Güncel

 

 

Ermenilerin Suriye’ye Nakli: Sürgün Mü, Soykırım mı?

Yusuf Halaçoğlu


KISALTMALAR

AB Avrupa Birliği ABD Amerika Birleşik Devletleri AO Artem Ohandjanian AOK Armeeoberkommando (Başkomutanlık) ATBD Askerî Tarih Belgeleri Dergisi Ayr. Ayrıca Bkz. Bakınız BOA Başbakanlık Osmanlı Arşivi DH. Dahiliye Nezareti FO Foreign Office KA Kriegsarchiv (Savaş Arşivi) NA Nachrichtenabteilung (İstihbarat Dairesi) NARA National Archives and Research Administration No. Numara RG Record Group s. sahife ŞFR Şifre Kalemi UK United Kingom US United States v.d ve devamı Vol. Volum WO War Office

Birinci Dünya Savaşı, bütün dünyanın âdeta birbirini boğazladığı, milyonlarca insanın hayatını kaybettiği bir vahşet in adıdır. Bu savaşta insanlık değerleri rafa kaldırılmıştır. Bir takım yöneticilerin kişisel hırslarından habersiz olan milyonlarca gü nahsız kadın, çocuk ve masum insanın yaşadığı acı, altından kalkılmaz bir yükü insanlığın sırtına yüklemiştir. Bu savaşta tüm insanlık bi r trajedi yaşamıştır. Ne yazık ki, bu denli yıkıma sebep olan bir savaşın ardından, otuz yıl sonra yine kişisel hırsların, âdeta insanlıkla alay edercesine geçmişte yaşanan acıları unutup, dah a da feci ikinci büyük savaşa girmesi, medenî dünyanın ibret almasın ı gerektiren bir tarih kesitidir. Ama ne yazık ki bugün de tarih tekerrür etmektedir. Dileğimiz, bundan böyle insanların acı çek me mesidir. Birinci büyük savaşta, yani 1915’te, savaşın en yoğun olarak cereyan ettiği coğrafyalardan biri de Osmanlı İmparatorluğu idi İmparatorluğun üç cephede, Çanakkale, Kafkasya ve Suriye-Filist in bölgesinde verdiği mücadele, tarih araştırmacıları için, âdeta bir labaratuar niteliği taşımaktadır. Meselâ Çanakkale Savaşları, Türklerle İngiliz ve Fransızlar arasında geçmesine rağmen, bugü n bu savaş, Yeni Zelanda, Avustralya, Hindistan gibi ülkeleri de yakından ilgilendiriyor. Keza Kafkas cephesinde Rus, Gürcü, Azeri, Ermeni ve Türkler karşı karşıya gelmiştir. Suriye-Filist in cephesi ise İngiliz, Fransız, Arap ve Türklerin çarpışmalarına sahne olmuştur. İşte böyle bir ortamda, Osmanlı vatandaşı olan Ermenilerin, yukarıda sayılan devletlerle Osmanlı Devleti’ne ka rşı işbirliği yaptıkları görülmektedir. Bu nedenle savaş bölgesinde n, savaş alanı dışına nakledilen Ermenilerin, o tarihte başlarına geldiği iddia edilen ve çoğu siyasî nedenlerle ortaya atılan bir takım olayların gerçek yüzü, tarih metodolojisinin olağan kuralları çerçevesinde çözümlenmek durumundadır. Tarih bilimi, geçmişte meydana gelmiş olayları, farklı pencerelerden değerlendiren, fakat bu değerlendirmeleri belgelere daydıran bir ilim dalıdır. Biz buna sadık kalarak, kısa, ancak öz bir kitapçık hazırladık. Burada sunulan belgeler, çok söze gerek duyurmayacak biçimde, Ermenilerin soykırım iddialarına bilimsel olarak cevap vermekte ve soykırım tanımıyla, Ermenilerin Suriye ’ye nakillerinin uyuşmadığını göstermektedir. Bunun yanısıra, akıll arda şekillenen pek çok sorunun cevabını da burada görmekteyiz. Aslında ortaya atılan her iddiaya karşı bir kitap yazmak mümkündür. Ancak hedefimiz, herkesin merak ettiklerini bulacakları ve rahat okuyabilecekleri bir kitapçık hazırlamak olduğundan, bu yola başvurulmuştur. Bilhassa kitap sonuna konulan çoğu yabancı arşiv belgeleri, Ermenilerin ve Ermeni yanlısı çevrelerin iddialarının tutarsızlığını ortaya koymaktadır. Bazı okurlarımız, Ermenilerin Türklere uyguladıkları katliamlardan bahsedilmediğini düşünebilirler. Ancak kitabın adından da anlaşılacağı üzere, temel hedef, Ermenilerin soykırım iddiaları na belgelerle cevap vermektir. Buna karşılık soykırım iddiasında bulunanların da, bundan böyle, aynı şekilde belgelerle iddialar ını kanıtlamaları gerekecektir. Bilhassa, soykırım yapıldığını parlamentolarında kabul eden devletlerin, insanlık ayıbı olan b öyle bir suçlamayı neye dayanarak aldıklarını açıklamaları şarttır. Aksi takdirde başkaları da onları, 1948 soykırım sözleşmesinin, “bir ulusa veya topluluğa, bedensel-ruhsal zarar vermek” maddesini ihlal iddiasıyla, soykırım yapmakla suçlayabilirler.

ERMENİ MESELESİNİN ORTAYA ÇIKIŞI VE ERMENİ KOMİTELERİNİN FAALİYETLERİ

1915'te Ermenilerin Osmanlı Devleti tarafından Suriye'ye zorunlu göçe tabi tutulması, bugün pekçok ülkede ve Türkiye'nin AB'ye giriş sürecinde, bir "soykırım" olarak nitelendirilmekte ve bir baskı unsuru olarak kullanılmaktadır. Gerçekten 1915'te neler olmuştur ve o tarihte meydana gelen olaylar nasıl değerlendirilebilir ? Bu soruların cevabı, Ermeni diasporası'nı n ve soykırım iddiasında bulunan diğer grupların gerçek niyetlerini de ortaya koyacaktır. Aslında Türklerle Ermeniler gerek Selçuklu Devleti, gerekse Osmanlı Devleti dönemlerinde 850 yıl hiçbir sorun olmadan birlikte aynı devleti paylaştılar. Ancak 1877-78 Osmanlı-Rus savaşı, yeni bir dönemin başlangıcı oldu. Ayastefanos Antlaşması’nın 16. maddesine giren Ermeni ıslahatı maddesi, dah a sonra İngiltere ve Fransa'nın baskısıyla Berlin Antlaşması’nın 61. maddesi olarak kabul edildi. Rusya ile İngiltere arasındaki rek abet, Ermeni konusunu, devletlerarası bir hüviyete soktu. Bu durumdan cesaretlenen bazı Ermeniler de harekete geçtiler ve yurt içinde ve dışında ihtilâlci Ermeni partileri ve dernekleri kurmaya başladılar. Görünüşte hayır cemiyetleri olarak kurulan dernekler, kısa süre sonra Ermenistan kurma plânı için birer tedhiş yuvası hali ne dönüştü. Bunlardan, 1878 yılında Van'da kurulan Kara Haç Cemiyeti, Amerika'daki Clu Clux Clan benzeri bir kuruluştu 1. Bundan iki yıl sonra, 1880 yılı civarında Rusya yönetimindeki Ermenistan'da kurulan dernekler ise Anadolu Ermenilerine silâh göndermeye başlamışlardı 2. Buna ek olarak 1881'de Erzurum'da Anavatan Müdafileri (Pashtpan Haireniats) Derneği kuruldu; derneğin amacı, Ermenileri sözde saldırılardan korumak üzere, onları silâh ve cephane ile donatmaktı 3. 1885 sonlarında ise Van'da İhtilâlci Armenakan Partisi kuruldu. Bu partinin kuruluş gayesi ise ihtilâl çıkararak kendi kendilerini yönetme hakkını sağlamaktı4. 1887'de Cenevre'de Marksist Ermeniler tarafından kurulan Hınçak Partisi, 1890'da İhtilâlci Hınçak Partisi adını aldı. Partinin programındaki ilk hedef, Anadolu'daki Ermenilerin siyasî ve mil lî bağımsızlığını sağlamaktı. Anadolu'da ihtilâlle gerçekleştirile cek hedeflere ulaşmak için takip edilecek usûl; propaganda, kışkırt ma, terör, teşkilâtlanma ile işçi ve köylü hareketidir. Kışkırtma vasıtaları hükûmete yönelik gösteriler, vergi vermemek, ıslahat istemek ve devlete karşı düşmanlık şeklindeydi. Terörün hedefi, Bâbıâlî ile hükûmette görev yapan Türk ve Ermeniler, casus ve muhbirler idi. İhtilâl, Osmanlı Devleti savaş halinde iken gerçekleştirilecek ve Anadolu'daki Ermenilerin bağımsızlığı sağlandıktan sonra Rusya ve İran Ermenileri ile federatif bir Ermenistan kurulacaktı 5. 1890 yazında Tiflis'de Ermeni İhtilâl Federasyonu (Taşnaksutyun) kuruldu. Kısa adı Taşnak olan bu p a r t i n i n 1892' d e a ç ı k l a n a n p r ulaşmak, ihtilâlci çeteler kurmak, halkı silâhlandırmak, hükûme t yetkilileri ve kurumları ile muhbir ve hainlere karşı hareketle r düzenlemek esas ilkelerdi6. Yurt dışındaki kuruluşlar Rusya, İran, Avrupa ve Amerika şehirlerinde şubeler açtıkları gibi Osmanlı topraklarında da gi zli olarak teşkilâtlandılar. Armenakan Partisi İstanbul, Trabzon, M uş ve Bitlis'de 7; Hınçak Partisi de İstanbul, Bafra, Merzifon, Amasya,

