Güncel

 

 

Firavuni Toplumlarda Sadomazoşist Çark

Yaşar Nuri Öztürk


Firavunların temel özelliklerinin ikisine, firavun adının geçtiği ilk sure olan Fecir 1013. ayetlerde değinilmişin': Tuğyan (kudurganlık) ve fesat (bozgun, bölücülük) Bu özelliklerin ayrıntıları eserimizin üçüncü bölümünün I ecir suresi faslında verilecektir.

firavunların belirgin özelliklerinden üçüncüsü olan fırkalaştırma yani toplumu ayrıştırıp gruplara bölme kötülüğü ise Kasas suresinde gündem yapılmıştır ki onun ayrıntılarını da üçüncü bölümün Kasas suresi faslında göreceğiz.

Bütün firavun benlikler raiyye kitleler ister. Çünkü firavun benlik sadisttir; sadist benliğin tatmini için mazoşist benlikler lazımdır. Yani raiyye-firavun, firavun-raiyye çarkı sadomazoşist bir çarktır. Sadece mazoşistin sadistlere muhtaç değildir, sadistler de mazoşistlere muhtaçtır. Bu ikisi daima birbirine bağımlıdır. Sadistli ı avun benlik, yönettiği kitlenin iki şey olmasını asla istemez:

Tümden yok olmak,

Şuurlu özgür karşı çıkış sergileyebilen benlik olmak.

Raiyye benlikler, sadist firavun güdücülerce sevilir, acınır, korunur. Krallık padişahlık sistemlerindeki sözde

‘halk sevgisi’ böyle bir sevgidir. Muhtaç sürüngenlere duyulan bir tatmin hissidir ki bu, firavun sadistler ona ‘halka şefkat’ yaftası yapıştırırlar. Peki, bu şefkat neden o halkın özgür iradesini kullanan yaratıcı bireyler olmasını mümkün kılmıyor?” diye sorulmamıştır.

“Sadist kişi, açıkça egemen olduğu kişileri ‘sever’. Bu kişi karısı, çocuğu, asistanı, bir garson, sokaktaki bir dilenci olabilir, her durumda egemenlik nesnesine karşı duyulan bir ‘sevgi’ ve hatta minnet vardır. Sadist kişi, karşısındakini çok sevdiği için hayatına egemen olmak istediğini düşünebilir. Aslında, onu, ona egemen olduğu için ‘sever.’ Egemenlik kurduğu kişiyi maddi şeylerle, övgülerle, sevgi kanıtlarıyla, zeka görüntüleriyle ya da ilgi göstererek kandırabilir. Ona her şeyi verebilir, bir şey dışında: Özgür ve bağımsız olma hakkı.” (Fromm, Özgürlük Korkusu, 130)

Simbiyotik İlişki:

Sadist benlikle mazoşist benlik arasındaki bu ilişkiye psikolojide (biyolojiden alınan bir tabirle) simbiyotik ilişki (Fransızca ve İngilizcede telaffuz farkıyla aynı sözcük)

Simbiyotik ilişki, birbirine zıt iki yapı veya karakter ara sındaki birlikte yaşama mecburiyetinden doğan bir ilişki türüdür, (bk. Webster International Dictionary, symbio sis mad.) Simbiyotik ilişkide, birbirine zıt iki varlık veya kişilik, birbirinden yararlanan iki asalak varlık olarak bir tür kader birliği yaparlar. Bu birliktelik, biyolojik alanda anne ile çocuk arasında vücut bulmaktadır. Aynı birliktelik eşler arasında da gözlenebilir. Öyle ki bunların biri öldüğünde öteki de yaşayamaz olur.

Simbiyotik birliktelik, kölelerle efendileri arasında da vücut bulmaktadır. Bu ilişkide bazen, efendinin köle u/erindeki sadist zevk tatminleri, köle için de özlenir olmakladır. Geçmiş toplamların birçoğunda tiranla toplum arası ilişkiler böyle bir ilişki olabilmiştir. Başa yıkamadığı düşmanlarının kahredici gücü karşısında teslimiyet duyarak kendisini tatmin eden toplumların psikolojileri de aynı türdendir. Burada mücadele ile elde edilemeyen tatmin, teslimiyet ve köleleşme ile elde edilmektedir. ‘Celladına aşık olmak’ dedikleri dejenerasyon, işte böyle bir illettir. Bu tür bir ilişki, sevgi ile nefret arasındaki esrarengiz alanda vücut bulan gidip gelmeleri göstermesi bakımından son derece şaşırtıcıdır, (bk. Ludwig Knoll,

Encyclopedie dela Psychologie Pratique, Nymbiose maddesi)

Milli Mücadele'ye öngelen günlerde, mandacılığı savunanların psikolojileri böyle bir simbiyotik psikoloji idi. Mustafa Kemal’in tavrı, kişiliği ve hayat anlayışı ise bu Simbiyotik psikolojiye tamamen ters, mücadeleci, zoru ve karşı çıkışı seçen bir psikoloji idi. Bunun için de rahatı, teslimiyetin getirdiği güveni seçenler tarafından ihanet ve isyan olarak algılanıyordu.

