Felsefe

 

 

 

Yaşam Ve İçsel Huzur Üzerine Düşünceler

Epiktetos

 

Kontrol Edebileceğiniz ve Edemeyeceğiniz Şeyleri Öğrenin

Mutluluk ve özgürlük, bir tek ilkenin açık seçik anlaşılmasıyla başlar: bazı şeyleri kontrol edebiliriz, bazı şeyleri edemeyiz. Ancak siz bu temel kuralla yüzleştikten, neyi kontrol edebileceğinizi ve neyi edemeyeceğinizi öğrendikten sonra, içsel sakinliğe ve dışsal etkinliğe ulaşabilirsiniz.

Kontrolümüz altına alabileceğimiz şeyler, zanlarımız, şiddetli arzularımız, isteklerimiz ve bizi tiksindiren şeylerdir. Bu alanlar bizi doğrudan ilgilendiren şeylerdir, çünkü onlar doğrudan etki alanımız tarafından yönetilirler. Biz her zaman içsel yaşamlarımızın içindekiler ve karakterimizle ilgili bir seçime sahibizdir.

Bununla birlikte, kontrolümüz dışında olanlar, ne çeşit bedene sahip olduğumuz, zengin ya da fakir bir aileye doğmamız, diğer insanlar tarafından nasıl görüldüğümüz ve toplumdaki düzeyimiz gibi şeylerdir. Bütün bu şeylerin dışsal olduklarını ve dolayısıyla bizi doğrudan ilgilendirmediklerini anımsamalıyız. Kontrol edemeyeceğimiz ve değiştiremeyeceğimiz şeyleri kontrol etmeye ve değiştirmeye çalışmamız yalnızca şiddetli acı duymamıza neden olur.

Anımsayın; güç alanımız içindeki şeyler doğallıkla emrimiz altındadır, kısıtlanamaz ve engellenemez; fakat güç alanımız dışındaki şeyler zayıf, bağımlı, ya da başkalarının geçici hevesleri ve edimleriyle belirlenen şeylerdir. Şunu da unutmayın ki eğer siz doğallıkla sizin kontrolünüz altında olmayan şeyler üzerinde yönetme özgürlüğünüz olduğunu düşünürseniz ya da başkalarının işlerini sanki sizin işinizmiş gibi benimserseniz bu çabalarınıza engel olunduğunda ‘siniriniz bozulur’, ‘endişeye kapılırsınız’ ve ‘başkalarının hatasını arayan bir insan olursunuz’.

***

Başkalarının İşine Karışarak Boşa Zaman Harcamayın

Dikkatinizi gerçekten sizi ilgilendiren şeyler üzerinde odaklayın ve başkalarının işlerinin sizi ilgilendirmediği konusunda açık bir görüşe sahip olun. Eğer bunu uygularsanız baskı altına girmezsiniz ve kimse sizi etkileyip geriye döndüremez. Gerçekten özgür ve etkin olursunuz. Çabalarınız iyi şeylere yönelir ve başkalarının hatasını bularak ya da onlarla zıtlaşarak çabalarınızı aptalca ziyan etmezsiniz.

Neyin gerçekten sizi ilgilendirdiğini bilir ve bu bilinçle düzenli bir şekilde hareket ederseniz, iradeniz dışında hiçbir şey yaptırılamaz hale gelirsiniz. Ötekiler sizi incitemez, düşmanlıklara çekilemezsiniz ve ‘acı çekmezsiniz’.

Eğer amacınız bu ilkelerle yaşamaksa bunun kolay olmadığım aklınızda tutun. Bazı şeylerden bütünüyle vazgeçmelisiniz ve şimdilik bazılarından vazgeçmeyi sonraki bir zamana bırakmalısınız. Mutluluk ve özgürlüğe erişmek istiyorsanız, zenginlik ve güç peşinde koşmaktan vazgeçmelisiniz.

