İnsan Zihninin Doğası Ve Kavranması Üzerine

Rene Descartes


1.       Dünkü kaleme aldığım inceleme kafamı öylesine şüphelerle doldurdu ki, artık bunları unutmam olanaklı değil. Ayrıca bu kuşkuların nasıl giderileceğini de bilmiyorum. Sanki bir anda bir girdaba kapılmışım gibi ayağımı ne dibe vurabiliyorum ne de su yüzüne çıkabiliyorum. Buna rağmen söz konusu girdaptan, dün girdiğim yolu izleyerek çıkmayı deneyeceğim. Ama bunu yaparken, bende en ufak bir şüphe uyandıran hiçbir şeyi, yani yanlışlığından kesinkes emin olduğum hiçbir şeyi, yakınımda tutmayacağım. Bunu da doğruluğundan en azından ondan daha doğru hiçbir şeyin olmadığından kesinkes emin olana kadar sürdürerek ilerleyeceğim. Nasıl ki Arşimet [Arkhimedes], dünyayı yerinden oynatacak sabit bir dayanak noktası aramışsa, ben de onun gibi ileri süreceklerimde en ufak bir şüphe kalmayana kadar devam edeceğim.

2.       Gördüklerimin tamamının ve zihnimin var olduğunu bildirdiği şeylerin, gerçek ve doğru olmadığını önkoşul olarak kabul ediyorum: Duyular üzerinden hiçbir bilgi almıyorum; ne beden, ne çehre, ne büyüklük, ne hareket, ne de mekan. Bunların hepsi birer fantastik yaratıktan ibaret olsunlar. Geriye doğru olan ne kalır ki? Belki de sadece hiçbir şeyin kesinkes olmaması gerçeği kalır.

3.       Peki, daha önce varlığı hakkında bir şeyler sıraladıklarımın tersine, varlığı hakkında kesinlikle şüphe bulunmayan başka şeylerin olmadığını nereden biliyorum? Peki, bana bu düşünceleri veren bir Tanrı en azından ben onu böyle adlandırıyorum var mı? Peki bunun doğru olduğunu nereden bileyim? Ya onun yaratıcısı bensem? En azından böylece ben bir şey olmuyor muyum? Bir duyumsama yeteneğine ve bedene sahip olduğumu bildiğim halde ya bunları inkar ediyorsam? Şimdi burada tereddüt geçiriyorum: Şimdi bu iş nereye varacak? Zihnime ve bedenime, onlarsız hiçbir şey olamayacak kadar bağlı mıyım? Bu arada kendimi, dünyada zaten hiçbir şeyin olmadığı konusunda kandırıyorum. Gökyüzü yok, yeryüzü yok, ruhlar yok, beden yok, demek ki ben de yokum! Kesinlikle hayır! Eğer kendimi az önceki düşüncelere ikna etmişsem, o halde varım! Ama tam olarak hangisinin olduğunu bilmediğim, ama birinin olduğu, yani güçlü ve beni zekasıyla sürekli aldatan kurnaz birinin olduğu kesin! Eğer o beni aldatabiliyorsa, o halde o kesinkes vardı ve o benim! O istediği kadar beni aldatabilir, ama gene de o beni, düşündüğüm ve bir şey olduğumu bildiğim için, benim olmadığım konusunda ikna edemez. Şimdi, bu konu hakkında yeterince öyle ya da böyle izahatta bulunduğum için sonuca geliyorum: “Benim ve varım!” Hem de bunu zorunlu olarak söylediğim ve düşüncemde tasarladığım sürece!

