Güncel

 

 

Cemaat: Nasıl Yönetiyor, Kimler Yönetiyor?

Hanefi Avcı


Emniyet teşkilatındaki örgütlenme nasıldı, yani cemaat Emniyeti nasıl yönetiyor, görevleri nasıl etkiliyordu? Emniyet hiyerarşik bir teşkilattı, teşkilat içinde ikinci bir cemaat teşkilatı nasıl yapılanıyordu? Yıllarca amir ve müdürlük görevlerinde bulunan kişiler kendilerinin dışında birinden nasıl emir alıyor? İddialar doğru ise onlardan fırça bile yiyor, bir şey diyemiyorlardı?

Cemaatin geçmiş yıllardan başlayarak teşkilatta nasıl elaman temin ettiği, nasıl yapılandığı belki uzun araştırma ve incelemelerin konusu olsa da ben su andaki örgütün nasıl yapılandığını, idare edildiğini bir nebze olsun göstermek istiyorum. Bunun için öncelikle bu konudaki belgelere bakmak gerekiyor. Maalesef bu konuda çok fazla belge yok ama yine de bulunan belgeler mevcut durumu belli oranda anlamamızı sağlıyor. Bunlardan bir tanesi Elazığ'ın Sivrice ilçesindeki bir camide 04.08.2002 tarihinde unutulan ve Ahmet Şahinalp isimli Maden Mühendisine ait olduğu anlaşılan çanta içerisindeki dokümanlardır. Bu belgelere göre bu kişi Elazığ, Bingöl, Tunceli ve Malatya gibi o bölgedeki emniyet teşkilatını yöneten, cemaatin imamı denen yöneticisidir. Maden mühendisidir ama bir eğitim kurumunda çalışıyor gözükmektedir.

Çantada ana hatlarıyla;

1          O yıl o bölgeye tayini çıkan ve o bölgeden batı ilerine atanan polislerin 4 sayfalık listesi vardır, bu liste emniyetin bilgisayarlarından çıktığı belli olan tayinci personelin sicil numarası ve emniyetin kendi personelini tasnif ederken kullandığı harf kodlarını da taşımaktadır.

2          Bazı polislerin cep ve ev telefonları 2 sayfalık liste halinde bulunmaktadır.

3          1 Ağustos 2002 ile 1 Kasını 2002 tarihleri arasında hedef şahısların tespiti ve listelerin çıkarılması, çalışma gruplarının oluşturulması ve işbölümü aşamasının gerçekleştirilmesi şeklindeki notlar; kurumsal açılım başlığı altında adliye, idari personel, avukatlar, hastaneler, bankalar ve diğer kurum isimleri ile yeni tanışılacak işadamları, toplum önderleri ve etkili nüfuz sahiplerine nasıl davranılacağıyla ilgili notlar.

4          Yapılacak işler, personelin sorunları gibi konularda 4 sayfalık not.

5          Elle yazılmış notlarda bazı polis amiri ve müdürlerinin tayin yerleri ve özel durumları hakkında notlar. En önemlisi İl Emniyet Müdürünün makam harcamaları ile yemek yediği yerler. makam araçlarının kullanımı hakkında notlar.

Ahmet Şahinalp yakalanır ama kapsamlı ifade vermez, yakalandığında üzerinde bulunan bilgisayarın diskinin pilinin çıkarılmasını ister. Belgelerde örgütsel bir çalışma, bazı görevlilerin belli yerlere getirilmesi, bazıları hakkında bilgi toplanması gibi konular vardır.

Aşağıda yer verdiğim ikinci belge ise çok yeni ve günceldir. Bana yeni ulaşan bu belgeye göre Emniyet teşkilatı içerisinde cemaate bağlı polisler, yöneticileri olan kişiden işlerini iyi yapmadığı için şikayetçi olmuş, yanlışlarını madde madde bir rapora dönüştürerek muhtemelen Fethullah Hoca'ya göndermek istemişlerdi. Buradaki şikayetlere bakıldığında örgütlenme hakkında ciddi bilgiler verilmektedir:

A. ÖMER BEY TARAFINDAN GÖREVLENDİRİLEN ŞAHISLARIN HEM KENDİLERİNİ HEM DE SORUMLULUKLARINI ÜSTLENDİKLERİ ARKADAŞLARI VE BİRİMLERİ DEŞİFRE ETMELERİ4

1          MİT Müsteşarlığı ve askeri istihbarat birimleri Ömer Beyi gerçek adı (Osman Hilmi Özdil) ile bilmekte ve takip etmektedir. Emniyet Teşkilatında görev yapan üst düzey yetkililerden olan Emin Aslan. Sabri Uzun. Hanefi Avcı. Hüseyin Özalp gibi devletin önemli merkezleriyle irtibatlı kişiler de Ömer Beyin teşkilatın sorumlusu olduğunu bilmektedirler. Yine adı geçen yetkililer Ömer Beyin hangi mekanlarda ve kimlerle görüştüğünü tespit ettiklerini ifade etmektedirler.

2          Başbakanın çok yakınında bulunan M.A. tarafından da Ömer Bey Teşkilatın imamı olarak bilinmekte ve adı geçen şahıs tarafından çeşitli mahfillerde bu durum ifade edilmektedir.

3          2007 yılında Ömer Bey ve Yenimahalle ile ilgilenen Sinan Beyin (Murat Bey) ABD'ye giriş ve çıkışlarında FBI tarafından önce sorgulanmaları. sorgulanma sırasında üst ve bagaj aramaları yapılmış/ bu şüpheli duruma rağmen Ömer Beyin seyahat programını değiştirmeyerek ABD'de bulunan emniyetçi arkadaşlar tarafından havaalanında karşılanmış ve onlarla görüşmüş daha sonra yine emniyetçi arkadaşların kullandığı araç ile HE'nin bulunduğu kamp yerine götürülmüş ve fiziki ve teknik takip ile bu süreç bütün teferruatıyla FBI tarafından kayıt altına alınmıştır.

ABD'den çıkış esnasında da tekrar sorgulanmış, bilgisayarı dahil üzerinde ve bagajında bulunan bütün bilgi ve belge niteliğindeki eşyanın kopyası alınmış. FBI sorgusunda ABD'de daha önceden defalarca ziyaret ettiği Emniyet Müdürü S. T isimli kişiyi ziyaret maksadıyla bulunduğunu ifade etmiş, ifadelerinin birer sureti ile kendisinden alınan bilgi ve belgelerin birer kopyası Emniyet Genel Müdürlüğüne intikal ettirilmiştir. Emniyet Genel Müdürlüğüne intikal ettirilen bilgi ve belgeler arasında bazı üst düzey emniyet yetkililerinin ve eşlerinin bilgileri de tespit edilmiştir örnek. Emniyet Müdürü M. Y. T. Ankara İstihbarat Şube Müdür Yardımcısı Z. G.'nin eşinin isim ve telefon bilgileri, Emniyet teşkilatı mensuplarının da bulunduğu USAK isimli araştırma merkezinin danışmanı olduğuna ilişkin Ömer Beyin kendi adına düzenlenmiş kartvizit vb.)

'1 Bu belge içinde geçen adlar gizlilik açısından yalnızca baş harfleriyle belirtilmiştir.

Yukarıda özetlenen olayın akabinde Emniyet Müdürü S T.'nın ABD vizesi iptal edilmiştir, Yine bu olayın akabinde iki FBI ajanı New Jersey'de ikamet eden ve New York Bölgesindeki emniyetçilerin manevi sorumlusu olan Emniyet Müdürü A, Ç.'nin evinde ziyaret ederek Ömer Beyi kampa götüren araç hakkında bilgi istemişler, aracın başkası adına kayıtlı olmasının gerekçesini soruşturmuşlardır.

Yapılan tüm çalışmalara rağmen FBI tarafından kopyalanan Ömer Beyin bilgisayarında bulunan bilgilerin içeriği hakkında ne FBI yetkililerinden ne de Ömer Beyden tatminkar bir cevap alınamamıştır

Konu olağanüstü hassasiyeti nedeniyle Büyüğümüze genel hatlarıyla arz edilmiştir. Büyüğümüz, Ömer Beyle görüşülerek bilgisayarında bulunan bilgilerin muhtevasının ne olduğunun sorulması talimatını vermiş ve olaydan büyük üzüntü duyduğunu ifade etmişlerdir. Büyüğümüzün talimatı üzerine ilgili Daire Başkanı R G. Ömer Beyle görüşmüş ve kendisinden ABD'de yaşanan olayla ilgili bilgi talep etmiştir. Ancak Ömer Bey böyle bir olayın vuku bulmadığını, kendisinin sadece pasaportuna bakılarak uçağa bindiğini ifade ederek. beyanda bulunmuştur. Bilahare önüne bilgi ve belgeler konulduğunda kabullenmek zorunda kalmıştır. Ancak bu esnada bile bilgisayarında bulunan bilgilerle ilgili malumat vermek istememiştir. Bu süreçte Ömer Beyin ABD vizesi ABD hükümeti tarafından iptal edilmiştir Benzer bir sıkıntının Yenimahalle ile ilgilenen arkadaş (Sınan Bey) için de söz konusu olabileceği değerlendirilmektedir

Ömer Bey ABD vizesini geri alabilmek için İstihbarat Dairesi Başkanlığındaki arkadaşları riske atarak kendisinin Polis Sandığının sahibi olduğu Ankara Sigortanın temsilcisi olduğunu. Emniyet Genel Müdürlüğünün araçlarının kendisi tarafından sigortalandığını ifade ettirmiş, ancak bu durum FBI yetkilisinde daha büyük bir şüphe uyandırmış ve Ömer Beye vize verilmesi talebi reddedilmiştir.

