Güncel

 

 

Başbakan’a Mektup

Mustafa Mutlu


Başbakan Recep Tayyip Erdoğan…

Hiç değilse on kez istifaya davet etmişimdir seni; bunu on bir değil, “bir” say!

Çünkü hiçbirine benzemiyor bugünkü durum!

Hani bizi bölüp parçalamıştın; işine yarayan yarımızı alıp sana karşı çıkanları toptan dışlamıştın ya…

Sana iki kötü haber:

Artık seni destekleyen “yarım”ın da yarısını kaybettin Başbakan Bey…

Ve seni desteklemeyenler, sana kızanlar…

Hani; bir ellerine geçirseler seni…

Arkadaşlarını…

Yandaşlarını…

Var ya…

Bir bardak suda boğacaklar!

Kinin, bize de yansıdı anlayacağın; öfken, bizi de sardı…

Hani sen bizim için, hakkı, hukuku kafana göre düzenliyordun ya…

En azından bir kısmımız da artık senin için böyle düşünüyor!

Yani koltuğun zaten gitti, gidiyor da…

Bugünkü manzarada…

Çok daha fazlası da gidiyor Başbakan!

Ne mi? Mesela…

Adil yargılanma şansın vardı en azından!

Ektiğin bu şiddet fırtınasından, bu hakla çıkabilme olasılığın azalıyor; daha ne diyeyim…

Hani; Kılıçdaroğlu ve arkadaşları bu durumu gördükleri için sana “Helikopterine binip kaçmanı” önerip duruyorlar ya…

Bilmelisin ki buna bile şansın olmayacağa benziyor!

Geçmişimize hakaret ettin Başbakan…

Kahramanlarımıza sövdün!

Bizi biz yapan değerlerin hepsini buruşturup attın…

O çirkin sesinle avaz avaz bağırarak birbirimize düşürdün bizi; düşman ettin!

Allah’ı, dini, camiyi düşürmedin ağzından ama dininden bile şüphe duyar hale getirdin bizi…

Yalan söyledin!

Namusumuza dil uzattın!

Kadınlarımızın, kızlarımızın özel hayatlarına karıştın!

Dışarıdan borç harç yüksek faizle bulup getirdiğimiz paraları yemekle kalmadın; bir de yandaş ordunu doyurdun…

Hırsız olduğuna ilişkin iddiaları bile duymazdan gelip, “Beni dinlemişleeer” diye avaz avaz ağladın!

Kabahati hiç kendinde görmeyip, hayali lobiler yarattın!

Kendine göre hukuk…

Kendine göre özgürlük…

Kendine göre namus…

Kendine göre din…

Kendine göre demokrasi…

Kendine göre barış icat ettin!

Tüm bunları yaparken, sana biat etmeyenleri ya küfürle, hakaretle sirdirmeye çalıştın…

Ya içeri tıktın…

Ya da “kahraman polis”ini ödüllere boğarak öldürttün…

Elini kana buladın Başbakan; sen artık “katil” oldun!

Bu mektubun sonunda sana Kılıçdaroğlu gibi “Git” falan demeyeceğim.

Çünkü gitmeye kalksan da biz bırakmayız bu saatten sonra…

Sadece şunu bil ki; ektiğin kin tohumları filiz verdi Başbakan.

Hele dün, 15 yaşındaki Berkin’i toprağa veren acılı milyonların gözlerini gördükten sonra sana diyebileceğim tek şey var:

Aman Başbakan, aman…

Senin sağlığın bizim için çok önemli…

Dikkat et kendine…

Hadi; güle güle!



BERKİN ELVAN İÇİN…

Berkin Elvan için…

Sevgili Berkin

Mektup yazacaktım sana,
acıkmayı bekledim…

Malûm ya
ekmek getirecektin güya!

Tam iki yüz altmış dokuzuncu
gündü;
çekip gittin sessizce aramızdan,
ben de vazgeçtim yazmaktan,
utandım!

Hangi yüzle ve ne yazacaktım sana?

Ben altmış altımda,
sen on altındaydın henüz

Ne top oynayabilmiştin doya doya
ne denize girebilmiştin…

Başından değil be oğlum,
vurulduğuna yandığım
yaşındandır!

Destan yazdığını sanan
kara fistanlılardandır utandığım!

Fakat inan, görmeni isterdim,
kaç kardeşin olduğunu…

Gazdan falan değildi;
arkandan ağladıkları…

Dağları inlettiler be arkandan
dağları!

Adını dağlayarak yazdılar yüreklerine,
kızlar dövme yaptırdılar resmini
duru sular gibi gencecik tenlerine

Bir çift kartal kanadıydı kaşların,
uçuruverdi Taksim’den narin bedenini…

Ne Taksim’i be ne Taksim’i…

İzmir’den, İstanbul’dan, Ankara’dan!

Ne kadar şehrimizin adını biliyorsan
hepsinden birden kalktın!

Ne olacaktı sanki

On altı kiloluk bedenini uçurmak;
keşke kalsaydın!

MEHMET MEZ
11 MART 2014, İZMİR

 

 

 


 


Ana Sayfaya Dönmek İçin Tıklayın 

  www.aymavisi.org  
 

 

 

 

 
 + Büyüt | - Küçült