Tokat, Yozgat, Arapkir ve Trabzon'da şubeler açtı 8. Taşnaksutyun ise İstanbul ile Doğu Anadolu şehirlerinde teşkilâtlandı. Bu derneklerin Türkiye'de teşkilâtlanmaları ile birlikte ardarda t edhiş hareketleri meydana geldi. 1895'de çıkan Sason isyanı Ermeni propagandasının milletlerarası boyut kazanmasına yol açtı. Kurulan bir milletle rarası Tahkikat Komisyonu, 20 Temmuz 1895'te yayınladığı raporunda Sason olaylarında Ermenilerin masum olmadığını açıkladı 9. Sason isyanının Bâbıâlî üzerinde, Avrupa'nın fiili bir müdahalesine y ol açmaması karşısında Ermeniler, 1895 yılında özellikle Hınçak komitesi üyelerinin kışkırtmaları sonucu İstanbul, Divriği, Trabzon, Eğin, Develi, Akhisar, Erzincan, Gümüşhane, Bitlis, Bayburt, Urfa, Erzurum, Diyarbekir, Siverek, Malatya, Harput, Arapkir, Sivas, Merzifon, Maraş, Muş, Kayseri, Yozgat ve Zeytun'da olaylar çıkarttılar. Bu olaylarda Türklerin yanısıra kendilerine katılmayan Ermenilere karşı da cinayetler işlediler v e kundaklama faaliyetlerinde bulundular 10. Bu olayların sonrasında Trabzon, Van, İstanbul, Sason, Harput, Adana ve Zeytun'da isyanlar birbirini izledi. Osmanlı güvenlik güçlerinin isyancı örgütlerle olan mücadelesinde, o dönemin Batılı devletlerin baskısıyla, suçluların yanısıra pekçok suçsuz kimse de cezalandırıldı. Öte yandan, terör örgütleri içinde yer alıp mahkemelerde mahkum olan Ermeniler, zaman zaman çıkarılan aflarla serbest bırakıldılar. Yukarıda belirtildiği gibi 1915 tarihine kadar Ermenilerin sadece teröre bulaşmış olanlarıyla Osmanlı Devleti'nin mücadele ettiği görülüyor. Nitekim bu mücadeleler, bütün Batılı ülkeleri n diplomatlarınca yakından takip edilmiş ve Osmanlı Devleti'ne ıslahat için sürekli baskı uygulanmıştır. Aslında Ermenilerin g erçek düşünceleri sadece bir takım haklar kazanmak mıydı ; yoksa başka bir niyetleri mi vardı ? İşte bu soruların cevapları, Ermeniler in kendi yazışmaları arasındaki satırlarda verilmektedir. 8 Ekim 1917’de M. L. Meguerditchian imzasıyla İskenderiye’den “çok gizli” olarak, Ermeni Millî Delegasyonu Başkanı Boghos Nubar Paşa’ya yollanan dosyada yer alan, “…Kafkasya’da oluşturulan gönüllü Ermeni alayları Büyük Ermenistan’ı kurmak için çarpışırken, ulusal hed efimiz Büyük ve Küçük Ermenistan’ın kurulması... ” ifadeleriyle, aslında Ermenilerin hedeflerini açıkça ortaya koyuyordu11. NEDEN TEHCİR EDİLDİLER Osmanlı tarih terminolojisinde geçen tehcir kelimesi, bugünkü tabirle tam olarak, ülke içinde bir yerden başka bir yere nakil anlamını taşıyan "zorunlu göç" karşılığında kullanılmıştır. Bu nedenle tehcirin anlamı, çoğu kimselerin ve özellikle Ermeni diasporasının kullandığı, yurt dışına çıkarma anlamındaki "deportation"la eşdeğer değildir. İkinci Dünya Savaşı'nda ABD ile Japonya arasında çatışmalar başladığı zaman ABD, Pasifik kıyısında bulunan Japon asıllı vatandaşlarını, güvenlik nedeniyle Missisipi vadisine nakletmiş ti. Bu nakilde Japonların herhangi eylemi olmamasına rağmen, potansiyel bir tehlikeye karşı böyle bir tedbir uygulamaya konulmuş ve nakil sırasında birçok Japon hayatını kaybetmişti. Osmanlı Devleti'nin Ermenilere uyguladığı zorunlu göç ise, ABD'deki Japonlardan çok daha farklı bir durum göstermektedir. Herşeyden önce Ermeniler, arka plânda bir devlet kurmak düşüncesiyle Birinci Savaş'tan 25-30 sene önce silaha sarılmışl ardı. Osmanlı Devleti'nin 1914 Kasımında Almanya'nın yanında savaşa katılması, Ermenileri destekleyen Batılı Devletlerle Rusya'yı, yeni bir politikayı uygulamaya itti. Ermenilerle gizli görüşmeler ya pıldı ve silahlandırıldılar. Tiflis’teki Ermeni Bürosu da Ruslarla Os manlı Devleti'ne karşı ittifakı teyit etmektedir. 30 Kasım 1914 tarih inde yayınladıkları bildiride, “ Dünyanın dört yanından Ermenilerin Rus ordusu saflarına katıldığı, Rus bayrağının Çanakkale ve İstanbu l boğazlarında dalgalanacağı, hrist iyan inancından dolayı acı çek miş olan Türkiye Ermeni halkının Rus korum ası altında yeni ve özgür bir hayata kavuşacağı” vurgulanmıştır 12. Gerçekten de daha sonra Rus, İngiliz ve Fransız ordularında, Ermeni askerleri yer almıştır (Bkz. BELGE 1). Meselâ Alman istihbarat kaynakları, Şubat 1915 itibariyle 592 Osmanlı Ermenisi ve 11.854 diğer Ermenilerden olmak üzere toplam 12.446 Ermeni’nin Fransız ordusuna alındığını bildirmektedir 13. Keza İngiliz Mareşal Allenby, Türkleri Şam’ın güneyinde yendiğinde, yanında 8.000 Ermeni savaşçının mevcut olduğundan bahsetmektedir 14. Trabzon'daki Avusturya Macaristan İmparatorluğu Konsolosu Moricz de, 30 Ocak 1914 tarihli bir raporunda, Rusların, Ermeniler üzerindeki etkisiyle ilgili olarak şöyle demekteydi 15 : "Ruslar, Ermenileri harekete geçireceklerdir. Bu maksatla çok para harcıyorlar, gizlice âsilerin hizmetine si lah sevk ediyorlar ve bir Ermeni ayaklanmasının patlak vermesine aracılık ediyorlar". Nitekim İstanbul'da Avusturya-Macaristan İmparatorluğu Askerî Ateşesi Joseph Pomiankowski de Ermenilerle Ruslar arasındaki ilişkiyi şu şekilde açıklamaktadır : "Talat ve Enver Paşa, hemen harp başlar başlamaz, Ermenilerin düşman tarafını tutmaları, bilhassa Osmanlı ordusuna karşı düşm anca girişimlerde bulunmaları halinde şiddetli karşı önlemler alınac ağı hususunda kesinlikle uyardı. Buna rağmen Ermeniler, Türklere karşı düşman ca faaliyetlerde bulunmaktan, bilhassa Türk silahlı kuvvetlerine s aldırmaktan geri kalmadılar. Başlangıçta çok sayıda Ermeni asker, bazı Erme ni subayları, başlarında bir Ermeni milletvekili olduğu halde kaçıp Rusya'ya gittiler. Bunlar, Rus hududunu geçen Ermenilerle birlikte Ermen i gönüllü alaylarına katıldılar. Rusların safında Türk hududunu geçerek M üslüman halka barbarca saldırılarda bulundular. Ermeni haydud çeteleri Osmanlı ordusunun gerisine, ikmal kuvvetlerine, postalara ve bağımsız b irliklere hücum ettiler. Türk hükûmeti ve ordusunun ileri gelenleri, Erme nilerin genel bir ayaklanmaya girişecekleri hususunda endişe etmekte haksız d eğildi. Gerçekten de bu isyan Nisan 1915'te Van'da patlak verdi"16 İstanbul’daki Alman Büyükelçi vekili Neurath’ın, 26 Haziran 1915 tarihli raporunda belirttiği gibi, “ Türk hükümeti, Doğu Anadolu’daki Ermeni halkını, yoğun olduğu eyaletlerde ihtilâl ç ıkarmalarını engellemek için askerî sebeplerden dolayı sürgün etmiştir 17. Ermenilerin o zamana kadar yürüttükleri faaliyetler ve kendi ülkelerine karşı olan dış güçlerle işbirliği yapmaları, tehcir kararını zorunlu hale getirmiştir18. Buna rağmen daha tehcir kararı alınır alınmaz Osmanlı Devleti ile savaş halinde bulunan İtilâf Devletleri’nin bir deklerasyon yayınlayarak Osmanlı Devleti’ni suçlu ilân ettikler i görülmektedir. İşte tehcir bu şartlarda başlamıştır. ABD Başkanı Wilson'un, Amerika'nın savaşa katılımını meşrulaştıracak ve bunun için kamuoyu oluşturacak bir takım olayların bulunması yolundak i talimatı doğrultusunda, o sırada Osmanlı nezdinde büyükelçi ola n Henry Morgenthau Ermeni tehciri meselesini ele almıştır 19. Morgenthau, ezilmekte ve yok edilmekte olan mazlum bir hristiyan millet olarak değerlendirdiği Ermenilerle ilgili geli şmeleri ve Ermenilerin zorunlu göçü sırasında meydana gelen bazı ölüm olaylarını, çok başarılı bir katliam propagandasına dönüştürmüştür. Henry Morgenthau'nun asıl raporlarıyla açık çelişkiler taşıyan bir “senaryo”, Büyükelçinin danışmanı ve tercümanı olan Türk Ermenisi Arshag K. Schmavonian, gazeteci Burton J. Hendrick ve Amerika Dışişleri Bakanı Robert Lansing tarafından hazırlanmış ve Morgenthau adına " Ambassador Morgenthau's Story " adıyla (New York 1918) yayımlanmıştır. 1914'ten itibaren Fransızlar da, Ermenilere bir devlet kurmak için söz verdiler ve bunun için haritalar yaptılar ve onlarla s ıkı bir işbirliğine girdiler (Bkz. BELGE 2). Musa Dağı Ermenilerine destek vererek, yaklaşık 5000 Ermeninin dağlara çekilmesine ve Osmanlı Devleti ile mücadele etmelerine yardım ettiler (Bkz. BELGE 3). Bu konuda Egyptian Gazette 'si 21 Ekim 1915 tarihli nüshasında, Musa Dağı Ermenileriyle ilgili şu haberi geçmişti20 : “…Tepenin eteğindeki köylerimizi savunmanın imkânsız olduğunu düşünerek alabildiğimiz kadar yiyecek ve malzeme ile üç saat mesafedeki Musa Dağı’nın Damlacık denilen tepelerine çekildik. Altı Ermeni k ö y ü olarak toplam 5.000 kişi idik. Hayatta kalanlar, 4 yaşın altınd aki bebek ve çocuklar 413, 4-14 yaş arası kızlar 505, 4 -14 yaş arası oğl anlar 606, 14 yaş üstü kadınlar 1 . 4 4 9 , 1 4 yaş ve üzeri erkekler 1 . 0 7 6 olma toplam 4.049 kişidir ”. Daha sonra Musa Dağı Ermenileri Fransız savaş gemileriyle Süveyş Kanalı'nın Asya tarafında bulunan Lazaret toplama kampına yerleştirildiler 21. Bu arada İngiltere ve Fransa İskenderun körfezine çıkarma yapmayı plânlıyordu. Bu plân çerçevesinde Anadolu Ermenileriyle temas sağlandı ve si lahlandırılmaları için girişimlerde bulunuldu (Bkz. BELGE 4). 1 2 Kasım 1914 günü İngiltere’nin Kahire'deki diplomatik temsilcisi M. Chcetham, Dışişleri Bakanı’na gönderdiği telgrafta " Boghos Nubar Paşa’nın, Türkiye ile reformlar konusunda anlaşmak için p ek umudu kalmayan Kilikya Ermenilerinin, Adana, Mersin ve İskender un’a yapılacak bir çıkartmada Müttefiklerin safında gönüllü olarak y er alabile ceklerini; bölgenin dağlık kısımlarındaki Ermenilerin de silah ve cephane ile donatılırlarsa Türkiye'ye karşı isyan edebileceklerini " bildirdiğini nakletmektedir. Ancak Suriye ordusu komutanı Cemal Paşa'nın Süveyş harekatı, çıkarmanın yönünü Çanakkale’ye çevirdi. Osmanlı ordularının Çanakkale, Kafkasya ve Suriye cep helerinde savaştığı bir sırada, savaş alanı olan bu üç bölgeyi birer çizgiyle birbirine bağladığımızda, üçgen içerisinde kalan bölge de Ermeni örgütleri, Osmanlıların Kafkas ordusu ve Suriye ordularının ikmal yollarını basıyor ve gönderilen yardım konvoylarını vuruyordu. Bu hareket Rus Büyükelçisi’nin İngiliz Dışişleri Bakanlığı’na yazdığı 24 Şubat 1915 tarihli bir memorandumda, “ Zeytunlu bir Ermeni'nin Kafkasya'da Kont Worontzoff-Dachkoff ile temas kurduğu, Türk ordularının ulaşım hatlarına baskın yapmak üzere 15.000 kişilik bir kuvvet topladıkları, anc ak silah ve cephanelerinin yeterli olmadığı, İngiliz ve Fransızlar tarafınd an İskenderun Limanı üzerinden bunun yapılabileceği... .” şeklinde dile getirilmiştir23. Çanakkale Savaşları'nın başladığı 18 Mart 1915 tarihinden itibaren Ermeniler Anadolu'da İtilâf güçleriyle eş zamanlı olar ak eylemlerini genişlettiler. Van ve çevresinde gerçekleştirdikler i olaylarda sivil halktan pek çok kişiyi öldürdüler. Mahmudiye'de müslümanları toplu olarak katlettiler; camileri ahır haline getirdiler24. 15 Nisan 1915'te Van, Çatak ve Bitlis'te isyan başlattılar25. Van ve çevresinde memur ve jandarmaları öldürdüler, karakollara ve Türklere ait evlere saldırdılar, resmî binaları yaktılar. Ruslarla işbirliği yapan Ermeni kuvvetleri, 16/17 Mayıs gecesi Van'ın Ruslara teslimini sağladılar. Ermeni isyanları, Anadolu' nun batı kesimlerinde de bir hareketlenmeye sebep oldu. Topyekün bi r isyan tehlikesi başgösterdi 26. Bu durumu İngiliz Albay Mark Sykes, Ermeni liderlerle yaptığı görüşmelerden sonra, 3 Ağustos 1915 tarihinde Kahire'deki İngiliz Kuvvetleri Komutanı Sir John Maxwell'e şu cümlelerle rapor etmiştir : "Talimatlarınızın gereği olarak, Boghos Paşa'nın sekreteri Malez ian ve Hınçak liderlerinden Damadian'la dün görüştüm. Kıbrıs'ta yaklaş ık beş bin Ermeni toplanacak ve Kuzey Suriye sahiline bir baskın için Müttefiklerin nezaretinde silahlandırılacak ve hazır bulundurulacaktır. Bu ku vvet, Bulgar ve Türk ordularında hizmet etmiş bin beş yüz kadar kişi ile Amerika Birleşik Devletleri'nde işçi olarak bulunan ve askerî deneyimi yetersiz kişilerden oluşacaktır..…Suedieh'e kadar uzanacak olan harekat için sekiz yüz kişi kullanılacak ve bu alanın yirmi mil kadar çevresinde i syan çıkarılacaktır. Geriye kalan kuvvetler 50-60 kişiden oluşan küç ük birlikler halinde Ayas ile Payas arasındaki noktalara çıkartılacak; Zeytu n ve Elbistan istikametinde daha Kuzeyde Makedonya hatlarındaki komi teciler gibi görevlendirilecektir"27. Bunun üzerine Osmanlı Devleti, Ermeni ileri gelenleri, çıkacak muhtemel isyanların önlenmesi konusunda uyardı. Ancak uyarıların dikkate alınmaması üzerine bu olayları başlatan ve Ermenileri silâhlandıran komite yuvalarını dağıtmak için 24 Nis an 1915'te vilâyetlere ve mutasarrıflıklara " acele ve gizli " kaydı ile bir talimat yolladı. Bu talimatda, Ermeni komite merkezlerinin kapatılması, evrakına el konulması ve komite elebaşılarının tutuklanması bildirildi 28. Bunun üzerine, "bugün Ermenilerin soykırım günü" olarak nitelendirdikleri tutuklamalar gerçekleşt i. Mısır'daki İngiliz Askerî Ofisi'ne Dedeağaç üzerinden ulaşan bi r bilgiye göre, “ 2 4 N i s a n 1 9 1 5 g e c e s i ü ç E r m e n i d i n g ö r e v l i s i i l e E r m e n i gazetesi "Puzantion"un sahibi de aralarında olmak üzere toplam 1800 Ermeni yakalandı. Tutuklular Ankara'ya gönderileceklerdir. Tutuklananların 500'ü Taşnak, 500'ü Hınçak ve kalanlar da Ramga var partizanlarıdır” denilmektedir29. Tutuklanan Ermenilerin “ Müttefik ordularına hizmet eden Ermeni gönüllüler veya müslüman katliamı sorumluları” olduğu İstanbul’daki İngiliz Yüksek Komiseri Amiral’e gönderilen şifre telgraflarda da kaydedilmektedir 30. Tutuklananlar, 25 Nisan 1915 tarihinde Ayaş ve Çankırı cezaevlerine sevkedildiler31. Buna rağmen isyanların devam etmesi üzerine, Almanya'nın da telkiniyle Ermenilerin, savaş alanı dışında bulu nan Suriye'ye nakli kararlaştırıldı 32. Bu durum Avusturya-Macaristan diplomatik belgelerinde özetle şu şekilde aktarılmaktadır : " Sert tedbirlerin alınmasının suçu Ermenilerindir. Ermeniler savaş başladıktan sonra Türk memurlarına ve Türk ordusuna karşı, akla gelebilecek her türlü düşmanca faaliyetlerde bulundular. Ayrıca Rusların gelmesinden sonra Van vilâyetinde Müslümanları acımasızca katlettiler"33 TEHCİR NASIL GERÇEKLEŞTİ Tehcir, Çanakkale, Kafkasya ve Filistin'de savaşan Osmanlı ordularının lojistik destek yollarına yakın yerlerdeki Ermenile r ile örgütlere destek veren tüm Ermenileri kapsamıştır. Zorunlu göçe tabi tutulan İç ve Doğu Anadolu'daki Ermenilerin, savaş alanına uzak olan Suriye ve Şehr-i Zor bölgesine nakledilmeleri kararlaştırılmıştır. Naklin kolaylıkla gerçekleştirilmesi için ana yollar ve tren yolları seçildi. Haritada görüldüğü gibi, beş me rkez, ana toplama alanı olarak belirlendi (Bkz. HARİTA I). Tehcire ta bi tutulacaklara, hareket hazırlığı yapmaları için, konsolos raporlarında da yer aldığı gibi ortalama bir hafta süre verildi Tehcir emri verilen Ermeniler, 2000'er kişilik kafileler halind e sevkedildiler. Kafilelerin korunması için, savaş dolayısıyla im kân nisbetinde koruma verildi (Bkz. BELGE 5).