Daire Başkanı R G ve emsali teşkilat büyüklerinin katılımıyla oluşturulan istişare heyetlerinde Ömer Beyin müteaddit defalar verdiği sözleri tutmaması. hilafı vaki beyanları ve heyetlerin sembolik misyonu nedeniyle bu teşkilat büyüklerimiz nezdinde Ömer Beye karşı büyük bir güven kaybı söz konusu olmuştur. Yıllarca hizmetimizin yükünü çekmiş ve teşkilatın önem

li mevkilerinde görev yapan bu büyüklerimizde fıkır ve önerilerine kıymet verilmediği teşkilatın önemli hiç bir meselesinin görüşülmediği bu heyetlerde büyüklerimizde idare edildikleri kanaati oluşturulmuştur. Netice olarak Ömer Beyle görüşmekte bir maslahat olmadığı düşüncesi hakim olmuştur

4          Görevlendirilen şahıslar izah edilemeyecek müesseselerde görev yapmaktadır. Örneğin bütün masrafları Başbakanlık örtülü ödeneğinden karşılanan ve İçişleri Bakanlığı Dernekler Dairesi Başkanlığının kontrolünde kurdurulan Uluslararası Sivil Toplum Kuruluşlarını Destekleme Derneğinin ıl temsilcileri ve merkez koordinatörleri Ömer Beyin emniyet teşkilatına bakan ekibi tarafından oluşmaktadır. Teşkilat mensuplarıyla yapılan ikili görüşmeler ve istişareler zaman, zaman bu dernek merkezi ve temsilciliklerinde yapılmaktadır. Yine teşkilatla ilgilenen sivillerin bir kısmı ve eşleri Samanyolu Koleji, Turgut Özal Derneği, Maltepe Dershaneleri veya illerdeki özel okullarımızda görev yapmaktadır

Ayrıca, arkadaşlardan sorumlu siviller bürokraside ve değişik birimlerde istihdam edilmektedir

5          Müstakil olarak hizmet müesseseleri ve görevli sivil şahıslar adına tutulan evleri farklı devrelerin bazen aynı anda kullanmaları neticesinde tedbire muhalif durumlar yaşanmaktadır. Düzenli bir aile ve yaşantı görüntüsü olmayan bu evler apartman sakinlen tarafından dikkatle izlenmekte ve şüpheyle bakılmasına neden olmaktadır.

6          İlgili sivil şahısların eşleri, beylerine paralel olarak resmi arkadaşların eşlerinden sorumlu olarak vazife yapmaktalar Bunun neticesinde bir sivil bayan bir ildeki veya yapıdaki arkadaşların her turlu bilgisine vakıf olmaktadır. Ayrıca görevlendirilen sivil şahıslar sık sık değişime tabı tutulmaktadır. 20 yıldır birbirini tanıyan, dostluğu olan insanlara birbirinizle görüşmeyin, gidip gelmeyin denilmekte, fakat 15 ay içerisinde bir arkadaş ailesiyle birlikte 3 farklı sivil aile ile muhatap edilmektedir

7          Görevli sivil şahısların bütün resmi arkadaşları tanımaları, lojmanlara ve işyerlerine giderek görüşme yapmaları cenaze merasimlerine katılmaları, toplu yerlerde özel teveccühe mazhar olmaları neticesinde yapılan fiziki veya teknik takip ile kendileri deşifre olmuşlardır. (Van ve Diyarbakır'da görevlendirilen şahısların özel arabaları ile Emri. Müd. Lojmanlarına sık sık gelip gitmesi İl Emniyet Müdürünün dikkatini çekmiş ve şahıslarla ilgili ciddi bir araştırma yapılmıştır.)

Ayrıca, görevlendirilen şahısların kendi evlen baylar ve bayanlar tarafından sık sık kullanılıyor.

Yıllarca aynı yatakhaneyi, yemekhaneyi ve sıraları paylaşmış ve birbirini tanıyan arkadaşların bir araya gelmelerinin dışarıdaki insanlara izah edilemeyecek hiçbir tarafı yokken mevcut yerleşik sistemler değiştirilmiş, sivil hayatta tanınan ve hizmet müesseslerinde görev yapan sivil insanlar lojmanlara, işyerlerine ve bir takım hususi ortamlara rahatlıkla girip çıkmakta hiç bir sakınca görmemektedir.

Bir taraftan," aman evinizde bir kitap, bir cd, bir Kuran ve bir cevşen olsun, dersleriniz 4 kişiyi geçmesin, hiçbir büyüğünüzle küçüğünüzle görüşmeyin, irtibatınız olmasın" diye tahşidat yapılırken diğer yanda ağabeylerin tedbire aykırı her türlü davranışları, akıllarda soru işareti oluşturmakta ve vicdanlarda kabul görmemektedir.

8          Çok mahrem olan operasyon ve telefon detay bilgileri ilgisiz kişilerle paylaşılmakta ve bu husus uluorta konuşulmaktadır. Resmi arkadaşlardan alınan operasyon bilgileri doğrudan "bilgi notu formatında kaynak gösterilmeksizin hizmetle irtibatı olduğu bilinen yerlerde yayınlanmaktadır. Daha il Emniyet Müdürünün bile bilgisi olmadan aktif haber isimli internet haber sitesinde gizli konuların yayınlanması ve yine çok önemli stratejik / mahrem konuların savcılığa intikal ettirilmeden bize ait internet sitelerinde veya gazetelerde yayınlatılması nedeniyle arkadaşlarımız ve hizmet hedef haline getirilmiştir.

9          Ömer Bey ve görevlendirdiği sivil arkadaşların konumları dolayısıyla sahip oldukları bilgileri eskiden irtibatlı oldukları şahıslara aktarmaları nedeniyle teşkilat kemmıyet ve keyfiyet bakımından deşifre edilmektedir Örneğin Nuh Mete Yüksel ve ÇEV vb. olaylar resmi arkadaşlarla ilişkilendirilerek anlatılmaktadır. [Savcı Yüksel'in kasetini kendilerinin yaptığını övünerek çevresinde anlattığını duymuştum. Demek ki Nuh Mete Yüksel'in kaset olayı tereddütsüz cemaat tarafında yapılmıştır Yazar Notu]

10       Çok mahrem mevzular her ortamda neye hizmet edeceği bilinmeksizin konuşulmakta, reklam konusu haline getirilmektedir. (YAŞ, MGK. Ergenekon, parti kapatılması. L. E.. N. V., vb.) HE'nin davası için rüşvet verildiği, telefonların dinlenildiği. bir Yargıtay üyesinin evinin tefrişatının yapıldığı gibi konular Ömer Bey ve ekibi tarafından herkesle rahatlıkla paylaşılmaktadır. Planlama aşamasında olan operasyonlar önceden duyurulmakta, Ergenekon dalgaları olmadan haber verilmektedir. Atabeyler ve Danıştay operasyonlarında, Y. Büyükanıt, I. Başbuğ hadisesinde yaşanan sıkıntılar.

11Teşkilat mensupları ile alakalı listelerin ve bilgilerin flash belleklere ve disklere kaydedilmesi ve bunların taşınması ile ilgili sıkıntılar büyüğümüzün şefaatle yaptığı ikazlara rağmen aşılamamıştır. Ömer Bey ve ekibi rahatlıkla bu tür resmi arkadaşların bilgilerinin bulunduğu flash disk ve laptoplarla yurt içinde ve yurtdışında seyahat etmektedirler. Elazığ ve Burdur'da yaşanan üzücü hadiselerden ders alınamamıştır.

BREHBERLİK HİZMETLERİNDE VE HİZMET ETME ADABINDA YAŞANAN SIKINTILAR

1          Ömer Bey ve ekibinin büyük çoğunluğunda Kur'anı Kerim, Sürınet ve eserlere ilişkin müktesebat resmi arkadaşlarımızı tatmin etmekten uzaktır. Ekibin zaman zaman ABD'ye Büyüğümüzü ziyaret dışında herhangi bir beslenme mekanizması bulunmamaktadır. Kendilerini kabul ettirme büyük ölçüde çok mahrem bilgilerin uluorta arkadaşlarla paylaşılması ile sağlanmaya çalışılmaktadır. Hatta bazı arkadaşlarımız manevi boşluklarını telafi etme adına çeşitli dini gruplar ile Emniyet Hizmeti dışındaki birimler ile irtibata geçmiştir.

2                     …

3                     …

4          Tayin, terfi ve atamalarda hizmetin rolü arkadaşlar üzerinde bir baskı ve korku aracı olarak kullanılmaktadır. Arkadaşlara adil davranılmamakta ve teşkilat teamüllerine aykırı tayinler yapılmaktadır

5          Resmi arkadaşların maaşlarından toplanan himmetlerin kullanımında gerekli özen gösterilmemektedir. Örneğin Ömer Bey ve ekibinin Makedonya ve Almanya programlarında yapılan harcamalar, kullanılan lüks telefon ve laptoplar.

6          Büyüğümüzün büyük ağabeylerle ilgili tasarruflarının "... ilgili operasyon tamamlandı, işleri bitirildi gibi." ifadeler ile anlatılması ve bu durumun arkadaşlar nezdinde ağabeylerle ilgili zarına sebebiyet vermesi (H. T.. M. Ö. , A. K. gibi)

7          Çeşitli dönemlerde teşkilatta vazife yapmış ve önemli hizmetleri olmuş kişilerle düşmanca uğraşılmakta ve haklarında iftiralar atılarak sürekli yıpratılmakta ve bu hususlar en alt seviyedeki gruplara kadar konuşulmaktadır.

8                     …

9                     …

10                   …

11       Ömer Bey ve üst ekibi kendilerini Büyüğümüzün vekili olarak görmekte ancak Büyüğümüzün üslubunu, mulayemetini, hadise ve meseleleri değerlendirmesi hususunda aynı hassasiyeti göstermemektedirler. Arkadaşlarımız kaba davranışları kabullenmeme istikametinde bir tavır sergilediklerini de pervasızca; 'Biz sizin Daire Başkanlarınızı bile fırçalıyoruz, niye alınıyorsunuz demektedirler. Ömer Bey bir olaya kızıp kontrolden çıktığında: 'İmam benim, her türlü tasarrufta bulunurum. Hoca Efendiye sormak zorunda da değilim.' deme cüretkarlığında bulunabilmektedir.

Yukarıda kısaca arz edilen üslup ve uygulamalardaki yakışıksız davranışlar sebebiyle bazı arkadaşlarımız meslekten istifa ederek başka kurumlara geçmiş ve emekliliklerini istemişlerdir. Arkadaşlarımız bu haliyle teşkilatta görev yapmanın hizmet olmadığı ve nifak/fitne uygulamaları sebebiyle geri durma noktasına gelmişlerdir.

12                   …

13                   …

14       Beklenen metafizik yenilenmenin yerine meseleler idari, mülk cihetiyle ele alındı. Hizmetin Türkiye ve dünyada denge unsuru oiduğu, ülkeyi yönetecek insanların / dünyayı yönetenlerin bunu göz önünde bulundurmaları gerektiği vb hususlar sık sık dile getirildi.

