ve CİA'dan medet ummaya başladıktan sonra ...

Oraları da herkesin unuttuğu başka bir demokrasi hikayesidir... Çünkü ABD ve yandaşları bu iki ülkeye, biraz da Kırgızistan'a baharı getirmek istediler ama Ermenistan ve Azerbaycan'a bahar gelmeyince bu baharın ilk mi son mu olduğu bir türlü anlaşılamadı. Çünkü Azerbaycan; ABD ve müttefiki İngiltere ile Türkiye düşmanı Fransa için Kafkasların Katar ya da Suudi Arabistan'ıdır. Ermenistan ise aynı ülkeler için ikinci İsrail'dir. Batı açısından ise her şey iki İsrail içindir. Tıpkı Arap Baharı denilen dalgada olduğu gibi. Bahar mahar kesinlikle hikaye... Bu büyük bir oyundur. Bu yüz yıllık bir oyundur. Enver Sedat döneminde Camp David Antlaşması'yla Mısır'ı devre dışı bırakan ve İsrail'in bölgesel üstünlüğünü amaçlayan ABD ve müttefikleri o zaman olduğu gibi şimdi de Suriye'yi hedef seçmiş durumdalar. Camp David'den bu yana bölgesel planlarını bir türlü gerçekleştiremeyen ABD ve müttefikleri farklı oyun ve oyuncularla şimdi bir kez daha şanslarını deniyorlar. Hangi akıllı ABD ve Batılı ülkelerin Suudi Arabistan, Katar, Körfez ülkeleri ve kendi yandaşı diğer Arap ülkelerinde demokrasi isteyeceğine inanıyor? Hangi mantık "baharın" uğradığı Arap ülkelerinde Müslüman Kardeşler'in işbaşına gelmesini ve inançları gereği İsrail düşmanı bu İslamcıların bölgeye egemen olmasına izin verileceğine inanır? Bir kez daha söylüyorum: Bu çok ama çok büyük ve tehlikeli bir oyundur. Bu oyunun amacı 100 yıl önce olduğu gibi bölgenin haritalarını yeniden çizmektir. Bu çizimi engellediği için de herkes Suriye'ye yüklenmektedir. Suriye'de iktidar direndiği sürece oyun asla bitmeyecektir. ABD, İsrail ve Batılı ülkeler bölgede kendilerine yardım eden ülkeler buldukları sürece bu oyundan vazgeçmeyeceklerdir.

Bu ülkeler hiç kimsenin hayal edemeyeceği yol ve yöntemlere başvurarak Suriye'yi çökertmeye uğraşıyorlar. Şu anda Suriye içindeki silahlı gruplar ülkeyi iç savaşa doğru sürüklemeyi amaçlıyor. İhanet içinde olan Suudi Arabistan ve Katar gerekirse milyarlarca dolar harcayarak bu planı sonuna kadar uygulayacaklardır. Onlara göre ölmek var vazgeçmek yok... Çünkü vazgeçmek demek tüm oyunlarının başta kendi halkları olmak üzere herkes tarafından anlaşılması demektir. Çünkü Suriye'nin ayakta kalması bu oyunun suya düşmesi demektir. Suriye'nin ayakta kalması Lübnan, Irak ve İran'ın ayakta kalması ve karşı atağa geçmesi demektir. Suriye'nin ayakta kalması Rusya ve Çin'i uluslararası kapışmalarda daha güçlü kılacaktır. İşte bu nedenle oyun mutlaka devam ettirilecektir. ABD ve müttefikleri ne yapıp yapıp Esad'dan kurtulamaya çalışacaktır. Bunu başaramadıkları zaman işte senaryolar.

