İnanç, Akıl Ve Birbirlerinden Farklı Alanları

John Locke


1. İnanç ve Aklın Sınırlarını Bilmek Gerekir

Daha önceden açıklamıştım:

1. Hakkında düşünce sahibi olmadığımız alanlarda zorunlu olarak bilgisizizdir ve dolayısıyla bu konuda herhangi bir bilgimiz de olamaz.

2. Nedenselliğini bilmediğimiz yerde bilgisizizdir ve dolayısıyla mantıklı bilgiden yoksunuzdur.

3. Bir konuyla ilgili kesin bir bilgiye sahip olmadığımız anda, o konu hakkındaki bilgilerimiz güven verici değildir.

4. Bir konu hakkında doğrudan bilgimiz ya da bir başkasının tanıklığı yoksa mantıklı düşünce geliştirmemiz mümkün değildir. Bunları söyledikten sonra şimdi inançla mantığın ölçüsü ve sınırı hakkında konuşabiliriz. İnanç ile akıl arasında ölçülerin ve sınırların olmayışı, dünyadaki büyük kargaşalıkların, birçok büyük tartışmanın ve hatanın sebebidir. Nereye kadar aklı, nereye kadar inancı takip edeceğimiz meselesi çözülene kadar, boş tartışmalarla vakit geçirip dini meselelerde birbirimizi ikna etmeye çabalayacağız.

2. İnançla Aklın Karşıtlıkları

Her mezhebin aklı, kendi yararına olduğu sürece ziyadesiyle kullandığını düşünüyorum. İşlerine gelmediği zaman da hemen seslerini yükseltip, artık mantığın sınırının aşıldığını ve din alanına girildiğini belirtiyorlar. Dinle aklın sınırlarının çizilmediği bir sahada, bunların aynı metoda başvuran bir rakiplerini nasıl ikna edeceklerini doğrusu ben de merak ediyorum. Sanıyorum dinle ilgili konular konuşulurken önce bu sınırın netleşmiş olması gerekir. Örneğin kanımca, bazı konular ve kurallar hakkındaki kesin bilgiye ulaşabilmek için mantığa başvurmak inanca başvurmaktan daha doğrudur, özellikle de duyular üzerinden edinilen izlenimler düşünce oluşturmamızı sağlıyorsa. Öte yandan inanç, aklın çıkarımlarına değil de, onların olağanüstü bir iletişim yoluyla Tanrı’dan geldiğini bildiren kimseye duyulan güvene dayanan önermeler için gösterilen onaylamadır. İnsanlara doğruyu göstermenin bu yoluna vahiy diyoruz.

3. Yeni Bazı Gerçekler Geçmiş Dönemin Dinleriyle Açıklanamaz

Birincisi şunu vurgulamam gerekir ki, Tanrı adına dini davette bulunan herhangi bir kimse, duyuları üzerinden edinmediği hiçbir yeni ve basit düşünce hakkında açıklamada bulunamaz. Bunlar istedikleri kadar söz konusu basit ve yeni düşünceleri Tanrı’nın lütfuyla edindiklerini söylesinler, yine de bunlar günümüz insanını bu konuda ne sözle ne de herhangi bir işaretle ikna edebilir. Çünkü sözcükler sadece doğal sesleri açıklayan sözlerdir; bunların işaretlerle dile gelmesi bile zihnimizde bazı düşüncelerin oluşmasını sağlar; ama sadece daha önceden karşılığı var olanları. Çünkü görme veya duyma yoluyla edinilen izlenimler zihinde onların karşılıklarını çağrıştırır; yani bunlar henüz zihnimizde bulunmayan basit çağrışımlara neden olamazlar. Nitekim göğün üçüncü katına çıkmış olan Kutsal Pavlus da orada ne görmüşse bilmiyoruz ama o vahiyde orada, “bugüne kadar hiç kimsenin görmediği, duymadığı ve kalbine yansımamış basit ve yeni gerçeklere şahit olduğunu” söylemektedir. Diyelim ki Tanrı birine, Jüpiter veya Satürn’de yaşayan canlıları (bunların olmadığını kim iddia edebilir ki) olağanüstü bir yöntemle altıncı hissine yansıtmış, yani onları ona göstermiş olsun, gene de o gördüklerini, tıpkı görme özürlü birinin renkleri anlatmakta zorlanması gibi insanlara anlatamayacaktır. Bu nedenle de bilgi kaynağımızın temelini oluşturan nesneler hakkındaki düşüncelerimiz, bütünüyle akıl ve doğal duyularımız üzerinden edinilebilir. Geçmişten gelen dinler ise bu konuda hiçbir işe yaramaz. Bu nedenle de şunu vurgu yapmak istiyorum: Geçmişten gelen vahiye karşı ilk vahiy. İlk vahiy derken de Tanrı’nın daha doğuştan insanların ruhuna yerleştirdiği ve hiçbir sınırlılığa tabi olmayan ilk izlenimleri kastediyorum. Birincisiyle de başkalarının sözlerini ve vahiyin alışılmış yöntemlerini kastediyorum.

4. Geleneksel Vahiy, Bilgimize Mantık Üzerinden de Ulaşılabilen İlkeler Kazandırabilir: Ancak Bunlar Mantıkla Ulaşılabilenler Kadar Kesin Olamazlar

İkinci olarak şunları belirteyim ki, geleneksel vahiy de doğal yoldan yani duyumsamalar üzerinden ulaştığımız bazı hakikatlere ait düşüncelere ulaşmamızı sağlayabilir. Tabii ki Tanrı, Öklid’in bir formülüne doğal duyularımız üzerinden nasıl ulaşabileceğimizi vahiy yoluyla kazandırabilirdi. Diğer konularda ise vahiye ihtiyacımız bulunmuyor, çünkü Tanrı bizi, bunlar hakkında bilgiye sahip olabilmemiz için gerekli yeteneklerle donatmıştır.