Yapılan operasyonlar, atamalar vb işlerde yoğun bir değerlendirme yapılıp, sürekli bir güç. çakma vb. bir literatür kullanılması içerde ve dışarıda idareye talip olma gibi algılanıyor. Yine bu cümleden hareketle bize yakın olan ılımlı insanlar hizmete düşman oldular. Bu yöndeki içe yönelik muhasebe / murakabe talepleri "bir kara propaganda" olarak değerlendirilmektedir. Şu an bizim dışımızdaki her kesim hizmete düşman konumuna gelmiştir Ömer Bey ve ekibi de bu durumu olması gereken bir durum olarak görmektedir.

15                   …

16       Arkadaşların! ağabeylerin meselelerini, sıkıntılarını arz edecekleri güvenecekleri istişare heyetleri ve şahıslar yok. Gelen konulardaki tenakuzlar nedeniyle, insanların istişareye ve istişare heyetlerine güvenleri gün geçtikçe azalıyor

17       Ömer Bey arkadaşlarımızın bir kısmına kin beslediğini, beddua ettiğini hatta aynı arkadaşlarımız için yerin altının üstünden daha hayırlı olacağını ifade ederek onları uluorta konuşarak hedef haline getirmekte ve hizmet dışına çıkmaları için özel çaba sarf etmektedir. Bu arkadaşların açıklarını bulup sıkıntıya düşürebilmek için her turlu teknik imkanları seferber etmekte ve iftira atmakta beis görmemektedir.

18       Hizmetteki büyük ağabeylerimiz ile çeşitli kurumlardaki arkadaşlarımızın telefonları Ömer Beyin talimatı ile dinlenmiştir. İrtibat bilgilerine bakılmıştır, [hedef kişilerin değil, cemaatin elemanlarının bile belli açılardan denetlemek için dinlenmiş olduğu anlaşılmaktadır, cemaatin Emniyet içerisindeki gücü ve eylemlerinin durumunu göstermesi açısında enteresan)

19       Astlar amirlerinin değil Ömer Bey tarafından görevlendirilen sivil şahısların inisiyatifi ile devlet işlerini idare etmeye, ast üstü yönetmeye çalışmaktadır.

20       Görevlendirilen şahısların tenakuzları ve çelişkili tavırları sebebiyle Büyüğümüzden geldiği söylenen hususlara karşı tereddüt hasıl olması: özellikle bir mesele üzerinde uzlaşma sağlanamadığında ya da farklı bir görüş ortaya çıktığında otoritenin sağlanması için " HE böyle istiyor. bu HE nin emri' şeklinde beyanda bulunulmaktadır.

Bu belgeler ve dışarıdan aldığım bilgilere göre her birimdeki temsilciler kanalı ile herkes Ömer kod adlı kişinin denetiminde çalışmaktadır. Amirler mezuniyet dönemlerine göre dönem dönem örgütlendirilmiştir. Herkes gördüğü, bildiği her konuyu temsilcilere aktarmakta, onlar da silsile ile Ömer'e ulaştırmaktadır. Aynı şekilde istenen her hususta Ömer'den talimat olarak teşkilatın en alt birimlerine kadar ulaştırılmaktadır.

Her kritik birimde cemaatin irtibatı ve sorumlusu yer almış, özellikle İstihbarat. KOM ve diğer birimlerin bilgi işlem birimleri büyük oranda cemaat taraftarlarından oluşmuştur. Bu birimlerde başlangıçta farklı kişiler var ise de onlar da çeşitli yöntemlerle buralardan uzaklaştırılmıştır. Emniyete ait tüm arşiv ve bilgiler cemaatin arşivine taşınmış, mevcutlar da istendiği an cemaatin isteklerine uygun olarak kullanılmaktadır. Emniyetin İstihbarat ve KOM birimlerinde teknik ve amir kadrosu büyük oranda cemaatin elamanı konumunda veya bilerek cemaatten gelen talimatlara uymaktadır.

Aslında bu örgütlülük yalnızca Emniyet içinde mevcut değildir, cemaat hemen hemen tüm kurumlarda az veya çok örgütlü haldedir, öğrendiğim kadarıyla MİT, ordu, yargı ve milletvekilleri içinde imam konumunda kişiler bulunmaktadır.

Cemaat hakkında herhangi bir ihbar geldiğinde, daha araştırmaya başlanmadan o birimdeki cemaat mensuplarınca haber verilip tedbir alınmaktadır. Yakın zamanda birkaç defa MİT ve Emniyete cemaatin faaliyetleri, hatta en üstteki imam Ömer kod adlı kişi hakkında bilgi gitmiş, MİT araştırmaya başladığı arı haberdar olunmuş ve gerekli tedbirler alınmıştır.

Genelde her kurumun imamı işleri yönetmektedir. Emniyet, ordu, MİT, basın ve medya, yargı, maliye gibi tüm büyük kurumlardan sorumlu olan bir imam vardır. Her imamın altında o kurumun her biriminde sorumlular mevuttur, bu en yukardan başlayıp alta kadar yoğun örgütlü olarak devam eder. Ağırlıklı olarak merkez ve büyük illerde olmak üzere tüm illerde örgütlülük söz konusudur. Her hafta toplanılarak o kurum/birimdeki genel durumlar değerlendirilir ve yukarıya arz edilecek konular çıkarılır. Alt birim imamları kendi aralarında toplanırlar. En yukarıda o kurum için istişare heyeti denebilecek üst sorumlulardan oluşan komitevari bir birim olup, onun üstünde o kurumun imamı bulunur. Daha üstte kurum imamları bir araya gelip ülke genelindeki işleri ve kurumlar arası çalışmaları değerlendirirler. Bir kurumun yapacağı işlere diğerlerinin desteği, oralardaki bilgiler istenir. Bununla birlikte her kurum imamı ayrıca doğrudan yurtdışında bulunan Fethullah Hoca'ya bilgi verip ondan talimat alır, yani olup biten her şey hocanın bilgi ve kontrolünde gerçekleşir, dolayısıyla meydana gelen olaylar asla sıradan bir cemaat mensubunun kendi kalasına göre yaptığı şeyler değildir.

Eğer bu insanlar sadece yardımlaşma, dayanışma, birbirleriyle aile ve arkadaşlık ilişkisi kurma gibi faaliyetler içinde olsalardı elbette buna itiraz edilmezdi ama şimdi görüldüğü kadarı ile devleti idare eden Bakanlık ve Genel Müdürlüklere, hatta hükümete alternatif bir yapı kurularak tüm kurumlar yönetilmektedir. Her şey olmasa da hayati konular, önemli tayin ve atamalar, önemli operasyonlar bu yapı tarafından planlanıp uygulanmaktadır. Operasyonlara bu yapı karar verip devletin sistemlerini kendi amaçlan doğrultusunda çalıştırmakta, aynı anda kendi taraftarları ve kendilerinin denetiminde olan basın yayın organları ve internet siteleri vasıtasıyla linç kampanyaları yapılmakta, doğru yanlış her türlü bilgi çarpıtılarak servis edilmekte, kamuoyu yanlı ve yanlış bilgilerle yanlış kanaat sahibi olmaktadır.

Hukuka uygun veya farklı yöntemle elde edilen bilgiler ve her türlü yöntem kullanılarak hedef seçilen kişiler linç edilmek istenmektedir. Zaman zaman bu bilgiler tahrif edilerek, ekleme ve çıkarmalar yapılarak kullanıldığı gibi çoğunlukla da her yerde bulunan gizli elemanları özellikle ordu içerisindeki faaliyet ve çalışmaları rapor etmektedir. Daha sonra bu haberleri belgelemek için delil bulmaya çalışılmakta, bulunan veya yaratılan belge, evrak veya materyaller aranan mahallere konarak, aramada ele geçti işlemi yapılmaktadır.

Failleri bulunmuş birçok olay, başlatılan ve yeterli delil bulunamayan başta Ergenekon olmak üzere pek çok başka davalarla irtibatlandırılmaya çalışılmakta, hukuk ve mantık zorlanmaktadır.

 

Cemaatin Propaganda Araçları

Bugün bilenen gazete, televizyon ve dergiler haricinde Aktifhaber, Derindüsünce, Roothaber, Habertime, Haberuaktim, Sonsayfa, recepa.blogspot gibi onlarca internet sitesi cemaat mensuplarınca kurulmuştur. Tek merkezden yönetilen haberler buradan verilerek kamuoyu istenilen doğrultuda yönlendirilmektedir. Başta polis olmak üzere tüm kurumlardaki cemaat taraftarlarından gelen bilgiler bu haber sitelerine servis edilmekte. kendilerine karsı olan tüm kişilere ise buralardan saldırılmaktadır.

Cemaattin gizli imamları bu sitelerde gerçek ve farklı adlarla köse yazıları yazmakta ve geniş cemaat sempatizanı kitleleri yönlendirmektedir. Yusuf Gezgin, Y. Derinsoy gibi sahte isimler altında makaleler ve Derin Yapı ve Türkiye gibi kitaplar yazılmaktadır.

Sanki birbirinden ayrı kaynaklarmış gibi gözüken şeyler aslında tek bir kaynaktan yönlendirilmekte, hatta zamanla resmi bilgiye dönüşmektedir. Bir kısmı polis kaynaklarından alınan ancak çarpıtılarak cemaat propagandası haline dönüştürülen akıl dışı iddialar, farklı internet siteleri ve yayın organlarında yayımlanarak halkın zihninde gerçek bilgi haline dönüştürülmektedir.

 

Garip Bir Kaset Olayı

Deniz Baykal'ın gizli kamerayla çekilen görüntülerini içeren kaset olayını kim yaptı, niçin yaptı? Bunları bir an unutalım ve düşünelim.

Baykal bu ülkede muhtemel Başbakan adaylarından biriydi, ülkenin ikinci büyük partisinin genel başkanı olarak konjonktürün değişimine göre her zaman başbakan olması ihtimal dahilindeydi. Bu video görüntüleri daha önce çekilmiş. Baykal başbakan olsaydı ve ülke için kritik bir karar arifesinde birileri çıkıp elimizde bu görüntüler var. eğer şöyle davranmazsanız bunları kamuoyuyla paylaşacağız deseydi acaba durum ne olurdu?

