İnsanın Mutluluğu Ve Mutsuzluğu Üzerine

Thomas Hobbes


Doğa, insanları bedensel ve zihinsel yetenekleri açısından eşit yaratmıştır. O kadar ki, arada bir birinin bir diğerinden daha güçlü bir bedene veya daha hızlı bir zihne sahip olduğu görülse bile bunu genele vurduğumuzda pek bir kıymeti olmaz. Bu farklılıklara dayanarak birinin ortaya çıkması ve farklılığını öbürlerinden daha fazla hakka tahvil etmesi olağan bir şey değildir. Beden gücü söz konusu olduğunda en zayıf olan bile, hile yoluyla veya kendi durumunda olan diğer insanlarla birleşerek sözüm ona güçlü olanı mahvedebilir.

Zihinsel açıdan eşitsizlik durumunun daha önemsiz olduğunu düşünüyorum. Belki hitabet kabiliyeti yüksek olan sanatçılar ya da çoğunluktan farklı bir kavrayışa sahip olan ve kavrayabildikleri genel kuralları ki bu yetenek doğuştan gelmektedir, zeka gibi sonradan gelişmemektedir hemen herkesin bilmesini isteyen bazı bilim insanları, bunun bir istisnası olabilir.

Toplumları birlikte tutmayı başaran üst bir kurum yoksa insanoğlunun birlikte yaşaması pek istenecek bir şey değildir, aksine bu durum büyük sorunlara neden olmaktadır. Her insan bir diğerinin onu kendisi gibi saygıyla karşılamasını bekler. Aşağılandığını ya da onurunun incitildiğini düşündüğünde, hemen karşısındakinden olağanüstü bir saygı görmek, bunu zorunlu kılmak ister. Bu noktada da çoğunlukla, diğer insanlara bir emsal oluştursun diye sorun yaşadığı insana ağır bir zarar vermeyi amaçlar. Bunu da kendi olanakları ve diğerine gücü yettiği oranda yapar, zira bu davranışlar aynı zamanda intikam duygularını da kışkırtır.

Dolayısıyla insanın doğasında, anlaşmazlığın üç temel nedeni olduğunu görürüz. Bunlardan ilki rekabettir, ikincisi farklıklar, üçüncüsü ise zaferdir.

İlki insanların daha fazla kazanç sağlamak, ikincisi kendisini güvende hissetmek ve üçüncüsü ise şöhret sahibi olmak için saldırmasına neden olur. İlki diğer adamların, karılarının, çocuklarının ve hayvanlarının efendisi olmak için; ikincisi onları korumak için; üçüncüsü ise bir kelime, bir gülüş, farklı bir görüş veya doğrudan kendi kişiliğini veya akrabalarını, arkadaşlarını, milletini, mesleğini veya itibarını küçük düşürecek ıvır zıvır için şiddet kullanır.

Eğer bu noktada insanların üstünde, onları belirli kurallar çerçevesinde tutacak herhangi bir üst kurum yoksa, bu durumda insanlar arası bir savaş söz konusu olur. Bu öyle bir durumdur ki herkes birbirine karşı savaş halinde olur. Nitekim savaşlar kendilerini sadece muharebe ve cephelerde ortaya koymazlar. Aynı zamanda hedefinde savaş olan uzun süreli ve üstü kapalı bir gerginlik şeklinde de görülebilirler. Dolayısıyla savaşın doğasıyla ilişkili olan zaman kavramı, tıpkı iklim şartları gibidir. Kötü hava koşulları deyince akla sağanak gelmez, günlerce süren yağmurlu hava koşulları gelir. Bu nedenle de savaş durumu sadece somut bir savaşla değil fakat uzun süreli gerginlikle ve dolayısıyla barışın her an ortadan kalkabileceği savaş hazırlıklarıyla belirlenir. Diğer bütün diğer durumları barış olarak adlandırabiliriz...

Bu yüzden, her bir kişinin her bir diğer kişi için düşman olduğu savaş dönemlerinin sonucu neyse, herkesin kendi gücünden başka güvencesi olmadığı ve kendi icatlarıyla donandığı dönemlerin de sonucu aynıdır. Bu koşullarda üretime yer yoktur, çünkü bunun getireceği fayda kesin değildir ve bu yüzden yeryüzünde bir kültür de yoktur; sanat da, belge de, toplum da... Ve en kötüsü, vahşice öldürülmeye dair sürekli bir korku ve tehlike mevcuttur; insanın hayatı yalnız ve yoksuldur, çirkin, vahşice ve kısadır...

Her bir kişinin diğer tüm kişilere karşı savaşının bir sonucu da ortada adalet diye bir şeyin olmamasıdır. Doğru ve yanlış, adil ve adil olmayan gibi kavramlara yer yoktur. Genel bir güç mevcut değilse kanun da yoktur; kanun yoksa adalet ve adaletsizlik de yoktur. Güç ve hile savaş döneminde en temel iki erdemdir. Adalet ve adaletsizlik ne vücudun ne de zihnin yeteneklerinden biri değildir. Öyle olsalardı dünya üzerinde tek başına olan bir insanda duyularının ve tutkularının yanı sıra bunlar da mevcut olurdu. Bunlar yalnız olan değil, bir topluma ait olan kişinin nitelikleridir. Aynı koşullar altında ayrıca töre de, hakimiyet de, “benimsenin” ayrımı da olmaz; elde edebildiği her şey, onu elde tutabildiği sürece insana aittir. İnsan sadece doğanın içine bırakıldığında böylesi yanlış koşullar içindedir; ancak kısmen tutkuları, kısmen de aklı sayesinde bu koşullardan kurtulma olanağı vardır.

İnsanların barışa eğilim göstermesine sebep olan tutkular ölüm korkusu, rahat bir hayat sürmek için gerekli olan şeylere duyulan arzu ve çalışarak bunları elde etme ümididir. İnsanların üzerinde anlaştıkları uygun barış maddelerini öneren ise akıldır. Bu maddeler aslında doğa kanunları olarak adlandırılır...

 

 

 

 


 


Ana Sayfaya Dönmek İçin Tıklayın 

  www.aymavisi.org  
 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 
 + Büyüt | - Küçült  
Felsefe