Osmanlı Devleti tehciri, 29 Ağustos 1915 tarihiyle vilâyetlere gönderdiği şifre telgrafta şöyle tarif etmektedir34 : "Ermenilerin bulundukları mahallerden çıkarılarak tayin edilen mıntakalara sevklerinden hükûmetin beklediği gaye, bu unsurun h ükûmet aleyhine faaliyetlerde bulunmalarını ve bir Ermenistan hükûmeti teşkili hakkındaki millî emellerini takib edemiyecek bir hale getirilme lerini temin esasına matuf olup, masum kişi ve şahısların mhası hei deflenmediğinden, sevkiyat esnasında kafilelerin can emniyeti sağlanmalı ve muhacirîn tahsisatından sarfiyat yapılarak iaşele rine ait her türlü tedbir alınmalıdır. .. .Daha önce de tebliğ edildiği üzere asker aileleriyle, ihtiyaç nisbetinde sanatkâr, Protestan ve Katolik Ermenilerin s evkedilmemesi hükûmetçe kesin olarak kararlaştırılmıştır. Kafilelere saldırıya ve bilhassa gasb ve hiss-i hayvaniyelerine mağlup olarak ırza geçmeye teşeb büs edenlerle, bunlara ön ayak olan jandarma ve memurlar hakkında gecikmeksizi n kanunî tedbir alınarak, şiddetle cezalandırılmalı ve bu gibiler derhal azl edilerek Divan-ı Harblere teslim edilmelidir. Bu gibi olayların tekrarından vilâyet ve sancakların yetkililerinin sorumlu tutulacağı beyan olunur" (Bkz.BELGE 6). Yukarıdaki belgede de yer verildiği gibi, Ermenilerin na killerinden maksadın, onları imha maksadıyla yapılmadığı, onlar ın savaşın bitiminde, yani 1918 yılı sonunda, evlerine geri döndürülmesinden de anlaşılmaktadır. Bununla ilgili olarak çıkarılan kararnamede, isteyenlerin geri dönmesi, dönmek istemeyenlere baskı yapılmaması, evlerine dönen Ermenilere tüm emlâkinin iadesi, müslüman olanların istedikleri takdirde eski dinlerine dönebilecekleri, yetimhanelerdeki ve zengin aileler yanındaki çocukların aileleri ve yakınları bulunarak teslimi, v ergi borçlarının silinmesi, yolculuk sırasındaki tüm masraflarının d evlet tarafından karşılanması gibi maddeler yer almakta idi (BELGE 7). KİMLER NAKLEDİLDİ Bir takım propaganda kitaplarında yer aldığı üzere, bütün Ermenilerin tehcir edilmediği, hem Osmanlı arşiv belgelerinde, hem de konsolos raporlarında yer almaktadır 35. Mesela Amerikan arşivinde yer alan ve Adana, Haçin, Maraş, Zeytun, Antep, Urfa gibi şehirlerdeki Ermenilerin tehcirini istatistikî olarak göst eren bir belge, herkesin tehcir edilmediğini ve 1919 yılında bunların bü yük kısmının da geri döndüğünü, açık bir şekilde gözler önüne sermektedir (Bkz.BELGE 8). Öte yandan İstanbul ve Batı Anadolu şehirlerindeki Ermenilerin ise tamamen tehcir dışı tutulduğu gözlenmektedir. Bu şehirlerden sadece örgütlere üye olanlar tehcir kapsamı içine alınmıştır. İç Anadolu ve Doğu Anadolu Ermenilerinden ise, devlet görevinde bulunanlar (dok torlar ve orduda görevli olanlar), yaşlılar, hastalar, çocuklar , protestan ve kotolik mezhebi mensupları ile örgütle alâkası olmayan esnaf Ermeniler tehcir edilmemiştir. Nitekim vilâyetler e gönderilen tebliğde : “ ...Daha önce de tebliğ edildiği üzere asker aileleriyle, ihtiyaç nisbetinde sanatkâr, Protestan ve Katolik Ermenilerin sevkedilmemesi hükûmetçe kesin olarak kararlaştırılmıştır ” denmektedir . Tehcir dışında kalanlar hakkında bir rapor yazan Almanya’nın Halep konsolosu da, “ Batı Anadolu’da 27.200, İstanbul ve Edirne’de 164.000, Suriye, Filistin ve Bağdat’ta 13.500 olmak üzere topla m 204.700 kişinin sürgünden muaf tutulduğunu ” bildirmektedir36. Ermeni Ab e g h i a n i s e “İstanbul ve İzmir Ermenilerinin tehcirin çilesinden uzak kaldığını, sadece entelektüeller, yani kamuoyunda tanınan Ermen ilerin şair, yazar, öğretmen, din adamları, doktor, avukat vs. sürgün edildi ğini ve yollarda öldürüldüğünü... ” yazmaktadır. Abeghian‘ın bahsettiği Ermeniler, muhtemelen 24 Nisan 1915 tarihinde gerçekleştirilen tutuklamalardaki Ermeni örgüt mensubu olanlardır. Zira, bilhass a ordu içindeki doktorların tehcir edilmediği Osmanlı belgelerind e yer almaktadır. Josef Marquart adlı bir İsviçreli ise, tehcirde n geri kalan Ermeni nüfusu hakkında 350-450.000 rakamını tahmin ettiğini bildiriyor 37. Göçe tabi tutulanlar, arabalarla, hayvanlarla, nehirlere yakın olanlar "şahtur" denilen nehir vasıtalarıyla ve trenlerle nakledilmiştir. Bu vasıtaların bulunamadığı yerlerde ise yaya olarak gönderilmişlerdir. Bizzat sevkiyat güzergâhında görev yapan ve tehcir hareketini izleyen Amerika'nın Mersin konsolosu Edwart I. Nathan, 11 Eylül 1915 tarihli raporunda 38, 30 Ağustos 1 9 1 5 tari h v e 4 7 8 n u ma r a l ı gönderiyi yazdıktan sonra, kuzeyden buraya daha binlerce Ermeni ulaştığını ve Halep bölgesine transfer edildiğini belirtmektedi r. Nathan, Morgenthau'ya gönderdiği raporda, Tarsus'tan Adana'ya kadar bütün güzergâhların Ermenilerle dolu olduğunu ve Adana'dan itibaren bilet alarak trenle seyahat ettiklerini, kal abalık yüzünden sefalet ve çektikleri zahmete karşılık hükûmetin bu iş i son derece intizamlı bir şekilde idare etmekte olduğunu, şiddet e ve intizamsızlığa yer vermediğini, göçmenlere yeteri kadar bilet sağladığını, muhtaç olanlara yardımda bulunduğunu beyan etmektedir (Bkz. BELGE 9)39. NE KADAR ERMENİ TEHCİR EDİLMİŞTİR Bugün Ermeni diasporasının veya onlara yakın kimselerin yayınlarında bir milyon Ermeninin Osmanlı Devleti tarafından tehcir edildiği iddia edilmektedir. İddia sahiplerinin dayandık ları kaynak, o sırada Anadolu’da tehcir bölgesi dışında görev yapan ve ülkelerine propagandaya dayalı bilgiler gönderen bazı Amerikan konsoloslarıdır. Bu konsolosların raporlarında bir şey dikkati çekiyor ki, o da verilen bilgilerin “duyumlara” dayandığının belirtilmesidir. Osmanlı arşiv kayıtları ise, tehcir kapsamında olan Er menilerin sayısını 450.000 civarında vermektedir. Bu sayı Zenop Bezciyan ve Boghos Nubar Paşa tarafından da doğrulanmaktadır. Ermeni delegasyonu başkanı olan Boghos Nubar Paşa, Fransa Dışişleri Bakanlığı'na gönderdiği raporunda, 1918 yılı itibariyle Kafkasya ve İran dahil Ermeni sürgünlerin toplam sayısını 600700.000 olarak göstermektedir ki, bunların içinden 290 bin olan Kafkas ve İran göçmenleri hariç tutulacak olursa, tehcire tabi tutulanların sayısı 400 binin biraz üzerinde çıkar 40 (Bkz. BELGE 10). Aynı şekilde 25 Kasım 1915'te Konya'dan W. Peet’e Wilfred M. Post’dan gönderilen mektupta da 41 “....Demiryolu çalışanlarının bildirdiğine ve başka kaynaklara göre Pozantı’dan 500.000 sürgü n geçiş yaptı” denilmektedir. Bu 500 bin rakamını, Hanry Morgenthau günlüğünde, Ermeni protestanlarının vekili Zenop Bezciyan'la olan görüşmesinden şöyle aktarıyor 42.: "Ermeni protestanlarının vekili Z e n o p B e z c i y a n u ğ r a d ı . S c h m a v o n i a n k e n d i s i n i . Okul arkadaşıymışlar. [İçerilerdeki] şartlar hakkında bana çok şey a nlattı. Zor'daki Ermenilerin hallerinden oldukça memnun olduklarını söylemesine şaşırdım; işlerini kurup, hayatlarını kazanmaya başlamışlar bil e... . Bana çeşitli kampların nerelerde olduğunu gösteren bir liste verdi v e yarım milyon kişinin buralara nakledildiğini sandığını söyledi. Kış bastırma dan onlara yardım edilmesi gerektiği hususunda ısrarlıydı". Nitekim bu konuda, Osmanlıların verdikleri rakamlar da zorunlu göçe tabi tutulanların sayısının buna yakın olduğunu göstermektedir.

