Güncel

 

 

Firavunluk Psikozu

Yaşar Nuri Öztürk


Psikoz tabiri, kişiliğin bütünlük ve tutarlılığını tahrip eden ruhsal bozukluklar için kullanılır. Psikozlar genellikle toplumsal sarsıntıların ürünü olarak vücut bulur. Kur’an, firavunluk psikozunu yaratan ‘toplumsal sarsıntı’nın, zulme teslimiyet ve zalimlere itaat olduğunu söylüyor. Firavunluk psikozunun İslam dünyasını, o arada Türkiye’yi istila etmesinin arka planında da bu var. “Gelen ağam, giden paşam” veya “Bana dokunmayan yılan bin yaşasın” çizgisini de aşıp, zalimlere itaati meziyet, hatta kutsal meziyet gibi gösteren toplum katmanları Ortadoğu’yu kasıp kavuran firavunluk psikozunun temel besleyicisi olmuşlardır.

FİRAVUNLUK PSİKOZUNUN TEMEL BELİRTİLERİ:

Dini Politik Araç Olarak Kullanmak:

Kur’an’da firavunun adı din baronu Haman’la daima birlikte anılıyor. Ve Musa’nın uyarı görevinin muhatabı olarak Firavun-Haman-Karun üçlüsü birlikte geçiyor:

“Yemin olsun, Musa’yı da ayetlerimizle ve apaçık bir kanıtla göndermiştik, Firavun’a, Haman’a ve Karun’a göndermiştik de onlar şöyle demişlerdi: ‘Tam yalancı bir sihirbazdır bu!" (Mümin, 2324)

Dikkat edilirse Musa’nın hitabı onların üçüne birden ve Musa’ya ret cevabı da onların üçünden birden geliyor.

Haman (Aman, Amen, Amon, Ammon, Amun, Hammon), firavunlar Mısırındaki Amon rahiplerinin liderlik makamına unvan olarak kullanılan bir sözcüktür. Yani bir isimden çok bir unvandır. Kur'an'ın verileri kadar tarihsel verilerden de anlaşılıyor ki, bu Haman, Firavun’un aynı zamanda mimari (özellikle dinsel binaların yapımında) ve maliye işlerinde de güvenilir bir danışmam ve bürokratı idi. Musa’nın tebliği zamanında iktidarda olduğu düşünülen Firavun U. Ramses’in, Haman’ı dinsel yetkiler yanında siyasal ve mali yetkilerle de donattığı anlaşılıyor.

Bu Haman’ı, MÖ V. yüzyılda yaşamış Pers kralı’nın veziri Haman’la karıştırmayalım. Ahdi Atik’teki Haman bu İkincisidir.

Firavun, en yakın paraleli olan Haman’da sembolleşen başrahipliği babadan oğula geçen bir mevki haline getirerek, güdümdeki din bünyesine sıkıntı yaratacak unsurların sızmasını önlemiştir. Şunu da unutmayalım:

Firavun’un o ünlü ve anlı şanlı sihirbazları, esasında din sınıfı veya ruhani sınıftır. O devirle ilgili bilgi veren kaynakların tümü, bu sihirbazların en azından aynı zamanda birer din temsilcisi olduğunu bildirmektedir. Yeni bir dini temsil eden Musa’nın karşısına sürekli bu sihirbazların çıkarılması tesadüf değildir.

Sihirbazlar, illüzyon yani kandırma sanatının ustalarıdır. Kur’an’ın, halkı Allah ile aldatıp kandıranlardan şikayetini unutmayalım. Din adamları denen ‘şeytan evliyası’ her devirde en gözde sihirbazlar olmuşlardır; çünkü her devirde en gözde aldatıcılar onlardır. Şunu da kayda geçirelim: O devirde dini temsil edenler aynı zamanda ‘kahin’ sıfatı da taşıyordu. Hatta Tevrat, Musa’nın kardeşi ve tebliğ arkadaşı olan Hz. Harun’u da kahin olarak anmaktadır, (bk. Ahdi Atik, sayılar, 16/10; Yeşu, 14/1,19/1, 21/1, 24/33)

Bir önemli nokta daha: Firavun’un seçkin heyeti, sihirbazları Musa tehlike ve tehdidine karşı uyarırken onlara şunu söylüyor:

“Bu adam gerçekten çok bilgili bir büyücü. Sizi toprağınızdan çıkarmak istiyor. Ne diyorsunuz?” (Araf, 109110)

Sihirbazlıkla topraktan çıkarılmanın alakası nedir? Şudur: Firavunlar Mısırında, toprakların önemli ve çok değerli bir bölümü, din adamlarına tahsis edilmişti. Musa dini egemen olursa bu tahsis sona erecek ve din adamı zümresi saltanatını yitirecekti.