1        Irak'ta Sünni-Şii gerginliği tırmandırılacak ve bunun sonucu olarak bu ülkede iç savaş çıkartılacak. İç savaşla meşgul bir Irak hükümeti Suriye'ye yardımcı olamayacak. Irak'taki iç savaşın içine çekilecek bir İran da aynı şekilde Şam'a maddi manevi destek veremeyecek. İran ve Irak desteğinden yoksun bir Suriye giderek zayıflayacak ve direnme gücü kalmayacak. Suriye desteğinden yoksun bir Hizbullah ise zor durumda kalacak. Irak'ta olası bir iç savaş için de onlarca cehennem senaryosu yazılabilir. Bu cehennem ateşinden bölgede hiç kimse kurtulamayacaktır.

2        İşte o zaman da sıra Lübnan'a gelecek. Başta ABD, Fransa ve İngiltere olmak üzere birçok uluslararası ve bölgesel ülke Lübnanlı tarafları sürekli provoke ederek Hizbullah'ın içinde bulunduğu hükümetin düşürülmesi için uğraşıyor. Bununla ilgili çabaları anlatmaya kalkışsam en az bu kitaba bir 30 sayfa daha eklemem gerekiyor. Örneğin Dürzi lider Valid Canbolat ve faşist Hıristiyanların lideri Semir Ceaca, ta Erbil'e giderek Barzani'den destek isteyecek kadar çılgınlaştılar. Oysa Ceaca İsrail'in Lübnan'ı işgal ettiği dönemlerde (19822000) İsrail'le işbirliği yapmış ve Sabra ve Şatilla katliamlarında Şaron'a yardım etmişti. Şimdi ise Arap Baharı'nın oyuncularıyla birlikte demokrasi için mücadele ediyor! Ama yalnızca Amerikan ve İsrail demokrasisi için...

3        İşte Lübnan'da böylesi dolaplar çevrilirken İsrail asla rahat durmayacaktır. Hükümetin düşürülmesi ve yeni kurulacak hükümetin Hizbullah'sız ve Suriye düşmanı olarak kotarılması ilk hedef olarak belirlenirken ikinci hedef mutlaka Irak'ta olduğu gibi burada da bir iç savaş çıkartmaktır. Bu savaşın esas amacı da Lübnan'ı Suriye karşıtı bir cepheye dönüştürmek ve bunun sağlanmasından sonra Hizbullah'ın ortadan kaldırılmasını gerçekleştirmektir. Hizbullah'tan kurtulan bir İsrail, Suriye'nin durumu ne olursa olsun İran'a mutlaka saldıracaktır. Çünkü İsrail'in saldırısına uğrayan bir İran'ın intikamını belki bazı füzeler alabilir ama gerçek intikamı Hizbullah ve İsrail'e sınır Suriye füzeleri alacaktır. Çünkü Hizbullah'ın 50.000 kadar militanı İsrail sınırına sıfır noktada harekete geçebilir ve sahip oldukları füze ve roketlerle İsrail için çok ciddi bir tehlike oluştururlar. Oyun bu kadar net ve açık. Bunu pek yakında hep birlikte göreceğiz.

İran, Hizbullah, Irak ve Suriye'nin bu oyuna karşı ne tür kartlara sahip olduğunu da yakında göreceğiz. Çünkü Suriye'nin çöküşü hem Irak'ın parçalanması hem de İran'ın İsrail tarafından vurularak dağılması demektir. Yani muhalif grupların silahlandırılarak belki aylar ya da yıllarca sürecek eylemleriyle düşürülmesi planlanan Esad'ın yerine İslamcıların iktidara gelmesiyle Sünni bir Suriye Şii yönetimindeki Bağdat için bir problem kaynağı olacaktır. Bu ise İran'ın Bağdat üzerindeki etkisini azaltır. Buna izin vermemeye çalışacak olan İran önümüzdeki yıl yapılacak olan başkanlık seçimlerinde yeni kargaşaların içine sürüklenecektir. İran için hazırlanan yeni senaryolarda ise daha çok Azeri, Kürt ve Arap azınlıkların ayaklandırılması var... Suriye ve Hizbullah desteğinden yoksun bir Tahran yönetiminin buna karşı neler yapabileceğini zamanı geldiğinde göreceğiz... Örneğin Tahran, Körfez ülkelerindeki Şüleri kullanarak bu ülkeleri karıştırabilir. Bu da yetmezse Tahran işlerin çok daha gerginleşmesine paralel olarak Hürmüz Boğazı'nı kapatabilir. Çünkü Suriye ve Hizbullah'sız bir İran ölüm kalım savaşıyla karşı karşıya kalacaktır. Tabii şimdi ve 100 yıldır bu coğrafyada yaşanan her şey sanal bir oyun değilse...