İnternette yayınlanan görüntülere bakılırsa bu işi yapanlar ellerindeki görüntülerden en az incitici olacak bir küp hazırlamışlar, ellerinde bu görüntülerin çok daha incitici ve rahatsız edici olanlarının da olduğu kanaatine varılıyor. Sadece Baykal'ın mı böyle görüntüleri var? Acaba kaç bakan, kaç genel müdür, kaç komutan veya onların eşleri ve çocukları hakkında da bu veya benzeri görüntüler mevcuttur? Bunlar yakalanmadığı müddetçe de böyle görüntüleri çekmeye devam edileceğinden tereddüt var mı? Acaba geçmişte bu görüntüler kullanılarak kimlere şantaj yapıldı, kimler istifa ettirildi veya gayri meşru menfaat temin edildi. Bu ve benzeri somların daha fazlasını sormak mümkün ve bu soruların çoğuna da evet cevabı verilecektir.

Şimdi kim yaptı sorusuna cevap ararsak:

Bu olayın ilk benzeri Ankara DGM Savcısı Nuh Mete Yüksel'e yönelik hazırlanmıştı, bugün bu olayı cemaatin yaptığından en ufak şüphem yok. 1999 yılında bazı kişilerin Savcı Yüksel hak kında ellerinde önemli bilgiler olduğunu, belli bir miktar ücret karşılığında vereceklerini söylemeleri üzerine buluşma yerine bugün cemaat, mensubu olduğu bilinen polislerle birlikte giden kişiye bir zarf verilir, bu zarf o sırada Ankara'daki Ayrancı semtinde bulunan Savcı'ya iletilir. Zarfta daha sonra CD'si de bulunan Savcı Yüksel'in bir kadınla ilişkisini gösteren fotoğraflar vardır. Bugün için bu buluşmanın uydurma, maksadın savcıya gözdağı vermek olduğundan hiç şüphe yoktur. Bir süre sonra İstanbul'da postaya verilmiş bir kargo paketi Savcı Yüksel'e gönderilir. içerisinde uygunsuz görüntülerin okluğu CD çıkar. Zaten daha sonra CD görüntüleri bulunduğunda Nuh Mete Yüksel de cemaate mensup polislerin bunu yaptığını söylemiştir. Daha sonra bu CD'nin bir örneği, Çağdaş Eğitim Vakfında biraz zorlama ile yapılan aramada bulunur, soruşturma sırasında Emniyet Güvenlik Şubesinde çalışan Bayram isimli bir komiserin dernek yöneticileri tarafından Emniyetten bilgi almak için ajan gibi kullanıldığı veya cemaatin Bayram'ı derneğe ajan olarak soktuğu iddiaları tartışılır. O dönem derneğin polisin içine ajan olarak sokup bilgi almak için kullandığı yönündeki iddialarda adı geçen ve alevi, sol görüşlü olduğu söylenen Bayram'ın cemaat mensubu olduğunu öğrendim. Ne alevi ne de solcu olduğu, İmam Hatip Lisesinde okuduğu, son bulduğum cemaatin kendisinin hazırladığı belgede bu olaydan kapalı olarak bahsedilmesi Nuh Mete Yüksel olayının cemaatin Emniyet içerisindeki polisleri tarafından yapıldığı kanaatini güçlendirmektedir.

Yanlış tahminlerine dayanarak aynı olayın bir benzerini bana karşı da uygulamayı denediler. Benim özel ve gizli tutulan telefonlarımı sahte isim ve IMEI üzerinden İstanbul İstihbarat Şubesi tarafından İstanbul 250. madde ile yetkili hakimden aldıkları 07.11.2009 tarihli kararla dinlediler. Basın mensuplarına bile alenen beni kast ederek toplumdaki saygınlığımı sarsacaklarını söylediler. Arkadaşımla buluştuğum bir evin sahibinin telefonunu aynı şekilde dinlediler. Bu eve bir süre sonra hırsız girdi, evdeki bilgisayarı aldı ama eve ne koyduklarını bilmiyoruz. Bu, maddi delilleriyle ispatlı bir olaydır.

Korgeneral Metin Yavuz Yalçın'ın bir kadınla olan telefon konuşmalarının basına sızdırılması, Tümgeneral Levent Türkmen'in otelde bir kadınla uyuşturucu ihbarı iddiası ile basılması ve istifası, İzmir'de bir albayın, eşinin kendisini aldattığı iddiaları ile fotoğraflarının basma sızdırılması, Ergenekon vb. adlarla yapılan tahkikatlarda bulunan özel hayata ait bilgiler, üst düzey yönetici, hakim ve savcılar hakkında uygunsuz görüntü ve resim iddialarının yayılması ve daha pek çok benzer olay aslında hep aynı adresi göstermektedir.

Aynca bu tür bir teknolojiyi uygulayıp eve kamera yerleştirmek için o yeri tespit etmek gerekir, o yeri tespit için de telefon analiz sistemi ile görüşmelerin ve hedeflerin bulundukları, buluştukları yerlerin belirlenmesi ve telefonların gizlice dinlenmesi şarttır, aksi takdirde bu bilgiler edinilmeden nereye kamera yerleştirileceği bilinemez.

Tüm bunları bir araya getirirseniz bu işleri yapabilecek yegane grubun cemaatin Emniyet İstihbarat birimi içerisindeki unsurları olduğu ortaya çıkar. Bu işi profesyonelce yapabilecek tek grup cemaattir.

Bir defa cemaat haricindeki herkes bu görüntüleri internete yayarken iz bırakır ve kesin yakalanır, bir tek onlar bu sistemin başında olduklarından iz bırakmadan bilgileri yayabilirler. Hatırlanacağı üzere Sakarya Emniyet Müdürünün tutuklanması olayında başka bir şehirden eposta ile ihbarda bulunan bir kişi kısa sürede hemen ortaya çıkarılmıştı. Ama cemaatin amaçlarına uygun olarak ihbarda bulunan onlarca ihbarcının kim olduğu araştırılmadı veya araştırılan hiç kimse yakalanmadı, bu durum da işleri yapanların aslında bu işleri yapanları yakalaması gerekenler olduğunu gösteriyor. Daha yüzlerce husus dikkate alındığında başkalarının böyle görüntüleri hazırlama, çekme, montaj lama ve yayma yeteneğinin olmadığı, ortada yalnızca tek bir faalin olacağı sonucuna varırız.

Güncel İttihat ve Terakki

Türk sağ aydını Osmanlının yıkılışını İttihat ve Terakki ile Jön Türk hareketinin, zaten kendisi bir hiyerarşik örgüt olan devlet kurumları ve özellikle ordu içerisinde örgüt kurması, bu suretle ordunun ve devletin sistemini bozmasına bağlarlar.

Bugün için cemaatin yaptığının bundan farkı yoktur; polis. ordu. MİT, jandarma, yargı ve diğer devlet kurumlan içerisinde ayrı bir hiyerarşik örgütleme kurarak ve bu teşkilatların sistemlerini bozarak çalışmalarını engelliyorlar. Üstüne üstlük bu teşkilatların personeli arasında ayrım, güvensizlik ve düşmanlık yaratarak kurumlan içerden ve tamir olunmaz biçimde yaralıyorlar.

Bu Bölümü Niye Yazdım?

Bu kitabın ikinci bölümüne yazdıklarımın ne manaya geldiğini çok az insan bilir. Bunların hayatımın bundan sonrasını zehir, zindan edeceğini biliyorum, geçmişte birçok örgütün hedefi oldum. Ama bu defakinin başka bir şey olduğunun da farkındayım.

Kimseye karışmadan sakin, üç maymunu oynayıp belki de yükselerek hayatıma rahatlıkla devam edebilirdim. Şimdi görev yaptığım Eskişehir gibi çok güzel ve sakin bir şehirde çok iyi bir görevim, sevdiğim meslektaşlarım, iyi bir çevrem var, daha da güzel bir çevre oluşturabilirim, iyi bir düzen kurup burada 5 yıl 10 dönüm bahçe içerisindeki 200 metre kare evimde hayatımı rahat ve huzur içerisinde geçirebilirim. Ama o zaman insanlığımdan, inançlarımdan, onurumdan utanırım, herkesi kandırsam da kendimi kandıramam. Tehlike büyüyünce haksızlığa ve yanlışlığa karsı koyamadığımı ve korktuğumu, kendi tarafım gördüklerimin suçlarına karşı duramadığımı düşünür ve vicdanımda kendimi yargılarım.

Eski dostlarım ve birçok iyi niyetli insan bu yazdıklarıma kızacak, "nasıl yaparsın, yapmamalıydın," diyecekler. Ama eski dostlarım, (sizin için düşman kabul ettiğiniz beni) şimdi değil ama bir gün mutlaka anlayacaksınız, hatta olup bitenleri çok iyi düşünüp tartarsanız bugün de bana hak verirsiniz. Aslında şu anki haliniz bir anda kendini savaşın içinde bulan bir insanınkine benziyor. Böyle bir insanın tek yapacağı yaşamak için karşısındakilere ateş etmektir, ateş etmezse kendisinin de ölme ihtimali vardır. Bu durum da ona kendini yüzde yüz haklı hissetmesine, yanlışı bilerek yapmasını haklı görmesine sebebiyet verir. Fakat bu adam bir ara durup düşünmeli ve ben ne yapıyorum, niye karşıdaki insanları öldürüyorum, niye bu savaş var, niye bu savaşın içindeyim, ben savaşı değil barışı istiyorum, karsıda ateş ettiklerimle eskiden dostluk içinde yaşıyorduk, bu gün niye karşıma geçtiler gibi sorulan kendine sormalı.

Bugün kendi tarafınızın yaptığı haksızlıkların size karsı yapılmasını ister misiniz? "Onların da kusuru var, bize zarar veriyorlardı," diyebilirsiniz fakat suçlarının karşılığı bunlar olmamalıydı. sizin yaptıklarınız çok vahim. Susurluk olayında örgüte ekmek veren, yardım eden kişileri infaz edenlerin mi, yoksa örgüte yardım edenlerin mi suçu büyüktü? Bunu düşününce sizin Susurluk'taki çeteden ne farkınız kalır ki? Sizi çok iyi tanıyan bir dostum, sizin için "Aile kavgasında mitralyöz kullananlara benziyorlar." demişti. Haklıydı.