“Din adamlarının, merkezi siyasal yapıya dayalı firavun yönetimi öncesinde, özerk bölgelerde yerel vergileri topladıkları, ancak merkezi siyasal hakimiyetin kurulmasıyla bunun kaldırılarak firavun/kraldan maaş almaya başladıkları bilinmektedir. Bu, Eski Mısır’da din adamlarının normal halde hangi fonkisiyonu ifa ettiklerini göstermek bakımından önemlidir.” (Ali Sayı, Musa, 24)

Firavun ’a Uyarlanmış Din Dışında Bir Dine İzin Vermemek:

Firavunlar Mısır’ı dinsiz bir Mısır değildir; tam aksine, dinin birinci dereceden rol oynadığı bir ülkedir.

Firavun da dinsiz değildir. Musa’nın dinine karşı konan ve savunulan bir dini vardır. O dinin tanrıları var. Belli ki o bir şirk dinidir ve bunun için Musa’nın tevhidinden rahatsız olmaktadır. Kur’an bu gerçeği kendine özgü kelam güzelliğiyle vermektedir. Firavun’un seçkin danışmanları ona Musa ile ilgili olarak şöyle diyorlar:

“Firavun kavminin kodamanları dediler: ‘Musa’yı ve toplumunu, yeryüzünü fesada verip seni ve ilahlarını terk etsinler diye mi bırakıyorsun?” (Araf, 127)

Kur’an bu firavun dininin adını, Yusuf suresinin 76. ayetinde deşifre etmiştir: ‘Dinü’l-melik’ (kralın, sultanın ilini)

Dahası: Firavun, tanrılarla yüz yüze görüşebildiğini propaganda ekipleri aracılığıyla halk arasında yaymaktadır, (bk. Ali Sayı, 207, 225) Bütün firavuni liderler bunu bir biçimde yaparlar. Bir kere, kendilerinin yarı ilah olduğu zaten kabul edilmektedir. Bu yarı ilah adamlar, tanrılarla veya Tanrı ile bir biçimde görüşebilirler. Veya Ortadoğu yarı müşrik toplumlarında olduğu gibi, Tanrı ile görüştüğü kabul edilen sarıklı iblisler (Kur’an bunlara şeytan evliyası diyor) tarafından desteklenip kutsallaştırılırlar.

Daha kötüsü de var: Bu firavuni zorbalar, şeytani propaganda ağlarının içinde görevlendirdikleri yardakçıları tarafından ‘Allah’ın bütün niteliklerini benliklerinde toplayan insan’ olarak nitelenmek suretiyle dokunulmaz ve aşılmaz ilan edilirler.

Bütün bunlar, firavunun saltanat dininde yerleştirilip ilkeleştirilmiş müşrik kabullerdir ki günümüz dünyasının İslam coğrafyalarında aynen yaşatılmaktadır.

Kısacası, Firavun, kendine özgü bir şirk dininin temsili ı si olarak görülüyor. Bir panteon var ve onun başı olarak kendisini görüyor. Firavunlar sadece krallar değildir, tanrı-krallardır. Ne ilginçtir ki, Mekke şirkindeki panteonun başı Allah iken, Firavun şirkinde panteonun başı, Firavun’un bizzat kendisidir.

Dinin istismarı, giderek, sömürülen dinin dışında bir dine izin verilmemesini gerektirmiştir. Gerçekten de Firavun, toplumunun yönetimce onaylanmayan bir Tanrı inancına itibar etmesine izin vermemekte, daha doğrusu böyle bir farklı inanca itibar etmeyi bizzat firavunun iznine bağlamaktadır:

“Dedi: ‘Benden başka ilah edinirsen, yemin olsun seni zindanlıklar arasına atarım." (Şuara, 29)

“Firavun dedi: ‘Ey seçkinler topluluğu! Ben sizin için benden başka bir Tanrı tanımıyorum. Ey Haman! Benim için çamurun üzerinde ocağı yakıp bana bir kule yap ki, Musa’nın Tanrısına ulaşayım. Aslında ben onun yalancılardan olduğunu sanıyorum." (Kasas, 38)

Firavun’un, kendi izni dışındaki dinlere göre ibadet edenleri işkenceler altında ölümlere gönderdiği, tarih kaynakları yanında bazı hadislerde de bildirilmektedir. Firavun’un özellikle yabancı inançtaki annelere karşı çok acımasız olduğuna vurgu yapılmaktadır. İbn Hanbel’in kayda geçirdiği bir hadise göre, Firavun, Allah’ın birliği yolundaki Musa tebligatına inanan ve ibadetlerini bu inanca göre yapan bir kadını çocuklarıyla birlikte yaktırarak öldürtmüştür. (İbn Hanbel, Müsned, 1/309; Ali Sayı, 32)

Demek oluyor ki. Firavunluk psikozuna tutulan bir zorba veya diktatör, kendi düşündüğü gibi düşünmeyen insanlara, özellikle annelere çok öfkelenmekte, onların, gocuklarıyla birlikte işkenceler altında helak olmalarından ayrı bir sadist zevk duymaktadır.