Tehcire tâbi tutulan nüfus 450000 400000 350000 300000 438.758 250000 200000 382.148 150000 100000 50000 0 1 2 Tehcir edilenler Tehcir bölgesine varanlar Yukarıda sayıları verilen, zorunlu göçe tabi tutulanlarla iskân yerlerine ulaşanlar arasındaki fark, tehcir uygulamasının Şubat 1916 tarihi itibariyle durdurulması nedeniyle, büyük oranda göçmenlerin bulundukları vilâyetlere yerleştirilmesinden kaynaklanmaktadır. Yaklaşık 30-40 bin civarında Ermeni göçmen ise hastalıktan ve eşkıya saldırısından kaybedilmiştir. American Committee for Armenian and Syrian Relief'in, 13 Eylül 1917’de yayınladığı beyannamede, Anadolu’da 500.000, Suriye’de 1.200.000, Kafkasya’da 350.000, İran’da 90.000 olmak üzere toplam 2.140.000 yardıma muhtaç insan bulunduğu beyan edilmektedir. Buna göre, Suriye'deki yardıma muhtaç olanların büyük kısmının Ermeni olması tabiidir ki, 1917'ye ait verilen bu rakamlar doğruysa, Birinci Savaş öncesine ait nüfus istatistiklerinin çok üzerinde bir Ermeni nüfusu ile karşı karşıya kalınmaktadır. Bu durumda, hiç Ermeni kaybı olmadığı gibi bir sonuca da ulaşılıyor. Üstelik beyannamede, bu rakamlara Mısır ve Güney Mezopotamya’daki göçmenlerin dahil edilmediği da ifade edilmektedir44. Nitekim, Suriye’ye tehcir edilen yaklaşık 500 bin kişinin yanısıra, Doğu Anadolu’da devam eden Osmanlı-Rus savaşı dolayısıyla savaş alanından Kafkasya’ya kendiliğinden göç eden yaklaşık 450-500 bin Ermeni daha bulunmaktadır. Dolayısıyla göç edenlerle sürgün edilenlerin toplamı yaklaşık bir milyona varmaktadır. Yi ne çeşitli Türk ve Batılı kaynaklarda, sürgün edilmemişlerin sayıs ı da 400 bin civarında verilmektedir. Bazı Ermeniler de hemen savaş öncesinde ve savaşın başlamasını müteakip, çeşitli yollarla yurtdışına kaçmıştır. Kafkasya'ya göç edenlerle ilgili olarak, çeşitli kaynaklarda yer alan bilgilere dayanarak tarafımızdan hazırlana n aşağıdaki cetveldeki rakamlar, bu konuda bizleri daha iyi aydın latacaktır. Buna göre :