4.       Ama şimdi zorunlu olarak var olmam gerektiği için, kim olduğuma dair bütün bilgiye henüz sahip değilim. Ayrıca hakkımda olduğumdan başka bir şey tasavvur etmekten de kendimi sakınmalıyım. Çünkü bu durumda, yanlış bilgiden hareketle, olmadığım biri hakkında en doğru ve en mantıklı bilgiye sahip olduğuma hükmedeceğim. Bu nedenle şimdiki düşüncemden önceki kanaatim, yani olduğuma kesinkes inandığım şey hakkında yeniden düşünmek istiyorum. Bu nedenle de yukarıda izah etmeye çalıştığım düşüncelerim içinde en ufak şüphe uyandıran bölümleri çıkarmak ve sadece sarsılmaz ve güvenilir olanları sunmak istiyorum.

5.       Peki bundan önce ne olduğuma inanıyordum ki? Tabii ki insan olduğuma! Peki, “insan” nedir? “Mantıklı ve yaşayan bir şey” olduğunu mu söyleyeyim? Kesinlikle hayır, çünkü bu kez de “yaşayan ve mantıklı” olan şeyin ne olduğunu açıklamam gerekecek ki bu da bizi zorlu ve sonu gelmez sorularla karşı karşıya bırakacak. Ayrıca bir incir çekirdeğini doldurmayacak sorularla uğraşarak zamanımı öldürmek de istemiyorum. Bunun yerine dikkatimi, zihnime (cogito) baştan itibaren doğal olarak yerleşmiş olana yani sıklıkla ne olduğumu düşündüğüm şeye yöneltmek istiyorum.

6.       Herhangi bir cesette de bulunan yüze, ellere, kol ve başka uzuvlara sahip olduğumu görünce buna beden adı vermiştim. Ayrıca besin aldığımı, yürüdüğümü, hissettiğimi ve düşündüğümü anladığımda bunu da ruhun varlığına verdim; bu ruhun ne olduğuna ise ya dikkatimi vermemiştim ya da bunun bir meltem, ateş, eter ya da kalın parçacıkların arasına sızan ince bir şey olduğunu tasavvur etmiştim. Cisimlerin varlığı konusunda ise herhangi bir şüphem yoktu ancak onların doğasına ilişkin bilgilere bütünüyle sahip olduğumu düşünmemiştim. Bunun ne olduğu konusunda bir açıklama yapmak gerektiğinde de bunu şöyle ifade etmişim: Cisim, herhangi bir şekle sahip, belli bir yer ve mekanda konumlanmış ve başka cisimlerden ayırt edilebilen varlıktır. Bu, çehresinin görülmesi ya da duymak, tadını ve kokusunu almak suretiyle algılanan veya kendi içinden değil fakat dıştan dokunmak suretiyle hareket edebilen şeydir. Çünkü bunların, kendi içinden hareketle, hareket kabiliyeti olmayan, dolayısıyla ne duyulara sahip ne de herhangi bir şekilde düşünebilen varlıklar olduğunu düşündüm; ama bazı cisimlerin baştan, doğasından, böyle bir yetiye sahip olmalarına şaşırmıştım.

7.       Peki şimdi, bu kadar emek verdikten sonra beni yüce bir gücün ve hilekarın aldatmasına ne demeli? Yukarıda saydıklarımdan herhangi bir özelliğin, herhangi bir cisimde doğası gereği bulunabileceğini güvenle ileri sürebilir miyim? Günlerdir gergin bir şekilde buna kafa patlatıyorum, ki bu konuda herhangi bir açıklayıcı bilgi de bulunmuyor, sürekli aynı şeyi tekrar etmekten başka bir şey yapamıyorum.

8.       Peki, ruhun kendiliğinden beslenebilme ve yürüyebilme yeteneklerine dair söylediklerimi şimdi nasıl açıklamalı? Herhangi bir bedene sahip olmadığım için bunlar da kafada üretilmiş fanteziden başka bir şey olamaz. Peki duyular nasıl olacak? Bunlar da bedensiz mümkün görünmüyor; rüyalarımda hissettiklerimin de gerçek olduğunu varsaymıştım ki sonradan bunların gerçek olmadığını gördüm. Peki ya düşünmek? Sadece bu, benden ayrılamaz: Benim, varım ve kesindir.

