Üretim Süreci Ve Pratik

Louis Althusser


Öncelikle üretim sürecini pratikten ayırmayı öneriyorum. Aslında terminolojimizde, bu iki “gerçeklik" geçmişte sürekli olarak birbirine karıştırıldı.

Üretim süreci: Kapitalde bu kategorinin hazır “model"i bize Marx tarafından sunulmuştur. Uzun (ve zorlu) bir düşünme sürecinin ardından, bu kategoriyi “bilgi" alanına taşımaya ve Marx'ın kullanım değerinin üretim sürecini (üretim süreci şartlarının yeniden üretilmesi süreci olarak) nitelediği kategorileri yeniden ele alarak, bilginin üretim sürecinden bahsetmeye hakkımız olduğunu hala savunuyorum.

Bu kategorinin içinde bulunan temel kategoriler şunlardır:

Üretici Güçler Üretim ilişkileri

Bu ikilide, üretici güçler belirleyici, üretim ilişkileri ise baskındır (bizim terminolojimizde).

Önerdiğimiz taşıma işi, tüm bu kategorilere (ve onların unsurlarına) teorik sıfatını bulaştırır:

Teorik üretici güçler (teorik üretim nesnesi, teorik üretim araçları, teorik çalışma gücü)

Teorik üretim ilişkileri (tanımlanmalı: ama Marx’ın “modelinde olduğu gibi, çaprazlama bir şekilde, teorik üretici güçlerde görünen unsurların bulunduğu bir birleşim bu tanıma dahil olmalıdır: ama başka bir yapısal bağıntıda: temel olarak, bilimsel teorik/ideolojik teorik ikilisi, yani felsefe etkisi).

Not: Teorik üretim ilişkilerinin, Foucault’nun anlamsız episteme“ teriminde boşu boşuna aradığı şeyle bir ilgisi vardır. Ama biz prensipte onun çok ötesindeyiz.

Bu kategoriler bir defa iyice yerleştirildikten sonra bunlara, ilave bir belirleme olarak yani tüm diğerlerini “şekillendirecek” biçimde “teorik üretim biçimi" kavramını da ekleyebilmek gerekir.

Teorik üretim biçimi nedir? Temel olarak, bilimler tarihinde olup bitenle ilgisi olan bir şeydir (bkz. ilerideki sayfalar). “Teorik (ya da bilimsel) üretim biçimi" kategorisinin yalnızca “bilimler” için kullanılması gerektiğini düşünme eğilimindeyim. “Teorik üretim biçimleri"nin (TÜB) büyük bilim dalları ile ilgisi vardır ama bunlar, bilimler tarihini (onların kroniğini) “kat eder". Bu kat etme, bir “tarihin kat edilmesi" [trans historique] anlamında anlaşılmamalıdır (bilim tarihi kroniğinin ampirizmini Platoncu veya biçimci hale getiren ve bunun karşıtı olan idealist noktadır bu, ve bu nokta genellikle bilimsel teorik oluşumların tarihi sanılmıştır). Bilim tarihinde, tıpkı genel olarak tarihte olduğu gibi, “dönemlere ayırma” meselesi, farklı “teorik üretim biçimleri”nin (Kapital'i Okumakta söz ettiğimiz geçiş “biçimleri” [Jorme] ile değil, geçiş oluşumları [Jormation] ile) tanınmasına ve tanımlanmasına bağlıdır. Dönemlere ayırmanın çizdiği bu çizgiler, kimi bilimlerin doğasına uygun olarak, onların kuruluşuna denk gelebilir (ya da gelmeyebilir). Ben, “yeni bir kıtanın” (= Spinozacı anlamda yeni bir “yüklem”in“ [attribut]) keşfinin, yeni bir TÜB kuracağını düşünme eğiliminde olurdum. Böylece geçici olarak, şimdilik, şu TÜB’lerden bahsedebilirdik

1. Matematik (ve ekleri)

2. Fizik (ve ekleri)

3. Tarih (Marx) (ve ekleri)

4. x? ... (bilinçdışı?)

5. y? ... (gösteren?)

Çok önemli not.

