Thomas Hobbes: Kötü Olan Her Zaman Ve Her Yerde

Jörg Zittlau


Yaşamı

Hobbes günün birinde kendi doğumunu ikizlerin, yani “bizzat benim ve korkunun” doğumu olarak tarif eder. Ona bir ömür boyu eşlik eden ve devletin güçlü eline gereksinim duyan da bu korkudur. Hobbes eğitimini Oxford’da alsa da onu şekillendiren asıl etkileri, özel öğretmen olarak ders verdiği öğrencileriyle beraber çıktığı eğitim seyahatlerinde yaşar. Bu seyahatlerden birinde Eukleides’in eserlerine rastlar, bunun dışında Galilei ve  Descartes ile bizzat tanışır. Bu kişiliklerin matematiksel akıl yürütmeleri onu büyüler. Bunun sonucunda, mantıklı söylem zincirleri sayesinde en içinden çıkılmaz tezleri bile herkesin kabul etmek zorunda kalacağı biçimde açık ve net biçimde ortaya çıkarmaya yarayan kendi üslubunu oluşturur.

1640 yılında halk devriminden korkusuna İngiltere’den Paris’e kaçar. Fakat 1651 yılında yayımladığı en önemli eseri Leviathan burada başına o kadar büyük dertler açar ki, affedilip yeniden kabul edildiği İngiltere’ye döner. Hobbes, 91 yaşında İngiltere’nin Hardwick kentinde hayata gözlerini yumar.

Dostları

Hobbes, insanlardan her zaman en kötüsünü bekleyen, kuşkucu bir kişiliktir. Öte yandan kibirli olmayı da elden bırakmaz: “Bir insan kendini istediği kadar değerli görsün, gerçek değeri başkalarının yargısında yatar.” Tam da bu nedenle Hobbes, başkalarının hoşuna gitmek için özel bir çaba harcar. Bu açıdan bakıldığında düşünürler tarihindeki en içine kapalı tipler arasında yer almaz.

Hasımları

Azılı hasımları Hıristiyanlardır; çünkü Hobbes’un insan türünün çıkış noktasını cennet değil, “herkesin herkese karşı yürüttüğü mücadele” olarak görmesi canlarını sıkar. Adem ile Havva’nın yerine, “insanın kurdu olan” insanı koyar. Bunun ötesinde, devleti de Tanrı’nın rızasının yüksek bir kurumu olarak tanımlamaz, ona göre devlet bir amacı yerine getirmek üzere tesis edilmiş bir insan icadıdır. Bu cümle, o zamanlar siyasi açıdan oldukça etkin kilisenin suratında bir tokat gibi patlamış olmalı. Bu bilgi ışığında Hobbes’un bu kadar uzun süre yaşayabilmiş olması bir mucize sayılabilir.

Kadınlar

Kadın cinsinin Hobbes’un ne pratik ne de teorik yaşamında herhangi bir yeri bulunmaz.

Sistemi

Hobbes insanı, salt kendi çıkarını gözeten açgözlü bir bencil olarak görür. Dolayısıyla, doğal ham halinde insanlar arasında “herkese karşı yürütülen bir savaş” söz konusudur. Doğal özümüzün gücüyle aslında istediğimiz birbirimizi parçalamak. Bunun olmaması için de devlet vardır. Devlet, güven içinde bir arada yaşamamızı ve içimizdeki savaş dürtüsünün ancak bir kısmının, devletlerarasında yürütülen savaşlar şeklinde dışarıya sızmasını sağlar. İçerideki barışı sağlayabilmesi için devlet muktedir olmalı, bütün iktidar onun elinde bulunmalıdır: İzin verdikleri yasadır, yasakladıklarıysa suç. Din olarak şart koştuğu inançtır, bunun dışında kalanlar batıl itikat. Hobbes’un devlet üzerine yazdığı eserine, Incil’deki canavar Leviathan’ın adını vermesi rastlantı değil, çünkü onun devleti hiçbir itiraza tahammülü olmayan bir canavardır. Ama insanlar böyle bir mezalimin altında yaşadıklarına şükür etmelidir, çünkü bunun alternatifi anarşiden başka hiçbir şeyin hüküm sürmeyeceği doğal durum olurdu.

Hobbes’un Numarası

Hobbes’un yaşadığı zaman dilimi huzursuz bir dönemdir; her yerde memnuniyetsizlik hüküm sürmektedir, toplumun eski sacayakları, yani kral ve Papa sallantıdadır ve devrilme tehlikesi geçirirler. Bunun sonucunda Hobbes’un çağdaşları devrim yorgunudur, artık huzur isterler. Böyle bir dönemde devletin demir pençesini savunan bir düşünür onların da işlerine gelir.

Peki Ama Hobbes Bugün Ne İşimize Yarayacak?

Hobbes için sadece iki kutup vardır: Dizginsiz kötülük olan anarşi ile dizginlenmiş kötülük olan devlet. Ama kötülük her şeyin içinde bakidir ve Hobbes’un dayanılmaz çekiciliği de buradan kaynaklanır. İyinin düşüncesi ya da yüksek ahlaki değerler hakkında sabuklamaz, bunun yerine bize, insanın fazlasıyla insansı yönlerini nasıl dizginleyebileceğimiz hakkında somut önerilerde bulunur. Önerileri fazla köktenci görünüyor olabilir. Buna karşın birçok usta düşünürün aksine ayakları dünyevi hakikatin zeminine basar.


 

 

 

 


 


Ana Sayfaya Dönmek İçin Tıklayın 

  www.aymavisi.org  
 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 
 + Büyüt | - Küçült  
Felsefe