***

Kontrolünüz Dışındaki Şeylerden Dolayı Endişelenmeyin

Şu andan itibaren, hoş olmayan bir durumla karşılaştığınızda kendi kendinize şunu söyleyin: “Hangi nedenle ortaya çıkmış olursan ol, sen yalnızca bir görünüşsün” Ve sonra tartıştığımız ilkelere uygun olarak konu üzerinde düşünün. Öncelikle: “Bu görünüş benim kontrolüm altındaki şeylerle mi ilgili yoksa kontrol alanımın dışındaki şeylerle mi?” Eğer sizin kontrolünüzün dışındaki bir şeyle ilgiliyse, kendinizi ondan dolayı endişelenmemek üzerine eğitin.

Arzularınız Kendi İşlerini Kendileri Görmek İster

Arzularımız ve nefretlerimiz kurnaz yöneticilerdir. Kendilerinden hoşlanmanızı isterler. Arzu bize koşmamızı ve ne istiyorsak almamızı emreder. Nefret bizi tiksindiren şeylerden sakınmamız için ısrar eder.

Bunun belirgin örneği olarak, arzu ettiğimiz bir şeyi elde edemediğimizde düş kırıklığına uğrarız. Arzu etmediğimiz bir şeye sahip olduğumuzda da üzülürüz.

Dolayısıyla eğer sizin doğal iyi halinize karşıt olan ve sizin kontrol alanınız içinde olan istenmeyen şeylerden sakınırsanız, gerçekten istemediğiniz hiçbir şeyi üstünüze çekmezsiniz. Bununla birlikte eğer hastalık, ölüm ya da talihsizlik gibi genel ve kaçınılmaz olan şeylerden sakınmaya çabalarsanız, bunlar üzerinde gerçek bir kontrolünüz olmadığından, kendiniz ve çevreniz için acı üretirsiniz.

Arzu ve nefret ne kadar güçlü olsalar da, yalnızca birer alışkanlık biçimidirler. Kendimizi, bu alışkanlıklardan korumak için eğitebiliriz. Kendi kontrolünüz altında olmayan şeylerden nefret etme alışkanlığınızı dizginleyin. Onun yerine, güç alanınız içinde olan ve sizin için iyi olmayan şeylerle mücadele üzerinde odaklanın.

Arzularınızı dizginlemek için elinizden geleni yapın. Çünkü eğer sizin kontrolünüz altında olmayan bir şeyi arzu ederseniz, bunu kesinlikle düş kırıklığı izleyecektir; bu arada, sizin kontrol alanınız içinde olan ve arzu etmenize değer birçok önemli şeyi de ihmal etmiş olacaksınız.

Şüphesiz pratik nedenlerden dolayı bir şeyin peşinden koştuğunuz ve başkasından uzak durduğunuz zamanlar olacaktır, fakat bunu bin bir nezaketle, incelikle ve esneklikle yapın.

***

Şeyleri Gerçekte Oldukları Gibi Görün

Koşullar sizin beklentilerinize uygun gelişmeyebilir. Olaylar kendi kurallarına uygun olarak ortaya çıkarlar. İnsanlar oldukları gibi davranırlar. Şu anda gerçekten neyle karşılaşmışsanız onu kucaklayın.

Gözlerinizi açın. Şeyleri gerçekte oldukları gibi görün. Böylece kendinizi sahte bağlılıkların acısından kurtarabilir ve kaçınılabilir yıkımlardan koruyabilirsiniz.

Bağlı olduğunuz araçların ve sizi derin duygularla kalplerinde yaşatanların verdikleri zevkler üzerine düşünün. Fakat unutmayın ki onların kendi farklı karakterleri var ve bu bizim onlara nasılsaydı gösterdiğimizden çok farklı bir konudur.

