Felsefe

 

 

 

İmam Gazali

Kadir Çüçen


Yaşamı: Horasan'ın Tûs kentinde doğan Gazzali, Şafii mezhebindendir. Nişabur'da öğrenimine başladı. Genç yaşta zekasıyla dikkatleri çeken Gazzali, felsefe ve kelama önem veren Selçuklu veziri Nizam-ül Mülk'ün himayesine girerek, Bağdat'taki Nizamiye Medresesi'nde yönetici oldu. Hac için gittiği Mekke dönüşünde, Kudüs'e, Şam'a ve İskenderiye'ye uğradı. 1092'de Nizam-ül Mülk İsmaililer tarafından öldürülünce ortaya çıkan siyasi bunalımdan dolayı Filistin ve Suriye'de 11 yıl kadar inzivaya çekildi. Bu arada en büyük eseri İhya'yı yazdı. Tekrar Bağdat'a döndü. Bir süre öğretim hayatma devam etti, fakat yeniden inzivaya çekilerek hayatının sonuna kadar sakin bir hayat sürdü.
 

Eserleri:

1.         İhya

2.         ElMunkiz: Meşşai felsefesini eleştiren bir eser.

3.         Makasid ülFelsife: Filozofların kanıtlarını ve görüşlerini anlatmaktadır.

4.         Tehfüt ülFelsife: Filozofların görüşlerini reddetmektedir.

5.         Risalet ülLedurıniye: Gizemli Tanrı Bilgisine Risale.
 

FELSEFESİ: Zamanının en büyük kelamcısı olan İmam Gazzali, meşşai felsefecilerini reddeden bir anlayışı yöntemsel şüpheyle birleştirerek kesin bilgiyi aramaktadır. Kesin bilgiyi Descartes'taki gibi bilimsel bilgide değil, Asıl Hakikat olan Tanrı sevgisinde ve inancında bulmuştur. Meşşai felsefecilerinin akıl ve inancı uzlaştırma çabalarını eleştirerek, akıl ya da inançtan birini feda etmeden, diğerinin kabul edilemeyeceğini ileri sürer. Bu nedenle filozofların akılcı görüşlerini tamamıyla reddeder.
 

A- Bilgi felsefesi: Gazzali bilgi felsefesini kesin bilginin elde edilmesi üzerine kurar. Kesin bilgi var mıdır? Şüphe edilmeyen bilgi var mıdır? Gerçek bilgi var mıdır? Descartes öncesi şüpheyi metot olarak kullanan Gazzali, kesin bilgiye varmaya çalışır. Duyu bilgisi acaba kesin bilgi yani apaçık önermeleri verebilir mi? Veremez; çünkü duyu bilgisinin akıl tarafından yanlış olduğu kanıtlanabilir veya her zaman güvenilir olmadığı ortaya çıkartılabilir. O halde, duyu bilgisi kesin ve güvenilir bilgi olamaz. İkinci olarak Gazzali, akıl bilgisini ele alır. Acaba akıl bilgisi kesin ve güvenilir bilgi midir? Eğer akıl duyu bilgisini kesin ve güvenilir kılmıyorsa, acaba akıl bilgisinin kesin ve güvenilir olmasını sağlayan başka bir şey var mıdır? Acaba akıl bilgisinden de kuşku duyabilir miyiz? Acaba akıl bilgisi güvenilirliğini ve kesinliğini kendinden üstün başka bir varlıktan veya bilgiden alıyor mu? Akıldan daha yüksek bir otorite var mıdır?

Eğer akıl bilgisinden de şüphe edebiliyorsak, gerçekten akıl bilgisi güvenilir ve kesin olmayabilir mi? Uyku veya uyanıklık halinde akıl bilgisi kesin midir? Uyanıkken akıl bilgisinin kesin olduğunu nasıl bilebiliriz? Acaba ölüm, bir tür uykudan uyanmak mıdır? Gazzali şüphelerinden çok rahatsız olur. Şüphelerinden akıl yoluyla kurtulamaz. Akıl, şüpheleri sona erdiremediği gibi kesin bilgiyi de veremez. Gazzali şüphelerinden kurtulmanın yolunu arar ve bu yolun Tarın'nın insan kalbine bağışladığı doğal bir ışıkla olacağını kabul eder. Doğal ışık veya nur Tanrı'nın insanın kalbine doğurduğu bir ışıktır. Bu ışıkla insan Hakikatin bilgisine ulaşabilir. Hakikat bilgisi kesin ve güvenilirdir. Nur, akıl veya kanıtla değil, kalbin ona açılmasıyla ortaya çıkar. Gazzali, St. Augustinus'un veya daha sonra Descartes'ın doğal ışık anlayışına çok yakın bir anlayış öne sürer.

