Tao

Alan Watts


"Kişi Tao'dan kopup da başka yöne sapamaz, kişinin kopabildiği şey Tao değildir."[1]

Chung Yung veya "Ortanın Doktrini"nden alınan bu söz, Tao ile Batı'nın itaat edilen veya edilmeyen Tanrı düşüncesiyle, ilahi veya doğal kanun fikirleriyle arasında hiçbir benzerlik olmadığını gösterir. Bu, zor bir deyiştir, çünkü hem Lao-Tzu hem Chuang-Tzu Taoya ters düşen zorlama eylemden bahsederler. Paradoks yıllar sonra Ch'an ustaları Nan Ch'üan ve Chaochou arasında geçen diyalogla çözüme ulaşır:

Chaochou sorar: "Tao nedir?"

Usta (Nan Ch'üan) cevap verir: "Tao senin her günkü bilincindir."

"Kişi onunla nasıl uyumlu hale gelir?"

"Onunla uyumlu olmaya niyetlendiğin anda ondan saparsın"

"Ama niyet olmadan nasıl bilinebilir Tao?"

"Tao," der usta "ne bilmeye aittir ne de bilmemeye. Bilmek yanlış anlayıştır, bilmemek kör cehalet. Eğer tüm kuşkuların ötesinde Tao'yu anlarsan o, boş gökyüzü gibidir. Neden doğru ve yanlışı işin içine karıştırıyorsun?" Başka türlü ifade edersek, insanlar imkansız olduğunu fark etmeden meseleleri zorlamaya çabalarlar, yani doğanın su yolundan ayrılmanın hiçbir yolu olmadığını göremezler. Tao'nun dışında veya ondan ayrı olduğunuzu hayal edebilirsiniz, ama bu hayalin kendisi bile akıntının içindedir, çünkü Yol'dan başka yol yoktur. İster istemez "biz o'yuz ve onunla birlikte gideriz. Mantıklı bir bakış açısından bu hiçbir anlam ifade etmez ve bize hiçbir bilgi sunmaz. Tao, yalnızca olup bitenin ismidir veya Lao-Tzu'nun dediği gibi "Tao prensibi kendiliğinden (Tzujan) olup bitendir."

Bu yüzden Tao Te Ching genellikle "Hakkında konuşulabilen Tao gerçek Tao değildir"  diye çevrilen bilmecemsi sözlerle başlar. Bu çeviri, "hakkında konuşulan" olarak çevrilen ideogramın aynı zamanda Tao olduğunu gizliyor, çünkü sözcük "konuşmak" veya "söylemek" anlamlarına da geliyor, [2]

Oysa 3. yy. da bu anlamda kullanılmamış olabilir. Kelimesi kelimesine metin şöyledir: "Tao olabilir Tao değil gerçek (veya düzenli) Tao.” Dolayısıyla bir sürü değişik çevirisini yapmak mümkün:

Anlatılabilen Tao Mutlak Tao değildir (Lin Yutang).

Anlatılabilen Yol Değişmez Yol değildir (Waley).

Tartışmaya konu olan Tao doğru Tao değildir (Old).

Tam anlamıyla Yol olarak telakki edilebilecek Yol daimi bir yoldan başkadır (Duyvendak).3

Takip edilebilen Akıntı ebedi Akıntı değildir 1 (auct.).

Hakkında konuşulabilen yön daimi Yön değildir (auct.).

Zorlanabilen Kuvvet gerçek Kuvvet değildir (auct.).

Taolaştırılabilen Tao sürekli Tao değildir (Fung Yulan IBodde]).

Tao ideogramının daha eski bir şekli bir başı kuşatan hareket işaretini (dönüm noktası) gösterir, oysa daha sonra kök, yürümek veya sevk etmek anlamındaki hsing değil de cho, yani adım adım ilerlemek haline gelmiştir.4 Muhtemelen cuo'nun "gitmek ve duraklamak” (Wieger 1, s.789) yani gidişin yang ve duraklamanın da yin olduğu "ritmik ilerleyiş" anlamına geldiğini düşünebiliriz. Böylece Tao ideogramında cho shou, baş ile birleşir; Wieger Tao'ya temel olarak "ileri gitmek" anlamını verir.[3]* Ayrıca akıllı ritm de akla geliyor. Çeşitli çeviriler ona Yol, Sebep, İlahi Takdir, Logos ve Ware'de olduğu gibi Tanrı bile demiştir. Ama Ware giriş bölümünde Tanrı = Yaşam olduğunu belirtmiş ve kelimenin en geniş şekliyle anlaşılması gerektiğini vurgulamıştır.