9.       Peki, ben ne kadar süre boyunca var olacağım? Düşündüğüm sürece. Çünkü düşünmeyi bütünüyle bıraktığım an, benim de olamayacağım mümkün gözüküyor. Gerçeğin zorunlu halinin var olmasına şimdilik izin vermiyorum. Yani ben sadece düşünen (res cognitans) bir şeyim, yani zihin (mens), ruh (animus), akıl (intellectus), mantık (ratio) geçmişte anlamını bile bilmediğim bir sürü kavram. Öte yandan, gerçekten ve hakikatte var olan bir şeyim, peki nasıl bir şey? Öyle ya, daha önceden söylediğim yani düşünen şey.

10.     Peki başka? Şöyle ki, bir kez de olsa tasavvur etme yeteneğimi zorlayacağım! Uzuvları olan ve insan bedeni olarak adlandırılan bir bileşik değilim; bütün cisimlere nüfus edebilen ince bir hava da değilim; ben bir yel değilim, ateş veya duman da ya da düşündüğüm herhangi bir şey, daha önceden varsaymıştım ya, bunların hepsi hiçlik’tir. Ayrıca bu varsayım hala geçerlidir ve ben de herhangi bir şeyim.

11.     Ama belki de, az önce hiçlik olduğunu söylediğim şeyin kendisi, yani bana açık olmayan ve bilmediğim o şey, şeylerin gerçekliği nedeniyle, bildiğim Ben’den farklı bir şey değildir. Bütün bunlara rağmen, bildiğim tek şeyse, ki bilmediklerim hakkında tartışmam doğru olmaz, ancak bildiklerim hakkında kesin hükme: varabileceğimdir. Var olduğumu biliyorum, ancak o olduğunu bildiğim Ben'in kim olduğunu bilmek istiyorum. Ne var ki hakkında henüz bilgi (notitia) sahibi olmadığım, ancak bu yolla bilgisine sahip olacağım Ben, varlığını henüz bilmediğim şeylere veya öylesine zihnimde tasarlayarak yarattığım herhangi bir şeye de bağlı olamaz.

12.     Hatta “zihnimde tasarlayarak yarattığım” terimler hatama dikkat çekiyor ki bir şey olduğumu varsaymam, gerçekten de zihinde bir şey yaratmaktır. Zaten “bir şeyi varsaymak”, o şeyin suretini ya da şeklini incelemek gibidir. Şimdi, hem var olduğumu biliyorum hem de diğer şeylerin, yani bedenin doğasına ait olduğunu düşündüğüm şeylerin rüyadan başka bir şey olmadığından çok eminim. Bunu bir kez fark ettikten sonra da şunu iddia etmek bana ahmakça geliyor: “Zihnimin tasavvur yeteneğini zorlayarak kendimin kim olduğunu daha iyi görmek istiyorum.” Şimdi bu sözler şuna benzer: “Gerçi uyandım ve gerçek olanı görüyorum ama gene de onu henüz uyku mahmurluğu içinde bütünüyle seçemediğim için, şimdi yeniden uykuya dalıp onun gerçek ve aydınlık halini görmeyi deneyeceğim.”

13.     Zihnimin tasavvur yeteneğini zorlayarak edindiğim bilgilerin, Benin bilgileriyle hiçbir ilişkisinin olmadığını anlamaktayım; ama zihnimi esas olarak, onun doğasını anlamaya yöneltmem gerektiğini de bilincime çıkarmalıyım.

