Upanişad’ların Öğretisi

İlhan Güngören


Upanişad’lar, dinsel olarak nitelendirilmektense felsefe sözüyle tanımlanmaya daha uygun düşecek metinler. Veda’ ların tersine Tanrısal kökenli oldukları yolunda bir sav da yok. Upanişad’lar bir çok ermiş bilgenin sezgilerinin ve içgörülerinin ürünüdür. Bu bilgelerin çevrelerinde toplanan öğrencilerine kendi derin iç yaşantılarının, iç araştırılarının sonucu olan bulgularını, çözmeyi başardıkları gizleri açıklamak için düzülmüş oldukları söylenebilir. Upanişad’lar bilgeyle öğrencisi arasında bir söyleşi olarak gelişir. Bu söyleşide bilge soru soran öğrencisine benzetmeler yaparak, örnekleyerek bulgularım aktarmaya çalışır.

Upanişad’ların hangi tarihlerde oluşturulduğunu kesinlikle saptamak olanağı bulunamamıştır. Gene de İÖ 800 yıllarında, yani Buda’nın yaşadığı dönemden çok daha önceleri başlıca Upanişad’ların tamamlanmış olduğu biliniyor.

Upanişad sözünün anlamı «Gizli Öğreti»dir. O dönemde dinsel öğretiler belirli dinsel toplulukların, dışa kapalı, içrek (esoteric) örgütlerin tekelindeydi. Yeterliliği, güvenirliliği denenmemiş kimselerden saklı tutulmasına elden geldiğince özen gösterilirdi. Ancak sınanmış olanlara eriştirme (initiation) törenleriyle verilirdi. Upanişad’ların böyle içrek bir öğreti olmasının yanında varoluşun gizlerinin olağan öğrenim yöntemleriyle öğrenilemeyeceğini de dile getiren bir anlam da var bu söz içinde.

Upanişad’ların sayısı pek çoktur ama onlardan sekiz on tanesi gerçek Veda öğretisinin bir bölümü ve tamamlayıcısı olarak özel bir değer taşır. Geriye kalanlar daha sonraki dönemlerde oluşturulmuştur ve sözünü ettiğimiz bu ilk Upanişad’lar kadar önemli sayılmazlar.

Upanişad’ların Budizm incelemelerinde önemli bir yeri var. Çünkü Budizmle ilgili metinler Buda’nın Upanişad'lardan büyük oranda etkilendiğini belli ediyor. Bu etki Buda’nın öğretisinde o kadar yaygın ki Budanın öğretisi Upanişad’ların bir sürgiti olarak bile düşünülebilir.  Doğrusunu söylemek gerekirse Buda’nın öğretisini oluşturan hemen bütün görüşlerin, bütün düşüncelerin Upanişad’larda izini ya da tohumlarını bulmak olanağı vardır.

Upanişad’ların öğretisi Buda’nınkiyle karşılaştırılınca tutarsız ve çelişkili gibi görünebilir. Kuşkusuz Buda’nın öğretisindeki birbirini izleyen düşüncelerin uyumlu, tutarlı akımı Upanişad'larda yoktur ama Upanişad’ların yüzlerce yıllık bir evre içinde meydana getirildiği, kimisi şair, kimisi filozof çeşitli kimselerin yapıtı olduğu gözönüne alınınca, çelişkili düşünceleri, görüşleri içermesinin tarihsel oluşumundan gelen kaçınılmazlığı daha iyi anlaşılır. Gene bu koşullar içinde de Upanişad’ların ortak bir bildirisi olduğu, birbirlerini doğrulayıp tamamladıkları da bir gerçek. Upanişad’lar belirli bir inancı yaymak gibi bir çaba içinde olmamakla birlikte hepsi bir temel görüşte birleşiyorlar. Bu görüşü belki şöyle özetleyebiliriz: «Varolan şeyler değişik görünümler sergileseler de Tek olan ve hep aynı kalan bir özü paylaşıyorlar. Bu nedenle de Bir’lik ve bütünlük içinde olan evrenin bize çokluk ve çeşitlilik olarak gözükmesi bir yanılsamanın sonucudur.»

