Güncel

 

 

Gazetecilere Ne Yapacaksınız

Yalçın Bayer


GAZETECİ kökenli DSP İstanbul Milletvekili Süleyman Yağız, medyayı eleştiren hatta eleştiri ötesinde tehdit eden Başbakan’a son konuşması nedeniyle ‘medya’ya ilişkin soruları yöneltiyor:


Yağız’ın soruları şöyle:
“Bir başbakanın, işten atılmaları için gazete yazarlarını patronlarına şikâyet etmesi normal midir? Tutumunuz, söz konusu yazarlarla ilgili medya patronlarına yönelik tehdit anlamı da taşımıyor mu? Başka hangi demokratik ülkede, yazarını şikâyet ederek patronu üzerinde baskı kurmaya çalışan başbakan vardır? Gazete yazarlarını ve patronlarını uyarmak sizin göreviniz midir? Gazete yazarları sizi eleştirmeye devam ederse onlara ve patronlarına ne yapacaksınız? Nasıl bir işlem uygulayacaksınız? Bu sözlerinizi, dilinizden düşürmediğiniz ve adına ‘demokratik’ dediğiniz ‘süreç’le bağdaştırabilmek mümkün müdür? Toplumda ‘açılım’lara yönelik güvensizliğin, büyük oranda bizzat sizin bu tür baskıcı davranışlarınızın sebep olduğu görüşünü nasıl karşılıyorsunuz? Yazarların sizi eleştirmesiyle ‘ülkenin gerilmesi’ arasında ne gibi bir bağlantı kurulabilir?
Hem, ‘Herkes fikrini söyler’ diyorsunuz; hem de aynı cümle içinde, ‘Ama o insanlara da o kalemi teslim edenler ‘Kusura bakma kardeşim, bu dükkânda sana yer yok’ demeli’ ifadesini kullanıyorsunuz; bu sözleriniz, birbiriyle çelişki oluşturmuyor mu? Böyle sürekli şikâyet ve tehdit etmek yerine, eleştirileri ‘sabır’la ve ‘hoşgörü’yle karşılamayı hiç denemeyecek misiniz?”

Yoksa ‘gözaltı’ sırası gazetecilere mi geliyor

BİZLERİ düşünen ‘duyarlı’ okurlarımız da var. Bakın gazetecilerle ilgili hangi kuşkuları taşıyor:
“Galiba sıra gazetecilere geliyor. Savcılar, Taraf Gazetesi’nin haberlerinden yola çıkarak önce 1. Ordu Komutanlığı’nda düzenlenen tatbikat seminerine katılan komutan ve subayların önde gelenlerini gözaltına aldı. Bu dalga Balyoz Planı ile diğer planları hazırladıkları öne sürülen komutanlar da gözaltına alındı. Bir sonraki dalgada camilere bomba atma iddialarını taşıyan planları hazırladıkları öne sürülen jandarma görevlileri gözaltına alındı. Peki, sıra kimde? Taraf, hatırlanacaktır ayrıca darbecilerin işbirliği yapabileceklerini düşündükleri gazeteci ve yazarların listesini hazırladıklarını da ileri sürmüş ve 137 kişilik bir liste yayımlanmıştı. Savcılarımız ister misiniz, bu gazetecileri de gözaltına alsın? Muhtemeldir ki hepsinin telefonları şimdiden dinlemeye alınmıştır. Muhtemelen 10 yıl geriye dönük olarak telefon kayıtları da incelenerek kimlerle konuştukları da inceleniyordur. Zaten konuşmalar ve telefon konuşma kayıtları yakında Vakit Gazetesi’nde yayımlanırsa buna da şaşmayalım.”

Miladi-Kameri takvim hesabı kargaşası mı?

