Felsefe

 

 

 

Voltaire'in Felsefesi

Selahaddin Küçük

 

FERNEY’DEKİ Voltaire’in gerçek Voltaire olarak gösterilmesi yanlış değildir. Ferney’den önce o neydi? Çok ünlü bir şair, dram yazarı, çok eleştirilmiş bir tarihçi, bir bilim yayıcı. Fransa onu büyük bir akıl değil, parlak bir yazar sayar. Onu özgür ve büyük yapan Femey’dir. Voltaire, bundan böyle her şeyi söyleyebilecektir. Artık Paris’te kalmaları sakıncalı olan dostları ansiklopedistlerin giriştiği düşünce özgürlüğü savaşını Ferney’den yönetecek olan odur. Yirmi yıl içinde Ferney’den bütün Avrupa’ya bildiriler yağdırmıştır. Bunlar afarozlanmış, toplatılmış, karşı çıkılmış ama, o çağın düşünen kafaları bunları dillerde ve ellerde dolaştırmış, övmüş, beğenmiş ve yüceltmiştir. Ferney’de Voltaire, aklın bir kalesi olmuş, kendisini zaman zaman bir peygamber sanmıştır: «Çağımda, Luther ile Calvin’in yaptıklarından çoğunu yaptım», «Hıristiyanlığı kurmaya on iki adamın yettiğini durup durup dinlemekten usandım. Onu yıkmak için bir kişinin yeteceğini göstermek isterdim,» diye yazar. Hemen hemen bütün mektuplarını şu sözlerle bitiriyordu: Ecrason l’infame (kötüyü ezelim).

Kötü nedir? Din mi? Kilise mi? Daha doğrusu boş inanç. Voltaire bundan çok acı çektiği ve bağnazlığın insanları boş yere bir mutsuzluğa sürüklediğine inandığı için onu kovalıyordu.

Bu nedenle, Voltaire’in Ferney’deki eserlerinin çoğu yıkıcıdır. Şunları ispatlamaya çalışır:

Bütün güçlerin sahibi, göğün ve yerin yaratıcısı olan Tanrı’nın gözde kulları olarak küçük, bir göçebe kabile olan Yahudileri seçtiğini düşünmek yersizdir.

Bunların tarihi (İncil), inanılmaz olaylar, ayıplar, çelişkilerle doludur.

Voltaire, İncil’i sayısız notlarla dolu olarak (La Bible Expliquee) adiyle yayınlar.

 On sekiz yüzyıldan beri kelimeler için birbirini boğazlayan mezheplerin kavgaları çılgınca ve boş yeredir.

Bu Voltaire’ci eleştiri, sırasında, haklı olarak eleştirilmiştir. Voltaire çok ileri gitmekle ölçüyü, sempatiyi yitiriyor denmekteydi. Voltaire’in önerdikleri çok kez yanlıştı. Voltaire bile zaman zaman daha olumlu olmaya çabalıyordu.

Voltaire’in olumlu felsefesi nedir? Bir «deisme» ile ılımlı kılınmış «agnosticisme». «Ancak gözlerimizin gördüğü bir Tanrı’yı tanımak doğaldır. Eserin kendisi ustasını söyler; bütün gezegenlerin güneşin çevresinde dolaşmaları övünülecek bir sanat eseridir. Hayvanlar, bitkiler, madenler her şey ölçü, sayı ve hareketle belirlenmiştir. Resimlerin usta sanatçıların eseri olduğundan kimsenin kuşkusu yoktur. Kopyalar bile bir zekanın işi olunca, asılların bir zeka ürünü olmaması düşünülebilir mi?»

Tanrı’nın ne olduğu üzerine bize pek az şey öğretiyor. «Bağnazlar bize derler: — Tanrı şu zamanda geldi; küçük bir kentte konuştu; dinleyicilerinin yüreğini öyle sertleştirdi ki onlar kendisine hiç inanmadılar; onlara bir yandan söz söyledi, bir yandan kulaklarını tıkadı... Bütün dünya bu bağnazlara gülmelidir. Ne kadar Tanrı varsa hepsinin icat edildiğini söyleyeceğim. Hint canavarlarına da, Mısır canavarlarına olduğundan daha az acımayacağım. Evrenin tanrısı adına, kendi özel tanrılarını bırakmış bütün milletleri suçluyorum.»