Şöyle yüzeysel bir inceleme bile Upanişad’ların Veda’ lara ters düşen yanları olduğunu ortaya çıkarıyor. Öncelikle Veda’larda dinsel bilginin bütünüyle brahman kastının tekelinde olmasına karşın, Upanişad’lardaki ermiş bilgelerden bir çoğu kşatriya (soylular, savaşçılar) kastından gelmektedir. Bundan başka Veda’larda dinsel bakımdan hiç bir etkinliği olmayan kadınlar, Upanişad’larda dinsel bilgiyi özümleyebilmek açısından erkeklerle eşit düzeye getirilmişlerdir.  Bir çok bakımdan Upanişad’ların Brahmanizm’in aşırı törenciliğine (ritualism), brahman kastının tekelci bağnazlığına karşı bir tepki olarak ortaya çıktığı belli oluyor. Bunun en açık kanıtı Upanişad’larda yer yer Veda kurban törenlerini kötüleyen, küçümseyen sözlere rastlanmasıdır. Örnek olarak Mundaka Upanişad’daki şu sözleri gösterebiliriz: Kurban töreni için «Güvenilemeyecek gemi» sözleri kullanıldıktan sonra bu törenlerde brahman keşişlerinin işlevi «körlerin başka körlere yol göstermesine» benzetilmiştir. Ama daha sonraki Upanişad’larda Veda’larla bir uzlaşmaya gidildiğine, kurban törenlerine büsbütün karşı çıkılmaktan vazgeçilerek, kurbanın önemi küçültülmekle birlikte yararının da bütün bütün yadsınmadığına ve böylelikle Upanişad’larla Veda’ların karşıt ve rakip öğretiler olmasına izin verilmediğine tanık oluyoruz. Gene Upanişad’ larda Veda’ların öğretisine yabancı, yerli halkların Aryalar öncesi dinsel inançlarından gelen genedoğum gibi, karma öğretisi gibi inançların da yer aldığı ve Upanişad’ların Veda’ ların diniyle bütünleştirilmesi sonucu bu inançların da Veda öğretisinin içine katılmış olduğu gözlenebiliyor. Başlangıçta Veda’lara bir tepki olarak ortaya çıkan Upanişad’lar böylelikle sonunda Veda dininin bir uzantısı, bir parçası durumuna getirilmiş oluyordu. Burada gene Hint dininin başlıca özelliği olan olguyla karşılaşıyoruz. Yeni bir gelişme aşamasına gelindiği zaman, eski bir yana atılıp ona karşı çıkılmıyor, yeni eskiyle elden geldiğince uzlaştırılmaya çalışılıyor. Sonuçta ortaya çıkan görüntü birbirleriyle tutarsız öğretilerden, inançlardan oluşturulmuş bir mozaik, bir yamalı bohça, Bir dinler ve inançlar müzesi... İşte Hint dininin bugünkü manzarası bu... En ilkel inançlarla insan zihninin varabileceği en aşkın, en ileri sezgiler, en yüce kavramlar bir arada...

Upanişad’lardaki çelişkili düşünce dizileri arasında üstün gelen eğilimin tekçilik (monizm) olduğu açıklıkla göze çarpıyor. Tekçilik diyerek anlatmak istediğim şey şu sözlerde çok anlatımlı bir biçimde dile getirilmiştir. «Yalnız tek bir yüce gerçek vardır. O da Brahman’dır. Aşağıda olan da odur, yukarda olan da. Batıda, Doğuda, Kuzeyde, Güneyde olan da odur. Bütün evren Brahman’dan başka bir şey değildir.»

Brahman sözcüğünün anlamı önceleri büyülü dinsel formüllerin, büyülü duaların gizemli gücü anlamındaydı ama Upanişad’larda Tanrı kavramına çok yakın bir anlamda kullanıldı.