Eğer kendi “tarihi”nin verili bir anında, verili bir “bilim” inceleniyorsa bu bilim, (toplumsal oluşumun taşınması olan) bilimsel teorik bir oluşumu temsil eder. Bu bilim, birçok teorik üretim biçiminin birleşiminin var olduğunun somut olarak şekillenmesidir. Örneğin: matematik ve “doğabilimleri”. Örneğin: psikanaliz (tarihsel materyalizm ve gösteren teorisi + bilinçdışı teorisi) b, vb.

Baskınlığın yer değiştirmesi ve baskın olanın değişimi ile çeşitlenen birleşimlerde birçok TÜB'ün bir araya geldiği “geçiş oluşumları”, TÜB'ler arasındaki “geçiş fazları”na karşılık gelir, vb.

“Analojiyi” veya “taşımayı” çok daha uzağa götürebiliriz. Örneğin, nasıl ki Marx'ın üretici güçler/üretim ilişkileri ikilisi, yalnızca “doğa” ve “doğal güçler” (enerji, yeraltı kaynakları, vb.) temelinde bir anlama sahipse, aynı şekilde ideolojik olan da, her TÜB’ün doğrudan dayandığı “doğa” olarak kabul edilebilir. Dahası bu, benim çok önce önerdiğim, insan “doğası gereği ideolojik bir hayvandır" formülünün anlamının yankılarını ikiye katlayacaktır. Aynı şekilde, ekonomik üretim sürecinin etkileri nedeniyle değişen ve bunların etkilerini (işlenmiş toprak, ehlileştirilmiş nehirler, vb.) kaydeden “doğa”dan söz ettiğimiz gibi, her TÜB’ün dayandığı “doğa”nın, yani güncel ideolojik olanın, TÜB üretimlerinin (yakın ya da uzak) etkileri altında değişmiş olduğunu düşünebiliriz, vb.

Benzer bir şekilde, Marx’ın kabul ettiği tüm bir kategoriler dizisini kendi konumuza uygulayabilir ve TÜB’ün koşullarının (basit ya da genişletilmiş) yeniden üretimine dair bir teori düşünebilirdik (bu sürecin etkileri: Desanti'deki“ anlamıyla birinci ve ikinci türler meselesi, vb.). “Kesinti”, “yeniden biçimlendirme”, vb. bu genel teorik çerçevede düşünülecektir.

Pratik. Ne yazık ki, Marx bize bir pratiğe uygun düşen teorik bir “model” vermedi. Bununla birlikte, bu modelin unsurlarını Kapital'de, Marx’ın kapitalistlerin “pratiği” ile ilgili yaptığı analizde bulabiliriz. Buna karşılık, elimizde bulunan “model”, politik pratiği konu edinen politik eserlerde (Lenin, Mao) aranmalıdır ve bu, bir tesadüf değildir.

Kendimi suya atıyorum.

1. Her pratik somuttur.

2. Pratik, yalnızca oluşumların (toplumsal oluşumların, teorik-bilimsel ve ideolojik oluşumların) somutluğunda mevcuttur.

3. Pratik, yalnızca söz konusu oluşumları (şu veya bu toplum, şu veya bu “bilim”, vb.) tanımlayan yapısal kategoriler altında mevcuttur: yani bu oluşumların somut “mevcudiyetindeki” (toplumsal üretim biçimleri, bilimsel teorik üretim biçimleri, vb.) birleşik kategoriler altında.

4. Hiçbir pratik, hiçbir üretim biçiminin üretim süreciyle karıştırılmadığı gibi, bu süreçlerin unsurları ve bunların düzeni ile de örtüşmez.

5. Belirli bir üretim biçimi altında (üretim süreci altında) farklı pratiklerin çeşitliliği (az ya da çok büyük bir çeşitlilik) söz konusudur. Bu çeşitlilik, üretim sürecinde, ortaya çıkan kimi unsurları özgün bir tarzda, özgün bir düzenekte birleştirir.

6. Belirli bir pratiğe içkin usulleri ve işlemleri düzenleyen teknik, pratiğe tabi olan bir tekniktir. Bir etkinliğin sınırlandığı ve bir teknik olarak tanımlandığı oranda, bu sınırlar içerisinde teknik bir pratikten söz (?) edilebilir.

Esas nokta: “pratik" biçimde bir araya gelmiş olan unsurlar nelerdir ve bu unsurların kendine özgü düzeneği bu unsurları (üretim sürecinden farklı olarak) “pratik”te kuran özgün düzenek nasıldır?