14.     İyi de neyim ben? Düşünen bir şey. Düşünen bir şey nedir peki? Kuşku duyan, anlayan, tasarlayan, olumlayan, yadsıyan, isteyen, istemeyen, ayrıca imgeler oluşturan ve hisseden bir şey. Bütün bu özellikler benim doğama aitse, doğrusu az şey sayılmaz bu. Hem neden bana ait olmayacaklarmış ki? Ben değil miyim şu anda hemen her şeyden kuşku duyan, bazı şeyleri anlayıp ve yalnız bunların doğru olduğunu güvenle belirtip diğerlerinin tamamını yadsıyan, daha çoğunu bilmeyi dileyen ve isteyen, aldatılmak istemeyen, bazen istek dışı da olsa birçok şeyi imgeleyen vebedenin organlarıyla olduğu gibi birçok şeyi de hisseden? Bütün bunlarda, Ben ve var olduğumun doğruluğu kadar doğru olmayan bir yan var mı? Her daim uykuda olsam ve beni var etmiş olan, beni aldatmak için elinden geleni yapsa bile? Aynı şekilde, bu özelliklerin arasında benim düşüncemden ayırt edilebilecek ya da “kendiliğim”den ayrı sayılabilecek biri var mı? Zira kuşku duyan, anlayan ve isteyenin ben olduğum zaten o kadar açık ve belli ki, bunu açıklamak için burada hiçbir şey eklemek gerekmiyor. Ayrıca tasavvur gücüne sahip olduğum da kesin, zira kurduğum şeyler, doğru olmasalar bile, bu tasavvur yetisinin gerçekten bende bulunduğu ve düşüncemin bir parçası olduğu yadsınamaz. Son olarak, duyan, yani bazı şeyleri duyu organlarıyla yaptığım gibi algılayan da aynı benim. Zira ışık görüyor, ses işitiyor ve sıcaklık duyuyorum. Ama denecektir ki hayır, o aldatıcı ve ben uykudayım. Diyelim ki öyle ama hiç değilse bana ışık görüyor, ses işitiyor ve sıcaklık hissediyormuşum gibi geliyor ya! İşte bu yanlış olamaz ve düşünmek de zaten tam tamına bu demektir.

15.     Buradan hareketle ne olduğumu öncesine göre biraz daha açık ve seçik bir şekilde kavramaya başlıyorum. Yine de bana öyle geliyor ki zihnimde tasavvur edilebilen, duyuların alanına giren ve duyularla incelenen cismani şeyler, bilmem hangi parçama göre tasavvurun alanına girmeyen şeylerden daha rahat kavranabiliyor. Ancak bana göre kuşkulu, bilinmeyen ve yabancı şeyleri, bana ait ve benim tarafımdan bilinen şeylerden daha rahat kavrayabildiğimi hayretle keşfediyorum.

16.     Kaderin şu cilvesine bak ki zihnim yanılmaktan ve gerçekliğin sınırlarının dışına çıkmaktan pek de hoşnut kalıyor. Mademki öyle, çık o zaman sınırların dışına! Onu daha rahat yönetebilmek için gevşetelim o halde dizginleri; dolaşsın biraz kendi başına, dizginleriz onu nasıl olsa yeniden. Peki şimdi, genel olanı değil, fakat herkesin en iyi bildiği, gördüğü, dokunduğu ve yakından tanıdığı cisimleri inceleyelim. Çünkü genel olan bu kavramlar (perceptiones) çoğunlukla diğerlerinden daha karmaşıktır; hatta herhangi özgün bir cismi, örneğin şu mum parçasını ele alalım. Bunu kısa bir süre önce baldan imal etmişlerdi; henüz balın, tözünden alınan çiçeklerin kokusunu, rengini, biçimini ve büyüklüğünü taşıyor üstünde. Olması gerektiği gibi sert ve soğuk da. Ona rahatlıkla dokunabiliriz ve dibekte biraz dövünce de kendine özgü bir ses veriyor. Kısacası, bilinen bir cisimde bulunması gereken her şey yerli yerinde. Ama şu talihe bak sen! Onu, henüz ben şu konuşmayı yaparken ateşe yaklaştırdığımızda, bilinen tadını kaybediyor, kokusu uçup gidiyor, rengi soluyor ve şekli bozuluyor, bir yandan da boyutu büyüyor, sıvılaşıyor, ısınıyor ve neredeyse elle tutulamaz hale geliyor; vurunca da az önceki sesi çıkarmıyor. Peki bu hala az önceki mum mu? Kabul etmemiz gerekir ki, o aynı mum, kimse bunu inkar edemez. Kimse bu konuda farklı bir görüşe sahip olamaz! Peki onda fark ettiğimiz o değişiklik neydi? Kesinlikle duyular dünyasına giren bir şey değildi! Ondaki tat, koku, çehre, his ve ses gibi özellikler değişikliğe uğradı ama o hala olduğu gibi bir mumdur. Belki de o benim gördüğüm ve tasavvur ettiğim, yani baldaki tat, çiçekteki koku, renkteki beyazlık, biçim ve ses değil de başka bir şeydi ve şimdi de başka bir şeye dönüştü.