Upanişad’larda üzerine sürekli vurgu yapılan temel öğreti, var olan her şeyin Brahman'ın bütünlüğünden bir parça olduğudur. Upanişad’lara göre bu ilke anlaşılınca insan kendini sonluluğun, sınırlılığın bağımlılığından kurtarmış, kurtuluşa ulaşmış olur. «Tekerleğin göbeğiyle çemberini bir arada tutan nasıl tekerleğin çubuklarıysa, her şeyi, tanrıları da, dünyaları da, nefes alıp veren bütün varlıkları da bir arada tutan Brahman’dır.»

Upanişad’ların uğraşı evrenin kozmik ilkelerini bulmaya çalışmaktan daha önde, insanın en iç, en derin varlığını tanımaktı. İnsanın en iç, en derin varlığıysa, bütün evrenle paylaştığımız aynı özdür, var olan her şeyin kendiliği, benliği Özvarlığıdır. Bu Özvarlığı anlatmak için Upanişad’larda kullanılan sözcük Atman’dır. Daha doğrusu Atman, Brahmanın bireydeki parçacığına verilen addır.

«Görmeden gören, duymadan işiten, düşünmeden bilen odur.» Bu anlamda Atman ya da Brahman evrenin yalnız fizik ilkesi değil, evrensel bilincin, evrensel zihin gücünün de ta kendisidir.

Brahman = Atman sözcükleri Upanişad’lavın anahtar sözcükleridir. Aynı zamanda Brahman=Atman denkliği, eşitliği üzerine Upanişad’larda sürekli vurgu yapılmıştır. Çok kez yer değiştirdiklerine birinin yerine ötekinin kullanıldığına rastlarız. Çok ünlü «Ben Brahmanım (Aham Brahman), Sen de O sun» (Tat twam Asi) sözlerinin ya da «Kendisini bilen Tanrısını bilir,» sözünün anlamı böylelikle daha iyi anlaşılmış oluyor. Upanişad’lardaki bu Brahman Atman ilişkisini belki, şu benzetiyle daha iyi açıklamış olabiliriz. Uçsuz bucaksız havayla bir kap içindeki hava arasındaki özdeşlik gibi bir şey bu. Kabı parçaladığımız zaman kuşkusuz kabın içindeki hava kabın duvarlarının sınırlılığından sonluluğundan kendini kurtarıp, sınırsız, sonsuz havayla bütünleşir, birleşir. İşte bunun gibi bireyliğimizin sınırları, duvarları da bu gerçeği kavramaktaki yetersizliğimizden gelen cahilliğimiz, bilgisizliğimizdir.

Atman Brahman konusundaki en güzel açıklama olarak Çandoğya Upanişad’daki bilge Uddalaka’yla oğlu Svetekatu arasındaki söyleşi gösterilebilir. On iki yıl süren eğitimden dönen Şvetekatu, Veda'lar da içinde olmak üzere çok şey okumuştur ama babası Uddalaka’nın kanısına göre En Yüce Gerçeği kavramayı başaramamıştır. Uddalaka oğluna Atman’ dan başka bir şey olmayan En Yüce Gerçeği tanıtmaya çalışır. Şöyle bir konuşma geçer baba oğul arasında:

«Bana bir Hint inciri getir.»

«İşte burada, efendim.»

«Onu yar.»  

«Yardım efendim.»

«Ne görüyorsun?»

«Küçük çekirdekleri var içinde.»

«Yar o çekirdekleri,»

«Yardım efendim,»

«Şimdi ne görüyorsun?»

«İçi boş efendim.»

«İşte o çekirdeğin içindeki senin göremediğin özden koskoca Hint inciri ağacı oluşuyor. Bana inan oğlum, incir çekirdeğindeki boşluk o özle doludur. Her şey varoluşunu o öze borçludur. İşte gerçek budur. O Özvarlıktır (Atman). Sen de ondan başka bir şey değilsin Şvetekatu.»

«Yalvarırım efendim beni biraz daha aydınlatın.»

«Peki öyle olsun oğlum. Bu tuzu suyun içine koy, sonra yarın sabah bana getir.»

