Güncel

 

 

Atatürk Olsaydı...

Yekta Güngör Özden


Çoğulcu, katılımcı, kurallar ve kurumlar düzeni X. y demokrasi, otuz yıldan bu yana terör olaylarıyla zorlanmakta, toplumsal çözülme ve yıkımla sonuç almaya çalışan teröristler her yolu denemektedir. İnsandan aygıtlara değin her şeyi kullanarak, korku ve dehşet saçarak, yaralama ve öldürme olaylarını birbirine ekleyerek, varlıklardan yoksun kılıp zarar ve çözümsüzlüğe düşürerek kendi amaçlarını elde etmeye çalışmak biçiminde tanımlanacak terörün değişik türlerine rastlanmaktadır. Uluslararası boyutlarıyla en büyük insanlık suçu sayılan terör, geçerli ve yasal yolların dışında istediğini sağlamak yöntemi, çirkinlikler ve çılgınlıklar yumağıdır. Hak almak bahanesiyle başvurulan en kötü haksızlıktır. İnsan yaşamını, toplum düzenini hiçe sayarak kıyıma uzanan ateş ve ölüm deliliğidir. Dinsel terör, etnik terör, trafik terörü, mafya terörü gibi değişik türlerine çokça rastlanmaklatlır. Günün koşullarına uymakta yetersiz kalan ve geciken hukuk kurallarıyla terörün üstesinden gelinmeyince yabancı ülkelerde savaşmayı da kapsayan askeri çözümlere başvurulmaktadır.

Ulusal bağlamda düşünüldüğünde terörün bahanesi yapılan toplumsal, ekonomik, siyasal, hukuksal tüm sorunların çözümüne öncelik tanımak, devlet adamlığına yaraşır tutum ve davranışlarla halkı kazanmaya önem vermek gerekir. Halk dalkavukluğu, oy avcılığı yapılarak, demokrasinin bir disiplin olduğunu unutup “demokratik hoşgörü” altında hak ve özgürlüklerin sömürüsüne, kötüye kullanılmasına seyirci kalmak terör yangınını körüklemekten başka şeye yaramaz. Demokratik, laik, sosyal bir hukuk devleti olan Atatürk Cumhuriyeti’nin Türkiye’yi Türkiye yapan ilkeleri özen ve duyarlıkla korunacak yerde “Siz isterseniz hilafeti getirirsiniz; Millete mal olan, olmayan inkılaplar; 1961 Anayasası lükstür, bize bol geliyor. Hükümetin üstünde Danıştay, Meclis’in üstünde Anayasa Mahkemesi olmaz. Bana sağcılar adam öldürdü dedirtemezsiniz. Tetik çeken elle tespih çeken el bir olmaz. Verdimse ben verdim. Devlet laik olur, birey olmaz. Bize oy vermeyenler patates dinindendir. Partimize oy verip gazete ve dergilerimize yardım edenler cennete gidecektir. Şeriat dindir, dine karşı yürünmez. Devlet dinin hizmetindedir. Benim memurum işini bilir. Ben zengini severim. Anayasa bir kere delinmekle bir şey olmaz. Bir koyup üç alırız. İnançlara saygılı laiklik. Gardrop Atatürkçülüğü” gibi yanlış, sakıncalı, aykırı sözler edilirse kapkaççı terörü de, ekonomik terör de, üstü kapalı Af Yasası türü “yasa ya da hukuk terörü” de yaşanır. “AB’ne giden yol Diyarbakır’dan geçer” diyen, terörü yüreklendirmiş, şımartmış olur. Hukuk, ilişkileri düzenleyen ve herkese hakkını vermeyi üstlenen bir kurumdur. Hukuku yadsıyıp gözardı ederek sonuç almaya çalışmak, zora başvurarak kendi isteğine kavuşmak teröristliktir. Büyük Atatürk olsaydı bu tür anlamsız, gereksiz, yakışıksız davranışlar izlenmez; usdışı gerçekdışı sözler duyulmaz; bireyin devlete güvenini sarsan aykırılıklarla olumsuzluklar (yolsuzluk, rüşvet soygun, hortumlama vd.) yaşanmazdı. Devlet otoritesini ayağa düşüren, cezaevlerinde suçlularla pazarlık yapan, sokak ve alanlarda hükümlüleri “tutsak” diye tanıtmağa çalışan ayrılıkçı, bölücü, yıkıcı militanları gülümseyerek karşılayan yöneticiler olmazdı. Oy ve iktidar için verilen ödünlerle başlayan bozukluklar terörü tırmandırdı. 1925 Şeyh Sait İsyanı ile 1930 Kubilay olayının Atatürk döneminde nasıl karşılandığı ile Kahramanmaraş, Çorum, Sivas olaylarının, Hizbullah’ın,