3        Duyvendak'ın diğerlerinden ne kadar farklı olduğuna dikkat edin. Bunu haklı çıkarmak için de ne Lao-Tzu'nun ne de Chuang-Tzu'nun rao'yu konuşma anlamıyla kullanmadığını söylüyor ve ch’ang tao ifadesinin doğru, ebedi ve asıl Tao olarak değil tam tersine sabit ve tanımlanabilir bir Tao hiç de doğru Tao değildir şeklinde anlaşılması gerektiğini belirtiyor. Onun fikrini izlersek şöyle tercüme ederiz: "Tam anlamıyla Tao olan Tao sabit bir Tao değildir" Ama sonuçta hepsi de aynı kapıya çıkmıyor mu?

4        Uzmanlar bu noktada ihtilaf halinde. Wieger hsing’in sol ve sağ ayakları gösteren piktogramdan geldiğini söylerken Needham kesişme noktası olarak alıyor. Her iki durumda da hareketi ifade etmekte.

Ama baştan belirtmek lazım ki Tao, bir yönetici, tek-erk, komutan, mimar ve evreni yapan kişi bağlamında bir Tanrı olarak anlaşılmamalıdır. Askeri ve politik efendi, veya doğanın dışında bir yaratıcı imgesinin Tao düşüncesinde yeri yoktur.

Büyük Tao akar (yüzer ve sürüklenir) her yere sola ve sağa

Her şeyin varlığı ona bağlıdır Ve o onları terk etmez.

Elde ettiklerinde hak iddia etmez

Sever ve gözetir her şeyi

Ama efendilik taslamaz.[4]

Aynı zamanda Tao son derece kesin bir şekilde evrenin nihai gerçeği ve enerjisi olmanın ve olmamanın Zeminidir.

Tao'nun gerçekliği ve kanıtı vardır ama eylemi ve şekli yoktur. Geçirilebilir ama alınamaz. Varılabilir ama görülemez. Kendi kendine ve kendiliğinden varolur. Yer ve gök'ten önce vardı ve aslında ebedi ve ezelidir. Tanrıların ilahi olmasına, dünyanın yaratılmasına sebep olur. Zirvenin üstündedir ama yüksek değildir. En alçak noktanın altındadır ama alçak değildir. Yer ve gökten önce olmasına rağmen eski değildir.[5] [6]

Tao ile ilgili betimlemeler babaya değil anneye özgüdür.

Yer ve gökten önce

Tamam olan anlaşılması güç bir şey var;

Sakin, huzurlu,

Değişemeden duruyor Tehlikesizce etrafta dolaşıyor O her şeyin anası olabilir İsmini bilmiyorum Ve ona Tao diyorum.*5

Aktif etmen, fiilin nesnesi, şeyleri yapan ve eden olmaktansa "Tao hiçbir şey yapmaz (wei, aynı zamanda etmez) ama hiçbir şey yapılmadan kalmaz." Daha çok kadınlara yakıştırılan dirençsizliğin gücüne sahiptir ve ağırlığının (yerçekiminin) onun enerjisi olduğu söylenebilir.

Erkeği bil, ama kadını sakla Böylece evrensel sel yatağı olursun Evrensel sel yatağı olunca Kişi bölünmemiş erdeme sahip olur Ve tekrar bir çocuk gibi olur.[7]

Hafilin kaynağı ağırdır;

(veya Ağırlık lyerçekimi] hafifliğin köküdür;)