Rev. Harold Buxton 1915 250.000 G. C. Raynolds 1917 250.000 J.L. Barton 1917 350.000 Hovannisian 1918 500.000 Aharonian 1919 400-500.000 Ermenistan Göçmenler Bakanlığı 1919 324.247 Armenag S. Baronigian 1920 570.000 Near East Relief 1920 350.000 General J. Bagratouni 1921 350.000 Ermeni Delegasyonu 1923 500.000 Joseph C. Crew 1923 450.000 Firidtjof Nansen 1925 420.000 TEHCİR EDİLEN ERMENİLERE NE OLDU Tehcir edilen Ermenilerle ilgili olarak konsolos raporlarında farklı bilgiler bulunmaktadır. Bunlardan bir kısmı aldıkları duyumlara dayanarak bir milyon Ermeninin tehcir edildiğini, bunların birçoğunun yollarda açlıktan ve hastalıktan öldüğünü bildirirken45, fahri konsolos Greg Young gibi bazıları da, Suriye valisinin izniyle kampları dolaşmış ve tehcir edilenlerle ilgil i bizzat şahit olduğu olayları rapor etmiştir. Bu raporunda Young, kamplarda hastahaneler kurulmuş olduğunu ve hasta Ermenilerin tedavi edildiğini yazmaktadır. Osmanlı arşiv kayıtları, Mezapotamya’ya zorunlu iskâna tabi tutulan Ermeniler için, devl et tarafından evler yapılmasını ve ziraat yapabilecekleri yerlere yerleştirilmelerini öngörmektedir. Nitekim Ermeni Protestanlarının vekili Zenop Bezciyan, Amerika büyükelçisi Hanry Morghentau'a, yarım milyon Ermeninin Suriye ve Şehr-i Zor'da yerleştiğini, işlerini kurup, hayatlarını kazanmaya başladıklarını yazmakta ve Osmanlı belgelerinde yer alan tebliğ in uygulandığını teyid etmektedir. Hatta Bezciyan Morghentau'a kampların listesini vermiştir 46. Amerikanın Halep Konsolosu Jack son ise, yine Amerikan yardım kuruluşu Near East Relief aracılığıyla Suriye ve Şehr-i Zor'da bulunan 500 bin göçmenden 486 binine yardım yapıldığını, 8 Şubat 1916 tarihinde büyükelçi Hanry Morghentau'a gönderdiği raporunda bildirmektedir (Bkz. BELGE 11). Bu raporda verilen rakamlar, tehcirin henüz sona erdiği 3 Şubat 1916 tarihini taşıması nedeniyle büyük önem taşımaktadır. Zira Ermenilerin katliam iddiaları, tehcirin yapı ldığı Mayıs-Aralık 1915 tarihine odaklanmaktadır. Aynı rakamlar Near East Relief’den Dr. J. K. Marden tarafından da teyid edilmektedir47. Suriye'ye nakledilen Ermenilerden bazıları, bir yolunu bularak Mısır'a, bir miktarı da deniz yoluyla Amerika ve diğer ülkelere göç etmişlerdir. Ancak göçmenlerin büyük kısmı savaşın bitiminden sonra, 18 Aralık 1918'de, Osmanlı Devleti tarafından çıkarılan geri dönüş kararnamesiyle evlerine dönmüştür. Geri dönenlerin tüm ihtiyaçları (yiyecek, para v.s) devlet tarafından karşılanmış, vergi borçları affedilmiştir. Bununla ilgili olarak Ermeni Patrikhane sinin hazırladığı bir çizelge Amerikan arşivinde bulunmaktadır (Bkz. BELGE 12) 48. Bu belgede toplam 644.900 kişinin evlerine döndüğü belirtilmektedir. Buna benzer bir istatistik de İngiltere Karadeniz Ordusu İstihbarat biriminin Savaş Kabinesi’ne sunduğu raporda yer almaktadır. İngiliz Arşivi’nde bulunan bu belgede, Anadolu'daki bazı şehirlerin 1914 nüfusu ile, aynı şehirlerin 1 919 nüfusları bir cetvel halinde sunulmuştur (Bkz. BELGE 13) 49. 1919 yılına ait Erzurum nüfusunun yer almadığı bu cetvelde verilen rakamlar, Ermenilerin iddia edildiği şekilde büyük kayıplar vermediğini gösteriyor :