İBDAC’nin ve öbür yasadışı örgütlerin nasıl karşılandığını düşünmek yeterlidir. Duraksamalar, yukarda kimi örneklerini özetlediğimiz “Gözlerime bakınız ne dediğimi, istediğimi anlarsınız” türü kötü konuşmalar, gereksiz af yasaları, eğitimden sanata, düşünceden inanca uzanan terörün yollarını açmış, hatta döşemiştir. Ulusumuzun bir’liğini, ülkemizin tüm’lüğünü, devletimizin tek’liğini yıkmaya uğraşan dış destekli terör, asıl gücünü içimizdeki aymazlarla çıkarcılardan, siyasal ahlak yoksunu kimilerinden almaktadır. Toplumsal barış ve ulusal dayanışma zayıfladıkça terör güçlenir. Bu gerçeği unutanlar, şehitlerin yitirilmesinden onlara kıyanlar ölçüsünde sorumludur.

Atatürk, Ulusal Kurtuluş Savaşı öncesinde, sırasında ve sonrasında hukuktan hiç ayrılmamış, ulusun güvenine dayanarak her oluşumu halkıyla birlikte gerçekleştirmiştir. Erzurum ve Sivas Kongreleri, TBMM’nin açılışı, TBMM Ordularının İzmir’e girişi, Cumhuriyet’in ilanı hep halkın çıkarı üstün tutularak, hukuksal yöntemler uygulanarak elde edilmiş başarılardır. Mahkemelere gözdağı vermemiş, yargıç ve savcıları baskı altında bırakmamış, yargı kararlarına saygı duyarak yerine getirilmelerini sağlamış, kargaşa, karanlık ve kavgaya asla yakın durmamıştır. 19231938 dönemi Cumhuriyetimizin altın çağıdır. Onurlu, saygın, etkin, ilkeli, kararlı, tutarlı, çalışkan, devingen, devrimci, gerçek cumhuriyet!

Yöneticiler, özellikle siyasal alanda boy gösterenler sözlerine, tutum ve davranışlarına özen göstermek zorundadırlar. Ne acıdır ki, bu alan kötü örneklerle doludur. Birleştirici, açıklayıcı, aydınlatıcı, bireyleri ve toplumu teröre karşı dayanışma içinde tutacak uygar, demokrat, bilinçli bir önderlik ufukta görülmemektedir. Bugün bile Atatürk’e, O’nun çağdaş ilkelerine yollama yaparak yürümeye çalışmaktayız.

“Yurtta barış, dünyada barış” özdeyişiyle uygar yaşamın en çağdaş ilkesini açıklayan Atatürk, savaşları yaşamsal zorunluluk olmadıkça uygun bulmamaktadır. Savaşın tüm ustalıklarını bilen bu eşsiz komutan, zaferi amaç olarak düşünmemiştir. Macerayı kınar. İnsan yaşamına verdiği değeri özlü sözlerle yinelemiştir. Medyanın bir kesiminin terör aygıtı gibi çalıştığı günümüzde maddi ve manevi yönden büyük zararlara neden olan teröre karşı Atatürk’ümüzün diliyle bir “İç Cephe” oluşturmak kaçınılmazdır.

Uluslararası terörün önlenmesi, ulusal önlemlere öncelik verip işbirliğini içtenlikle gerçekleştirmekle sağlanır.

