Güncel

 

 

Aydınlanmayan Halk Din Adamının Kurbanıdır

İlhan Arsel


Toplumumuzun başlıca özelliklerinden biri kendisine en büyük kötülükleri yapanlara, kendisini sömürüp yoksul, zavallı ve mutsuz bırakanlara, özellikle din adamlarına karşı bilinçsizce bağlılık duyması, her vesile ile destek olmasıdır. Her ne kadar bu olumsuzluk şeriat toplumlarının ortak bir yönü olmakla beraber bizim kendi toplumumuz bakımından ayrı bir özellik taşır. Çünkü yeryüzünde bir başka toplum yoktur ki, kendi benliğini, milli geleneklerini, tarihini, dilini ve her şeyini din adamı yüzünden yitirsin de buna rağmen din adamına bağlı kalsın. Kuşkusuz ki bu bağlılık "korku" ve "bilgisizlik" gibi öğelerden kaynaklanmaktadır.

Ne hazindir ki halkımız, geçmiş dönemler boyunca din adamına, hep olumsuz yönleri itibariyle bağlılık göstermiştir. Örneğin hangi din adamı ki "kafirlere" karşı şeriat'ın öngördüğü insafsız hükümleri uygulamada usta olmuştur, ya da hangi din adamı ki "kafirlere" karşı "Cihad'a girişilmesi" için etkili olmuş, öncülük yapmıştır, ya da hangi din adamı ki farklı din ve inanca yönelenleri sapıklıkla suçlamıştır, ya da hangi din adamı ki tüm insanlar arası sevgi fikrinden ve duygusundan yoksun kalmıştır, işte o, halk tarafından en değerli, en büyük insan sayılmıştır. Kanuni Sultan Süleyman ve Selim U zamanında Şeyhülislamlık yapmış olan Ebu'suud Efendi ki, kendisine boyun eğmeyen ve "Vahdeti Vücud" nazariyesine inanan kişilerin öldürülmesinden tutunuz da "hülle" uğruna aile yuvalarının yıkılması sonucunu doğuracak kararlara varıncaya kadar her türlü ahlak dışılığa ve insafsızlığa yönelmekten geri kalmamıştır, halkımızın ve hatta aydınlarımızın bugün dahi "eşine az rastlanır din adamı" olarak kabul ettikleri bir kimsedir.

Şeriat dünyası halklarının tarihi hep bu tip din adamlarının yüceltildiğine kanıt örneklerle doludur.

Kuşkusuz ki her ülkede ve her toplumda din adamlarının kötülüklerinden söz etmek, örnekler vermek mümkündür. Fakat kendi içinden çıktığı ve kendisini besleyen topluma karşı olumsuz davranmak bakımından Türk din adamı ile yarışabilecek olanını bulmak güçtür. Arap'ın din adamı bile, bütün ilkelliğine, bilgisizliğine, kötülüğüne rağmen yine de kendi ümmetini "Arap benliği" ile yetiştirmesini bilmiş, kendi geleneklerini, kendi dilini yüceltebilmiştir. Oysa ki bizim din adamımız, Türk'ü milliliğinden, kendi öz dilinden, eski geçmişinden, geleneklerinden ve zengin tarihinden, daha doğrusu Türklükle ilgili ne varsa her şeyinden yoksun etmiş, hatta onu kendi atalarını lanetler durumlara getirmiş, "Türk'ün tarihi İslam ile başlar" diyerekten , en azından 2500 yıllık Türk tarihini şu son bin yıllık zamana sığdırmak istemiş, kısacası Türk'ü "Türklüğünden" ayırıp ruhen ve ahlaken Araplaştırmıştır.

Şu muhakkak ki Türk halkı, aydınlandığı ve aydınlatıldığı an bu yalanlar ve melanet son bulacaktır. Batı'da fikren gelişen halkın yaptığı gibi Türk toplumu da bir gün gelecek, kendisini zavallı hallere düşüren, ilkelliklere iten, kendisine ihanet eden din adamının karşısına geçip ona haddini bildirecektir.