Bir alıştırma olarak, bağlı/bağımlı olduğunuz en küçük şeyleri düşünün. Örneğin, çok sevdiğiniz bir çay fincanınız olduğunu farz edin. Sonunda ne de olsa bir fincandır bu ve eğer kırılırsa üstesinden gelebilirsiniz. Sonra da duygularınız ve düşüncelerinizle sıkı sıkıya yapıştığınız şeyleri ya da insanları düşünün.

Anımsayın; örneğin çocuğunuza, kocanıza, karınıza sarıldığınızda, ölümlü birisine sarılmaktasınız. Dolayısıyla, eğer bunlardan birisi ölürse, bunu sakinlikle karşılamaksınız.

Bir şey olduğunda, sizin güç alanınız içindeki tek şey, ona karşı takındığınız tutumdur; onu ya kabul edersiniz ya da öfkelenirsiniz.

Bizi gerçekten korkutan ve umutsuzluğa düşüren şey, dışımızdaki olayların kendileri değil, fakat bizim onlar hakkındaki düşüncelerimizdir. Bizi rahatsız eden, ‘şeyler’ değil, onların anlamını yorumlama biçimimizdir.

‘Aceleci zanlarla’ ve şeylerin olma biçimlerinin ‘tepkisel izlenimleriyle’ kendinizi telaşa sokmaya son verin.

Şeyler ve insanlar, bizim onların olmasını arzu ettiğimiz gibi ya da göründükleri gibi değildirler. Onlar oldukları gibidirler.

***

Kişi Edimleriyle Kendini Gerekleştirir

Kendi kurallarınızı oluşturmaya çaba göstermeyin.

Büyük ve genel, küçük ve yerel her konuda, doğa kanunlarıyla uyumlu bir şekilde kendinize yol gösterin. Sizin en üst idealiniz, iradenizi doğa ile uyumlu hale getirmek olmalıdır.

Bu ideali nerede uygulayabilirsiniz? Sizin kendi gündelik yaşamınız içindeki ayrıntılarda ve biricik kişisel görev ve işlerinizde, kendi işinizi yaparken, yıkanmak gibi, en iyi bir şekilde, doğa ile uyumlu olarak yıkanın. Yemek yerken, en iyi bir şekilde, doğa ile uyumlu olarak yiyin.

Ne yaptığımız önemli olduğu gibi, nasıl yaptığımız da önemlidir. Bu ilkeyi açık seçik bir şekilde anladığımızda ve bu ilkeyle yaşadığımızda, zorluklar karşımıza geldiğinde bu da tanrısal düzenin bir parçasıdır içsel huzurunuz sürmeye devam eder.

Olaylar Bizi İncitemez Fakat Olaylara Bakışımız Bizi İncitebilir

Şeylerin kendileri bizi incitemez ve engelleyemez. Diğer insanlar da bizi incitemez ve engelleyemez. Bizim ‘şeylere bakışımız’ ise bir başka konudur. Bize sorun yaratan ‘tutumlarımız’ ve ‘tepkilerimizdir’.

Bu yüzden ölüm bile kendi içinde ve dışında büyük bir ilgi gerektirmez. Korkunç olan bizim ölümle ilgili kanılarımız, ölüm fikrimizdir. Ölümle ilgili çok çeşitli düşünce yolları vardır. Ölümle ilgili ve her şeyle ilgili kanılarınızı dikkatlice inceleyin. Bu kanılarınız gerçekten hakiki mi? Bu kanılarınız size iyi bir şey sağlıyor mu? Ölümden ya da acıdan endişelenmeyin; ölüm ya da acıdan ‘korkmaktan’ endişelenin.

Dışsal koşullarımızı biz seçemeyiz fakat bu koşullara nasıl yanıt vereceğimizi her zaman seçebiliriz.

 

***

Kimseyi Ayıplamayın ve Kimseyi Suçlamayın

Bize acı çektiren, şeylerin kendilerinden çok, onlarla ilgili duygularımızdır; başkalarını suçlamak bunu takip eder ve aptalcadır. Dolayısıyla acı çektiğimizde, aksilikle karşılaştığımızda, rahatsız olduğumuzda ya da kederlendiğimizde, gelin başkalarını suçlamayalım, fakat kendi tutumlarımızı inceleyelim.