Gazzali'ye göre, bilgi konusunda Platon ve Aristo'dan başlayıp, Frbi ve İbn Sina ile devam eden görüşün başlıca yanlışı, akılla inancı uzlaştırma çabasıdır. Akıl bilgisi nedensellik ilkesini temele almaktadır. Fakat Gazzali'ye göre, bir olayın şimdi böyle olması onun ileride de aynı olmasını zorunlu kılmamaktadır. Çünkü nedensellik ilkesinin değişmeyen yasaları Allah'ın iradesini bağlayamaz. Aklı eleştiren Gazzali, akla dayalı bir metafizik görüşünü de yadsır. Akıl ve inanç arasına bir sınır koyarak, akıl bilgisinin sınırlı olduğunu göstermeye çalışır. Gazzali aklın iki yönü olduğunu söyleyerek, bilimleri ve felsefeyi kuran akıldan farklı olarak, inancın da temeli olan akıldan söz eder ve aklın bu ikinci yönünü ortaya koymaya çalışır. Bu akla da, kalp veya aklın iç yönü demektedir.

Akıl, şeylerin görünüşlerini görür ve bilir. Kalp ise, şeylerin iç tarafını görür ve bilir. Akıl sonlu olanı kavrarken, kalp içindeki nurdan dolayı sonsuz olanı da kavrar. Gazzali geliştirdiği kalp ve nur kuramıyla inancın doğru, kesin ve zorunlu bilgiyi verdiğini ileri sürer. Gerçek bilgi, bir tür tecrübe bilgisidir. Tecrübe ise Allah'ın nurunu kalplerde hissetmekle olanaklıdır. Bu yüzden insanlar diğer yaratılan varlıkların en şereflisidir. Çünkü kalbinin sesini fark eden insan, Allah'ı bilebilir. Gazzali'ye göre, kalbin asıl gizli görevi bilim, bilgi ve düşünmeyi gerçekleştirmek için Allah'tan yardım istemektir. Böylece insan kalbinin basireti açılarak, bilgiler kuvveden fiile çıkar ve vasıtasız bilgi elde edilir.

Gazzali tüm bilgi anlayışlarını göz önünde tutarak, Hakikatin bilgisini verdiğini öne süren dört anlayışı ele alır ve inceler:

1. Kelamcılar: Ehli Sürınet anlayışına dayanan açıklamalar yaparak temele Kur'an'ı koyarlar.

2. ismaililer: Hakikatin bilgisine ancak bilgisinden şüphe edilmeyen öğretmen sayesinde varıldığını öne sürerler. Gazzali sorar ki acaba yanılmaz öğretmen kimdir? Peygamber mi? İsmaililer bunu kabul ederler, fakat peygamber artık ölmüştür. Yerine imam adı verilen ve İsmaililerin içinden çıkan bir öğretmeni koyarlar. Gazzali bunu reddeder.

3. Filozoflar: Gazzali diğer görüşlerden çok filozoflara karşı çıkarak, bilginin gerçek kaynağının akılla bulunamayacağını ileri sürer. Çünkü Yunan felsefesi ve Yeni Platoncu felsefenin etkisiyle oluşan Meşşai felsefesinin takipçilerinden olan Farabi ve ibn Sina akıl yoluyla gerçeğin ve hakikatin bilgisine varılacağını iddia etmektedir. Gazzali filozofların tutarsızlığını göstermek suretiyle akıl bilgisinin hakikati vermekte yetersiz kaldığını göstermeye çalışır.

4. Sufiler: Hakikatin bilgisini tasavvuf felsefesiyle Tanrı aşkında ve sevgisinde arayan İslam düşünürleri bu gruba girerler.

Sonuç olarak, Gazzali, aklın aciz kaldığı bir noktada ikinci bir akıl olan kalbi ön plana çıkartarak, kesin ve güvenilir bilgiye ulaşılabileceğini söyleyerek sezgiciliğin önemini vurgular. Kalp bilgisi, içinde hiçbir kuşku ve şüphe taşımayan bilgidir. O halde, Gazzali iki türlü bilginin varlığını kabul eder: 1. Varlığın görünüşlerini veren duyu ve akıl bilgisi. 2. Varlığın iç bilgisini ilham ve sezgi ile veren kalp bilgisi.