BAŞBAKAN/Diyanet İşleri Başkanlığı’nca 13.2.2010 tarihinde Resmi Gazete’de yayınlanan bir yönetmelikle, her yıl 14-20 Nisan tarihleri arasında Kutlu Doğum Haftası olarak etkinlikler düzenlenmesi kabul edilmiş. Peygamberimizin dünyaya gelişini müjdeleyen Kandil’i üç gün önce kutladık.
Şimdi biz hangisini esas alacağız? Kameri takvimi mi? Miladi takvimi mi?
Miladi takvim geçerli olduğuna, Peygamberimiz de her insan gibi sabit bir tarihte doğduğuna göre, Kameri takvimde 10 gün geriye gide gide her yıl başka ay, başka mevsimde doğamayacağını düşünürsek son Kandil bu yönetmelikten sonra tartışmalı hale gelmiyor mu?
İşte din ve devlet işlerini birbirine karıştırdığımızda ortaya çıkan manzara!
Atatürk’ü bir kere daha rahmet ve minnetle anıyoruz. Reşit ÇAĞIN

Bizim bir aylık farklar ne oldu

BİR SSK emeklisini dinliyoruz:
SSK emekli maaşlarına Başbakan’ın söylediği gibi seyyanen 60 TL zam yapılacaktı.
Ocak ve şubat 60’şar liralık farklar şubat maaşıyla beraber ödenecekti. Yalnız şubat farkını maaşlarımıza yansıttılar, ocağın 60 TL farkı verilmedi.
Emekliler için bu zamanda her kuruşun değeri olduğu için verilen bu söz neden yerine getirilmedi anlamış değilim.

Mustafa’nın kaderi

BAŞBAKAN köşe yazarlarına tepkisinin gerekçelerini de şöyle açıklıyor:
“Bu ülkeyi germeye kimsenin hakkı yok.”
Bugün yandaş medyanın arkasına aldığı siyasi destekle yaptığı habercilik anlayışının özünde yalnızca ‘kurmaca’ yok mu? Asıl onlar gerçekleri göz ardı ederek Türkiye’yi başka bir açıdan germiyorlar mı?
Servis edilen bilgiler çerçevesinde oluşan olaylara ve yarattığı sonuçlara hiç değinmeyeceksin, hatta bunları gerçeklerin su yüzüne çıkması açısından olumlu karşılayacaksın, ardından gelişmeleri hoşlanmadığın yönleriyle ele alan köşe yazarlarına kızacaksın.
Gazeteci Mustafa Balbay’ı ve Türkiye’nin içine sürüklendiği siyasi koşulları, Erdoğan’ın medya patronlarına yönelik uyarıları artık daha iyi anlaşılıyor.
Diz çöktürülmüş, dizginlenmiş, korkutulmuş, sindirilmiş, farklı sesleri susturulmuş bir toplum yalnızca dipten dibe öfke üretir. Öfkeye dayalı ilişki biçiminden bir şeyler umulmaması gerektiğini geçmişteki deneyimlerimizden yeterince öğrenmedik mi? Ortak deneyimlerimiz avazı çıktığı kadar şunu bağırıyor:
Karşılıklı öfke yalnızca acı üretir, sonrada gücünün yettiği her noktayı böler.
Ferhan ŞAYLIMAN

Esas sorun ‘adil seçim’dir

SON günlerde siyasal partiler, seçimlerin erken mi yoksa zamanında mı yapılması gerektiğini tartışıyorlar. Bu tartışma yersizdir. Tartışılması gereken artık ülkemizde seçimlerin özgür, tarafsız ve adil olarak yapılıp yapılamayacağıdır. Yolsuzlukların, adaletsizliklerin bu kadar yaygın olduğu ve cezasız kaldığı bir ülkede demokrasiden asla söz edilemez. Demokrasi, dört yılda bir oy kullanmak değildir. AKP’nin istediği teksesli bir Türkiye’dir. Zaten Başbakan için demokrasi bir ‘araç’ değil miydi?
 

 

 


 


Ana Sayfaya Dönmek İçin Tıklayın 

  www.aymavisi.org  
 


 

 

 

 
 + Büyüt | - Küçült