Ne ilginç bir varoluş paradoksudur ki, sadist firavunun hegemonyası altına giren kişiler sadist ezicilerini severler. Kur’an Zühruf 5456. ayetlerin ‘Allah’ı üzüp öfkelendirerek intikam almaya sevk eden sapıklık’ olarak gördüğü bu kitlesel düşüşe modern psikoloji ‘mazoşist sapıklık’ (masochistic perversion) diyor. Erich Fromm’u dinleyelim:

"Acı çekme ve zayıflığın, insan çabasının amacı olabilenimi kanıtlayan bir olgu vardır:

Mazoşist sapkınlık. Bu ılımımdaki kişilerin bilinçli biçimde acı çekmek istedikleri ve bundan hoşlandıkları görülür. Mazoşist sapkınlıkta, kişi başkasının kendisine fiziksel acı verdiği durumda cinsel heyecan duyar. Ancak bu, tek mazoşist sapkınlık biçimi değildir. Genellikle aranan, acının kendisi değil, fiziksel olarak çaresiz ve zayıf olmanın getirdiği heyecan ve doyumdur. Çoğu kez, mazoşist sapkınlıkta istenen, ‘manevi’ olarak zayıflatılmak, küçük bir çocuk gibi azarlanıp aşağılanmaktır. Sadist sapkınlıkta ise doyum bunun karşıtından, yani başkalarına fiziksel olarak zarar vermekten, iplerle ve zincirlerle bağlamaktan ya da eylem ve sözcüklerle aşağılamaktan elde edilir.” (Fromm, Özgürlük Korkusu, 131)

Velhasıl, firavunların dünyasında kitle olacaktır ama raiyye yani hayvan sürüsü olacaktır. Güdülebilecektir; bu da yetmez güdülmekten zevk alabilecektir. Güdenleri takdis edebilecektir. Bakın Osmanlı düzenine: Baştan sona bir zulümler ve hegemonyalar düzeni olan bu düzen, raiyyeleştirip sömürdüğü ve süründürdüğü kitlelere kendisini ‘Allah’ın yeryüzündeki gölgesi’ olarak takdis ettirmiştir. Bırakın koyu raiyyelik dönemlerini, Osmanlı’nın Meşrutiyet dönemindeki anayasasında (1876 anayasası) bile padişahın sorgulanamazlığını ifade eden tabirler, Kur'an'ın Allah için kullandığı tabirlerin kelimesi kelimesine aynıdır. Allah nasıl ‘la yüs’el’ (sorgulanma ve sorumluluk üstü) ise padişah da öyledir. Neden olmasın? Padişah, ‘yeryüzünde Allah’ın gölgesi’ değil mi?

Raiyye kitlelerin mazoşizme sapmaları şaşırtıcı değildir. Mazoşizm, özgür yaratıcı benlikten kaçışın telafisini sağlayan mekanizmalardan biridir. Fromm, buna ‘özgürlük yükünden kurtulmak’ (to get rid of the burden of freedom) diyor: “Mazoşist eğilimlerin büründüğü değişik biçimlerin ortak bir amacı vardır: Bireysel benlikten kurtulmak, kendini kaybetmek; yani özgürlük yükünden kurtulmak. Bireyin çok güçlü olduğunu hissettiği bir kişi ya da güce boyun eğmeye çalıştığı mazoşist çabalarda bu amaç çok açık seçiktir. Bir başka kişinin üstün gücüne inanç, her zaman göreli anlamında alınmalıdır. Bu inanç, öteki kişinin gerçek üstün gücüne de dayalı olabilir, kişinin kendi önemsizlik ve güçsüzlük inancına da.”