Bu oyunda asla demokrasi yoktur ve olmayacaktır. Çünkü gerçek demokrasi tüm bu coğrafyada ABD, İsrail ve emperyalist anlayışlı Batı'ya karşı düşmanlık demektir. Böyle olmasaydı Türkiye'de yapılan son kamuoyu yoklamalarında Türk halkının ezici çoğunluğu önce ABD, sonra İsrail'i Türkiye'nin ulusal çıkarlarına düşman olarak görmezdi. Benzer sonuçlar her zaman Arap ülkelerinde elde edilmektedir. Arap Baharı'nda ABD ve Batılıların Libya'yı işgal etmesi, Tunus ve Mısır'da İslamcılara destek vermesi bu imajı değiştirmeyi ve Arap halklarını biraz olsun İsrail düşmanlığından uzaklaştırmayı amaçlamaktadır. Tıpkı zaman zaman Suriye'yle ilgili Türk medyasında rastladığımız provokatif yayınlar gibi. Yani Arap ve Türk halklarına, "Boş verin ABD, İsrail ve Filistin'i, siz kendi yaşamınıza bakın" türünden telkinlerde bulunuluyor ve bulunulacaktır.

Benzer telkinler Arap ülkelerinde iktidara gelen ve gelecek olan İslamcı partilere ve onların kadrolarına da yapılmaktadır. Onlara da, "Boş verin İsrail ve Filistin'i, siz kendi iktidarınıza bakın" deniliyor... Tıpkı Sedat'ın 1978 Camp David Antlaşması'ndan sonra dediği gibi... O da, "Biz önce Mısırlı'yız" deyip, "Sina'yı İsrail'den alalım gerisi bizi ilgilendiremez" diye eklemişti... Amerikan dolarları gelince Mısırlıların birçoğu Sedat gibi düşünür olmuştu. ABD bir taşla birkaç kuş vurmuştu. Mısır'ı bölge denklemlerinden uzaklaştırmış, İsrail için bir tehlike olmaktan çıkarmış ve Mısır Arap aleminin milli ve devrimci önderi olmaktan uzaklaştırılmıştı. Böylece ABD Mısır'ı sola kaydıran ve ABD çıkarlarına zarar veren Nasır'dan intikam almış oldu.

İntikam almak Amerikan politik kültürünün vazgeçilmez genetik özelliğidir. Vefasızlık ise bu karakterin dışa vuruşudur. Amerikalılar bu coğrafyaya geldikleri günden itibaren hep böyle davranıyorlar. İran Şahı Pehlevi, Menderes, Saddam, Mübarek, Bin Ali, Kaddafi ve Makos ve Norega gibi kullanılıp bir kenara atılan ve yaşamlarını kötü sonla noktalayan liderler hep Amerikan kurbanları olmuşlardır. Belki de bu nedenle flört bizim kültürümüze ABD'den girmiştir. Çünkü ABD bizim coğrafyamızdaki liderlerle hep flört ediyor, yatıp kalkıyor ama her zaman onlara, "Resmi nikah yok, çocuk yok" diyor... Yaşlanınca da çekilmez olanları ABD hemen daha genç olanlarla değiştiriyor. Oysa Amerikan dostu liderler İsmet İnönü'nün, "Büyük devletlerle yatağa girmek bir ayıyla yatmaya benzer..." lafını duymuş olsaydılar belki böyle davranmazlardı... Tabii fantezilerden hoşlanıyorlarsa o ayrı!