Bu kitabı yazmaktaki amacım, içinizdeki çok iyi niyetli ve dürüst insanlara belki bir dakikalığına "Biz ne yapıyoruz" diye düşündürebilmekti. Bu meseleyle ilgili olarak en fazla üzüldüğüm konu çok temiz, düzgün, çalışkan ve saygılı insanların üstlerine iftira atan, bilerek vicdansızlık yapan, vefasız insanlara dönüştürülmesidir.

Aslında herkes biliyor ama kimse dillendirmiyor. Ben bu kitapla birlikte açıkça ifade ediyorum ki tüm bu işleri cemaat yapıyor, bunu artık herkes bilsin. Son zamanlarda gündemi meşgul eden tüm iddiaları yayan cemaattir, onlardan bilgi alan da, onlar adına konuşan da cemaatin adamlarıdır. Tarafsız basın mensubu, devletin polisi, savcısı numarasını artık kimse yutmasın, bu işler Emniyet ya da hukuk adına yapılmıyor, cemaatin planı ve programı doğrultusunda cemaatin talimatı ile gerçekleştiriliyor. Bu islere karşı kovması gerekenler, sızdırılan bilgileri kullananlar da bilsinler ki bu yöntemle cemaate hizmet ediyorlar. Bazı internet siteleri, basın ve medya hizmeti değil, cemaatin propagandasını yapıyorlar. Cemaatin plan ve programına uymayıp görevini yapan hakim, savcı ve diğer görevlilere yönelik saldırılar cemaatin talimatı ve planı gereği yürütülüyor. Büyük illerin Emniyet Müdürleri ve Valileri bilsinler ki emirlerindeki polislerin bir kısmı kendilerini değil, cemaat imamını amir olarak kabul ediyor, hatta etrafları cemaat mensubu müdür ve amirlerce sarılmış durumdadır. Gerçeği göremiyorlar, bu durumun farkındalar ve kısmen biliyorlar ama bilmiyor gibi davranıyorlar. Bazı operasyonları kendileri değil, cemaat yanlısı polislerle cemaat yanlısı savcılar cemaat imamlarının talimatı ile yürütüyorlar, bunu artık biliyoruz.

İnsanın sahip olduğu en önemli şeyi özgürlüğüdür. Hiç kimsenin emrinde, izninde olmadan özgürce düşünmek, karar vermek ve davranmak insanı insan yapan unsurdur. Başkalarının emrinde olanlar ne yaparsa yapsın hayattan yeterince tat alam ayacaklardır.

Dışarıdan bakınca üstüme çok da vazife değilmiş gibi gözüken bu şeyleri niye yazdım? Allah'ın varlığını her yerde ve her zaman hissediyorum, bu yanlışları gördüğüm ve bildiğim halde susmanın hesabını veremem. Yanlış bildiğim, başkalarına zarar veren kişilere karsı koymazsam, yeminimi ve bunca yıllık geçmişimi nasıl izah edeceğim? Ayrıca cloğru ve dürüst olmak, insanlara yardım etmek, ülkeye, insanlığa, halka ve hakka hizmet etmek gibi yüce idealleri olan ve böyle bir inanç ve düşünce sistemini savunanlar eski dostlarına, kendilerine yardım etmiş, ellerinden tutmuş büyüklerine iftira ediyorsa onların da inanç ve ideallerini sorgulamaları lazım.

Bu devlet uğruna bugüne kadar çok can verildi, zaten çok fa2İa sorunu olan bu devleti ve sistemi daha da bozmak, devlet içinde devlet kurmaya kalkmak akılla izah edilemez. Bu devletin polisi, askeri, medyası oluşturulmak istenen bu sistem içerisinde çalıştırılamaz, bugün yapıldığı gibi cemaatin hedefleri uğruna hukuksuzluklar, komplo, şantaj ve iftira yöntemleri ile çalıştırılırsa da gelecekte bu ülke herkes için adeta bir cehenneme dönüşür.

Bugün "çeşitli konularda kusurları da bulunan bazı kişilere iftira atıldı, haksız yere tutuklandılarsa ne olmuş." denemez. Bu anlayış ve yöntem her gün artarak devam edecek. Kısa süre sonra ticari şirket, ortaklık, ihale vs. işlere de bu anlayış ve yöntemlerle yaklaşılmaya başlandığında ülkede her şey çok daha kötüye gidecektir. Devletin polisinin, istihbaratının ve diğer kurumlarının imkanları cemaatin talimatı ile istenmeyen, beğenilmeyen, rakip şirket aleyhine kullanılırsa (ki çok yakında bu olacaktır, belki de halihazırda uygulamaya konmuştur) bunu tespit etmek o kadar kolay da olmayacağından tüm sistem bir kaosa doğru sürüklenecektir. Bu yöne doğru gidildiğini görmek için kahin olmaya gerek yok.

Cemaati Yönetenlere...

Size karsı olanların, sizlere haksızlık yapanların suçlarını ve yanlışlarını bulup çıkarmanız, bunlarla ilgili olarak adli ve idari mekanizmalar çerçevesinde tahkikat yaptırmanız tabii ki hakkınız. Onların suçlarını ortaya çıkarıp kamuoyuna ve basına vermeniz de hakkınız. Bu yanlışlarla yasalar çerçevesinde mücadele etmek de elbette hakkınız. Fakat komplo kurmak, suç uydurmak, iftira atmak, tuzağa düşürmek vicdana sığar mı? Bunları yapmıyoruz diyemezsiniz. Birçok kişi hatta en güvenilir olanlar size bunları yazdılar, anlattılar, kendi mensuplarınız alenen iftira edildiğini söylüyorlar. Söylenenin on katı fazla şey olduğunu ben biliyorum, siz benden de fazlasını biliyorsunuz. Ayrıca insanların yanlışı da olsa onları gizlice dinleyip gizli kameraya kaydederek utandırmak, açığını bulmak, hayatının tamamını değil, bir anını, tek bir cümlesini çıkarıp ona saldırmak ne ölçüde insanlığa ve adalete sığar.

Bilinenler haricinde açığa çıkmayan tehditle ve şantajla kimlere neler yaptırıldı? Dahası ilerde kullanılmak üzere ne kadar şantaj malzemesi, bant, kaset hazırlandı? Bu kadar kirli malzeme, taşıyanı, eli değeni de kirletir.

Bugün iftira edilen ve lekelenen insanlar geçmişte size zarar veren insanlar değildi, hatta onlar taraftarlarınızın haksız yere zarar görmelerine mani oldular. Fakat o gün haksızlığa karsı korunan kişiler şimdi kendileri haksızlık yapıyor. Sizin savaş dediğiniz militarizme karşı savaştı, şimdi ise bu mücadele apayrı mecralara kaymış durumda. Kusurları örtmede gece gibi ol diyen anlayış nerede? Bu durumu sizlerden başkası durduramaz, aslında sizin de durdurmayacağınızdan eminim. Ancak hiç olmazsa son bir daha düşünün, öbür tarafta bunun hesabını veremezsiniz. Bilerek ve isteyerek hiç kimseye zülüm yapamazsınız, yaparsanız sizin ilkelerinize göre değil ama Allah’ın ilkelerine göre bu suçtur ve cezası da vardır.

Bir alım, "küfürle yönetim (inançsızların yönetimi) mümkün ama zulümle (adaletsiz) yönetim mümkün değil," demişti. Her şeyi bildiğinizden şüphem yok. Ben ve benim gibi olan pek çok kişi. eskiden yetişen nesiller ve yapılan faaliyetlere bakarak ülkenin, hatta bölgenin, Müslüman ülkelerin geleceği için çok önemli bir hareket başlattığınıza inanıyordu. Fakat bugün aynı kişiler eğer bu polislik anlayışına, gizli dinleme, iftira, delil uydurma faaliyetlerine devam ederseniz ülkenin felaketi olacağınıza samimi olarak inanıyorlar.

Ben cemaatin kendi mecrasında faaliyet yürütmesine karsı değilim. Hatta bir yandan akla ve bilime, diğer yandan da inanç ve manevi değerlere bağlı yeni bir nesil yetiştirmek adına yurtiçi ve yurtdışında yapılan eğitim faaliyetlerini çok değerli buluyorum. Bugünkü toplumsal yapımız içerisinde yalnızlaşan insanlarımız arasında yapılmaya çalışılan yardımlaşma, dayanışma faaliyetlerinin çok önemli olduğunu düşünüyor ve kültürel faaliyetler, kültürler ve dinler arası diyalog için yaptıklarınızı destekliyorum. Hatta bu faaliyetlerinizin artarak devamının çok önemli olduğuna inanıyorum. Ancak casus polislik, iftira, hukuka müdahale, hakimleri etkileme ve şantaj faaliyetlerine karışmanız kabul edilemez; bu yöntemler devleti yok eder. nizam intizam ve kural namına her şeyi alt üst eder. Bundan dolayı da bu uygulamalara kesinlikle karşı çıkılması gerektiğine inanıyorum. Askeri, polisiye, casusluk faaliyetlerine harcanan enerjinin diğer toplumsal dayanışma ve eğitim faaliyetlerine harcanması gerekirdi.

Ergenekon, Balyoz vb. adlarla açıklanan soruşturmalara karşı değilim. Bu ülkede demokrasinin tüm kurum ve kuralları ile uygulanmasını, özgürlüklerin başkalarının özgürlük sınırına kadar sınırsızca kullanılmasını, devletin özgürlüklere sınır koymamasını savunuyorum. Bu ülkenin geleceği açısından, ülkenin sosyal ve siyasal olarak kalkınmadan ekonomik, teknik ve diğer açılardan kalkınamayacağına inanıyorum. Sosyal olarak kalkınmanın da iki temel aracının demokrasi ve özgürlük ortamının tesis edilmesi olduğunu düşünüyorum. Demokrasi ve özgürlüklerin sağlanmasında çok sorunlar olmakla birlikte bu konuda ülkenin önünde duran en önemli sorunun ordunun batıdaki gibi kendi asıl sahasına çekilmemesi ve her zaman demokratik hayata müdahaleyi kendince haklı görmesi olduğu kanaatindeyim. Bundan dolayı da Deniz Kuvvetleri Komutanının günlükleri, Jandarma Genel Komutanlığının darbe planları, Ergenekon, Balyoz gibi soruşturmaların hukuka uygun olarak yapılmasının çok önemli olduğuna inanıyorum.

