Dinci Ve Dindar Ayrımı

Yaşar Nuri Öztürk


"Dindar Allah'ın rahmeti, dinci ise Allah'ın musibetidir."
"Dinci, dindarın kıymetini bilmeyenlere, Allah'ın musallat ettiği kara bir beladır"
Toplumumuzun temel sıkıntılarından biride bu dindar-dinci ayrımında kilitlenmiş bulunuyor.
Bu ülkeyi yönetenler, yıllar ve yıllar, dindar üretemediler, kendi emeği ve gayretiyle dindar olabilenlerin de kıymetini de bilemediler.Onların bu basiretsizliği, insan sömürmeyi en verimli meslek bilenler tarafından fark edildi ve alabildiğine boş kalan meydana korkunç bir dincilik sanayi kuruldu.
Dincilik; dini, gelir-çıkar aracı yapan bir sanayi koludur.Tarihin en verimli ama en zalim iş kollarından biridir dincilik.
Dinci ise bu sanayi kolunu meslek edinmiş olanın adı-unvanıdır.
Şimdi bu sanayi, ülkemizin gırtlağını sıkıyor...
Nedir bu dindar ve dinci?Ana hatlarıyla söyleyelim:
Dindar, herşeyden önce, dini Allah'a varmanın, O'nun hoşnutluğunu kazanmanın , daha iyi ve daha yetkin insan olmanın yolu ve kurumu bilen ve bu anlayış ile yaşamaya çalışan insandır.Bunun içindir ki dindarın temel meselesi daha iyiye ve daha güzele ulaşmaktır.Bu inanç ve anlayışla sürekli iyilik ve hayır üretir.Din ona "İnsana hizmet Allah'a hizmettir" dediği için o hep başkalarına birşeyler verebilmenin gayreti içinde olur.
Bu ruh hali onu, şerde pasif kılmakla yetinmenin ötesine geçirir ve dindar, sürekli bir biçimde hayırda aktif olmanın yollarını arar.
Bu tür varoluş sebebi olan bu hayırda aktivite, Dindarı toplum için "Allah'ın rahmeti" durumuna getiren temel unsurdur.
Dindar, kendisinin iyi ve rahat olmasıyla işinin bittiğini kabul etmez; başkalarının da iyi ve mutlu olmadığını sürekli gözler.Bu ruh hali, "Kendin için sevip istediğini, başkaları için de sevip istemedikçe mümin olamazsın" noktasına getirir.
Ve bunun içindir ki dindar hiç şaşmadan ve aksatmadan dürüst olur.İkiyüzlülük dindarın hayatına asla giremez.Çünkü ikiyüzlülük sadece imanı şirke bulaştırmakla kalmaz,dünyayı da berbat eder.
Dincinin hayatında ise "İyi ve güzel şeyleri sadece kendin için iste, başkalarının bunlara sahip olmasını önle!" ilkesi yürürlüktedir.Dinci, başkalarının mutlu olmasından, cennete girmeye müsait hale gelmesinden akıl almaz bir biçimde rahatsız olur.Bunun içindir ki dincinin en büyük sıkıntı kaynağı, dindarın varlığıdır.Çünkü dindar, başkalarının mutlu olmasını, cennete gitmesini sevinçle karşılamanın da dinin gereği olduğunu söylemektedir.Bu söylem dinciyi acayip bir şekilde sinirlendirmektedir.
Dindar, işte bu sebebler yüzündendir ki dinci tarafından "tavizci,sosyetenin kurtarıcısı,günahkarların papazı,burjuvazinin din filozofu,modernistlerin günah çıkartıcısı..." gibi sıfatlarla itham edilir.
Sizin anlıyacağınız, rahmet ve mutluluk paylaşımı, dinciyi azaplar içine itmektedir.
Dindar için din, daha çok ve daha insanca sorumlu olmanın, daha çok paylaşmanın, daha çok fedakarlığın, daha çok mutluluk ve aydınlık getirdiği gerçeği üzerine kuruludur.
Dincide bu psikoloji tam tersine işlemektedir.Onun için din, başkalarından daha çok almanın, başkalarını daha rahat itham etmenin dokunulmaz ve eleştirilmez bir kurumudur.Bu yüzdendir ki dincinin elinde din bir ıstırap ve kahır kurumuna dönüşür ve insan haklarını ezip örselemenin kutsal aracı yapılır.