Baba ertesi sabah çocuktan bir akşam önce suya koyduğu tuzu istedi. Çocuk suyun içinde tuzu aradı ama bulamadı. Tuz su içinde erimişti. Baba çocuktan suyu tatmasını istedi. Sonra «nasıl» diye sordu.

Çocuk «tuzlu» diye yanıt verdi. Baba «öyleyse tuzu ara» dedi. Çocuk «tuzu göremiyorum, gördüğüm tek şey, su», dedi. Bunun üzerine Uddalaka «İşte bunun gibi oğlum» dedi, «Özvarlığı (Atman) göremezsin, ama gerçekte O buradadır. Gözle görünmeyen bu özden bütün evren oluşuyor. Gerçek budur. Doğru olan budur oğlum. Sen de Osun».

Peki nedir bu Atman? Her yeri kaplayan her şeyde varlığın özünü, kendiliğini oluşturan Atmanı nasıl tanımlayabiliriz? Katha Upanişad onu anlatmak için, «En küçük olan tanesinden daha küçük ama uçsuz bucaksız uzaydan daha büyük, uzayın boyutlarından dışarı taşıyor» ya da «Bütün yaratıkların paylaştığı en içsel varlık, kendini bir biçimden ötekine sokuyor, gene de o bütün bu biçimlerin dışında kalıyor.» diyor. Mundaka Upanişad, «O her şeyi bilendir. En Yüce bilgeliktir» gibi sözler ediyor. Ama onun akılla kavranmazlığını, akılcı, mantıklı çözümlerle anlatılmazlığını dile getiren en güzel sözler, «Neti, neti» (o da değil, bu da değil) sözleri. Upanişad’lar Atman’ı derinlemesine kavramanın tek yolu olarak bu sonlu, sınırlı varlığımızın sonsuz ve sınırsız bir özü içerdiğinin sezgisine ulaşılmasını gösteriyorlardı.

Çok kez Upanişad’ların bir tür tümtanrıcılık (panteizm) öğretisi olduğundan sözedilir. Burada şu açıklamayı yapmayı gerekli görüyorum. Brahman yalnız varolan, varlığı görülen, bilinen şeylerle sınırlandırılamaz. Ayni zamanda oluşum sürecinin dışında olan da, var olmamış, henüz ortaya çıkmamış kendini açıklamamış gizilgüç de (potansiyel) Brahmandır. Bu görüşe göre var olanla var olmayan arasında sürekli bir dönüşüm oluşum bağlantısı vardır. Hemen şurasını açıklayayım: Var olmayan, saltık (mutlak) yokluk anlamında değil, varlığa dönüşebilecek bir gizilgüç anlamındadır. Bu anlamda evrende var olandan olmayana ve var olmayandan olana doğru bitmez tükenmez bir devinim sürer gider. Evren durağan bir olgu değil, devingen bir süreçtir. Kendini açığa çıkarmamış gizilgüçle var olan arasındaki devingen değişkenlik durumunun ardındaki değişmeyen gerçekse Brahman’dır. Böylelikle kendi kendine oluşan bir evren kuramı çıkıyor ortaya.  «Bir örümcek bile yoktan ağını örer, bitkiler topraktan biter, saçlar insanın gövdesinden çıkar, bunun gibi varoluş da sonsuzluktan gelir.»

Bu görüşe göre, var olan, asıl gerçeğin bizim duyu organlarımıza ulaşan küçük bir bölümünden başka bir şey değildir. Bu devitken güç, bir takım biçimler içinde bizimalgılarımıza ulaşıyor. Bizim günlük yaşantısal algılarımız yalnızca Brahman’ın görüntüleşmiş, varlığa dönüşmüş yanını görüp algılamamıza olanak veriyor. Onun için algılarımız gerçeği bütünlüğü içinde yansıtmadığından zihnimizde eksik algılarımızdan kaynaklanan bir yanılgılar dünyası yaratmış oluyoruz. Maya sözcüğüyle anlatılmaya çalışılan işte bu durumdur. Upanişad’larda çok yerde, «Kökleşmiş zihinsel tembelliğimizin neden olduğu bilgisizliğimizin, cahilliğimizin bizi içine düşürdüğü yanılgının, akış içinde, değişim içinde, bağlantılar bağımlılıklar bütünlüğü içinde olan gerçeği, olduğu gibi, olduğu durumuyla kavramamıza olanak vermediğinden, Maya’nın bizim zihinsel yetersizliğimizin ürünü» olduğundan, bir kez «algının kapıları temizlendi mi» her şeyin insana gerçek durumuyla, sonsuzluk boyutu içinde görüneceğinden söz edilir.

