Güncel

 

 

Dinci Tasalluta Rağmen Dinle Barışmanın Yolu: Laiklik

Yaşar Nuri Öztürk


Laiklik, sadece devletin dinden, dinin de devletten elini çekmesini sağlamıyor, din sınıfının dini yaşamak isteyen kitlelere tasallutunu da önlüyor. Bu açıdan bakıldığında laiklik dine en büyük hizmetin kurumudur. Ve laiklik, dindarların adeta huzur ve mutluluk gemisidir. Dinci sömürücüler laikliğe, esas bu ikinci anlamı yüzünden düşmandırlar. Çünkü onların kitleler üzerindeki şeytani hegemonyalarını kıran, laikliğin bu ikinci anlamıdır. Bu anlam, din bezirganlarının korkulu rüyalarının ve saltanatlarını yitirme kaygılarının esas sebebidir.

DİN KAVGASINI ÖNLEYEN TEK SİSTEM

Dindarlığın insanlar arası ilişkilerde değer ölçüsü yapılmasına son verilmesinin en hayati belirişi, kavga ve savaşların din gerekçesine dayandırılmasının çökertilmesidir. Dinin ve dindarlığın kavga ve kan sebebi yapılmasının önüne geçmek, Asrısaadet nesli için bile mümkün olamamıştır. Bu kavganın insanı kemirmesini önlemede sadece iki çare vardır:

1. Din meselesini peygamberin kotarması,

2. Laiklik.

Din meselesini, dini hayatı peygamber kotardığında o dini hiç kimse ve hiçbir kuvvet insan aleyhine kullanamaz, istismar edemez. Çünkü ortada Cenabı Hakk’ın denetiminde söz söyleyen ve her sözü tartışma üstü olan bir büyük ruh vardır. Peygamber ortadan çekilince bu yapı bozulmakta, din adına ‘en iyi söz benimki’ diyebilecek bir yığın insan çıkmaktadır.

Ve tarih gösteriyor ki, böyle bir süreç başladığında ne dinin buyrukları ne de aklın ve tarihin gerçekleri işe yaramaktadır. Kitleleri güden çıkarlar, hırslar, egoizmler veya gaflet ve dalaletler olmaktadır.

İnsanlığın çektiği büyük ıstıraplarla anlaşılmıştır ki, dinin kahır aracı olmaktan çıkmasını sağlayan tek çare laikliktir. Aksi halde din, mensuplarının birbirini yeme aracı olmaktan çıkarılamaz. Tabiûn neslinden ve Mevali’den bir bilgin olan Ebul Aliye er-Riyahi (ölüm. 90/708) şu ibret verici gözlemini anlatıyor:

“Ali ile Muaviye kapıştıklarında çok genç bir adamdım. Savaşmak bana en leziz yemeklerden daha keyifli geliyordu. İyice silahlandım ve Ali-Muaviye çarpışmasında, taraflardan birinin yanında yer almak üzere savaş alanına gittim. Bir baktım, iki saf; her birinin ucu bucağı görünmüyor. Her taraf öteki aleyhine tekbir getiriyor; her tekbirin ardından biri öteki saftan birkaç kişiyi katlediyor. Kendi kendime dedim ki, ‘Ben bunların hangisine mümin, hangisine kafir muamelesi yapayım?! Böyle bir ayrım yapmaya beni zorlayan ne?!’ Daha akşam olmadan orayı terk edip geri döndüm.” (İbn Sa’d, Tabakaat, 7/114)

Laiklik, işte dinin bu hale getirilmesini önlüyor. İmamı Azam, bu noktayı tarihte en iyi ve en ilk yakalayan dehadır. Diyor ki, “Azmışlarla savaşım azmıştık ithamıyla yap, kafirlik ithamıyla değil.”

Savaş meşru hale gelmişse savaşılır ama bunu birinci sınıf dindarlarla ikinci sınıf dindarların din-iman kavgasına dönüştürmek dine de imana da zulümdür. İnsanlık bu zulümden çok çekti. Dahası: İnsanlığın bu zulümden çektiği acıların en büyüğüne ne yazık ki, gerçek dindarlar maruz kaldı.

Engizisyon tarihi, bunun belgesidir; bizim ‘dincilik’ tarihimiz de bunun belgesidir. Bu noktada son söyleyeceğimiz şudur:

Deizmden dindarlığa geçişi sağlayabilecek tek çare laikliktir. Çünkü laiklik gelince din adına baskı ve saptırma egemen olmaktan çıkmakta, böyle olunca da deizme sığınma bahaneleri azalmakta veya tamamen yok olmaktadır. Bunun içindir ki, din adına konuşanlarda en küçük anlamda bir samimiyet ve idrak varsa laikliği din dışı ilan etmek şöyle dursun onun dinin talebi olduğunu savunurlar. Aksi halde insanlık, dini temsil edenlere değil, ateizme kaçmayı veya deizme sığınmayı sürdürecektir

 

 

 

 


Ana Sayfaya Dönmek İçin Tıklayın 

  www.aymavisi.org  
 

 

 

 

 
 + Büyüt | - Küçült