Güncel

 

 

Çözüm Sürecinde Dört Büyük Yanlış

Emre Kongar


Adına ister “Kürt Sorunu” deyin, ister “Terör sorunu”, isterseniz “Türk sorunu”, ortada insanların canını alan, ülkenin güvenliğini ve refahını engelleyen bir sorun olduğu açık…

Elbette her iktidar gibi AKP iktidarı da bu soruna çözüm arayacak, nitekim arıyor da.

Ama bu çözüm sürecinde yapılan, (bence) bazı temel yanlışlar var.

Sürecin sağlıklı yönetilmesi ve kalıcı bir çözüm üretilmesi için bu yanlışlara dikkat edilmesi gerektiği kanısındayım.

Tabii benimki “Hariçten gazel okumak”!..

Elimde ne özel bir bilgi var…

Ne de benim düşüncelerimin özel bir etkisi ya da bir gücü…

Sadece görebildiğim gerçeklerin ışığında, aklımın ve mantığımın erdiği kadar, bazı mütevazı gözlemler bunlar.

***

1) Birinci büyük yanlış, sorunun adı ve dolayısıyla ele alınış biçimidir:

Sorun bir “Terör sorunu” veya bu terörü de yaratan bir “Kürt sorunu” gibi görünse de, aslında bir “Demokrasi ve insan hakları” sorunudur.

Bu açıdan, Türkiye’nin genel toplumsal ekonomik ve siyasal yapısından ve şu anda ülkede olup bitenlerden bağımsız olarak sadece “Kürtlerin hakları” veya “Kürtlere özerklik” bağlamında ele alınması son derece yanlıştır, süreci de bir çözüme götürmez; götürüyor gibi görünse de, geçici uzlaşmalar dışında kalıcı olamaz.

Bir yandan cezaevleri, tutuklu yargılananlarla dolu olacak…

Bir yandan mahkemeler, sanıkların, tanık dinlenmesi, delillerin tartışılması gibi en doğal ve yasal haklarının kullanılmasını engelleyecek…

Bir yandan ülke, her sabah, Türkler, Kürtler, siviller, askerler, avukatlar, memurlar gibi farklı gruplara yönelen yeni tutuklanma dalgalarıyla uyanacak…

Öte yandan siz tek bir etnik kesimin isteklerine ve buradan kaynaklanan teröre çözüm arayacaksınız.

Üstelik bizzat Başbakan Recep Tayyip Erdoğan her türlü etnik milliyetçiliğe karşı olduğunu, bu milliyetçilikleri “ayaklarının altına aldığını” söylemiştir!

2) İkinci büyük yanlış, sürecin Başkanlık Rejimi ile ilişkilendirilmesi, hatta pazarlık gibi görünen bir biçimde, Başkanlık Rejimi ile tek bir paket halinde düşünülmesidir.

Kamuoyunun büyük bir bölümünün Başkanlık Rejimine karşı olduğu biliniyor.

Bu karşı oluşun tarihten ve toplumdan gelen ciddi gerekçeleri var; bunları dikkate almayan bir değişiklik başarılı olamaz.

Yapılan çeşitli pazarlıklarla, kamuoyunu yansıtmayan bir Meclis iradesi ortaya konursa, bu irade referandumla onaylatılsa bile elde edilen çözüm asla kalıcı olamaz!

3) Üçüncü büyük yanlış, kamuoyundan bilgi saklanmasıdır.

Süreç içindeki temaslar, istekler, tarafların konumları, masadaki çözüm önerileri, kamuoyundan saklandığı için, ne sonuç çıkarsa çıksın, kamuoyu buna hazır olmadığı için, elde edilen sonuçların kabul edilmesi bütün taraflar açısından güç olacaktır.

Ne yazık ki bu bilgi saklanması olayına medya da ortak olmakta, bazı açık bilgiler, otosansür yoluyla kamuoyundan gizlenmektedir.

Örneğin dün Cengiz Çandar, Radikal’de, PKK adına konuşan Karayılan’ın Kandil’den yaptığı açıklamaların kamuoyuna yansıtılmayan bölümlerine yer verdi ve böylece yeni bir durum ortaya çıktı.

4) Dördüncü büyük yanlış, henüz temellendirilmemiş bir iyimserliğin pompalanması ve AKP iktidarı dışındaki bütün odakların görüşlerinin “barış adına!” baskılanmasıdır.

Gerek herkesin susturulması, gerekse pompalanan iyimserlik, öteki yanlışlarla birlikte sürecin sağlıklı işlemesi önündeki ciddi engellerdir.

***

Elbette bütün siyasal süreçler gibi, bu sürecin başlatılmasında ve yönetilmesinde eleştirilecek başka hatalar da var ama bunlar zaman içinde telafi edilebilmeleri olanaklı, stratejik olmayan noktalar; onun için onların üzerinde durmadım.

Bu dört büyük yanlış ise “sürecin” işlemesinde bütün taraflar açısından bir samimiyet ve güven sorunu yaratmakta, akıllara, “Taraflar kişisel iktidarlarını güçlendirmek için manevralar mı yapıyorlar” sorusunu getirmektedir.

 

 

 


 


Ana Sayfaya Dönmek İçin Tıklayın 

  www.aymavisi.org  
 

 

 

 

 
 + Büyüt | - Küçült