17.     Peki, zihnimde tasavvur ettiğim bu şey, tam anlamıyla nedir? Şimdi onu daha yakından inceleyelim; muma ait olan her şeyi ondan ayrıştıralım ve sonra da ondan arta kalan şeye bakalım! Görüldüğü gibi, genleşebilen, bükülebilen ve şekle sokulabilen bir şeyden başka bir şey kalmıyor!

18.     Peki bu bükülebilen ve şekle sokulabilen şey nedir? Yoksa yuvarlakken, önce kare sonra da üçgen şekle sokulan mumu zihnimde ben mi tasavvur ettim? Kesinlikle değil! Çünkü bu mumun, sayılamayacak kadar farklı şekle sokulabileceğini biliyorum. Sonsuz sayıdaki bu şekilleri zihnimde bir başıma tasavvur edemem, nitekim bu kavram (comprehensio) zihnimde kendiliğinden oluşmuyor.

19.     Peki genleşme denen şey nedir? Formun genleşmesi bana yabancı mı, tabii ki hayır? Isıtılan mum genleşir, ısıyı arttırdıkça akışkan hale gelir ve eğer ısı arttırılmaya devam ederse daha fazla genleşir. Eğer mumun genleşerek, zihnimde tasavvur ettiğimden daha fazla şekle girebileceğini bilmesem, öngörülerimde yanılabilirim. Görüldüğü gibi balmumunu, onu zihnimde tasavvur ettiğim haliyle değil, fakat mantığımla olduğu gibi kavrıyorum. Bu söylediklerim de sadece bir topak mum için geçerlidir, çünkü genel anlamda mumla ilgili durum daha açıktır.

20.     Peki, sadece düşünceyle kavranabilen o mum nedir? Anlaşılacağı gibi o, gözlemlediğim, dokunabildiğim ve zihnimde tasavvur edebildiğimin aynısıdır; ama bu, dikkatinizi çekerim, bir bakışla, bir dokunuşla, bir tasavvur etmeyle kavranan değil tabii ki o hiç var olmayan da değildir fakat her ne kadar o önceden öyle gözükse de yine de o, sadece ve sadece aklın (solius mentis inspektio) kavrayışıdır; bir öncekinde mükemmel ve açık olmayan, şimdi apaçıktır. Bu da onun parçalarına yönlendirdiğim dikkatin derecesine bağlıdır.

21.     Zihnimin yanılmaya olan eğilimi de beni bazen şaşırtmaktadır; her ne kadar yukarıdaki örneği zihnimde sessizce canlandırsam da gene de aklımın sözlere ve yazdıklarıma takıldığını fark ediyorum. Nitekim biz, mum parçasının rengini veya biçimini düşünerek değil, fakat o önümüzde durunca onu gördüğümüzü söylüyoruz. Dolayısıyla insanoğlu mumu, gözleriyle görünce algılıyor, yoksa mantığıyla düşünerek algılamıyor. Bu arada tesadüfen pencereden bakınca, yolda insanların yürüdüğünü görüyorum ve tıpkı az önce önümde duran mumu görmem gibi, şöyle diyorum: “Evet, insan görüyorum” ama ya altında makinelerin saklı olduğu bir şapka ve giysi görüyorsam? Ancak ben insan olduklarına karar veriyorum. Demek ki ben, gözlerimin gördüğünü sandığı şeyleri görüyor ve zihnimin bütün yetenekleriyle de karar veriyorum.