Dar kafalı insanlar bir talihsizlikle karşılaştıklarında alışkanlıkla başkalarını suçlarlar. Ortalama insanlar kendilerini suçlarlar. Bilgelik yaşamına kendini adamış olan insanlar bir şeyi veya başka birisini ani ve mantıksız bir güdüyle suçlamanın aptallık olduğunu, suçlamanın gerek başkalarına gerekse kendilerine hiçbir şey kazandırmadığını anlarlar.

Ahlaksal gelişimdeki düşüklüğün işaretlerinden birisi, gittikçe artan bir şekilde başkalarını suçlamaktır. Parmakla karşıdakini işaret edip suçlamanın boşluğunu görmeliyiz. Kendi tutumlarımızı araştırıp kendimiz üzerinde daha fazla çalıştıkça, isteğimiz dışında gelişen olaylara kolay açıklamalar aradığımızda kapıldığımız fırtınalı duygusal tepkilerden kurtulmaya başlarız.

Şeyler basit bir şekilde ne iseler odurlar. Öteki insanlar ne düşüneceklerse onları düşünecekler, bu bizi ilgilendirmez. Kimseyi ayıplamayın, kimseyi suçlamayın.

***

Kendi Erdeminizi Yaratın

Başkalarının size hayran olmasına bağımlı olmayın. Bunda hiçbir güç yoktur. Kişisel erdeminiz dışsal bir kaynaktan çıkartılamaz. Kişisel erdeminiz kişisel arkadaşlarınızda bulunmaz, başka insanların size gösterdiği saygıda bulunmaz. Öteki insanlar, sizi sevenler bile, sizin fikirlerinizle uyuşmazlar, sizi anlamazlar ya da sizin coşkunuzu paylaşmazlar. Bu bir yaşam olgusudur. Artık büyüyün! Başka insanların sizinle ilgili ne düşündüklerinden size ne!

Kendi kendinizin erdemini yaratın.

Kişisel erdeme, mükemmel insanlarla arkadaşlık ederek ulaşamazsınız. Kişisel erdeminizi yaratmak için kendi emeğinizi harcamaksınız. Bunu şimdi yapın, elinizden gelenin en iyisini yapın ve kimin sizi gözetlediğiyle ilgilenmeyin.

Başkalarından saygı ya da hayranlık beklemeden kendi yararlı işinizi yapın. Başkalarından beklediğiniz hiçbir şey, kendi yaratacağınız erdem kadar değerli değildir.

Başkalarının zaferleri ve mükemmellikleri onları ilgilendirir. Benzer şekilde, sizin sahip olduğunuz şeyler de mükemmel olabilir, fakat siz bu mükemmelliği ötekilerden çıkartamazsınız.

Şunun üzerinde düşünün: Gerçekten size ait olan şey nedir? Sizin yolunuza çıkan fikirleri, kaynakları ya da fırsatları düşünün. Kitaplarınız var mı? Okuyun onları. Onlardan öğrenin. Onlardaki bilgeliği yaşamınıza katın. Özel bir bilgiye sahip misiniz? Onu bütünüyle ve iyi bir şekilde kullanın. İyi bir fikriniz mi var? Bu iyi fikrinizi izleyin ve izlemeyi sürdürün. Neye sahip olduğunuzu bilin ve uygulayın, gerçekten sizin olan şey nedir?

Kendinizle birlikteyken haklı olarak mutlu olabilirsiniz ve gerçekten sizin olan şeyi tanıyarak doğa ile uyumlu edimleriniz olur ve bu, mutluluğunuzu kolaylaştırır.