Mimar ile arıyı karşılaştıran ünlü örnekte (Kapital), Marx tarafından “parmakla gösterilen" temel fark (bu “Lacancılık" için üzgünüm): bir süreç, “amaca" sahip değildir; bir pratik ise bir “amaca" sahiptir. Bununla anlaşılması gereken, pratiğin kendisine göre “düzenlendiği" bir hedeftir [objective] (sadece bir nesne [object] değil). Bu (“bilinçli") hedefin mevcudiyeti, her pratikte bir arada bulunan unsurları, bir pratiği pratik haline getiren özgün bir düzenekte “düzenler" (bu unsurları “düzenlemek"le kalmaz, onları bir de bu amaca “ulaşmaya" yatkın unsurlar olarak belirler-seçer).

Hedef ile ikili belirlenim: unsurların “seçimi"; bu unsurların kayıtlı olduğu düzenek.

Kesin olarak temel sonuçlar:

1. Pratiğe atfedilen hedefe göre, süreç içinde beliren kimi unsurlar (hepsi değil), bir pratiğe dahil edilir: kimi “aktörler" (eyleme güçleri olarak ortaya çıkan bireyler), (eyleme araçları olarak ortaya çıkan) kimi “araçlar", (örgütlenme, eylem, vb. teknikleri olarak ortaya çıkan) kimi teknikler. Çok önemli: bu “araçlar" arasında, araç sıfatıyla, teorik unsurlar da bulunur (ya da bulunabilir: örneğin kapitalistlerin ekonomik üretim pratiğindeki doğa bilimleri; Marksist politik pratikteki tarihsel materyalizm ve onun ürettiği bilgiler, vb.). Aynı şekilde bu araçlar arasında ideolojik (teorik ve pratik, vb.) unsurlar da vardır. Tamamen teorik unsurlar, bir pratikte zorunlu olarak araç biçiminde bulunduğundan, bu unsurlar bağımlı bir konum alırlar: örneğin politik pratikte teorik unsurlar birçok kez ortaya çıkar ve daima bağımlı bir konumdadır: doğrudan teorik unsurlar olarak (somut durumun bilgisi); (politik, ahlaki) ideolojiye kayıtlı ideolojik unsurlar olarak ve teknik unsurlar olarak. Politik pratikte ve birçok diğer pratikte (buraya kadar gizemli bir şekilde) olup bitenin büyük ölçüde aydınlanmasını sağlayan mutlak temel yasa budur (bu pratiklere bilim pratiği de dahildir: burada teorik araçlar, teknik ve ideolojik kayıtlar da dahil olmak üzere çeşitli şekillerde kayıtlı araçlar olarak ortaya çıkar, politik pratik için de bu geçerlidir: “yönetim biçimi", “çalışma biçimi", “kitlelerle kurulan bağ", vb.).

2. Hedef belirleyici olduğundan, “bilinçli” unsur belirleyicidir (“bilinçli" unsur teorik ideolojiktir ve politik pratik için teorik olan, bütünüyle ve zorunlu olarak ideolojiye kayıtlıdır). Aynı şekilde unsurların örgütlenme düzeneğinin tüm hassas noktaları da belirleyicidir (hassas noktaların örneği: örgütlenme; ister araştırmanın örgütlenmesi ister politik bir partinin örgütlenmesi, vb., “kitlelerle kurulan ilişki", vb.). Bilinçli unsurdan, kuşkusuz kelimenin sıradan anlamıyla katıksızca “bilinçli" olan şeyden tamamen başka bir şey anlamak gerekir, ama her şeyden önce, her tür pratiğin düzeneğinin varoluşu olan örgütlenme biçimlerini anlamak gerekir.