Bugün bu tahkikatların, arka planda cemaatin talimatı ile Emniyet İstihbarat Şubesindeki unsurları ve cemaate bağlı savcılar desteği ve zorlaması ile yürütüldüğüne, yürütülürken hukuksuz işlemlerin yapıldığına dair ciddi emareler vardır. Bu soruşturmaların hukuka uygun şekilde yürütüldüğü müddetçe sonuna kadar gitmesi gerektiği kanaatindeyim, hatta benim inancım ve samimiyetim cemaatin bugünkü iddiasından daha fazladır. İlerde cemaat fikir değiştirir ve askerlik peygamber ocağıdır, ordu kutsaldır derse bile ben ülkedeki demokratik ortamın muhafazası için ordunun kendi sınırları içerisinde kalması, toplumsal hayata hiçbir kayıt ve şatta karışmaması gerektiğini. Genelkurmayın ayrıcalıklı makam olmaktan çıkarılmasını, ordunun da diğer devlet kurumları hizasına gelmesini savunurum. Ülkede bugüne kadar güven ve huzurun olmamasında en büyük rolün ordunun her şeye müdahil olup toplumsal ve siyasal hayatı doğrudan veya dolaylı olarak tanzim etmeye kalkmasından kaynaklandığını ifade ederim.

 

Bugün Yaşananları Nasıl Yorumlamalı?

Bugün ülkedeki mevcut durum "Dün rüzgar ekenler, bugün fırtına biçer" sözünü ispatlıyor. Bu ülkede, özellikle de ordu içerisinde inancını yaşamak isteyenlere haksız ve hukuksuz davranıldı. inançları gereği aile fertleri başörtülü, İslami kesimlerle diyalogu var diye çok basit sebeplerden insanlar mesleklerinden edildi, horlandı, aşağılandı. İşlerinden atılmaları yetmedi hayatlarını idame ettirmek için başka işlerde, belediyelerde çalışmalarına, serbest meslek icra etmelerine karsı çıkıldı, ordudan atılan ve bir işe ihtiyaç duyan bu kişilere yardım edenler suçlandı. Okuduğu şiirden dolayı siyasetçiler tutuklandı ve mahkum oldu. Meslekten atılma kararlarının hukuki denetime tabi olmasına karşı çıkıldı, ortakları veya yöneticilerinin dini hassasiyetleri nedeniyle çeşitli şirketlere ambargo uygulandı, kredileri kesildi, devletten iş almalarına mani olundu. Kimi özel şirketler üzerine devlet kurumları, polisler, savcılar gönderildi, maliye özel denetimlere tabi tuttu.

Bir dönem yapılan haksız ve hukuksuz uygulamaları saymakla bitirmek mümkün değildir. Bazıları o gün yapılanları doğru bulurken, bazıları geri adım atarken ben o gün de yapılanların yanlış olduğunu söyledim, bunlara karşı çıktım, bu yüzden tutuklandım, ağır ceza tehdidi ile yargılandım. 28 Şubat döneminde Deniz Kuvvetleri mahkemesindeki bir başka davada da yüzde yüz mahkum olacağımı düşünmeme rağmen yinede doğruları söylemekten çekinmedim. O gün mağdur olanlar, bugün hakim oldular. Bugün de onlar eskiden kendilerine yaşam hakkı tanımayan çevreleri yaşatmamaya çalışıyorlar, aynı şekilde gerekirse hukuku ihlal ederek, gerekirse sahte delillerle savaşta her şey mubahtır anlayışı ile her türlü hileye başvurarak hedeflerine ulaşmaya çalışıyorlar.

Yine ben bugün de yapılan yanlışlara karşı çıkıyorum. Yargılananlar eskiden yanlış yapmış, hukuksuz davranmış olabilirler, hatta cani bile olabilirler ama bu, onlara hukuksuz davranmayı gerektirmez. Aynı şekilde davranılırsa onlardan farklı olunduğu iddia edilebilir mi? Bu şekilde sadece zalimlerle mazlumlar yer

değiştirmiş olacak, üstelik kimin suçlu kimin masum olduğunu bu toz bulutu içerisinde ayıklamak mümkün olmayacak.

Hukuksuz davranışlar asıl zararı mağdura değil, yapana verir. Nasıl bir vicdan, nasıl bir anlayış ya da ideal yanlışa, hukuksuzluğa başvurmayı uygun görür? Mazlum, yapılanın haksız olduğunu bilir, bu yüzden tesiri kalıcı olmaz ama haksızlık yapan ve hukuksuz davranan bunu isteyerek yaptığı için vicdanen kirlenir ve sürekli aynı yöntemlere başvurma alışkanlığı kazanır. Bu ülkede gücü eline geçiren herkes devletin imkanlarını da kullanarak rakibine haksız, hukuksuz saldırılar yapmaya kalkarsa, bu ülkede huzur ve güvenlik olamaz. Saldıranlar suçluysa, bilmelerine rağmen ikbal uğruna bu yanlışlığa karşı koymayanlar iki kat suçludur.

Bu ülkede herkesin günlünce yaşayacağı bir ortamı sağlamak mecburiyetindeyiz, bunu ancak hukuk, demokrasi, özgürlük ve insan hakları gibi değerlere sahip çıkarak sağlarız. Güçlü olanın değil, hukukun hakim olduğu bir sisteme ihtiyacımız var. Cemaatin ya da militarizmin hukuku değil, evrensel hukukun uygulanması gerekir. En kötü kanun bile keyfilikten çok daha iyidir, o açıdan cemaatin uygulamalarının asla fayda getirmeyeceğine herkes inanmalıdır. Herkesin hukuku kullanarak birbirine pusu kurduğu bir ülke yaşanmaz olacaktır. Dolayısıyla militarist kesimler, kendi ideolojilerine göre hukuku yorumlayanlar. Yargıtay ve Danıştay, hakim ve savcılar ile gizli kumpas kurup, kendi saray entrikaları çerçevesinde hukuku kullanmak isteyenler aynı entrikanın benzerinin kendilerine ve yandaşlarına uygulandığını görünce gerçek hukuka her zaman ve herkesin ihtiyacı olduğunu öğrenmiş olmalılar.

Ülkenin düzelmesi, huzur ve güven ortamının sağlanması herkesin fedakar davranmasıyla gerçekleşir. Herkes şahsi olarak gerekli fedakarlığı yapmalı, hukuka saygılı olmalı, yanlışlıklara karşı koymalı, yoksa bu gidisin geleceği hiç aydınlık değildir. Bu ülke çok badireler atlattı, bu olayların benzerlerini çok yaşadık, bir şey olmaz diyenlere yanıtım, daha Önce bu türden tehlikelerin atlatılmasının mevcut sorunların da kolayca atlatılacağı anlamına gelmediği olacaktır.

 

Bütün Kurumlar ve Kişiler Kof mu?

Bu kitabın birinci bölümünde devlet kurumlarının kof olduğunu, basit sorunları bile çözme yeteneğine sahip olmadığını anlatmaya çalıştım. Bu bölümde ise bir cemaatin birkaç adamının çalışması sonucu her şeyin yerle bir olduğunu, koca devletin içten içe eridiğini, adalet ve güvenlik kurumlarının adaletsiz ve güvensiz hale dönüştüğünü, bu durumun farkında olan devlet görevlilerinin buna karsı durmadığını anlattım. Bir grup koca bir devleti teslim aldı. Devlet içten içe çatırdıyor, birileri yönetimi ele aldı ve kimse devlet gücünü kullanan bu kişilere dur diyemiyor. Birkaç cemaat imamı devlet yetkilerini gasp etti. Bu, nasıl bir devlet geleneğidir?

Kanunsuz Dinlemeler

Bu kadar hakim  ve savcının, hele il savcılarının sudan bahanelerle dinlenmesi, Ergenekon örgütü iddiaları ile dinledik, adalet müfettişleri istedi vs denerek öyle kolayca geçiştirilecek bir şey değildir. Hiç kimse de bu konuyu böyle kabul etmemelidir. Aynı şekilde emniyetin yönetici kadrolarının bakan ve genel müdürden habersiz istihbari amaçla dinlenmesi, sayısı belli olmayacak kadar devlet yöneticisi ve sivil şahısların kanunsuz şekilde isimsiz ve başka adlarla dinlenmesi aslında çok ciddi bir suçtur. En azından suç işlemek için örgüt kurmak suçunu teşkil eder ki baskı, tehdit, şantaj yöntemlerinin kullanıldığı da dikkate alındığında gerçek manada bu işi gerçekleştiren polisler ve buna karar veren adalet müfettişleri ile karara iğfal edilmeksizin bilinçli katkı sunan savcı ve hakimler hakkında ciddi davalar açılması gerekir. Bence böyle bir dava açılırsa da hepsi mahkum olurlar AHİM'e itiraz da etseler bu karar tasdik olur.

Bir dava açacak savcılık çıkarsa kanunsuz dinlemelerle ilgili yeterinden fazla delil bulunacağına inanıyorum

Dünyanın hiçbir ülkesinde bu kadar hakim  ve savcı sudan sebeplerle bu şekilde dinlenemez, izlenemez, bu fiiller kabul edilemez ve bunu yapanlar da hesabını mutlaka verir.

Hiç kimse bu olayları bazı müfettişler ve hakimler yanlış karar vermiş, münferit olaylar diyerek geçiştiremez, bunlar hukuki işlem değil, cemaattin faaliyetleridir.

Hukuka aykırı olarak ne kadar kişinin dinlenip izlendiği tam olarak bilinmemektedir. Aldığım duyumlara göre tahminlerin ötesinde birkaç bin kişi bu şekilde dinlenmiştir. Hal da bu hukuksuzluk devam etmektedir.

 

Devleti Kim Yönetiyor?

Gördüğüm manzara korkunç: kadrolu devlet adamları devleti yönetmiyor, Emniyet Genel Müdürü, hatta içişleri Bakanı haklı olduğunu bildiği bir kişiyi, doğruluğundan emin olduğu bir olayı ya da davayı savunamıyor, güvendiği ve inandığı adamları tuzağa düşürülüyor, hasiyetleri ile oynanıyor ama onlar bu kişilere sahip çıkamıyor.