Dindarın dini "insan için" bir dindir.Aynen Kur'an'ın gösterdiği gibi.. Dinci ise din "insana rağmen" bir dindir.Aynen dinci zübürlerin dayattıkları gibi..
Dindarı rüyada görmek uğur ve bereketle yorumlanır, dinciyi görmekse uğursuzluk ve felaketle...
Dinle-diyanetle ilgisi olmayan insanlar bile mahallesinde, apartmanında bir veya birkaç dindarın olmasından huzur duyar.Çünkü bilir ki başına bir dert gelse, dindar hiçbir kayıt ve şart aramadan onun yanında ve hizmetinde olacaktır.Dindar zaten bunun için vardır.
Dinciye gelince, en dindar insanlar bile mahalle veya apartmanında bir dinci olmasını istemez.Çünkü bilir ki dinci bir şekilde fesat üretecek, ortalığı karıştırıp insanları rahatsız edecektir.
Gıybet etmek, Allah'ın kullarına suç ve ayıp bulmak, en küçük bir kızgınlık anında onları cehenneme göndermek dincinin adeta alameti farikasıdır.Dinci, fesad-ı alem ve ifsad-ı dine memur bir musibettir.Zehirli bir diken gibi, sürekli birilerinin ayağına batar.Bir dikendir ki o, ayağınıza batması için üstünüze basmanız gerekmez; o bir şekilde sizin ayağınızı bulur.
Kısacası dindar, Allah için iş yapıp değer üreten rahmet insandır;dinci ise Allah yerine iş yapmaya kalkan bir şerirdir.
Dindar tüm canlılar için bir rahmet, dinci ise tüm canlılar için bir zahmettir.
Dindar, "yaratılanları, Yaratan'dan ötürü" sever, dinci ise yaratılanları Yaratan'dan nefret etmek üzere rahatsız eder.İslam'ın vicdan adamlarından biri olan Muhammed ikbal,dinciden sözederken onun sadece dünyayı değil, cehennemi bile berbat edebilecek bir yaratık olduğuna dikkat çeker...
Dindar,ilhamını,ışığını, bir adıda nur olan Kur'an'dan alır.
Dindar için hidayetin ve hakkın kaynağı Kur'an'dır.Dinci ise hidayet ve hakkın kaynağı olarak kendini ve kendisi gibi düşünenleri görür.Bu yüzdendir ki dincinin en çok rahatsız olduğu şey Kur'an'a yollama yapılmasıdır.
Dinci yapay kutsal kitaplar(zübür) oluşturup bunları Kur'an'ın yerine geçirerek dini parçalara böler.
"Derken insanlar kendi aralarındaki işlerini parça parça böldüler. Her grup, kendinde bulunan ile sevinip böbürlendi."
Müminun Suresi; 53
Dindar için tartışılmaz kitap tektir ve Kur'an'dır; dinci içinse, işine yarayan zübürler sayısınca tartışılmaz kitap vardır.
Dindar için tartışılmaz, kişide tektir ve Hz peygamberdir.Dinci ise menfaatlerine uyan kişi sayısınca tartışılmaz insan kabul eder.
Dindar için Allah hem sayı bakımından, hem yaratıcılığı ile, hem de kuvvet ve tasarruflarıyla tektir;dinci içinse Allah sadece sayı olarak tekdir.Kuvvet ve tasarruflara gelince dinci, hesap listesindeki her iş için ayrı bir yedek ilaha paye verir.
Dindar uluhiyet (tanrılık) bahsinde Tek ve Bir kudret kabul eder; dinci ise bu konuda Allah'ın başta bulunduğu bir panteonu esas alır.Bu yüzdendir ki dincinin tartışılmaz kitapları,kişileri,kurumları,devreleri,partileri,kıyafetleri,yiyeceği-giyeceği vardır.
Dindar içinse tartışılmaz iki şey vardır:Kişi olarak Hz Muhammed, kitap olarak da Kur'an'ı Kerim.