 

B- Filozofların Tutarsızlığı: Gazzali meşşai felsefesine karşı olan düşüncelerini, filozofların düşüncelerine yaptığı itiraz ve reddedişlerle ortaya koyar. Bu konuda müstakil bir kitap yazan Gazzali' nin itirazlarından üç tanesi felsefi açıdan önemlidir:

1.         Evrenin ezeli olması: Gazzali'ye göre evren hakkında üç klasik görüş vardır: a) Evrenin başlangıcı ve sonu yoktur, b) Zamanla birlikte yaratılmıştır, c) Evrenin nasıl oluştuğunu bilemeyiz ve bu nedenle karar vermek yanlıştır. Aristoteles evrenin başlangıçsız ve sonsuz olduğunu söyleyerek, yoktan var olmanın imkansız olduğunu ileri sürer. Maddenin başsız ve sonsuz olduğu düşünülemez. Böyle bir düşünce olsa da, İslam dininin öğretisiyle uyuşmaz. Yapılan tüm kanıtlamalar fizikseldir ve fizikselden yola çıkarak yapılan tüm akılcı kanıtlamalar, metafizik İlk Varlığı veremez. Bu nedenle, Gazzali bu görüşü reddeder; çünkü evren yaratılmış, başlı ve sonludur. Exnihilo'nun geçerliliği yoktur. Tanrı evreni yoktan var etmiştir. Evrenin varlığı hakkında tüm görüşlerde, filozofların tutarsız ve çelişki içinde olduklarını öne sürer.

2.         Tanrı'nın Tümelleri bilmesi: Orta Çağ'ın tümeller konusunda duran Gazzali, kendisinden önceki filozofların görüşlerini inceler. Örneğin, İbn Sina, Tanrı'nın ayrıntıları bilmediğini buna karşın tümelleri bildiğini çünkü bilme sıfatına sahip olduğunu ileri sürmüştür. Gazzali, filozofların Tanrı'nın tümelleri bilmesi konusunda hataya düştüklerini ileri sürer; çünkü onlar evrenin iradi olarak değil zorunluluk sonucu var olduğunu söylerler. Bu nedenle de Tanrı, iradesi dışındaki eylemin tamamını bilmek zorunda değildir. Fakat Gazzali'ye göre, Tanrı, evreni kendi iradi isteğine göre yarattığı için her şeyin ondan çıktığını ileri sürer. Eğer her şey ondan çıkmışsa, o şey kendini bilmekle her şeyi de bilmiş olacaktır. Bir şeyin kendini bilmesi olanaksızdır. O halde, Tanrı tümelleri bilir.

3. Bedenin Dirilmesi: Filozofların çoğunluğu ruhun bedenden ayrıldıktan sonra ölmediklerini kabul ederler; çünkü ruh kendinde ezeli bir tözdür. Bunu da akılla kanıtlamaya çalışırlar. Ruhlar ölümden sonra kendi bedenlerine girmezler ve sonsuza kadar ruh olarak var olurlar. Gazzali'ye göre bunu akıl kanıtlayamaz. O, ruhların neden yapılmış olurlarsa olsunlar bedenlere dönmelerinin olanaklı olduklarını, çünkü ilk yaratmaya uygun olarak ikinci yaratmada da aynı bedene geri döndüklerini ileri sürmektedir. Yaratmaya kadir olan Tanrı ikinci defada cesedi aynen yaratıp ruhun ona geri dönmesini sağlayabilir. Ruhun bedene geri dönmesinde şaşılacak bir şey yoktur fakat asıl şaşılacak şey ruhun ilk kez bedene girmesindedir.

 

C- Ahlak Felsefesi: Ahlak felsefesinin amacı Tanrı varlığının birliğine giden yolu açmaktır. Ruhun, Tanrı katına yükselmesi ve onunla birleşmesi dinin en yüce tarafıdır. İnsanın iki gözü olduğunu ifade eden Gazzali'ye göre, dış göz, akıl ile fiziksel ve duyumsal olanı kavrarken; iç göz manevi ve ruhsal olanı kavrar. İnsanın amacı iç gözün kavrayışını yakalamak için Tanrı'nın birliğine ulaşma inancını kalbinde duymasıdır. İnsanın tasavvuf veya sufılerin yolundan giderek birliğe varabileceğine inanır. Hakikate ulaşmak, ancak rütbelerden ve mallardan yüz çevirerek olanaklıdır. Her ne kadar tasavvuf ve sufı anlayışını benimsese de, onları eleştirdiği durumlar da vardır. Gazzali şüpheciliği bu konuda da devam ettirir. Ancak kalbi ve gönlü temiz olanlar Tanrı'nın birliğini kalplerinde görebilirler.

 

 

 

 

 


 


Ana Sayfaya Dönmek İçin Tıklayın 

  www.aymavisi.org  
 


 

 

 

 
 + Büyüt | - Küçült