Kozanlı Ömer kod adlı Osman Hilmi Özdil ini yoksa Emniyet Genel Müdürü. Daire Başkanları mı polis teşkilatını yönetiyor? Son zamanlarda meydana gelen operasyon ve faaliyetleri Genel Müdürlük yapmıyordu, bu durum daha vahimdi. O zaman bu teşkilatı kim yönetiyor? İşte en büyük soru bu. Bundan daha önemlisi de ortada görünen yöneticilerin bu duruma nasıl ve neden müsaade ettiğiydi. Bu kamu gücünü kimler gasp etmiş kullanıyor, gücün sahibi olması gerekenler ellerindeki gücün gaspına neden ses çıkarmıyor, güçlerini geri almak için çabalamıyorlar? Bu nasıl bir anlayış ve nasıl bir devlet adamlığı? Bu duruma bakıp da zihinsel ve ruhsal dengeyi kaybetmemek mümkün değildi. Galiba kendi taraflarının suçunu ve kusurunu görmeden sadece yanlış olduğu öğretilen olaylara karşı mücadele etme. yani Simonlaşma anlayışını biz de yaşıyorduk ama farkında değildik. Kendimize göre mazeretler üretiyorduk, sokaktaki hırsızı, gaspçıyı, polisin adını ve hüviyetini kullananı yakalıyorduk ama tüm teşkilatın, hatta devlet yöneticilerinin yetkilerini gasp eden kişilere karşı kılımız kıpırdamıyordu.

Bu işe karşı çıktığımda bunun bedelinin ne demek olduğunu biliyorum, kimsenin anlayamayacağı kadar ağır olacağının, hayatımın zorlaşacağının, cehennemin bu dünyada tattırılmaya kalkılacağının farkındayım. Bu daha önce bilinenlere benzemeyecek. onu da biliyorum. Fakat bedeli ne olursa olsun buna karşı çıkacağım, ikiyüzlü olmayacağım, yanlışı kim yapıyorsa yapsın yanlıştır anlayışıyla tüm bu yapılanların karşısında duracağım.

 

Ne Yapılabilir?

Maalesef bu gruba karşı çıkmak çok kolay değil. Bir anlamda Fethullah Hoca'nın insafına kalınmıştır. Çok abartıyorsun, bir iki cemaat mensubu kamudaki görevlerinden alınır ve sorun çok kolay halledilir diye düşünenler, cemaati tanımadıklarından, cemaatin elindeki bilgilerin mahiyetini bilmediklerin den ve en. gizli yerlere kadar sızmış cemaat mensuplarının neler yapacağını anlayamadıklarından durumun ciddiyetini tahayyül edemiyorlar. Bugün adları duyulan, cemaatin hedeflerine uygun hareket eden kamudaki polis, hakim  ve diğer yöneticilerin aslında cemaat açısından hiç önemli olmadığı, hepsinin bir anda değişmesinin hiçbir şey ifade etmeyeceği, asıl gizli kalmış, en mahrem yerlere sızmış hatta ters düşünce ve Fikirde olduğu zannedilen cemaat elemanlarının ne olacağı önemlidir. Şuan bu kişilerin zararlı faaliyetlerinin önlenmesi için asgari düzeyde şunların yapılması gerekir:

Öncelikle istihbari dinlemeler ciddi olarak araştırılmalı, kişileri tehdit ve şantaj amaçlı kanunsuz olarak dinleyenler tespit edilmeli. Bunun için sahte isimle, kimliği bilindiği halde IMEI numarası ile yapılan dinlemeler belirlenerek kimi takip etmek

için yapıldığı ortaya çıkarılmalı, böylece kimlere tuzak kurulduğu veya kurulmak istendiği belirlenmelidir. Bu kontroller yapılır ve bu konu araştırılırsa, dinleme kararı almak için tanzim edilen sahte raporlar ortaya çıkarılacaktır. Bugün tahminlerin üzerinde pervasızca insanlar dinleniyor ve bu dinlemeler tamamen cemaatin kontrolünde kullanılıyor.

Bir yandan bu zamana kadar kime tuzak kurulduğu, kimlerin şantaja hedef olduğu, kimlere sahte ihbarlar ile leke atıldığı, iftira edildiği anlaşılabilir. Böylece bugün başta Ergenekon, Balyoz, Erzincan davası, vb ile Emniyet Genel Müdür Yardımcıları aleyhinde açılan şaibe altındaki benzeri bütün davalar ve delilleri hem şaibeden arınarak ortaya çıkar, hem de uydurma olanlar ayıklanır, doğru olanlar da netlik kazanır. Diğer yandan da hukuksuz dinleme yapanlar, iftira atanlar, insanların özel hayatlarına nüfuz edenler, gizli çekilen fotoğraf ve vidoları, telefon konuşmalarım internette yayanlar ortaya çıkarılarak hesap sorulabilir.

Bu suretle başta Emniyet olmak üzere bazı kurumlara sızan cemaat yapılan ve onların devlet imkanlarını, görevlerini kötüye kullanması ortaya çıkarılabilir, sahte yazılan raporlar, tutanaklar ve sorumluları tespit edilebilir. Bunun için tüm özel yetkili mahkeme hakimlerinin verdiği önleme (istihbari) dinleme kararları, bu konudaki TİB kayıtlan ve İstihbarat merkezlerinde (polis-jandarma ve MİT) yasal olarak bu konuda tutmak zorunda oldukları tutanaklar birbirini teyit edecek şekilde kontrole tabi tutulduktan sonra haksız ve şantaj amaçlı dinlemelerin tespit edilmesi gerekir.

Sistemin bu kadar bozulması, başta cemaat ve hükümet dahil kimseye fayda getirmeyecektir; güven ve ciddiyeti yok ederek sistemi bozacaktır. Bozulan bir devlet sisteminden kimse fayda ummamalıdır.

Polis, Jandarma ve MİT teşkilatının vatandaşlara yönelik dinleme işlemleri mutlaka denetlenmelidir, bir defaya mahsus

denetim değil, sürekli bir denetim mekanizması kurulmalıdır. Bugün için adli dinlemelerde, dinleme sonucunda ya kişiler için dava açılmakta ya da belli bir süre dinlendikleri fakat suç unsuru bulunamadığı yönünde kişilere savcılıklarca tebligat yapılmaktadır. Bu durum az ela olsa bir güvencedir. Ama önleme-istihbari dinlemelerinde denetimin her kurumun müfettişlerince yürütüleceği belirtilmiş ise de bugüne kadar hiç denetlenmediği gibi dinleme yapan birimler her türlü hukuksuzluğa başvursa da bunları ortaya çıkaracak bir mekanizma yoktur.

Özel yetkili mahkemelerin tüm hakim ve savcıları emsali hakim ve savcılarla değiştirilmelidir, bu sağlanmadan cemaate muhalif olan hiç kimsenin özgürlüğü ve hayatı güvencede olamaz. Uzun süreden beri cemaat, sistemin hassasiyetini kullanıp son 56 yıl içerisinde tavassutla her hakim ve savcı kararnamesinde özel yetkili mahkemelere belli oranda cemaate mensup hakim ve savcıları yerleştirmiştir. Bugün bu mahkemelerin savcı ve hakimleri her olayda görüldüğü gibi hukuku hiçe sayarak insanların hürriyetini tehdit ediyor. Bu mahkemelerin bazı üyeleri cemaat taraftan iken bazılarının da cemaatin dinleme ve izlemelerinde tespit edilen görüntü ve ses kayıtlan nedeniyle, yani şantajla cemaate buyun eğmek mecburiyetinde kalmış oldukları çokça iddia edilmektedir.

Ergenekon davasında hazırlanan 51 nolu CD'deki hakim , savcı ve üst düzey yöneticiler hakkındaki gizli görüntülerin kimileri Ergenekoncular, (benim de dahil olduğum) kimileri ise cemaat taraftarı polisler tarafından oluşturulmuş olduğunu iddia etmektedir. Ortaya çıkarılan şantaj ve tehdit görüntüleri, içindeki kişiler açısından değil, bu görüntüleri çekenler açısından araştırılmalı ve failleri bulunmalı, peki. bulunabilir mi? Eğer ciddi araştırılır ve araştırmacılar desteklenirse, yapanlar kesin olarak bulunur. Her iki iddia da (bence birincisi zaten iyice araştırıldı) tarafsız ve her türlü imkanla desteklenmiş bir araştırma grubu tarafından incelenirse, gerçek ortaya çıkarılacaktır. Bunu, Emniyet İstihbarat Dairesinin imkanlarıyla kesin olarak tespit etmek mümkündür. Fakat korkarım araştırma yaptırılmaz veya yasak sağma kabilinde olur.

Özel yetkili mahkemelere son 67 yıl içinde atanan tüm savcı ve yargıçlar hemen değiştirilmelidir, mevcut kadro ile adalet mümkün değildir. Hatta olaylar çok tehlikeli boyutlara gitmekte olup, mağdur edilmiş bazı kişilerin silaha sarılarak kendilerine haksızlık yaptığını düşündükleri cemaat yanlısı kişilere yönelme ihtimali çok uzak değildir, devletin vatandaşına iftira atması kabul edilemez. Bu mahkemelerin verdiği kararlar ve Emniyet içerisindeki cemaat yanlısı polislerin kullandığı dinleme ve izleme imkanları denetlenmezse, ülkedeki tüm muhalifler, hatta şimdiden sonra özel şirket ve holdingler için tehlike çok yakın hale gelmiştir. Bunun hoş görülecek tarafı da kalmamıştır.

Adalet bakanlığında cemaat taraftan olduğu herkesçe bilinen Teftiş Kurulu Başkan Yardımcısı ve başta il savcılarını ve diğer savcı ve hakimleri hiçbir hukuki şüpheye dayanmadan dinlettiren cemaat yanlısı müfettişler bu görevlerden uzaklaştırılmalıdır. İllerde bir dinleme kararı almak için onca delil, bilgi ve rapor bile yeterli kabul edilmezken, hakim  ve savcıların neye dayanarak dinlendiğini bilmeye hakkımız olsa gerek. Mesele hakimlerin özel hayatlarından öteye geçmiş, tüm kamuoyunu ilgilendirir hale gelmiştir.

Cemaatin istediği gibi karar vermeyen her hakim ve savcı aleyhinde oluşturulan kampanyalar utanç verici halde devam etmektedir. Ergenekon davasına bakan İstanbul Özel Yetkili Ağır Ceza Mahkemesi Başkanı Koksal Şengün hakkında basına servis edilen dinleme talepleri, bazı sanıkları tahliye etti diye hakimin yıllar önce gözaltına alınıp beraat ettiği bilgilerini bile basma sızdıran yapı daha neler yapıyordur, kimleri tehdit ve şantajla neye mecbur ediyordur?