3. Belirleyici olan hedef, bir sürecin tersine, sadece unsurlardan oluşan bileşimi ve unsurların düzeneğini değişime uğratmakla kalmaz, pratiğin nesnesini ve pratik ile nesnesi arasındaki ilişkiyi de değişime uğratır. Pratiğin nesnesi ise “konjonktürün” somutluğudur (burada, her pratiğe özgü olan konjonktür kategorisi ortaya çıkar: Lenin'in ifadesiyle “güncel uğrak”). Konjonktür: örgütlenmenin nesnel-öznel imkanlarıyla sınırlanmış “somut durum” (Lenin) (örgütlenme kavramı da, hiç şüphe yok ki, pratiğe has olmalıdır, bir pratik kategorisi olarak kabul edilmelidir). Bu nedenle, konjonktürün farklı sınırları, güç ilişkilerinin haline göre hesaba katılır. Konjonktürün bu tanımında hem örgütlenme güçleri hem örgütün dayanabildiği güçler (ittifaklar, hegemonyalar) hem de karşıt güçler vardır (direnişler, düşmanlar, zorluklar, bilimsel sorunlar, vb.).

4. Bütünüyle temel olan ilave kategoriler, bu nesnenin doğasına ve onda bulunan güçlere göre ortaya çıkar:

 (örgütlenmenin, araştırmanın, vb.) yönetim kategorisi,  hedefine ulaşmak için yönetimin takip etmesi gereken “çizgi” kategorisi,  strateji ve taktik kategorileri,  eylem biçimleri, vb. kategorisi (uygun eylem biçimleri),  bu kategorilerle, bu kategorilerin tayin ettiği nesneler arasında kurulan genel ilişkiyi tayin eden kategoriler: çalışma tarzı, vb. (eylemin yönetiminin ve yürütülüşünün somut yöntembilimi).

Bunu sonsuza kadar sürdürebiliriz. Bu veriler üstüne serbest çağrışım yapmayı öneriyorum. Bu kategorilerin sadece politik pratik için değil, aynı zamanda bilimsel pratik için de bütünüyle geçerli olduğuna inanıyorum. Epistemoloji açısından bu, (içinde bulunduğu bilgi üretim sürecine bütünüyle körleşerek dahil olmuş bilimsel pratiğe egemen olan) bilgi üretim süreci ile kelimenin genel anlamıyla bilimsel pratiğin birbirine karıştırılmasından bizi kurtarmak gibi büyük bir kazanç sağlayacaktır. Aslında, bir bilim adamına, kendi “bilimsel pratiğinde" felsefe etkisinin mevcut olduğunu göstermek istediğimizde, o bunları göremez: çünkü bu etkiler, pratik düzeyde onun tekil düzeneğiyle maskelenmiştir. Bu düzenek ise süreç içinde ortaya çıkan unsurları bütün halinde yansıtamaz ve genellikle bu unsurları tersine çevirerek yansıtır: yapısal felsefi unsurlar ancak süreç içinde görünür kılınabilir; bu unsurlar, “yapısal nedensellik" sayesinde, tam anlamıyla pratik düzeyde görünür olan felsefi etkiler üretirler. Süreç teorisinin pratikte böyle altüst olması, evrensel bir olgudur ve sınıf mücadelesini yönetme pratiği de dahil olmak üzere, her pratikte karşımıza çıkabilir. Bu ciddi tehlikeye karşı işe yarayabilecek bir dizi parola: fırsatçılığa karşı, dogmatizme karşı, vb. Bu pratik parolaların hedefi, süreç ile bu sürece kayıtlı olan pratik arasındaki kimi unsurların tersine çevrilmesiyle ortaya çıkan altüst oluşun etkisini mümkün olduğunca ortadan kaldırmaktır. Bu altüst olma etkisinin hassas noktaları: (süreçte bulunmayan, pratikte mevcut olan) öznellik; pratik içinde ideolojide kayıtlı bir araç haline de gelen teori. Bu yolun verimli olacağı kehanetinde bulunarak, daha fazla ilerlemiş olmamı işaret etmek için, teori-teorik terimini kullandık. Kendime kesin bir biçimde, teorik olanın daha kesin bir kullanımı olmasının gerekip gerekmediğini soruyorum: teorik ya da Teorik (Teorik olan felsefe), bilimsel olan ile ideolojik olan arasındaki (“felsefi yamayla” altüst olmuş) fark olacaktır. Teorik olan bu anlamda tam da felsefi olan olacaktır.

Ama daha beteri de var.