Kendi bireysel benliğimi hiçe indirebilirsem, birey olarak ayrılığımın bilincinin üstesinden gelebilirsem, kendimi bu çelişkiden kurtarabilirim Bu amaca yönelik yollardan biri, bütünüyle küçük ve çaresiz olmaktır; bir başka yolu acı ve ıstırap altında ezilmek; bir başkası da sarhoşluğun etkisinde boğulmaktır. İntihar, bütün öbür yollar kişiyi yalnızlık yükünden kurtaramadığında, son umuttur.” (Fromm, Özgürlük Korkusu, 134135)

“Mazoşizm, insanın bireysel özünden kurtulma, özgürlükten kaçma ve kendisini bir başkasına bağlayarak güvenlik arama girişimidir. Bu tür bir bağımlılığın çok çeşitli biçimleri vardır. O, özellikle kültürel kalıplar bu tür bir ussallaştırmayı meşrulaştırdığı zaman, özveri, ödev ya da sevgi olarak ussallaştırılabilir. Mazoşist uğraşlar bazen cinsel itilimlerle karışık ve haz verici olabilirler (mazoşist sapkınlık). Mazoşist uğraşlar çok kez kişiliğin bağımsızlık ve özgürlük isteyen bölümleriyle öylesine çelişirler ki, acı verici ve işkence yapıcı durumlar olarak duyumsanırlar.”

“Ortak yaşama bağlantısının sadist ve etkin biçimi olan başkalarını yutma itilimi, sevgi, aşırı koruyuculuk, ‘haklı gösterilmiş’ baskı, ‘haklı gösterilmiş’ intikam vb. her i lirden ussallaştırmalarda görülür. O, aynı zamanda cinsel itilimlerle karışmış olarak cinsel sadizm şeklinde de ortaya çıkar. Tüm sadist dürtü biçimleri, bir başka kişi üstünde tam bir baskı kurma, onu ‘yutma ve istencimizin güçsüz bir objesi yapma’ itilimine geri götürebilir. Güçsüz bir insan üstünde tam bir baskı kurma, etkin bir ortak yaşam bağlantısının temelidir. Üstünde baskı kurulan kişi, kendi başına bir erek olan bir insan olarak değil de kullanılacak, sömürülecek bir şey olarak algılanıp işlem görür. Bu yoğun istek, yıkıcılıkla ne kadar çok karışırsa o kadar acımasız olur. Ama, kendisini çok kez ‘sevgi’ kılığında gösteren iyiliksever baskı kurma da bir sadizmdir. İyiliksever sadist, objesinin zengin, güçlü, başarılı olmasını istediği halde, bir tek şeyi, objesinin özgür ve bağımsız hale gelmesini ve bu nedenle onun olmaktan kurtulmasını tüm gücüyle engellemeye çalışır.” (Fromm, Kendini Savunan İnsan, 111)

Mazoşist ruh hali, kitlesel tezahürlerinde daha çok bir kurtarıcı beklentisine bürünür.

Kurtarıcı bekleyen kille psikolojisi, tarihin en uzun ve en yoğun mazoşizmini sergilemiştir.

Fromm, insan kitlelerinin bu halini tasvir de şu örneği veriyor:

“Evi yanan bir adam, penceresinde durarak yardım ister, kimsenin kendisini duyamayacağını unutmuştur, birkaç dakika sonra alev alacak olan yangın merdiveninden inmeyi de akima getiremez. Kurtarılmak istediği için bağırır, o anda davranışı kurtuluş yolunda bir adım gibi görünür, oysa tam bir felaketle sonuçlanacaktır. Aynı biçimde, mazoşist çabalar da kusurları, çelişkileri, delilikleri, kuşku ve dayanılmaz yalnızlığıyla bireysel benlikten kurtulma isteğinden kaynaklanır, ama yalnızca en görünürdeki acıyı hafifletebilir, bazen daha da büyük acılara yol açar. Mazoşizmin mantıksızlığı, bütün başka nevrotik davranışlarda olduğu gibi, dayanılmaz bir ruhsal durumu çözmek için benimsenen yolların sonunda yararsız oluşumdandır.”

“Mazoşizm açısından bunun anlamı, bireyin dürtüsünün dayanılmaz bir yalnızlık ve önemsizlik duygusu olduğudur. Birey, benliğinden kurtularak bu duygudan kurtulmaya uğraşır; buna ulaşma yolu kendini küçültmek, acı çekmek, kendini bütünüyle önemsiz kılmaktır. Ama istediği acı değildir; acı, zorunlu olarak ulaşmaya çalıştığı bir hedef için ödediği bedeldir. Bedeli ağırdır. Giderek de artar. Aslında fiyatını ödediği şeyi hiçbir zaman elde etmeden sürekli borca girer, oysa istediği iç huzuru ve dinginliktir.”