*

Kuşkusuz ki Türk'ün başına gelen bütün bahtsızlıklar, halkın akılcı eğitimden uzak kılınıp şeriat hamuru ile yoğrulmasındandır. Yine tekrar edelim ki halkın bilgisiz kalmasının sorumluluğu "din adamları" ile "aydın" diye bilinen sınıfların omuzlarında yatar. Halkı "çocuk" niteliğinden yukarı görmeyen bu sınıflar, aslında kendileri de çocuk zekalı olmakla beraber, yalan ve kurnazlık sanatında usta olmaları sayesinde, yüzyıllar boyunca oyunlarını pek etkili bir şekilde oynayabilmişlerdir. Bu oyunlara son veren Atatürk olmuştur. Ancak ne var ki din duygularının sömürülmesine yeniden başlanıldığı 1950 yılından bu yana ve hele 1960'lardan sonra sayıları giderek artan din adamları aracılığıyla uygarca yaşamları dinsizlik, ya da İslam 'a aykırılık gibi gösteren kara bir zihniyet türemiştir ki Türk toplumunu her gün biraz daha birbirine düşman iki kampa ayırmış gibidir. Atatürk düşmanlığını ve laik'lik düşmanlığını körükleyen davranışlar hep din adamı ile halk'ın cahil sınıflarının iş birliği sayesinde ortaya çıkmıştır. İstanbul'da, Beyazıt cami'inde Hoca efendi'nin vaazını dinledikten sonra sokağa fırlayan halk, Üniversite binasını basmış, öğretim üyelerinin odalarına girerek tehditlerde bulunmuş, Fakülte Kitaplığına giderek: "Bu kitaplar yakılacak, buraya Kur'an 'dan başka kitap konmayacak" diye bağırıp coşmuştur. Diyanet İşleri Başkanlığına getirilen yüksek diplomalı (!) din adamlarımız, bu uygarlık çağında kadına hala dayak atmaktan tutunuzda, Cennete gidecek olan Müslüman erkeğinin 4000 bakire, 800 dul ve 200 huri ile evleneceğine dair müjdeler vermeğe varıncaya kadar güldürücü fetvalar vermekle meşguldürler.

Gerilerde bıraktığımız yüzyıllar içerisinde nice acı örnekler vardır ki cahil halkın din adamı ile el ele ve aynı safta olmak üzere "aydınlığa" karşı ayaklandığını gösterir. Çok gerilere gitmeye gerek yok, fakat Cumhuriyet dönemimizin başlarında tanık olduğumuz olaylara göz atmak yeter. Menemen olayı devrim düşmanı din adamının cahil halk'ın desteği ile ne gibi cinayetlere girişebileceğinin en yeterli bir örneğidir. Resmi kayıtlardan okumaktayız ki devrimlere ve uygarlık fikrine karşı ayaklanan ve kendilerini "mehdi" olarak gösteren hoca'lar, devrim temsilcisi genç subay Kubilay’ın kafasını kör bıçakla keserlerken halk arasından kendilerine gönüllü yardımcı bulmuşlardır. Bir yazarımız şöyle diyor: "Mehdi, elinde Kubilay'ın kanlı başı ile dolaşıyor. Bu arada katillere sigaralar ikram edilmekte, kesik başı direğe bağlamak için halk arasında harıl harıl ip aranmaktadır. Ve bütün hu desteğe sebep 'Şeriat'ın, Padişahların, din'in geri geleceği vaadidir. Halk bilinçsiz şekilde bir şeye tepki göstermek gerektiğini düşünürken bu tepkiyi katillere yardım etmek biçimine dönüştürmüştür. Halkın tutumu budur ve bu sadece Menemen'de değil, diğer devrim aleyhtarı davranışlarda da aynı olmuştur... Fakat gerçek, (bütün) bu olaylarda halkın, bazen küçük bazen da büyük gruplar halinde suçluları desteklediğidir".

Anımsatalım ki Kubilay, halkın içinden çıkma bir devrimcidir; Atatürk devrimlerini savunan bir insandır. O devrimler ki yüzlerce yıl geri kalmış bir toplumu uygarlığa çıkarmak için yapılmıştır. Oysa ki halk, kendisini devrim düşmanı olarak hazırlayan din adamının yanında ve desteğinde olarak kendi içinden çıkan ve kendisine yardımcı olmağa çalışan bir insanı yok etmiştir. İşte bugün yine din adamının pençesine teslim ettiğimiz halk, muhtemelen pek yakınlarda yeni Menemen olaylarına heves duyan ve aydın kişilerin kesik başlarını elinde tutacak olan din adamlarını alkışlamağa alıştırılmaktadır. Sivas vahşeti bunun ilk denemelerindendir.

Gerçekleri balçıkla örtmeye ve örneğin cahil yığınları "Devrimci halk" ya da  "Çarıklı erkanı harb" ya da "Akıllı ve zeki halk" gibi göstermeye çalışmak gereksizdir. Batıl inançlara saplandırılmış cahil yığınlara övgüler yağdırmak millete hizmet değil ihanettir. Gerçek hizmet, gerçek yurtseverlik, halkın yüzüne gerçekleri haykırmak, onu bin yıllık uykuundan uyandırmaktır. Halk'ın suratına haykırılmak gereken ilk gerçek ise, din adamına kanmanın ve onun yanında yer almanın felaket yarattığı ve yaratacağıdır.

 

 

 

 


 


Ana Sayfaya Dönmek İçin Tıklayın 

  www.aymavisi.org  
 

 

 

 

 
 + Büyüt | - Küçült