Bunda da 31 Mart olayında Harekat Ordusu’nun Kurmay Başkanı olan, isyanları bastırıp ihanetleri bitiren, işgali kaldıran Mustafa Kemal Atatürk en gerçekçi, en uygun, en sağlıklı, en güzel örnektir. Düzen, barış ve hukuksallık terörün tüm kaynaklarını kurutacak, toplumsal esenliği kazandıracaktır. Yeter ki siyasal nedenlerle yeğlenen kötülüklerden uzak kalınsın, yurttaşlık bilinci eğitimle dokunsun, hak ve özgürlükler korunsun. Çıkarcılara, aymazlara, bağnazlara, bölücü ve yıkıcılara yarayacak düzenleme ve geriye çeken yasa değişiklikleriyle demokrasinin güçlendirildiği, AB’nin bizi kutlayacağı sanılmasın. Kendimize güvenle sorunları aşarız. Umutsuz olmayalım, karamsarlığa düşmeyelim. Hiçbir sınır ve ölçü tanımayan terörün her türünü, her zaman kınıyoruz. İlkellik belirtisi “töre terörü, aile terörü” de bu kapsamdadır.

Sözlerle birleşmeyen ve örtüşmeyen eylemler, eylemlerle tümleşmeyen söylemler bir anlam taşımaz. Kınamak, karşı olmak yetmez. Gerçekçi ve içten çabalarla terörü önlemek, engellemek, gidermek gerekir. Herkes elini taşın altına sokmalı, elini altına sokmaktan kaçındığı taşın başını yaracağını bilmelidir. Bu, bireysel ve ulusal bağlamda da böyledir. Türkiye’deki terör olaylarını dudak büküp umursamazlıkla izleyen, değişik yol ve yöntemlerle teröre destek veren ülkeler 11 Eylül İkiz Kule olayıyla uyanmış görünüyorlar. Bu da aldatıcıdır. Fehriye’yi Belçika’da, Kesir’i Hollanda’da, Kaplan’ı Almanya’da, Gülen’i ABD’de, daha birçok teröristi ve terörist örgütü kucaklarında besleyen ülkeler içtenlikli olamazlar. Türkiye’yi Irak’a girmekle suçlayanların Afganistan dayanışması ilginçtir. Üstelik Türkiye Irak’ın içişlerine, yönetimine karışmıyor, yönetimini de değiştirmek amacını, oraya yerleşme tutkusunu da taşımıyor.

Kimi resmi çalışma yerlerinde “yemek saati” yerine “iftar” uygulamasının başladığı, Başkent’te öğle saatlerinde lokantaların kapalı olduğu günümüzde, üniversitelerde oruç tutmayan öğrencilerin dövüldüğü yazılıp söylenmektedir. Bu da “Ramazan ya da oruç terörü”dür. Yıllar önce Van Yüzüncü Yıl Üniversitesi yurdundan da bu nedenle bir öğrenci atılarak öldürülmüştü. Laikliğin dinlerin olduğu yerde bulunup olmadığı yerde bulunmadığını, insanlık, akılcılık, kardeşlik, aydınlanma, özgürlük olduğunu bilmek istemeyen köktendincilerin yarattığı terör en yaygın terördür. Dünya, din sömürüsü, din düşmanlığı yapan bağnaz köktendincilerin terörüyle sarsılmaktadır. Filipinler, Cezayir, Afganistan vd. Bir de en büyük Türk, en çağdaş milliyetçi Atatürk’ü bırakıp şeriatçılara destek veren sözde milliyetçilerle sözde ilericiler vardır. Aydınlanma kaynağı, çağdaşlık yön ve yolunu öngören Atatürk ilkelerini dışlayarak bir yere varılamaz. Kimileri de kendi tuttukları gerici partilerin kapatılmasını Anayasa’ya, insan haklarına aykırı göstererek ilericilik taslıyor. Tüm bu sakıncalar, aldatmacalar, oyalamalar ve ikilemler terörün altyapısını oluşturmaktadır. Kargaşa, kavga, bunalım, terörün ortamıdır. Parti terörü, siyasal terör, köktendinci terör, hepsi hepimizin yaşamına, geleceğine yönelik ağır saldırılardır. Hep birlikte karşı çıkıp her bağlamda gereğini yapalım. Bu, ulusal bir görev ve kutsal bir insanlık borcudur.

İlk Hedef, 23 Kasım 2001

 

 

 

 

 


Ana Sayfaya Dönmek İçin Tıklayın 

  www.aymavisi.org  
 

 

 

 

 
 + Büyüt | - Küçült