“Bireysel benliğin yok edilmesi ve böylece dayanılmaz yalnızlık ve güçsüzlük duygularının yenilmesi çabası, mazoşist çabaların yalnızca bir yönüdür. Öteki yönü, kişinin kendisi dışında daha büyük ve güçlü bir bütünün parçası olma, bunun içinde erime ve buna katılma yabasıdır. Bu bütün bir kişi, bir kurum, tanrı, ulus, bilinç ya da ruhsal bir zorlanım olabilir. Sarsılmaz derecede güçlü, yıkılmaz ve görkemli olduğu düşünülen bir bütünün parçası olarak kişi bunun gücüne ve görkemine katılmış olur. Kendi benliğini bütüne adar ve benlisine ilişkin bütün güç ve gururdan vazgeçer, birey olanı k bütünlüğünü yitirir ve özgürlüğünden de vazgeçer. Ama içinde eridiği güce katılımı, ona yeni bir güvenlik ve yeni bir gurur sağlar. Ayrıca kuşku işkencesine karşı da bir güven kazanır.”

Mazoşist kişi, efendisi kendisi dışında bir otorite de olsa, bilinç ya da ruhsal zorlanım gibi içselleştirilmiş de olsa karar vermekten, benliğinin yazgısının sorumluluğundan ve böylece de hangi kararları alması gerektiği kuskusundan kurtulmuştur. Ayrıca hayatın anlamı ya da kim olduğu gibi kuşkulardan da kurtulmuştur. Bu soruların yanıtım, kendisini bağladığı güçle ilişkisinde bulur. Hayatının anlamı ve benliğinin kimliği, benliğin içinde eridiği büyük bütün tarafından belirlenir.”

(Fromm, Özgürlük Korkusu, 135-137)

Kurtarıcı beklemeye Fromm’un verdiği bir diğer ad, ‘büyülü yardımcı beklemek’ olmuştur. ‘Büyülü yardımcı’ (magic helper) beklemenin insan hayatındaki şaşmaz sonucu hayal kırıklığı ve hüsrandır. Akıl ve mücadelenin yerine ‘kurtarıcı bekleme’yi koyan toplumların tarihi bunun en şaşmaz kanıtı ve tanığıdır.

Dahası var: Ezilip horlanarak sömürülen kitle, hayal ettiği ‘kurtarıcı’yı bulamayınca, kendisini sömüren efendilerini bir tür kurtarıcı gibi algılamaya başlar. Sadomazoşizmin kahırlı tecellilerinden biri de budur.

“Sömürülen grubun gücü, durumunu değiştirmeye yetmediğinden ya da herhangi bir değişiklik düşününe sahip olmadığından bu grup, efendilerine, ‘yaşamlarını sağlayan ve yaşamın verebileceği her şeyi kendilerinden edindikleri kimseler’ olarak bakma eğilimini gösterecektir. Kölenin efendisinden elde ettiği ne kadar az olursa olsun, o, kendi çabasıyla bunu bile elde edemeyeceğini düşünmektedir.” (Fromm, Kendini Savunan İnsan, 84)

Fromm’un bu sözleri, Kur'an'ın Nahl suresi 7576. ayetlerinin bir yorumu gibidir. İşte o ayetler:

“Allah şöyle bir örnekleme yaptı: Hiçbir şeye gücü yetmeyen, başkasının eşyası durumunda bir kul/köle ile bizden bir güzel rızıkla rızıklandırdığımız ve ondan gizli-açık dağıtan bir kişi. Bunlar aynı olur mu?! Bütün övgüler Allah’adır ama onların çokları bilmiyorlar. Allah şöyle bir örnekleme de yaptı: İki adam; birisi konuşmaz; hiçbir şeye gücü yetmez, efendisi/yöneticisi üstüne sadece bir yük. Efendi onu nereye gönderse hiçbir hayır getiremez. Şimdi bu adam, dosdoğru bir yol üzerinde bulunup adaleti özendiren kişi ile aynı olur mu?”

Erich Fromm (ölm. 1980) eserlerinden birinin adım ‘On Disobedience’ (İtaatsizlik Üstüne) koymuştur. Bu eserin küçük adı, onun mesajının da özetidir: ‘Why Freedoın Means Saying No to Power’ (Özgürlük Neden Otoriteye Hayır Demek Anlamındadır?) Fromm bu isimlendirmişiyle, adeta, Kur'an'ın Zühruf suresi 5456. ayetlerinin mesajını özetlemiştir.

 

 

 

 

 


Ana Sayfaya Dönmek İçin Tıklayın 

  www.aymavisi.org  
 

 

 

 

 
 + Büyüt | - Küçült