“Teorik pratik” ifadesi, kendi muğlaklığında semptomatik olarak ama (bence) körcesine, temel bir muğlaklık “saklıyordu"; bu, kendi özeleştirel3 denemelerimde, yapmış olduğum felsefe tanımlarındaki (spekülatif ya da pozitivist) “teorici” eğilim olarak adlandırdığım muğlaklıktır. Aslında ben “teorik pratik” ifadesini, hem “bilimsel pratiği” (bkz. süreç ile pratiğin birbirine karıştırılmasıyla ilgili düzeltmeler) hem de “felsefi pratiği" işaret etmek için kullandım, yani “teorik pratik terimi”nin işlevsel kullanımı ile, bilimsel olanla felsefi olanı pratik olarak (spekülatif olan ile pozitivizm arasındaki değişken bir denge halinde) özdeşleştirerek bunu yaptım. Bu nedenle (De la pratique [Pratik Üstüne]’deki Mao’nun ifadesine uygun olarak) “bilimsel pratik” teriminin yeniden ayağa kaldırılması gerektiğini düşünüyorum: bu terim doğrudur, zira söz konusu pratiğin uygulandığı somut teorik oluşumu fazlasıyla işaret etmektedir: belirli bir bilim.

Bu durumda, eğer “teorik pratik”in yerine “bilimsel pratik” konuluyorsa, “teorik pratik”in meşru bir kullanımı kalır mı? Belki, ama bu son bir soru ortaya çıkarır. [1]

İnanıyorum ki biz, filozoflar olarak, felsefi merciyi kullanarak, yani felsefi söylemin “bakış açısı"ndan (bunun ne olduğunu bilerek), bilimsel teorik üretim biçimlerinden, belki de ideolojik teorik üretim biçimlerinden ve hatta (denenecek) ideolojik üretim biçimlerinden de (bu daha az kesindir) bahsedebiliriz. Bana kalırsa, estetik üretim biçimlerinden kesin olarak bahsedilebilir. Zira tüm bu durumlarda bir süreç vardır ve bu sürecin üretim biçimlerini (felsefi olarak) düşünebiliriz. Birbirine uygun süreç ve pratiklerdir bunlar.

Ama “hangi bakış açısına" göre felsefi üretim biçimlerinden bahsedebiliriz? Ve dahası, felsefenin durumunun ne olduğunu bilerek (felsefenin “üretimi" hakiki bir üretim değildir, birleşik etkilerin bir etkisidir devrim etkisi-kesinti etkisi, son zamanlarda belirttiğimiz anlamda bir “etkin" etkidir), meşru olarak bahsettiğimiz “bilgi üretimi" anlamında bir “felsefi üretim" vardır diyebilir miyiz? Nihayetinde felsefe, “istemsizce" yol açtığı durumlar hariç, bilgi üretmez. Felsefenin “ürettikleri", “ürün" değildir, çünkü bunlar, gerçekten de, kategoriler biçiminde var olan “müdahaleler"dir. Nasıl ki (genel olarak) üretim biçimi, üretim biçimlerinin üretim biçimi tarafından üretilmiyorsa, felsefenin de felsefi üretim biçimleri tarafından üretilmediğini söylemekten yanayım.

Bu demek değildir ki felsefi bir çalışma yoktur. Bu felsefi çalışma, şüphesiz pratiğin ikiye katlanmış ve tam anlamıyla, felsefi bir pratik denebilecek bir çalışmadır (bu anlamda felsefe, teorik bir pratik olacaktır ve eğer Teorik = felsefi ise, belki de pratik ve Teorik kelimelerinin tam anlamıyla teorik bir pratik denebilecek tek şey, felsefe olacaktır).