***

Kendi Önemli Görevinize Odaklanın

Değişik bir şeyler yapmanız ve eğlenmeniz için zaman ve yer olacaktır. Fakat onların sizin gerçek amaçlarınızı yok etmelerine izin vermeyin. Eğer bir seyahatteyseniz ve geminiz bir limanda demirlemişse, su için, deniz kabuklan ve bitki toplamak için sahile çıkabilirsiniz. Fakat dikkatli olun; kaptanın dönüş çağrısını işitin. Dikkatiniz gemiye yönlendirilmiş olsun. Önemsiz ve değersiz şeyler tarafından dikkatin dağılması ve başka yöne çekilmesi dünyadaki en kolay şeydir. Kaptan çağırdığı an, bütün bu önemsiz ve değersiz şeyleri bırakmaya ve asla geriye bakmadan gemiye doğru koşmaya hazır olmalısınız.

Eğer yaşlıysanız, gemiden fazla uzaklaşmayın, çağrıldığınızda onaya çıkmakta başarısız olabilirsiniz.

***

Olayları Tıpkı Ortaya Çıktıkları Gibi Sessizce Kabullenin

“Her olayda elimizden geleni yapmalı ve geri kalan şeyler için soğukkanlı olmalıyız. Deniz yolculuğuna çıkmak zorundaysak ne yapmalıyız: Gemiyi, kaptanı, tayfaları, mevsimi, günü ve rüzgarı iyi seçmeliyiz. Hepsi bu . ”

-Epiktetos

Olayların sizin isteklerinize uygun bir şekilde oluşmalarını beklemeyin. Olayları gerçekten ortaya çıktıkları gibi kabul edin. Bu yolla huzur sizin için olanaklı olacaktır.


***

İradeniz Her Zaman Güç Alanınızın İçindedir

Aslında hiçbir şey sizi durduramaz. Hiçbir şey sizi geriye çekemez, çünkü iradeniz her zaman güç alanınızın içindedir. Hastalık belki bedeninizi tehdit edebilir. Fakat siz gerçekten bedeniniz misiniz?

Topallık ayaklarınıza engel oluşturabilir. Fakat siz gerçekten ayaklarınız değilsiniz. Siz izin vermedikçe, hiçbir olay sizi etkileyemez. Başınıza bir şey geldiğinde bunu anımsayın.

***

Başınıza Gelen Her Şeyi Bütünüyle Kullanın

Yaşam içinde karşılaştığımız her zorluk bize içe dönmek ve kendi içsel kaynaklarımızı anımsamak için bir fırsat sunar. Yakınmadan sabırla katlandığımız denemeler bize kendi güçlerimizi tanımamız için birer fırsattır.

Sağduyulu insanlar, olayın ötesine bakarlar ve onu iyi bir şekilde nasıl kullanabileceklerinin alışkanlığını oluşturmaya çalışırlar.

Bir kaza olayı ile karşılaştığınızda, gelişigüzel biçimde tepki vermeyin. İçe dönmeyi anımsayın ve böyle bir olayla ilgili ne çeşit güçlere sahip olduğunuzu kendinize sorun. Derin kazın. Sahip olduğunuzu bilmediğiniz güçleriniz vardır. Doğru gücünüzü bulun. Onu kullanın.

Eğer cezbedici bir kişiyle karşılaşırsanız, ihtiyacınız olan kaynak “geri çekilme” gücüdür; eğer acı ya da zayıflıkla karşılaşırsanız ihtiyacınız “dayanıklılık” gücüdür; eğer kötü sözle karşılaşırsanız, o zaman “sabır” gücüdür.

Siz böyle yaptıkça, zaman içinde her olay için uygun içsel kaynağınızı seçme ve uygulama alışkanlığı geliştirirsiniz ve yaşamın görünüşleriyle karşılaştığınızda heyecanlanıp kendinizi kaybetmezsiniz. Zamanın baskısıyla ezilmişlik duygusundan kurtulursunuz.