Sakin telaşlının ustası.1

Sonuçta Tao doğanın yönü, akıntısı, sürüklenişi veya sürecidir ve benim ona Suyun Yolu dememin sebebi hem Lao-Tzu'nun hem Chuang-Tzu'nun temel metafor olarak suyun akışını almasıdır. Ama onların felsefesinin özünde Tao’nun kelimelerle ifade edilemeyeceği ve bir fikir veya kavram olmadığı yatar. Chuang-Tzu şöyle der: "Varılabilir ama görülemez," ya da başka türlü ifade edersek, hissedilebilir ama idrak edilemez, sezilebilir ama sınıflandırılamaz, hakkında kehanette bulunabilir ama açıklanamaz. Benzer şekilde hava ve su kesilmez ve tutulamazlar ama kuşatıldıklarında akışları yavaşlar. Bir ırmağı bir kovaya veya rüzgarı bir torbaya koymanın hiçbir yolu yoktur. Sözel tanımlama ve açıklamalar, dağların ve göllerin, gezegenlerin ve yıldızların konumlarını belirleyip yerleştirmek için yerde ve gökte var olduğunu tasavvur ettiğimiz enlemlere ve boylamlara benzetilebilir. Ama yer ve gök bu hayali şeritlerle bölünmemiştir. Wittgenstein'ın dediği gibi "Nedensellik kanunu vs. gibi kanunlar ağı ele alırlar, yoksa ağın tanımladığı şeyi değil,"11 Batı felsefe ve biliminin oynadığı oyun, evreni sözcükler ve sayılar içinde tuzağa düşürmek olduğundan her zaman için gramerin veya matematiğin kanunlarını veya yasalarını doğanın gerçek işleyişiyle karıştırma durumu vardır. Oysa insanın hesap yapmasının da aynı zamanda bir doğa ameliyesi olduğu olgusunu göz ardı etmemeliyiz, ama ağaçların kayaları temsil[8] [9] etmemesi veya sembolize etmemesi gibi düşünceler de istense bile illa ki ağaçları ve kayaları temsil etmez. Çimenin çayırda yetişmesi gibi, düşünceler de beyinde büyür. Aralarında kurulabilecek herhangi bir benzerlik, güllerin kokusunu ve rengini, taşın şeklini ve yapısını hesaba katmayan on gül ve on taş arasında kurulan benzerlik gibi soyuttur. Her ne kadar düşünce doğanın içindeyse de düşüncenin oyun kurallarını doğanın kalıplarıyla birbirine karıştırmamamız gerekir.

"Doğa" olarak tercüme ettiğimiz Çince ve Taocu terim Tzujari dır, spontan yani kendiliğinden olan anlamına gelir. Öyle pek de kendiliğinden olmayan mekanikle ve insan eliyle yapılmış şeylerle alakalı olmasalardı otomatik veya otomotiv kelimelerini de kullanabilirdik. Tzujan olarak doğa, her şeyin bağımsızca, kendi başına gelişip işlemesi demektir ve şu mısralarda anlatılan şeydir:

Hiçbir şey yapmadan sakince otururken ben Bahar gelir ve otlar büyür kendiliğinden.

Ama Taocu dünya görüşünün temelinde, her şeyin ve olayın (shih veya wu) yalnızca öteki şeylerle alakalı olarak bir anlamının, varlığının olduğu görüşü yatar. Dünya ve üzerindeki en küçücük şeyler bile kaçınılmaz olarak yıldızlar, güneş ve ayla "birlikte gider". Kendi elemanlarına duyduğu ihtiyaç kadar onlara da ihtiyaç duyar ve onları da içerir. Aynı şekilde gözler olmadan güneş aydınlık-

12      Bu, Zen Budacılık öğretilerinde kullanılan küçük bir deyişler kitabıdır. Bir kelimeliklerden yaklaşık otuz kelimeliklere kadar değişen kısa mısralardan oluşur. Şiirdeki gibi uyaklıdır. Buradaki deyiş iki beşlik kıtaya ayrılabilen on kelimelik bir deyiştir.

olamaz ya da bilinç olmadan evren "varolamaz," vs. Bu, Tao Te Ching'in ikinci kısmında açıklanan "karşılıklı ortaya çıkış" (hsiang sheng) prensibidir.[10]