1914 Kasım 1919 Edirne 84.100 19.500 Antalya 630 400 Ankara 54.000 80.000 Aydın 20.700 21.000 Trabzon 40.200 58.000 Bursa 61.200 65.000 Kayseri 52.200 50.000 Konya 13.200 12.000 Kastamonu 9.000 13.000 Sivas 151.700 162.000 Adana 57.700 72.000 Balıkesir 8.700 9.000 İstanbul 84.100 83.000 Erzurum 136.000 - İzmir - 14.000 TOPLAM 773.430 658.900 Halbuki İngiliz Dışişleri Bakanlığı İstihbarat ve Propaganda Dairesi’nde görevlendirilen Mavi Kitap (Blue Book) yazarı Arnold

49 1914 rakamları içinde gösterilen 136.000 Ermeni nüfuslu Erzuru m, muhtemelen 1918'de savaş alanı olması dolayısıyla 1919 nüfusu belirtilmemiştir. Bu sebeple de cetvelde yer almamıştır. Bu nüfus da eklendiğinde nüfus, diğer Anadolu şehirleri hariç 794. 900'e ulaşmaktadır (Bkz. UK Archives, WO 158/933, No. 5796, I, p.3).

Toynbee (Bkz. BELGE 14), bu görevdeyken hazırladığı kitapta 600 bin Ermeni'nin öldürüldüğünü ileri sürmüştür. Evlerine dönmeyen pek çok Ermeni de başka ülkelere göç etmiştir. Yaptığımız araştırmalar, Birinci Dünya Savaşı sonrasındaki Ermeni nüfusu ile ilgili incelemede bulunanların veya Ermeni nüfusu hakkında yorum yapanların, bu göç edenleri de ölenler sınıfına dahil ettiklerini ve kayıp sayısını arttırdıklarını ortaya koym aktadır. Zira belgeler, yerlerine dönmeyenlerden büyük bir çoğunluğun Ortadoğu ülkeleri, Rusya, Amerika, Fransa, Güney Amerika ül keleri ile Avustralya, Hindistan ve İran’a göç ettiklerini orta ya koymaktadır. Denizaşırı ülkelere göç edenlerin büyük bir kısmı geri dönmemiş ve göç ettikleri ülkelere yerleşmişlerdir. Ortado ğu dışındaki ülkelere olan göçler deniz yoluyla gerçekleşmiş olmas ı dolayısıyla, meselâ Amerika'ya olan göçlerle ilgili olarak o ta rihteki gemi yolcu listelerine bakmak bize bu konuda yeterli bilgi vermektedir (Bkz. BELGE 15). Nitekim 1899'dan 1925'e kadar ABD resmî kayıtlarına göre toplam 76.605 Ermeni’nin ABD'ye kabul edildiği gözlemlenmektedir50. Dünya'daki mülteci Ermenilerin tespiti ve yardıma muhtaç olanlara bütçe ayırmak amacıyla İstanbul’daki İngiliz Büyükelçi liği ile Near East Relief Society adlı Amerikan yardım kuruluşu tarafından 1921 yılında dünya genelinde yapılan nüfus araştırmasında, dünyada var olduğu tespit edilen toplam 3.004.0 00 Ermeni’den, 1.193.873'ünün Osmanlı Ermenisi olduğu ortaya çıkmıştır (Bkz. BELGE 16)51. ERMENİ KAYIPLARI NE KADARDIR 6 Ekim 1915 tarihinde İngiliz Lordlar Kamarası oturumunda Ermeni mültecilerin durumu görüşülürken, Kafkasya ve Urmiye bölgesine Ermeni, Keldani ve diğer mültecilerin akın ettikleri, Malazgirt ve Van'dan gelen çok büyük sayıda mültecinin Eçmiyazin ve Erivan'ın farklı yerlerine vardıkları, 160.000 kadarının Iğdır ve Eçmiyazin yönüne geçtikleri, hastalıktan ve açlıktan dolayı durumlarının çok kötü olduğu ve günde yüz kişin in öldüğü, Ağrı Dağı’nın ötesindeki 9.000 mültecinin de diğerlerinden daha iyi bir vaziyette bulunmadığı açıklanmıştır 52. Bilindiği üzere bu bölgeler tehcir kapsamı dışında olup, burada ki göçler Rus-Osmanlı savaşı dolayısıyla kendiliğinden meydana gelmiştir. Ermeni kayıplarıyla ilgili olarak Osmanlı Arşivi belgelerinde, bazı eşkıya gruplarının saldırısı sonucu, 6.500-7.000 Ermeninin öldürüldüğü kayıtlıdır. Kafilelere yapılan saldırılar üzerine hükûmetin valililiklere yeniden uyarı göndererek kafilelere imk ân nispetinde güvenlik gücü verilip zaptiye gözetiminde seyahat ettirilmelerinin sağlanması, kafilelere yapılacak saldırılardan vilâyet yöneticilerinin sorumlu tutulacağı, aksi yönde hareket edecekle rin şiddetle cezalandırılacakları bildirilmiştir. Nitekim bu türden ihmalleri önlemek için tahkikat komisyonları kurulmuş ve ihmali görülenlerle, kafilelere saldıranlar hakkında hukuki işlem yapı lmış ve birçoğu mahkum edilmiştir. Ermeni kafilelerine yapılan saldırılar sonucu hayatını kaybedenlere ilâve olarak, savaş ortamında imparatorlukta çekil en yiyecek sıkıntısı, taşıma araçlarının asker sevkinde ve ordunun mühimmat ihtiyacında kullanılması ve bu yüzden göçmenlere yeterli sayıda taşıma aracı verilememesi, en kötüsü de zorunlu göç sırasında hemen bütün dünyada başgösteren ve sadece Ermenileri değil, müslümanları da kırıp geçiren bulaşıcı hastalıklar da ölümlere sebep olmuştur 53. Bu şekilde zorunlu göç sırasındaki kayıpları dahil Anadolu'daki Ermeniler, savaşın devam ettiği dört yıl içinde bulaşıcı hastalıklardan yaklaşık yüz bin civarında k ayıp vermiştir. Zorunlu göçün dışında kalan, yani Osmanlı Devleti tarafından sürgün edilmediği halde savaş nedeniyle Kafkasya'ya korkularından göç edenlerden ise, çeşitli kaynaklara göre, 200 binin üzerinde kayıp meydana gelmiştir 54. Böylece Anadolu ve Kafkasya'da Ermeni kayıpları toplam yaklaşık 300 bin civarındadır. Bu rakam çok yüksek görülebilir. Fakat savaş şartlarında Batı ülkelerinde bile salgınların sebep olduğu ölümler daha fazladır Meselâ sadece Osmanlı ordusunun dört yıl içindeki kaybı yaklaşı k 402 bindir. Aynı nedenden 1918 yılında İtalya 274 bin, Almanya 187 bin, İngiltere 112 bin, Fransa 91 bin, Hollanda 17 bin, İsv eç 27 bin ve İspanya 147 binin üzerinde insanını kaybetmiştir.

NEDEN SOYKIRIM DEĞİL Soykırım (genoside), 9 Aralık 1948 tarihli “Soykırım Suçunun Önlenmesine ve Cezalandırılmasına İlişkin Birleşmiş Milletler Sözleşmesi”nde aşağıdaki şekilde tanımlanmıştır :

1. Ulusal , ırksal ya da dinsel bir grub bölümünü yok etme niyetiyle, bir grubun üyelerini öldürmek,

2. Bir grubun üyelerine bedensel-ruhsal ağır zarar vermek,

3. Bir grubun yaşamının fiziki çöküşünü sağlayacak ortamı hazırlamak,

4. Bir grubun çocuk sahibi olmasını engellemek,

5. Bir grubun çocuklarının zorla bir başka gruba verilmesini sağlamak. Osmanlı Devleti’nin Ermenileri ihraç kararının ve uygu lamasının, yukarıda tanımı yapılan “soykırım”a uyup uymadığını değerlendirmek gerekmektedir. Osmanlı Devleti, Batılı ülkelerin Ermenilerin topluca katledilecekleri iddialarına karşı 27 Mayıs 1915'te şöyle bir açıklamada bulunmuştu 56: "Ermeniler hakkında hükûmetçe alınan tedbirler, sırf memleketin âsâyiş ve inzibatın ı temin ve muhafaza mecburiyetine müstenittir. Ermeni unsuruna karşı Hükûm etin imhakâr bir siyaset takibetmediği, şimdilik tarafsız bir vaziye tte kaldıkları görülen Katolik ve Protestanlara dokunmamış olması göstermektedir..." 1915'te meydana gelen iskân uygulamaları ve bu uygulama sırasında meydana gelen olaylar, yukarıdaki tanıma göre bir soykırım olarak adlandırılabilir mi ? Bu sorunun cevabını verme k için İkinci Dünya Savaşı sonrasında Nazi Almanyasının Yahudilere uyguladığı toplu imha hareketiyle, Osmanlı Devleti’nin Ermenile re tehcir uygulamasını karşılaştırmak bizleri doğru sonuca götürecektir. Osmanlı Devleti ihraç ettiği Ermenilere nasıl bir uygulama yapmıştır ? :

1- Osmanlı Devleti, Nazilerin aksine, topraklarında yaşayan Ermenilerin belli bir coğrafyadakilerini nakletmiştir. Nakil, Osmanlı Devleti'ne karşı silaha sarılan Ermeni gruplarını ve onlara lojistik destek verenleri kapsamaktadır (Bkz. Harita 1).