***

Sahip Olduğunuz Şeyleri Yitirmek Her Şeyin Sonu Değildir

Aslında kaybedecek hiçbir şey yok. Biz “O şeyi kaybettim” demeyi bırakıp, onun yerine “O şey geldiği yere döndü” dediğimizde, içsel huzur başlar. Çocuğunuz mu öldü? O geldiği yere döndü. Kocanız ya da karınız mı öldü? O geldiği yere döndü. Sahip olduğunuz bir şey ya da bir mülkünüz mü sizden alındı? Onlar da geldikleri yere döndüler.

Belki de kızdınız çünkü kötü bir adam sizin kişisel eşyalarınızı aldı. Size o şeyleri kim verdiyse onu sizden geri alması, niçin sizin ilgi alanınıza girsin ki?

Önemli olan şey sizin, dünya size o şeyleri verdiğinde, tıpkı bir seyyahın otelde bir odada gecelemesi gibi, o şeylere büyük bir bakım göstermenizdir.

***

İçsel Huzur İyi Bir Yaşamın Kapısını Açar

Daha yüksek bir yaşamın en emin işareti huzurdur. Ahlaki gelişim insanın içindeki heyecan ve sıkıntı durumundan özgürleşmesiyle gerçekleşir. Şuna buna sinirlenmeye bir son verebilirsiniz.

Daha yüksek bir yaşamı arıyorsanız, şu şekildeki bencil düşünme kalıplarından sakınmalısınız: “Eğer daha fazla çalışmazsam, iyi bir yaşam kuramayacağım kendime, kimse beni tanımayacak, bir ‘hiç kimse’ olacağım” ya da “Eğer emrim altında çalışanları eleştirmezsem benim iyi niyetimi istismar ederler”.


Üzüntü ve korku ile engellenmemiş bir yaşam sürerek açlıktan ölmek; endişe, şiddetli korku, şüphe ve dizginlenemeyen tutkularla birlikte yaşanan zengin bir yaşamdan çok daha iyidir.

Kendinizin efendisi olmak için bir program yapın ve uygulamaya, alçakgönüllü bir şekilde, canınızı sıkan küçük şeylerle başlayın.

Çocuğunuz bir şey mi döktü? Para cüzdanınızı yanlış bir yere mi koydunuz? Kendinize şunları söyleyin: “Rahatsız edici bir sorunun sakin bir şekilde üstesinden gelmek, benim içsel huzurum için ödediğim bedeldir. Kaygı ve endişeden özgür kalmam için ödediğim şeydir; işe yaramaz bir şey için değil.”

Çocuğunuzu çağırdığınız zaman, onun size istediğiniz yanıtı vermemesine hazırlıklı olun, istediğiniz şeyi yapmayabilir. Bu şartlar altında, sinirlenmeniz çocuğunuza yardımcı olmayacaktır. Size sorun yaratmak, çocuğunuzun güç alanı içinde değildir.

***

Sizi İlgilendirmeyen Şeylere Dikkatinizi Yönlendirmeyin

Ruhsal gelişim; önemsiz şeylerin peşinden koşmayı bırakarak dikkatimizi özsel olana yönlendiren, özsel olandan etkilenmemizi sağlayan ışıktır. Dahası, dikkatimizi bizi ilgilendirmeyen şeylerden uzak tuttuğumuz için “aptal” olarak adlandırılmamız bile aslında iyi bir şeydir. Diğer insanların sizinle ilgili düşünceleriyle ilgilenmeyin. Görünüşler onların gözünü kamaştırır ve onları aldatır. Amacınıza yapışın. Yalnızca amacınıza yapışmanız sizin iradenizi güçlendirir ve size tutarlı bir yaşam verir.

Öteki insanların takdirlerini ve hayranlıklarını kazanmaya çaba göstermekten sakının. Daha yüksek bir yola çıkıyorsunuz artık. Ötekilerin sizi kültürlü, biricik ya da bilge görmelerini özlemle beklemeyin. Olgusal açıdan, eğer birileri sizi “özel biri” olarak görüyorsa, bunu şüpheyle karşılayın. Sahte bir kendini önemseme duygusuna karşı savunmalı olun.