Hukukun Firavun ’un İradesiyle Eşitlenmesi:

Firavun yönetiminde hukuk, firavun’un iradesiyle uyuşma anlamında hukuktur. Aksi halde ona hukuk denmez, isyan veya karşı çıkışın maskelenmesi denir.

Firavun yönetiminde yargılama bir hukuksal işlev olmaktan çok Firavun’un lütuf veya gazabının gösterilmesi olayıdır. Onun içindir ki, Firavun tağutlar, raiyyeleştirdikleri kitleyi kandırmak için sık sık “Merak etmeyin, rahmetimiz gazabımızı örtecektir” diye nutuk atarlar. Bu sözleriyle Allah’a ait bir niteliği kendilerine mal ederek koyu bir şirke düşmenin yanında hukuku, egolarının iradeleriyle eşitlemek gibi ağır bir insanlık suçu işlediklerini de farkında olmadan ortaya koyarlar.

Gerçek şu ki, Firavuni bir toplumda, özellikle bu bir Emevi faşizmi sergileyen türden firavunluk ise “Otoriteye gösterilmesi gereken saygı, beraberinde onu sorgulamaya ilişkin yasağı da taşır. Diktatör, buyrukları, yasaklamaları, ödül ve cezaları için açıklama yapma lütfünde bulunabileceği gibi, bundan kaçınabilir de. Ama bireyin onu sorgulamaya ya da eleştirmeye hiçbir zaman hakkı yoktur. Eğer diktatörü eleştirmek için bazı nedenler varmış gibi görünüyorsa, despota göre, yanlışlık yapmakta olan bireydir ve böyle birinin eleştiriye cesaret etmesi suçlu olduğunun ipso facto kanıtıdır.” “Despotun üstünlüğünü onaylama ödevi birkaç yasaklamayı da beraberinde getirir. Bunlardan en kuşatıcı olanı, insanın kendisini despota benzer ya da onun gibi olabilecek şekilde hissetmesine karşı konulan yasaktır. Çünkü böyle bir duygu, despotun nitelendirilmemiş üstünlük ve biricikliği ile çelişecektir. Adem ile Havva’nın gerçek suçları, daha önce de işaret edilmiş olduğu gibi, Tanrı’ya benzeme girişimleridir. Onlar bu meydan okuyuşları cezalandırılsın ve aynı zamanda yaptıklarını bir kez daha yineleyemesinler diye cennetten kovulmuşlardır. Diktatör sistemlerde despot, uyruklarından özce ayrı bir şey olarak kavranmaktadır. Onun başkalarınca ele geçirilemeyecek ve uyruklarınınkilerle hiçbir zaman karşılaştırılamayacak büyü, bilgelik, kuvvet gibi güçleri vardır. Ayrıcalıkları ne olursa olsun, yani o ister evrenin efendisi, ister yazgı tarafından gönderilmiş eşsiz bir önder olsun, diktatörle insan arasındaki temel eşitsizlik, diktatörcü vicdanın ana ilkesidir. Diktatörün biricikliğinin özellikle önemli olan yanı, onun bir başkasının iradesini izlemeyen tek kişi olması ayrıcalığıdır.

“Despotun üstünlüğünü onaylama ödevi birkaç yasaklamayı da beraberinde getirir. Bunlardan en kuşatıcı olanı, insanın kendisini despota benzer ya da onun gibi olabilecek şekilde hissetmesine karşı konulan yasaktır. Çünkü böyle bir duygu, despotun nitelendirilmemiş üstünlük ve biricikliği ile çelişecektir. Adem ile Havva’nın gerçek suçları, daha önce de işaret edilmiş olduğu gibi, Tanrı’ya benzeme girişimleridir. Onlar bu meydan okuyuşları cezalandırılsın ve aynı zamanda yaptıklarını bir kez daha yineleyemesinler diye cennetten koyulmuşlardır. Diktatör sistemlerde despot, uyruklarından özce ayrı bir şey olarak kavranmaktadır. Onun başkalarınca ele geçirilemeyecek ve uyruklarınınkilerle hiçbir zaman karşılaştırılamayacak büyü, bilgelik, kuvvet gibi güçleri vardır. Ayrıcalıkları ne olursa olsun, yani o ister evrenin efendisi, ister yazgı tarafından gönderilmiş eşsiz bir önder olsun, diktatörle insan arasındaki temel eşitsizlik, diktatörcü vicdanın ana ilkesidir. Diktatörün biricikliğinin özellikle önemli olan yanı, onun bir başkasının iradesini izlemeyen tek kişi olması ayrıcalığıdır. O, istencini gösteren; bir araç değil, kendi başına bir erek olan, yaratan ve yaratılmamış olandır. Onun uyruğu olanlar, onun malıdır. Uyruklar diktatör tarafından onun özamaçları için kullanılır." (Fromm, Kendini Savunan İnsan, 149150)

 

 

 

 

 


Ana Sayfaya Dönmek İçin Tıklayın 

  www.aymavisi.org  
 

 

 

 

 
 + Büyüt | - Küçült