2- Nakledilenler yine Osmanlı sınırları içinde yer alan bir coğrafyaya göç ettirilmiş, göçe tabi tutulanlara, Nazilerin evl ere baskın yaparak yaka-paça toplama kamplarına sevk uygulamalarının aksine, göç hazırlığı yapmaları için bir hafta ile 15 gün arasında süre verilmiştir.

3- Göçen Ermenilerin tüm ihtiyaçları (yiyecek, sağlık, bilet temini v.s.) devlet tarafından "Muhacirîn tahsisatı"ndan karşılanmış, bir şehir ve kasabada yaşayan Ermenilerin tümü sürgüne gönderilmemiş, hastalar, yetimler, katolik ve protestan mezhebi mensuplarıyla, zanaat sahipleri ve orduda görev yapanla r tehcir kapsamı dışında tutulmuştur.

4- Göçe tabi tutulanlar, Nazilerin toplama kamplarının aksine, gittikleri yerlerde, devlet tarafından evler yapılması, hayatla rını devam ettirebilmeleri için yerleştirildikleri yerlerin ziraate elverişli olması ve göçmenlerin geldikleri vilâyetlerin belirlenerek, nüf us kayıtlarının çıkarılması karar altına alınmıştır.

5- Nazi kamplarının aksine, hasta göçmenler için kamplarda hastahaneler kurulmuş, göçmenlerin sağlık sorunları ile ilgili olarak çeşitli ülkelerin sağlık ekiplerine kamplarda görev yapmaları i çin izin verilmiştir. Konsolos raporlarına göre, bu yabancı sağlık mensuplarından bazıları bulaşıcı hastalık nedeniyle ölmüştür.

6- Kimsesiz çocuklar ve yetimler, yetimhanelere ve bazı zengin ailelerin yanına yerleştirilmiş, 1919 yılında geri dönüş i z n i verilince bu çocuklar yakın akrabalarına teslim edilmiştir.

7- Aşiretlere ve sivil halkın saldırısına karşı kafileleri korumak üzere jandarma görevlendirilmiş, suiistimalde bulunan görevli v e halktan kimseler mahkeme edilerek cezalandırılmıştır.

8- Zorunlu göçten kurtulmak için müslümanlığı kabul ettiğini söyleyenler de göç ettirilmiş, fakat bir müslümanla evlenmiş kadınlar göçten muaf tutulmuştur. Bu gibilere, savaş sonrasında çıkarılan bir yasa ile, istedikleri takdirde eski dinlerine dön ebilme imkânı tanınmıştır.

9- Savaş, kuraklık, çekirge istilâsı, seferberlikten dolayı iş yapabilecek hemen bütün erkeklerin silah altına alınması gibi nedenlerle, tarladaki mahsulün kaldırılamamasının bir sonucu olarak ortaya çıkan yiyecek sıkıntısından dolayı, başta Amerika olmak üzere çeşitli devletlerin yardım kuruluşlarının yardım talepleri kabul edilmiş, bunlar tarafından Suriye’deki Ermenile re yardım edilmiştir (Bkz. BELGE 11).

10- Savaşın sona ermesiyle birlikte, devlet tarafından çıkarıla n "geri dönüş kanunu" ile göçmenlerin evlerine dönmeleri sağlanmış, Ermeni Patrikhanesi’nin tespitlerine göre 644.900 Ermeni geri dönmüştür (Bkz. BELGE 12). Evet. Yukarıda bahsedilen Belge 11'i dikkatlice okumamız halinde, zorunlu göçün henüz sona erdiği 3 Şubat 1915 tarihi itibariyle Suriye’de 500 bin Ermeni göçmenin mevcut olduğunu görüyoruz. Bu rakam, aslında bir milyon Ermeninin göç sırasında öldüğünü rapor eden bütün konsolos raporlarını yalanladığı gibi , Osmanlı Devleti’nin, muhtaç göçmenlere yardım için uluslararası kuruluşlara kamp kapılarını açtığını, dolayısıyla sadece Suriye 'de 486 bin kişiye yardım edilmesine izin vermek suretiyle, Ermenil eri imha düşüncesinde olmadığını ispat ediyor. Buna bağlı olarak, g öç bölgelerindeki Ermenilerin belli bir kesiminin zorunlu göç kapsamına alınması, diğerlerinin evlerinde bırakılması, “etnik temizlik” veya "soykırım" iddialarını tümüyle ortadan kaldırıyo r. Nitekim özellikle ülkenin İstanbul, Bursa, Kütahya, Edirne gibi savaş mühimmatının sevkedildiği bölgelerin dışında bulunan şehirlerinden, terör mensupları hariç, kimsenin zorunlu göçe ta bi tutulmadığı yabancı ve Osmanlı belgelerinde yer alıyor. Ayrıca göç kapsamındakilerin topluca imha edilmesi gibi bir art niyetin olmadığını, göç edeceklere hazırlanmaları için süre verilmesi d e gösteriyor. Hele hele göçe tabi tutulanların, gittikleri yerler de, gel dikleri şehirler de belirtilmek suretiyle, nüfus defterlerine kaydedilmelerinin emredilmesi, hayatlarını devam ettirebilmeler i için ziraate uygun bölgelere yerleştirilmelerinin istenmesi, im ha düşüncesiyle bağdaşmıyor. Bütün bu saydıklarımızla, Nazi Almanyası'nda Yahudilere uygulanananlar arasında hiçbir benzerlik bulunmamaktadır. Bu durumda 1915'te cereyan eden olayların soykırım olarak tanımlanması mümkün değildir. Nitekim soykırım olduğunu iddia edenler, bugüne kadar "soykırım"ı ispat edecek bir belge sunamamışlardır. Tezlerini kuvvetlendirebilmek için, Talat Paşa 'ya atfedilen sahte telgraflar ortaya atmışlardır. Ancak bu telgraf lar üzerinde yapılan incelemede, telgraflar üzerinde Osmanlı bürokrasisinin mutad işlem kayıtlarının bulunmadığı, telgrafın gönderildiği iddia edilen valinin, o tarihte o vilâyette valili k yapmadığı, her Osmanlı belgesinin en üstünde yer alan besmeleye farklı şekilde yer verildiği ve en önemlisi de Talat Paşa'nın imzasının sahte olduğu ortaya çıkmıştır57. Soykırım iddiasında bulunanların en önemli açıklarından biri de, 1915'ten itibaren öldürüldüğü iddia edilen Ermenilerin sayısının sürekli yükseltildiğidir. 600 binlerden başlayan raka mlar, günümüzde 1,5 milyona çıkarılmıştır. Halbuki, o tarihlerde yabancı devletlerce yapılan nüfus tespitlerinde, Osmanlı Devleti'nde yaşayan Ermenilerin toplam nüfusu ortalama 1,5 milyon olarak gösterilmekte, hattâ Ermeni Patrikhanesi bile 1,915,000 rakamın ı vermekteydi58. Nitekim güvenilir olarak bulunan Patrik Malachia

57 Bkz. Şinasi Orel-Süreyya Yüce, Ermenilerce Talât Paşa’ya Atfe dilen Telgrafların Gerçek Yüzü , TTK Yayını, Ankara 1983. 58 Raymond H. Kévorkian et Paul Paboudjian, Les Arméniens dans L'Empire Ottoman à la veille du génocide , (Paris, 1992), chapter IV'ten aktaran: Justin McCarthy, Population History of the Middle East and Balkans, (İstanbul, ISIS Press, 2002), s. 293.