Bu demek değildir ki felsefenin teorisi olamaz, ama bu “felsefe teorisi” teriminin teorik statüsüne çok dikkat etmek gerekir, zira eğer açık olarak, bu ikiye katlanmanın ta kendisinin felsefi olduğunu söylemezsek, kendimizi yeni bir tip (spekülatif-pozitivist) “teoricilikte" takılıp kalma riskine atarız. Başka türlü denirse, kendisinden kaçamayacağımız böyle bir girişimin koşullarını iyi tartmak gerektiğini düşünüyorum, çünkü felsefenin (bir tek bu Tez olsa bile) Tezler ortaya koyduğunu söyleyerek, biz aslında bir felsefe “teorisi” sunuyoruz. Felsefenin teorisi olarak mutlak bir biçimde onun koşullarını belirleyen bu “teori”, Tarihsel Materyalizme bağlı olan gerçeklikleri zorunlu olarak devreye sokar: bunlar, felsefe etkisinin üretildiği ve sonra yeniden üretildiği bir birleşimde ortaya çıkan merciler olarak pratik ideolojiler ve bilimlerdir. Demek ki bu, bir çifte sarmalama (Diyalektik Materyalizm’deki Tarihsel Materyalizm ve Tarihsel Materyalizm'deki Diyalektik Materyalizm) koşulu altında, Diyalektik Materyalizm'in kendi “teori”sini yapabildiği bir teoridir. Bu çifte sarmalama, felsefenin devrimlerdeki kesintilerdeki ve devrimlerin/kesintilerin felsefe etkisindeki çifte sarmalamasını yeniden üretir (bunu yeni bir şekilde yapar, çünkü Tarihsel Materyalizm mevcuttur, ama önceden yoktu). Belki de bu yeniden üretimden itibaren, “teoriciliğin” çıkmazlarından kaçmayı başaran bir felsefe “teorisi” düzenlemek mümkün olur. Ama o zaman bu koşul bizi, şu göstergeden itibaren “felsefi üretim biçimleri” konusunda dikkatli de kılabilir: (kesin anlamıyla) üretimsiz bir yeniden üretim ile karşı karşıyayız. Badiou'nun “felsefi üretim biçimleri” sözü ile ifade etmeye çalıştığı şeyin, bu üretimsiz yeniden üretim çerçevesinde düşünülmesi gerekecektir. Badiou'nun fark ettiği şeyi, açıkça görüyorum: “felsefe tarihi” denilen “kronik”in ihtiva ettiği felsefe etkilerinde ampirik olarak gözlemlenebilen çeşitlemeleri üreten karşılıklı merciler düzeneğinin (ve bu mercilerin tarihsel olarak çeşitlenebilir içeriğinin) yeniden düzenlenmesiyle ilgili bir teori. Ama söz konusu olan tam da bir düzenektir: ve belki de bu ifadenin, felsefe etkisinin pratik doğası ile arasında bazı ilişkiler vardır. Diğer taraftan, bu anlamda, “teori” kelimesinin kipliği, sadece felsefi bir üretim biçiminin (ya da daha çok biçimlerinin) değil, devrimlerin/kopuşların birleştirilmesinin ayrıştırılmasının bir etkisinden ibaret olan şeyin, etkin üretim biçimlerinin etkilerinin, felsefe etkisinin çeşitlemelerinden itibaren işaretlenmesi deşifre edilmesi değilse, nedir?

Bu nedenle (gördüğümüz bu anlama doğru giderek), kendime “felsefi üretim biçimi” ifadesinin yerinde ve kabul edilebilir olup olmadığını soruyorum. Hatta kendime bu ifadenin tüm felsefe tarihine musallat olan karşıtlığın (iki temel eğilimin) hesabını vermeye muktedir olup olmadığını soruyorum. Zira, eger felsefi üretim biçimlerinden itibaren, felsefenin ya da felsefi olanın “üretimi” düşünülmek isteniyorsa bu “eğilimlerin” mevcudiyetinin, yani felsefenin kaçınılmaz olarak (sınıf mücadelesinin bir yansıması olan) çelişkili karakterinin hesabının verilebilmesi, bana zor gözüküyor. Bu soruyu soruyorum.

Tekrar ediyorum; bu, (kesin anlamıyla teorik pratik adını verebileceğimiz, ya da Teorik olanın ta kendisinin pratik olduğunu vurgulamak için, daha kesin olarak Teoriğin pratiği adını verebileceğimiz) felsefi pratik yok demek değildir; tam tersine. Ama o halde bu felsefi pratik, tek bir üretim biçimine indirgenebilecek bir üretim sürecine sahip olmayan bir pratik olarak, istisnai bir durum olacaktır (daha doğrusu, bu durum tek olmayacaktır, politika pratiğinden başlayarak çok sayıda “pratiğin” durumu da açıkça böyledir.)

 

 

 

 

 


 


Ana Sayfaya Dönmek İçin Tıklayın 

  www.aymavisi.org  
 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 
 + Büyüt | - Küçült  
Felsefe