İradenizi gerçekle uyum içinde tutun ve unutmayın ki ‘kendinizle ilgilenmeniz’ ile ‘kontrolünüz dışındaki şeyler’ karşılıklı olarak birbirlerini dışlar. Birinin içindeyseniz, diğerini reddedersiniz.

***

İhtiyaçlarınızı ve Beklentilerinizi Gerçeklikle Uyumlu Hale Getirin

İyi ya da kötü, yaşam ve doğa değiştiremeyeceğimiz yasalar tarafından yönetilir. Bunu ne kadar önce kabul edersek, o kadar sakin oluruz. Çocuklarımızın, karınızın ya da kocanızın sonsuza dek yaşamalarını dilerseniz, bu aptallık olur.

Onlar ölümlüdür, tıpkı sizin gibi; ve ölümlülük yasası bütünüyle sizin ellerinizin dışındadır.

Benzer bir şekilde, eğer hiç hata yapmayan bir çalışan, karı ya da koca, ya da arkadaş arzu ederseniz bu da aptalcadır. Bu sizin, aslında kontrol edemeyeceğiniz şeyleri kontrol etmek istediğinizi gösterir.

Arzularınız tarafından hayal kırıklığına uğratılmamanız, sizin kontrol alanınız içindedir. Arzularımızın akıntısına kapılıp gitmek yerine, onlarla olgulara uygun bir şekilde ilgilenmeliyiz.

Aradığımız ya da kaçındığımız şeylerin bize verilmesi ya da bizden alınması tarafından kontrol ediliriz. Eğer aradığınız şey özgürlük ise hiçbir şey arzu etmeyin ve başkalarına dayalı her şeyden uzak durun, yoksa her zaman yardım edilemez bir köle olarak kalırsınız.

Özgürlüğün gerçekten ne olduğunu ve ona nasıl erişebileceğinizi anlayın. Özgürlük her istediğinizi yapma hakkı ya da becerisi değildir. Özgürlük sizin gücünüzün sınırlarını ve tanrısal iradenin koyduğu doğal sınırları anlamanızdan sonra gelir. Yaşamın sınırlarını ve kaçınılmazlığını kabullenerek, onlarla savaşmak yerine onlarla birlikte çalışarak, özgür oluruz. Diğer yandan, eğer kontrol alanımız içinde olmayan şeylere karşı duyduğumuz geçici arzularımıza yenilirsek, özgürlüğümüzü kaybederiz.

***

Yaşama Bir Ziyafetmiş Gibi Yaklaşın

“Diyojen ve Heraklitos böyle davrandıkları için Tanrısal İnsan olarak adlandırılmışlardır. ”

-Epiktetos

Kendi yaşamınızı, nezaketle davranmanız gereken bir ziyafet olarak düşünün. Servis tabağı size geldiğinde, elinizi uzatın ve ölçülü bir miktarda yiyeceği tabağınıza alın. Eğer servis tabağı henüz size gelmemişse, sabırla sıranızı bekleyin.

Aynı kibar, ölçülü ve tatminkar tutumu çocuklarınıza, karınıza ya da kocanıza, iş arkadaşınıza ya da nişanlınıza da taşıyın. Telaşlanmaya, düşmanlığa ve öfkeye kapılmaya gerek yok. Zamanınız geldiğinde kendi doğru duruşunuzu alacaksınız.

Diyojen ve Heraklitos kaba dürtülerle değil de, yukarıda değindiğimiz ilkelerle yaşamanın mükemmel örnekleridirler. Onların değerli örneğini kendinize araştırma konusu yapın.

 

 

 

 


 


Ana Sayfaya Dönmek İçin Tıklayın 

  www.aymavisi.org  
 

 

 

 

 
 + Büyüt | - Küçült