«Alaya» sözcüğü büyülü, sihirli anlamına gelen bir söz. Batı dillerindeki magic, magiciau gibi sözler de aynı kökten geliyor. Bu sözle anlatılmak istenen algıladığımız dünyanın bir sihirbaz gösterisine benzemesi. Amaç bu sihirbaz oyununu bozmak, bu aldatmacanın ardındaki gerçeği görmek.

Maya, Brahman’dan gelir ama Brahman değildir. Maya uykuda düş gören kimsenin gördüğü şeyler gibidir. Ancak uykudan uyanan kimse Brahman’la birliğini, özdeşliğini kavrayana dek bir düş gibi gerçekliğini sürdürür. Sonra Maya' n:n perdesi aradan kalkar. Uyanan kimse gerçeği olduğu gibi görür. Upanişad’larda evrenin gerçek varlığı olmayan bir görüntü, bir yanılsama olduğu görüşü de vardır, evrenin asıl gerçeğin algılarımıza ulaşabilen bir bölümü bir parçacığı olarak gerçek bir niteliği olduğu biçiminde özetleyebileceğimiz görüşler de vardır. Daha sonraki dönemlerdeki Vedanta öğretisinde de, Budizm’de de bu görüşlerden bazen biri, bazen öteki ağırlık kazanmıştır.

Nedenlerini yaratılışımızdan gelen yapımıza kadar götürebileceğimiz yetersizliğimizden alan, bilgisizliğimizden, cahilliğimizden (avidya) kendimizi kurtarabilmemiz ancak asıl kendiliğimizi, asıl benliğimizi bulabilmemize bağlıdır. Bu da Brahman’dan başka bir şey olmayan Özvarlığımızın bilişine ulaşmakla olabilir.

Aydınlanmak zihnimizi bağlayan bağlardan kurtarmak... İşte Upanişad’ların gösterdiği özgürlük kurtuluş (mokşa) yolu bu!... Aydınlanma öyle akıl yoluyla bir konunun anlaşılması gibi değil, varlığımızın, bütünlüğü içinde, içten içe kavranması gibi bir bilgi... Akılla varılan mantıklı bir çıkarım gibi değil, bütün varlığımızla doğrulanan derin bir bilgi... Onun için Upanişad’ların öğretisi akla dayalı, aniıksal bir bilgi değil, yaşantısal bir deneyimdir. Upanişad’lara göre insanı sonu gelmeyecek bitmez tükenmez doğum ölüm döngüsünden (samsara) kurtaracak olan işte böyle bir bilgidir. Böyle bir bilgiye de ancak zihnimizi özel bir eğitimden geçirerek ulaşmak olanağı vardır. Bu eğitim yoga diye bilinen yoldur. Upanişad’larda yoga’yla ve yoga’nın uygulama yöntemi olan meditasyon konularıyla ilgili ayrıntılı bilgilere rastlanmaktadır. Oysa Veda’larda bu konulara hiç değinilmemiştir. Bunun böyle oluşu Moherıco Daro kazılarından gelen bilgileri doğrulamakta, yoga’nın ve meditasyon’ un Aryalar’dan daha önceki kent uygarlıklarından geldiği kanısını güçlendirmektedir.