Öyleyse neye inanmalı? Bunu açık anlatmıyor. «Tanrı'ya inanmak yeterlidir; okunması gereken biricik İncil, doğanın kendisidir. Biricik din, Tanrı’ya inanmak ve içini hoş tutmaktır. Bu temiz ve sonsuz dinden kötülük gelemez.» Bu inancın kötülük getirmeyeceği doğrudur. Ama, iyilik de getireceği bilinemez. Böylesine bir inancın bir ahlaka nasıl dönüşeceği anlaşılmıyor. Voltaire’in ahlakı ise insancıldır. «Evet, ulu Tanrı. Ben, Tanrı için çalışıyorum. Çünkü, ben vatanımı severim; çünkü her pazar kiliseye giderim; çünkü okullar yaptırdım, çünkü, bir hastane kuracağım; çünkü, tuz vergisi olsa da benim için yoksul yoktur. Evet, Tanrı için çalışıyorum. Tanrı’ya inanıyorum; bunun da böylece bilinmesini istiyorum.» Öyle anlaşılıyor ki, Tanrı için böylesine çalışması bir mistikten çok iyi bir vekilharcın çalışmasına benziyor.

Voltaire, ateist’im diyorsa da, gerçekte o bir hümanisttir: «Tanrı her yerde hazır olduğuna göre doğada ahlak vardır. Bir pirede bile Tanrı’dan bir şey vardır,» der. Her zaman, her yerde insan yüreğinde bir tek ahlak bulunur. Sokrates, İsa ve Konfüçyüs’ün metafizikleri bir değildir. Ama, aşağı yukarı aynı ahlaka bağlıdırlar. Hırsızlar gibi Tanrı’nın bütün yasalarını bir yana iten, sonra da sıkı sıkıya bağlı kaldıkları yeni birtakım yasalar koyan adamları eğlendirici bulan Pascal’a verdiği karşılıkta Voltaire şöyle yazar: «Düşünerek eğlenmek daha yararlıdır. Çünkü bu, toplumların bir gün bile yasasız olamayacağını ortaya koyar. Bütün toplumlar oyun gibidir. Kuralsız var olamazlar.» Burada Voltaire doğru görmekte, zamanımızın toplumbilimcilerinin söylediklerine yakın şeyler söylemektedir.

Voltaire’ın felsefesi çok eleştirilmiştir. Faguet onu şöyle anlatıyor: «Duru düşüncelerin bir kaosu.» Taine ise: «Büyük şeyleri, erişilebilir duruma getirme gücüyle küçültüyor», demekte. Bir kadının şu sözü üzerinde düşünülür: «Onda bağışlayamayacağım şey, hiç bir zaman anlayamayacağım şeyleri bana çok iyi anlatmış olmasıdır.» Böylesine aydınlık bir yöntem, karanlık bir dünyanın gerçek bir açıklaması olamazdı.

Voltaire, boş kaldığı günlerde, herkesten daha iyi bu yöntemin sınırlarını anlatmış, insanlığın kaderindeki çılgınlığı karmaşıklığı göstermiştir. Bundan kuşkusu olanlar, Felsefe Sözlüğündeki «Cehaletin ikinci bölümünü yeniden okusunlar: «Nasıl doğduğumu, bu biçime nasıl girdiğimi bilmiyorum. Hayatımın dörtte biri sayılabilecek bir süre içinde, gördüklerimin, duyduklarımın nedenlerini anlamaktan yoksundum. Öbür papağanların fısıldadığını yineleyen bir papağandan başka bir şey değildim. Bu yolda ne bir iz bulabildim, ne de bir şeyi keşfedebildim. Sonsuzluğu kavrama çabasına kapıldığım anda yine cehaletin uçurumuna düştüm.»

Bu düşünce yolunun yarısında Voltaire, Pascal’ la birleşiyor. Acı duyan bu Voltaire, gerçek Voltaire' dir; Candide’in Voltaire’idir.

 

 

 

 

 


 


Ana Sayfaya Dönmek İçin Tıklayın 

  www.aymavisi.org  
 

 

 

 

 
 + Büyüt | - Küçült