Dindar düşmanlarının bile kendisinden emin olduğu kişidir.Dedik ya,o rahmet insandır.O bilir ve inanır ki bağlısı bulunduğu Hz Muhammed hem alemlere rahmettir, hem de Emin(güvenilir kişi) unvanına sahiptir.Dindar, muazzez Peygamberiminin bu niteliklerine gölge düşürücek tavırlardan uzak durmayı hayatının en önemli işi bilir.
Dinciye gelince o, dostlarının bile güvenemediği bir kişilik yapısına sahiptir.Dindardaki ahde vefa ahlakından dincide eser bulamazsınız.Onun vefası bir tek şeyedir.Çıkarı... Dinci, çıkarına ters düşen hiçbirşeye ve hiçbirkişiye vefa göstermez.Bunun içindir ki dinciyi dost edinmek,kobra yılanı ile aynı yatağa girmeye benzer.
Ahde vefa dinin ve dindarlığının omurga değerlerindne biridir.Ve dincinin yoksun olduğu şeylerin başında da ahde vefa gelmektedir... Bu tespitin bir uzantısı olarak:
Dindar kıymet bilir,şükran bilir insandır.Dinci ise nankördür.Yediği ekmek dizinin üstündedir,ayağa kalkınca düşer.
Dinci nankörlüğün en belirgin tecelli alanlarından biri de yaşadığı ülkeye nankörlüktür.Dincinin ibadet haline getirdiği davranışlardan biri de kendi ülkesine sövüp saymak, kendi ülkesiyle kavgalı olanlarla dostluk kurmaktır.Bu dostluğun, dine-imana sövenlerle bile kurulduğunu görürsünüz.Çünkü dinci için din-iman, onun hesabına yaradığı sürece değer taşır...
Deyim yerindeyse dinci, aynı zamanda katıksız bir soysuzdur.Kimliğini taşıdığı, çocuklarına yaşama alanı olarak bırakacağı ülkeye hakaret etmekten, ona problem çıkarmaktan asla çekinmez.Dincinin bu nankörlüğü arlanma ve sıkılma bilmeyen bir nankördür.
Dinci, Kur'an'daki "küfür" kavramının inkar ve nankörlük olmak üzere iki anlama kullanıldığını asla söylemez.Onun için kafirin bir tek anlamı vardır.İnkar eden.Bu inkar, dincinin elinde, kendisininde kabullerini inkar etmek anlamıyla eşitlemiştir.
Dinci için "kafir",dincinin "evet" dediklerinin birine veya bir kaçına "hayır" diyen kişidir.
Bunun içindir ki dincinin alameti farikalarından biri de sürekli bir biçimde başkalarının dini-imanı hakkında hüküm vermektir.Dincinin Allah'a bırakmak istemediği şeylerden biri de işte bu hüküm verme yetkisidir.Dinci hiç durmadan insanların dini-imanı, cennet-cehennemi hakkında fetva çıkartır.Onun niçin ibadet, adeta bir fetva işidir.
Dinci,Allah'ın kulları ile uğraştığının onda biri kadar Allah!a kul olmak için uğraşsaydı dünya cennete dönerdi..
Ne ilginçtir ki dincinin iman ve mümin konusundaki fetvaları içinde, kendisinden başkasına "mümin" sıfatı verenine tarih boyunca asla rastlanmamıştır."Mümin kimdir?" sorusuna dinci lügatte bir tek karşılığı vardır:Ben...
Dindar için mümin, "kaalu beladan beri" mümindir;dinci için ise mümin sıfatı,onun fetva verdiği anda başlar.
Daha çok şey söylenebilir ama bu kadarla yetiniyoruz ve diyoruz ki:
Türkiye, dindarın rahmetini yaygınlaştırmak, dincinin de zahmetinin nelere mal olacağını iyi hesaplamak zorundadır.Bu rahmeti tanımaya ve o zahmetten uzak kalmaya niyetli olanların yolu "Kur'an'daki İslam'a çıkacaktır.
Bunu ne kadar erken anlarsak o kadar rahata kavuşuruz.


 


 

 
Ana Sayfaya Dönmek İçin Tıklayın 

  www.aymavisi.org  
 

 

 

 

Güncel

 

 

 
 + Büyüt | - Küçült