Özetle ABD bu tip liderlerle bu coğrafyada istediği her şeyi yaptı, yapıyor... Suudiler,

Katarlılar ve Körfez'deki diğer kral, emir ve şeyhler neredeyse 250 yıldır önce İngiliz, şimdi ise ABD'nin hizmetindeler. Ürdün ve Fas'taki kralların bunlardan farkı yok. Mübarek 30, Kaddafi 42, Saddam 33, Bin Ali 23, Ali Abdullah Salih 34 ve diğerleri... Amerikan demokrasi ve özgürlük oyununun bir parçasıydı hepsi. Çünkü 1945'te Mısır ve Suudi krallarıyla bir savaş gemisinde buluşan ve 1946'da İstanbul'a savaş gemisi Missouriyi göndererek nasıl bir dostluk istediğinin sinyallerini veren ABD bu coğrafyaya bunun için gelmişti. 5060 yıllık bunca rezaletten sonra şimdi ABD aynı oyunu oynamak istiyor. Sanki bu kitapta özetlemeye çalıştığım tüm hikayeler yaşanmamış gibi.

Oyun şimdi tekrarlanıyor. Bu oyuna ad bulmak zor olmasa gerek. Birileri Arap Baharı der, başkaları da Arap Baharatı ya da NevBahar... Arap Karnabaharı diyenler var. Karnabaharın, yani karnabaharın kokusunu sevmeyenler üzerine biraz da baharat dökebilir. Çünkü Arap kaynaklarına göre karnabahar Haçlılar tarafından bizim coğrafyaya getirilmiş. Baharat ise bizden Batı'ya gitmiş. Anlayacağınız karnabahar ile baharat arasında ilginç bir duygusal, yani damak ilişkisi var... Ama bu damak ilişkisi kesinlikle ABD ve Batı'yı ilgilendirmeyecektir...Onlar için önemli olan Bahar'da çiçeklerin açmamasıdır. Açan çiçeklere arıların konmamasıdır. Konacak arıların bu coğrafya insanlarına bal vermemesidir.

Özetle ve adı ne olursa olsun olup bitenler büyük bir paylaşım savaşıdır ve dünyanın her tarafında ve uzunca süre yaşanacaktır. ABD ve AB ülkelerindeki ekonomik ve mali kriz ve bu krizlerin Rusya ve Çin'i olumlu ya da olumsuz etkilemesi Moskova ve Pekin'in davranış biçimlerini de belirleyecektir. Bölge petrol ve doğalgazına gereksinimi olan her iki ülke belki de bu nedenle bu coğrafyada doğal zenginliklerini Batı'ya vermek zorunda olmayan İran'a yönelik Batı politikalarına da karşı... Belki de bu nedenle Libya ve Sudan'ın petrol ve doğalgazını kaybeden ya da kaybetmek üzere olan ve benzer durumla Cezayir'de karşılaşabilecek Rusya ve Çin kendi kaderlerinin ABD ve müttefikleri tarafından kontrol edilmesine izin vermeyeceklerdir. Çünkü bu yalnızca bizim coğrafyamızı ilgilendiren bir oyun değil. Çünkü bu 21. yüzyılı "Amerikan Çağı” ilan eden Washington'ın dünyayı ele geçirme çabasıdır. Dünyanın merkezi ise bizim coğrafyamızdır. Bu merkezin de merkezinde her türlü kin ve nefretle kömürleşmiş yüreklerin kapkara kanı, yani petrol var. Petrol ise dolar demektir. Dolar ise silahtır. Silah ise savaştır. Savaş ise kandır.Kan ise bu coğrafyada 100 yıllık ABD ve Batı nefretinin karşılığı ve bizdeki ihanetlerin bedelidir.

 

 

 

 

 


Ana Sayfaya Dönmek İçin Tıklayın 

  www.aymavisi.org  
 

 

 

 

 
 + Büyüt | - Küçült