Güncel

 

 

Bugünkü Duruma Nasıl Düştük? Nasıl Çıkarız?

Emre Kongar


Cesaretle söyleyelim: Türkiye’nin önündeki sorun, bir “genel toplumsal yozlaşma” sorunudur.

Peki bu “genel toplumsal yozlaşma”nın kaynağı nedir? Nereden çıktı ya da nereden başladı bu “genel toplumsal yozlaşma”?

“Devlet-siyaset-mafya” üçgeni nereden çıktı ya da nasıl başladı?

“Ülkücülük” gibi, adı bile bir ideali benimseyenleri vurgulayan bir grup nasıl “mafya” gibi aşağılık bir kavramla eş tutulur oldu?

Vatandaşın can ve mal güvenliğini korumakla yükümlü “devlet” bazı kurumlan aracılığıyla nasıl tam ters bir konuma, vatandaşın mal ve can güvenliğini tehdit eder duruma düştü? Görevi sorun çözmek olan siyaset, sorun üreten bir yapıya nasıl dönüştü?

İki Genel Süreç

Önce hemen belirtelim ki, böyle “toplumsal yozlaşma” gibi ciddi sosyolojik olaylar, bir gecede ortaya çıkmaz.

Bunların ardında uzun zamana yayılmış temel belirleyiciler vardır.

Ayrıca bazı güncel oluşumlar, daha kısa dönemlerde etki yaparak, bu süreçleri hızlandırabilir.

Türkiye’de de aynen böyle olmuştur.

Denetlenemeyen, hatta tam tersine teşvik edilen, “köylerden kentlere akın” 1950’li yıllardan itibaren Türkiye’nin tüm dengelerini altüst etmeye başlamıştır.

Yine 1950’li yıllardan itibaren Cumhuriyetin temelleri (ulus devletin ilkeleri) sorgulanmaya başlanmış, toplumun demokratikleşme süreci durdurulmaya ve sosyokültürel değişim süreçleri, imam hatip okullarının yaygınlaştırmasıyla simgelenen bir anlayış içinde, tersine çevrilmeye çalışılmıştır.

Bu yıllarda başlayan ekonomik liberalizmin getirdiği canlılık, toplumsal, siyasal ve kültürel süreçlerdeki uzun vadeli tehdidin ve tehlikenin yeterince algılanmasını önlemiştir.

Bu “iç dinamik öğelerinin sonuçları” artık bir bunalıma dönüştüğü dönemde, uluslararası emperyalizmin “mikro milliyetçilik” etkisi, “globalleşme” adı altında yeniden büyük bir güçle tüm dünyayı ve dolayısıyla Türkiye’yi pençesine almıştır.

Bunalıma yol açan iç dinamik öğeleriyle, bunalımı pekiştiren ve derinleştiren dış dinamik öğelerinin buluştuğu dönem 1980’li yıllardır.

1980’li yıllarda, hem iç hem de dış dinamik, Türkiye’de bir “askeri darbe” üretmiştir.

Gerek bu “askeri yönetimin” doğrudan sorumlu olduğu 1980-1983 yılları, gerekse dolaylı olarak ülkeyi denetlediği 1983-1987 dönemi, yukarda çok kısa olarak değindiğim iç ve dış dinamik öğelerinin “yozlaştırıcı” etkilerinin hızlandırıldığı “güncel” müdahaleleri simgeler.

Bu dönem, yani 1980-1987 yılları, yozlaşmanın yukardan aşağı bir yöntemle en kolay gerçekleştirilebildiği “hiyerarşik ve kapalı toplum” dönemidir de aynı zamanda.

Atatürk adına, Atatürk’ün ideolojik ve hukuksal mirasının zedelenmesi, demokrasinin zedelenmesi, büyük kentlerdeki yağmanın yoğunlaşması ve din eğitiminin Anayasal bir zorunluluk haline getirilmesi, 1950’lerden itibaren başlayan sürecin bu dönemde ivme kazandığını vurgulayan oluşumlardır.

Çıkış Yolu:

Bugünkü bunalımı hazırlayan iç ve dış dinamik öğelerinin güncel olarak hızlandırılması, “kapalı toplum” döneminde ve “tepeden” gerçekleştirildiği için çok etkili olmuştur.

Yozlaşma “tepeden”, yani ülkeyi yönetenler eliyle başlatıldığı için derhal bütün kurumlara sirayet etmiş ve bugünkü duruma hızla gelinmiştir.

İşte bu “genel toplumsal yozlaşmadan” kurtulmanın tek ve biricik yöntemi, “açık toplum” ilkelerini, “hukuk devleti uygulamalarını” yani “şeffaflığı” ve “adaleti”, güçlendirerek yaygınlaştırmaktır.

Bunun yolu da, çetelere karşı “hukuk devletini”ni, şeriat devleti isteyenlere karşı da “daha etkin ve daha yaygın demokrasi”yi işler hale getirmektir.

Kentlere hücum gibi daha uzun dönemli nedenlerle başa çıkabilmek için de “sosyal devlet” ilkelerini uygulamaya sokmak gerekmektedir.

Ancak o zaman, bugünkü bunalımın uzun dönemli iç ve dış dinamik öğelerine bağlı nedenleriyle, yöneticilerin hızlandırıcı etkisini denetlemek olanaklı olacaktır.

İşte ben, bütün bu nedenlerden dolayı, “21. yüzyıl Türkiyesi’nin ideolojisi sosyal demokrasidir” diyorum.

Laiklik ve demokrasi ile Müslümanlar arasında yaratılmaya çalışılan yapay karşıtlık, devletin içinde çetelerin oluşması ve kentsel yağma gibi sorunlar, geniş kitlelerin katılımının özendirildiği ve işlevsel kılındığı, demokratik bir hukuk devletinin yapısının güçlendirilmesiyle aşılacaktır.

 

 

 

 

 

 


Ana Sayfaya Dönmek İçin Tıklayın 

  www.aymavisi.org  
 

 

 

 

 
 + Büyüt | - Küçült