Ormanian da Ermeni nüfusunu 1,895,400 olarak vermektedir 59. Bu durumda ancak 400 bin Osmanlı Ermenisinin hayatta kalması gerekirdi. Aşağıdaki cetvelde, çeşitli kaynaklarda belirlenen Ermeni nüfusu görülmektedir60 :

Kaynağın Yılı Yazarı Osmanlı Ermenileri 1892 Vital Cuinet 1.475.011 1896 Felix Weber 1.000.000 1901 H. F. B. Lynch 1.325.246 1901 Lodovic de Constenson 1.383.779 1910 Encyclopedia Britannica 1.500.000 1913 Ermeni Patrikhanesi 1.915.651 1913 Lodovic de Constenson 1.400.000 1914 Daniel Panzac 1.5-1.600.000 1914 Justin McCarthy 1.698.303 1914 Osmanlı nüfus sayımı 1.229.007 1914 Stanford J. Shaw 1.294.851 1914 David Magie 1.479.000 1919 Dr. Lepsius 1.500.000 1923 Claire Price 1.500.000 1923 E. Alexander Powell 1.500.000

Oysa ki, 1919 yılı itibariyle, Osmanlı topraklarından diğer ülkelere gerçekleşen göçlere rağmen, Amerikan arşiv belgelerind e bulunan ve Ermeni Patrikhanesi’nce, diğer ülkelere göçenler har iç, sadece Anadolu’daki evlerine geri dönenler 644,900 olarak verilmekte, bütün dünyadaki Osmanlı Ermenilerinin sayısı ise 1,200,000 olarak gösterilmektedir. Bu durumda 1,5 milyon Ermeninin öldüğünü iddia edenlere şu soru sorulabilir. Ölen Ermenilerin toplu mezarları nerededir ? Zira her bir toplu mezarda 500 kişi olsa, 3,000 toplu mezar olması gerekirdi ki, Anadolu'nun her kazma vurulan yerinden toplu mezar çıkardı. Son olarak, savaşın sone ermesinden ve İstanbul’un İtilâf devletlerinin eline geçmesinden sonra, katliam iddialarına karş ı Osmanlı Devleti, dört tarafsız ülkeye resmen başvurarak konuyu araştırmak için ikişer hukukçu talep etmiştir. İyi niyetle yapılmış bu talep, başvuru yapılan İspanya, Hollanda, Danimarka ve İsveç tarafından reddedilmiştir. Aslında bu durum, o dönemde dahi sorunun siyasî olduğunu ve çözümünün istenmediğini ortaya koymaktadır.

SONUÇ

NE YAPMAK GEREKİYOR

Uzun yıllar Ermeni Diasporasının yürüttüğü etkin propaganda nedeniyle , bu gün dünyada geniş iddialarını benimsemektedir. Türkiye'de yapılan araştırmalar ve buna bağlı olarak sürdürülen bilgilendirme çalışmaları, gerek a ydın kesim, gerekse kamuoyununda olması gereken bir düzeyde değildir. Özellikle AB'nin Türkiye'ye tarih vermesiyle başlayan baskılar, Ermeni soykırım iddialarını Türkiye’nin gündemine taşımış ve Türk Tarih Kurumu'nun gerçekleştirdiği yabancı arşivlerdeki araştırmaların sonuçları, belli bir ölçüde, iddiaların geçersizliği konusunda, somut delillerin kamuoyuna sunulmasını sağlamıştır. Buna karşılık dünya kamuoyunun, yıllardır sürdürül en Ermeni diasporasının propagandası sonucunda, “soykırım yapıldığını” kabul etmesi ve hattâ bazı ülkelerin tarih ders kitaplarına soykırımının girmiş olması, gelecekte daha geniş kitlenin, karşımızda yer almasına yol açacaktır. Ermenilerle bilimsel alanda kurulmak istenen dialog da, özellikle Ermeniler in bilimsel tartışmayı kabul etmemesi nedeniyle gerçekleşememekte, durum her geçen gün daha da vahim hale gelmektedir. Meselâ 2004 yılında merkezi Viyana'da bulunan Viyana Ermeni-Türk Platformu'nun her iki ülke bilim adamlarını bir araya getirme teşebbüsü, Temmuz 2004'te 100’er belge değişimi gerçekleştirilm iş olmasına rağmen, Ermeni tarafının, muhtemelen Türk tarafınca verilen dosyanın Ermeni iddialarını çürütecek nitelikte olması dolayısıyla, toplantıdan son anda vazgeçmesi üzerine başarısızl ıkla neticelenmiştir. Keza aynı şekilde, Türkiye Cumhuriyeti Başbaka nı Sayın Erdoğan'ın, her iki ülke tarihçileri tarafından konunun araştırılması teklifi de Ermenilerce reddedilmiştir. Bu durum göstermektedir ki Ermeniler, bilimsel platformda sorunun tartışılmasını, ellerinde iddialarını kanıtlayabilecek delileri olmadığı için kabul etmemektedirler. Bu durumda yeni yöntemler belirlenmesine ihtiyaç duyulmaktadır. Yaptığımız araştırmalarda, yukarıda da bir kısmı açıklandığı gibi Osmanlı yönetimi, günümüzdeki tabiriyle soykırım olarak kabul edilebilecek hiçbir uygulamada bulunmamıştır. Esasen tehcirin, hukuken 1948 öncesini kapsamamasının ötesinde, bu tarihte esas anlamını bulan Yahudi soykırımıyla da hiçbir benze r yanı bulunmamaktadır. Ayrıca Ermeniler dahil, hiç kimsenin soykırım olduğunu ortaya koyabilecek bir belgesi de yoktur. Zat en bugüne kadar böyle bir belgenin yayınlanmamış olması da bunu göstermektedir. Buna karşılık Osmanlı Arşivi’nce yayınlanan belgelerde, asıl Türklerin katliama uğradıkları ortaya çıkmakta dır. Bu durum, yabancı arşivlerdeki nüfus istatistikleri ile de teyi d edil mektedir. Bu istatistiklerdeki 1914 nüfusu ile 1919 sonrası nüfusu karşılaştırıldığında, Türk veya müslüman nüfusta büyük bir azal ma görülmektedir. Buna karşılık 1,5 milyon Ermeninin öldürüldüğü iddiaları, bu nüfus istatistikleriyle gülünç hale gelmektedir. Zira hemen bütün istatistikler Ermenilerin Osmanlı Devleti'ndeki toplam nüfusunu ortalama 1,5 milyon olarak tespit etmektedir ve savaş sonrasında bu nüfusun en az 1.200,000’i halen yaşamaktadır. Bütün bunlara karşılık şurası muhakkaktır ki, bilimsel çalışmaların geçerlik kazanabilmesi için, siyasî otoritelerin desteklerine ve girişimde bulunmalarına ihtiyaç vardır. Zira ar tık propaganda yöntemiyle dünyayı ikna etmemiz mümkün görünmemektedir. Bu nedenle dünyayı şaşırtacak bir çıkış yapılması, bugüne kadar Ermenilerce kazanılan dünya kamuoyunu düşünmeye sevkedecektir. Meselâ siyasî, hukukî ve diplomasi açısından iyi bir değerlendirme yapılıp strateji belirlendikten sonra, TBMM'nin doğrudan Birleşmiş Milletler veya uygun görülecek uluslararası bir kuruluşa, taraf ülkelerin bilim adamlarından ( Türk, Ermeni, Fransız, İngiliz, Amerikalı, Rus ve Alman) oluşacak bir komisyon kurulması ve konunun, ilgili tüm arşivlerin de açılara k bu komisyonca incelenmesi teklif edilebilir. Teklifte, bilhassa , olayların 1915’te, yani Türkiye Cumhuriyeti’nin kurulmasından önce meydana geldiği, dolayısıyla devlet olarak iddiaların muhatabının Türkiye olamayacağı, ancak o tarihlerde gerçekleşen olayların sadece insanî boyutlarda Türkiye’yi ilgilendirdiği, yapılacak araştırmanın, dayanaksız iddialarla bir toplumu karalamaya çalışan ve bu yüzden haksız olarak siyasî baskılara maruz kalan taraf olarak istendiği vurgulanabilir. Böyle bir te klifin muhtemelen %100'e yakın bir ihtimalle reddedilmesi söz konusudur. Zira arşivlerin açılması, başta Fransa olmak üzere, pek çok devletin Ermeni sorunundaki vebalini, onlarla gizli anlaşmalarını, yönlendirmelerini, silah yardımlarını ve hattâ Osmanlı Devleti'ne karşı yürüttükleri politikalarda Ermenileri kendi çıkarlarına nasıl âlet ettiklerini de ortaya çıkaracaktır Teklifin reddi halinde Türkiye, konunun artık gündeminden çıktığını ve bundan böyle hiçbir şekilde bu tür iddialara muhat ap olmayacağını açıklayabilir. Teklifin kabul edilmesi durumunda i se, bugüne kadar çeşitli parlamentolarca onaylanmış "soykırım" suç lamaları, dolaylı olarak reddedilmiş olacaktır. Araştırmalardan çıkacak sonuç ise, her iki tarafın, savaş ortamı içinde birbirl erini katlettikleri, devlet tarafından plânlanmış bir katliamın olmad ığı, hukukî boyutta olayların soykırım olarak adlandırılmaması gerektiği, 1915’te Ermenilerin ve Türklerin başlarına gelenlerd en dolayı üzüntü duyulduğu vurgulanabilir.

 

 

 

 
Ana Sayfaya Dönmek İçin Tıklayın 

  www.aymavisi.org  
 

 

 

 

 
 + Büyüt | - Küçült