5. Vahiy, Mantığın Açık Kanıtına Karşı Önerilemez

Demek ki kesinliklerine, ister kendiliğinden apaçık olan önermelerde olduğu gibi dolaysız bir sezgiyle, ister ispatlamalarda olduğu gibi aklın sağlam çıkarımlarıyla ulaşılmış olsun, bildiğimiz düşüncelerin uyuşma ya da uyuşmamalarının açık algısına dayanan önermeleri benimsememiz ve onları zihnimize yerleştirmemiz için, zorunlu olarak bir vahiyin yardımına gerek duymayız. Çünkü onları oraya, bilgi edinmenin doğal yolları yerleştirebilir ya da onlar daha önce yerleştirilmiştir; bu, Tanrı’nın bize dolaysız olarak vahiyle bildirdiklerinin dışında elde edebileceğimiz en büyük güvencedir; ayrıca vahiye duyduğumuz güven de bunun bir vahiy olduğunun bilgisinden daha büyük olamaz. Fakat bu ad altındaki hiçbir şeyin apaçık bilgiyi sarsabileceğini ya da yıkabileceğini ve herhangi bir kimseye, anlama yetisine apaçık görünen bir şeyle doğrudan karşıtlık içindeki bir şeyin doğruluğunu kabul ettirebileceğini sanmıyorum.

10. Kesin Doğruluk Sunan Akla Kulak Kabartılmalıdır

İnancın egemenliği akılla çatışmadan ve onu engellemeden buraya kadar erişir; aklı yaralamaz veya rahatsız etmez, aksine tüm bilgilerin ilahi kaynağından gelen doğruları keşfetmesine yardım eder ve onu geliştirir. Tanrı’nın ifşa ettikleri mutlaka doğrudur; bundan şüphe bile edilemez. İnancın asıl amacı budur ama bunun ilahi vahiy olup olmadığı konusunda akıl hüküm vermelidir. Akıl, insan zihninin, ne daha az aşikar olan bir şeyi kabul etmek için daha aşikar olan bir şeyi reddetmesine ne de bilgi ve kesinliğe karşı olası olanı kabul etmesine izin verir. Geleneksel vahiylerin ilahi asıl biçimlerini koruduğuna, bize gelen kelimelerle ifade edildiğine ve bizim anladığımız anlamda olduğuna dair, akıl prensiplerininki kadar açık ve kesin bir delil olamaz. Bu nedenle, aklın açık ve bariz emirleriyle çelişen veya bu emirlerle tutarlı olmayan hiçbir şey, aklın hiçbir şekilde dahil edilemeyeceği bir inanç meselesi olarak karşımıza getirilemez veya onaylanamaz. İlahi vahiyler tüm fikirlerimizden, önyargılarımızdan ve ilgilerimizden daha üstündür ve tam bir onayla kabul edilmeyi hak eder. Aklın inanca bu biçimde boyun eğmesi bilginin nirengi noktalarını yok etmez, aklın temellerini sarsmaz, aksine, yeteneklerimizi bize bahşedildiği amaçla kullanmamıza izin verir. [1] Göklere çıkardığı bütün saçmalıkların nedeninin, dinlerin kapıldıkları ve bütün insanlığı bölen ve karşı karşıya getiren saçmalıklar olduğundan eminim. Çünkü dinle ilgili şeyler sağduyuya ve bütün bilgilerin temel ilkelerine ne denli açıkça aykırı olursa olsun, insanlar bunlar için akla başvurmamayı ilke edinmişler, tasavvurlarıyla doğal ve boş inançlarını başıboş bırakmışlardır. Böylece dinde öyle olağandışı görüşlere ve öyle aşırı uygulamalara gitmişlerdir ki, sağlam düşünen bir kimse onların delilikleri karşısında şaşırıp kalır ve bu uygulamaları büyük ve bilge Tanrı yönünden öylesine kabul edilmez bulur ki, bunların dengeli ve iyi yürekli birisi için gülünç ve çirkin olduğunu düşünmeden edemez. Gerçekte hayvanları en iyi ayırt etmesi ve akıllı yaratıklar olarak bizi özellikle hayvanların üstüne yükseltmesi gereken din, genellikle insanların akla, hayvanlardan bile daha aykırı davranıp daha anlayışsız oldukları alandır. Credo, quia impossibile est (Buna inanıyorum, çünkü olanaksızdır). Bu söz sıradan bir insan için aşırı tutku barındırabilir fakat insanların düşüncelerini ya da dinlerini yönlendirmede kötü bir kural olarak ortaya çıkar.


[1] İnanç ve Akıl Arasındaki Sınır, Kesin Hatlarla Çizilmediği Sürece Dindeki Bağnazlık ve Aşırılıklara Karşı Çıkılamaz

Eğer inanç ve aklın alanları belli sınırlarla ayırt edilmezse, din konusunda akla hiçbir yer kalmaz ve dünyadaki birçok dinde görülen aşırı düşünce ve törenleri kınama olanağı ortadan kalkar.

 

 

 

 


 


Ana Sayfaya Dönmek İçin Tıklayın 

  www.aymavisi.org  
 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 
 + Büyüt | - Küçült  
Felsefe