Yopa’nın savına göre en son ve kesin gerçeği kavrayabilmek için zihnin saydamlığını bozan günlük düşüncelerden, günlük kaygılardan zihni uzaklaştırmak, arıtmak gereklidir. Ancak bu yolla insan evreni nasıl çokluk ve çeşitlilik içinde görüyorsa aynı saydam görüşle Bir’lik ve bütünlük içinde görebilir. «Algının kapıları temizlenmeden», «aklın sınırlan ve olanakları aşılmadan» bu noktaya varılamaz.

Yoga uzun süreli eğitimi gerektiren bir yoldur. Ancak bir yol göstericinin(guru) çizdiği yoldan sabırlı bir çabayla gidilerek amaca ulaşılabilir. Ama guru’nun bize göstermeğe çalıştığı gerçekleri biz yeniden kendi çabamızla bulup,içten içe doğrulayana dek bu bilgiler bizim aydınlanmamızı sağlayamaz. Kendimizi tutkulardan, bencil çıkar kaygılarından kurtaramadıkça zihnimize bütünü birden kavrayabilecek duruluğu, saydamlığı kazandırabilmemiz, zihnimizi arıtmamız olanağı yoktur. Böylelikle ahlaksal konular bir temel sorun olarak değil, bir yan ürün olarak işin içine girmiş oluyor. Bütün bencil istekleri geri çevirip yoklukta tokluk, yetkinlik aramaktaki amaç bağımsızlığa, kurtuluşa (mokşa) götüren başka bir yol bulunamamış olmasındandır. Bu yoldan gidilmedikçe maya’nın büyülü ağından, tuzağından kurtulmak, özgürlüğe, bağımsızlığa erişmek olanağı bulunamamasından gelen bir zorunluktur.

Upanişad’l&rın Budanın öğretisiyle paylaştıkları ortak bir yan, bağımsızlığın, özgürlüğün, sonsuz mutluluğun, kurtuluşun (mokşa) bu yaşam içinde gerçekleştirilmesi olanağı bulunduğu’dur. Yaşarken özgürlüğe, bağımsızlığa sonsuz mutluluğa erişilebilir. Upanişad’ların dilinde bu amaca erişmiş kimselere «civanmukti» adı verilir. «Yüreğimizdeki bütün istekleri, tutkuları söker atarsak» diyor Katha Upanişad, «O zaman insan ölümsüzlüğe erer. Yaşamını sürdürürken Brahman’a ulaşır.»

Böylelikle Upanişad’lar cenneti gökten alıp yeryüzüne indirmiş, insanları da tanrılar katına yüceltmiş oluyorlardı. Budizm de bu anlayışın kalıtçısı oldu.

Ancak bu amaca erişmek, bunu gerçekleştirmek bize kalıyordu.

«Brahman’ın asal niteliği sonsuz mutluluktur. Onu bilen onunla bütünleşen kimse onun sonsuz mutluluğunu, sonsuz kıvancım paylaşır (41)» «Ermiş şimdi ve burada, kendi benliğinin bağlarından kendini sıyırır, böylelikle genedoğumun zorunluluğunu aşar, Brahman’ı bilmek onu ölümsüz yapar. İnsanı ölümlülüğün zorunluğundan kurtaran tek yol budur. (42)»

Kurtuluşu bu yaşamda gerçekleştiremeyecek olanlara yeniden dünyaya gelişlerinde daha iyi bir durum elde edebilmek, kurtuluşa biraz daha yaklaşmak yolu kalıyordu. İyi işler, iyi sonuçlar, kötü işler, kötü sonuçlar doğuracağından Upanişad’lar daha iyi bir genedoğumun yolunu, iyi işler iyi davranışlar olarak gösteriyor, bunu da o kimsenin üyesi olduğu kastın kendisine yüklediği görevleri yapması (dharma) olarak belirliyordu. Böylelikle Upanişad’lar da genedoğum ve karma konularına gelmiş oluyoruz. Bu konuları Buda’nın öğretisinde ayrıntılı olarak inceleyeceğimiz için burada yalnızca değinmekle yetiniyorum.

 

 

 

 


 


Ana Sayfaya Dönmek İçin Tıklayın 

  www.aymavisi.org  
 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 
 + Büyüt | - Küçült  
Felsefe