Cemaat adına yapılan, Emniyet Genel Müdür Yardımcıları Emin Aslan. Mustafa Gülcü, Celal Uzunkaya ve Sakarya Emniyet Müdürü Faruk Ünsal'ın haklarındaki davaların, Savcı Cihaner ve arkadaşları hakkındaki tahkikatların yapılış biçimleri tarafsız savcılar tarafından tahkik edilmeli, bu olayda iftira eden polis, savcı ve hakimler yargılanmalı, kurdukları tuzakların, uydurulan delillerin hesabını vermeleri sağlanmalıdır. Sonrasında ise özel yetkili mahkemelerin bugünkü gibi bir yetki kullanmalarına hukuken mani olunacak düzenlemeler yapılmalıdır. Erzincan savcısının tutuklanması, İstanbul ve Ankara savcılarının dinlenmesi gibi yetkilerin kullanılmasına müsaade edilmemelidir.

Karşı karşıya olduğumuz durum, hukuken yanlış yapılan birkaç işlemden ibaret değildir ya da birkaç polisin hatası veya birkaç hakim  ve savcının hukuku yanlış uygulaması veya taraflı davranışı değildir. Olay bir örgütün, cemaatin devlet içerisindeki elemanları vasıtasıyla yürüttüğü örgütsel bir faaliyettir, karşımızdaki kişiler polis, hakim  ve savcı değil, örgütün/cemaatin elemanlarıdır. Devletin hukukunu değil, cemaatin talimatlarını yerine getirmektedirler. İçinde bulunulan durum bu şekilde bilinip algılanmaz ise hatalı değerlendirme yapılmış olur.

İstanbul. Ankara, Erzurum ve İzmir'deki bazı özel yetkili savcılar ile bu iller dışındaki bazı polis birimleri arasında illegal bir ilişkinin varlığı açıkça gözükmektedir. Özel yetkili savcılar tarafından bu iller dışında gözaltına alınan ya da aranan kişiler hakkında karar çıkarmadan önce kimlik, iş ve ev adresleri gibi bilgilere ihtiyaç vardır. Normalde bu bilgiler o illerin savcıları veya çok uygun olmasa da Emniyet Müdürlükleri üzerinden resmi yazışma yoluyla temin edilmesi gerekirken, bugüne kadar hiçbir yazışma yapılmamıştır. O halde bu bilgiler nasıl temin edilmiştir?

Devlerin terör ve illegal örgütlerle mücadele etmek için kurduğu (zamanında kuruluşunda benim de bulunduğum) elektronik sistem ve yöntemler sıradan vatandaşlara karşı kullanılamaz. Eğer bugün olduğu gibi kullanılırsa, bu insanların özel hayatı diye bir şey kalmaz, bunların önünde kimsenin saklanma ve kurtulma imkanı olamaz, buna asla müsaade edilmemelidir. Bu duruma bir an önce mani olunmalıdır.

Yasalarımız ancak belli ağır suçlarda kamunun menfaatini korumak için dinleme, izleme gibi özel bilgi toplama yöntemlerini öngörmüş, diğer kişisel suçlarda bu yöntemlerin kullanılmasını yasaklamıştır. Dolayısıyla en ağır suçları isleyen ve denetimden kurtulmak için çok özel yöntemler kullanan teröristlere karsı devletin kullandığı en sofistike yöntem ve usullerin sıradan insanları takip ve izleme için kullanılması ve elde edilen bilgilerin el altından internet sitelerine, basına sızdırılması, insanların özel hayatlarının en ince noktalarına kadar girilmesi hukuka aykırıdır.

Demokrasilerde objektif ve tarafsız olmayan kaynaklarca belli amaçlar doğrultusunda kamuoyunun yönlendirilmesi için çalışılması, bu amaçla yalan haberlerin yayılması, kitlelerin psikolojik harekata tabi tutulması ve hatta bunun devlet tarafından yapılması bile kabul edilmezken bugün ülkemizde cemaat tarafından kendi ideolojileri istikametinde halkın olaylar ve kişiler konusunda yanlış kanaat sahibi olmasına, halkın kendi kurum ve yöneticileri hakkında kara propagandaya maruz kalmasına devlet müsaade etmemelidir.

Basına el altından sızdırılan bilgilerle ve fısıltı halinde yayılan dedikodularla bir kamuoyu oluşmaktadır. Cemaatin dört koldan başlattığı propaganda karşısında hedef olan hakim , savcı, polis müdürü, muvazzaf veya emekli askerlerin tek tek kendilerini koruma ve savunma imkanları yoktur. Devlet bu kişileri korumalı, kendilerini savunmaları için imkan vermelidir. Kamu görevlilerinin basma açıklama yapması hukuken yasaktır ama cemaatin hedefi olan kişiler hakkında her türlü olumsuz haberin yayılmasına mani olacak bir mekanizma bulunmamakta

veya 657 sayılı kanundaki memurları koruyan hususlar çalıştırılamamaktadır.

Aslında basına el altından özellikle belli polisler tarafından bilgi sızdırıldığı herkesçe bilinen bir husustur ama bunu önlemeye yönelik işlem yapılmamaktadır.

Bugün bu olaylara mani olma makamında olmasına rağmen yeterince müdahil olmayanlar şunu bilmelidirler ki kendileri hakkında da şuan cemaat tarafından arşivlenen bilgiler bir gün aynı şekilde basına servis edilecektir.

 

Ankara Emniyet Müdürünün Tutuklanması

Bu kitabın baskı hazırlıklarının sürdüğü sırada Ankara Emniyet Müdürü Orhan Özdemir hakkında Ankara Özel Yetkili Savcılığın soruşturma açtığı ve Özdemir'in bilahare tutuklandığı haberleri basında yer aldı. Kitabı bitirirken son olarak bu olaya değinmek istiyorum.

Olayın ne olduğu ve teferruatı konusunda bilgi sahibi değilim ama bir yıldır Orhan Özdemir e karşı cemaatin bir tertip içinde olduğunu, onun en olumsuz hal ve durumlarda fotoğraflarının çekilerek yaptığı harcama ve işlemlerin araştırılıp hakkında olumsuz manada kullanılacak materyal hazırlanmaya çalışıldığını emniyet teşkilatı içerisinde herkes bilmektedir. Ayrıca Orhan'ın astlarınca veya onların işbirliği ile daire başkanlığınca uzun süredir dinlendiğinden de eminim. Orhan'ın cemaate olumlu bakmadığı, onun Ankara'ya atanmasında Mustafa Gülcü'nün rolü olduğu gibi konuları herkes bilmektedir.

Bir süre önce Orhan'ın çok lüks makam yaptırdığı, bu kadar da olmaz türünden fısıltıların yayılmaya çalışıldığı duyuluyordu. Orhan bazı yardımcıları ve şube müdürlerinin kendisi hakkında olumsuz çalışmalar yürüttüğünü biliyordu. Onları değiştirmek için ne kadar girişimde bulunduysa da başarılı olamadığını, hatta hükümetten etkin kişilerden bu kişileri görevden alamayacağı yönünde uyarıldığını duymuştum.

Bununla birlikte daha önce hep cemaat operasyonu olarak değerlendirdiğim olay ve soruşturmalarda rol alan kişilerin yine bu davada da rol alması acaba tesadüf müdür?

Orhan hakkında iddianame hazırlayan Ankara Özel Yetkili Savcısı Cemil Tuğtekin daha önce Emin Aslan hakkında da soruşturma yapan özel yetkili savcıdır, bu davanın usule uygun olarak yürütülmediğinden daha önce bahsetmiştim. Aynı şekilde Orhan'ı tutuklayan hakim  de kozmik odada arama yapan, son zamanlarda istihbarat birimlerince özel korunan hakimdir.

Orhan'ın tutuklanmasından kısa süre önce görevinden aldığı şube müdürü Z.G.'nin adı önceki sayfalarda sunduğum cemaate ait çok önemli belgede Ömer kod adlı cemaat imamının ABD havaalanında yakalanması olayında üzerinden çıkan notlarda geçmesi, hem kendisinin hem de (adliye mensubu olan) eşinin telefon bilgilerinin bulunması tesadüf müdür?

Biz emniyet yöneticileri hepimiz birbirimizi tanırız, kimin ne yaptığı ne yapabileceğini üç aşağı beş yukarı biliriz. Orhan Özdemir suçlandığı olayların faili olamaz, zaten tahkikatın başlaması ile basına el altından bilgi sızdırılması. Orhan'ın gizli sicil dosyasındaki bilgilerin basına servis edilmesi de bunu doğruluyor. Biz emniyet teşkilatı yöneticileri olarak bunun bir cemaat operasyonu olduğunu, olayı cemaate yakın veya cemaat mensuplarının dolaylı etkilediği kişilerin buralara taşıdığına inanıyoruz.

Olay hakkındaki genel kanaat şudur: Cemaat kendilerine engel gördüğü bir kişiyi daha bertaraf etmiştir.

Kitabın ikinci bölümü boyunca ortaya koyduğum, bilgi, belge ve değerlendirmeler ışığında son söz olarak şunu ifade etmek istiyorum. Burada yazılmayan cemaatin yönetici imamları hakkındaki gizli bilgileri Ankara ve İstanbul Cumhuriyet Başsavcılarına ve bazı başka makamlara yazılı şikayet-ihbar dilekçesi olarak vereceğim. Herhangi bir tahkikat yapılabileceğine ihtimal vermiyorum zira böyle bir durumda Polis, Jandarma ve MİT içerisindeki örgütlü yapı anında haber alacak, soruşturmaya mani olacaktır. Zaten savcılar da yapacakları her işlemin engelleneceği, hatta araştırma için yazdıkları yazının muhatabı olacak bazı görevlilerin aslında cemaat mensubu olduğu kaygısını taşıyacaklardır. Tıpkı bu kitabı yazmaktaki amacımda olduğu gibi dilekçe vermekte ısrar etmemin sebebi, ülkeme karşı sorumluluğumu yerine getirmiş olma duygusundan başka bir şey değildir.

 

 

 

 
Ana Sayfaya Dönmek İçin Tıklayın 

  www.aymavisi.org  
 

 

 

 

 
 + Büyüt | - Küçült