22.     Ama mademki sıradan insanlardan daha zeki olduğumu iddia ediyorum, o halde genelin kullandığı özdeyişlere başvurarak kuşkumu belli etmemden dolayı da utanmalıyım. Şimdi dikkatli bir şekilde devam edelim ve şunu soralım; mumu ilk gördüğüm zaman mı, yani duyu organlarımla ya da genel hisler üzerinden ve zihnimin de yardımıyla edindiğim bilgiler mi daha doğruydu, yoksa şimdi onu iyice inceledikten sonra mı daha iyi kavramış durumdayım? Bu konuda kuşkuya düşmek tabii ki ahmakça olurdu. Ayrıca ilk izlenimde edinilen kavrayış ne kadar doğruydu? Bunu herhangi bir hayvan da yapamaz mıydı? Ancak her ne kadar mumu şeklinden ayrı düşünsem de, onu giysilerinden soysam ve çıplak bir halde incelesem de, gene de onu insani bir özellik olan mantıkla incelemeden karar verseydim yanılgıya düşebilirdim.

23.     Peki şimdi, söz konusu bu ruh hakkında ya da Ben le ilgili ne diyebilirim ki? Şu ana kadar her şeyi ruhuma atfetmiştim. Şimdiye kadar bir parçacık mumu bile o kadar çok iyi bildiğini düşünen ben, şimdi hem kendini hem de şu söz konusu mumu daha açık ve daha derinlemesine kavramış olmadım mı? Mumun varlığını gördüğü için fark eden ben, şimdi kendi varlığını da mumu görmekten dolayı fark etmiş olmuyor mu? Şimdi şu gördüğümü düşündüğüm şey, mum topağı olmayabilir mi ya da görmek için kullandığım gözlerim gerçekten olmayabilir mi? Hayır ama tam olarak ayırdına varamasam da şu anda gören ya da görme bilincine sahip olan Ben, onun herhangi bir şey olmadığını biliyorum, çünkü ona dair bir bilincim var. Aynı şekilde, eğer dokunmuş olmaktan dolayı var olduğuna hükmettiğim şu mum topağı varsa, o halde ben de benim. Ya da başka türlü söyleyelim, eğer tasavvur edebiliyorsam, o halde aynı şekilde ben de varım. Şu anda mum topağında fark ettiğim şeyi benim dışımda olan her şeye uygulayabilirim. Eğer bu konunun anlaşılabilmesi için verdiğim mum topağı örneği, onu görmekten, ona dokunmaktan ve sayamadığım bir dizi nedenden dolayı daha kolay kavranıyorsa, o halde herkesin kolaylıkla kabul edebileceği gibi aynı gerekçelerle kendimi ve zihnimin doğasını kavramak da bir o kadar daha kolay olmalıdır. Bu arada hem zihnimin yeteneklerini ortaya koyan hem de onun tam olarak kavranmasını sağlayan fakat ona dair olduğu düşünülmeyen o kadar çok fazla şey var ki.

24.     Şimdi gelin gör ki bir çıkış ararken, tam da üstüne geldim. Mademki bedenimiz, duyular ya da tasavvur yeteneğimiz sayesinde değil ama mantık üzerinden kavranıyor; dokunarak ve görerek değil ama düşünerek kavranıyor, demek ki en kolay kendi ruhumu kavrayabilirim. Alışılmış düşünceler nedeniyle kökleşmiş önyargılardan kurtulmanın ne kadar zor olduğunu bildiğimden, keşfettiğim şu yeni bilgilerin iyice sindirilebilmesi için burada bir mola vermeyi gerekli görüyorum.

 

 

 


 


Ana Sayfaya Dönmek İçin Tıklayın 

  www.aymavisi.org  
 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 
 + Büyüt | - Küçült  
Felsefe