Prensip, eğer her şeyin kendi yolunda gitmesine izin verilirse evrende uyumun kurulacağını söyler, çünkü dünyadaki her şey ancak ötekilerle bağlantılı olarak "kendi varlığını ifa eder". Bunun politik benzeri Kropotkin'in anarşizmidir. Bu teoriye göre eğer insanlar istediklerini yapmakta kendi hallerine bırakılırlarsa, doğalarını izleyip gerçekten kendilerini memnun eden şeyleri keşfetmelerine izin verilirse sosyal bir düzen kendiliğinden doğacaktır. Bireysellik topluluktan ayrılamaz. Yani, doğanın düzeni zorlama bir düzen değildir, varlıkların dış güçlerle uymaya zorlandığı kanunların ve yönetmeliklerin sonucu değildir. Çünkü Taocu görüşte gerçekte kesinlikle inatçı bir dış dünya yoktur. İçim dışımla birlikte doğar, farklı olabilirler ama birbirlerinden ayrılamazlar.

Dolayısıyla her şeyin "kendi yolu", evrenin, Tao’nun "kendi yolu "dur. Tüm varlıklar karşılıklı birbirlerine bağımlılıkları nedeniyle kendi başlarına bırakılıp da keyfi, yapay ve soyut düzen kavramına uymaya zorlanmazlarsa ahenkli olacaklardır ve bu ahenk Tzujan, kendiliğinden, dış bir zorlama olmaksızın gerçekleşecektir. Politik ve ticari anlamda hiçbir organizasyon organik değildir. Bu bağlamda organizasyonlar yukarıdan dayatılan doğrusal kuralların ve kanunların izlenmesi temelinde kurulurlar, yani doğanın karmaşıklığını asla kavrayamayan silsile halinde, dizili, bir seferde bir tek şeyin ifade edildiği sözcük ve işaretler halindeki kurallardır bunlar. Oysa doğa yalnızca bu doğrusal işaretleri gibi imkansız bir iş karşısında karmaşıktır. İnsan dünyasının dışında doğanın düzeni kitaplara başvurmadan sürer gider, ama bizim insanca kaygımıza göre tanımlanamayan Tao, kitaplara sokulamayan düzen kaostur.

Eğer Tao, doğanın düzeni ve yolu anlamına geliyorsa o halde bu ne çeşit bir düzendir? Lao-Tzu (mesel 25) aslında yer ve gök ortaya çıkmadan önceki Tao'nun durumu için müphem, kaotik, tumturaklı terimini kullanıyor, ama ben bunun daha önceden düzenli olan şeyler ayrıştığında gömdüğümüze benzer bir karmaşa ve düzensizlik anlamında kaos olduğunu düşünmüyorum. Daha çok hsüan, yani düzen ve düzensizlik gibi bir ayrım yapılmadan öncedünyanın özelliklerinin sınıflandırılıp isimlendirilmesinden önce derin, karanlık ve gizemli olan anlamında.

Yer ve Gök'ün aslı isimsizdir.

İsim vermek binbir şeyin anasıdır.

Hiçbir arzu (veya niyet) olmadığında Kişi gizemi görür.

Arzu varsa, kişi tezahürleri görür

Bu ikisi aynı noktadan hareket eder Ama isimlendirmeyle farklılaşır.

Özdeşlikleri hsüandır

Hsûan ötesi hsüan, tüm gizemin kapısı.14

Hsüan kaosu dünyanın herhangi bir ayrım belirlenip isimlendirme yapılmadan önceki doğası, doğanın kıpırtılı Rorschach lekesidir. Ama bir ayrım bile yapıldığında, yin ve yang veya 0 ve 1 gibi bizim matematik, fizik ve biyoloji prensipleri veya kanunları dediğimiz tüm şeyler zorunlu olarak sökün eder, yalan zamanda G. Spencer Brown'un(l) hesap sisteminde gösterdiği gibi. Ama bu zorunluluk sistemin dışından bir kuvvet veya cebir gibi görünmez. Başka türlü söylersek, Tao'nun düzeni herhangi bir şeye boyun eğiş değildir. Chuang-Tzu'nun dediği gibi "kendi kendine ve kendince var olur"; sui generistit (nevi şahsına mahsus), rzujan (kendiliğindendir) ve Tanrının unutulmuş özelliğine, özdenliğine sahiptir, yani varlığı kendindendir. Ama Tao durumunda Taonun düzeninin şekli yalnız dış zorunluluklardan bağımsız değildir aynı zamanda kendi kuralını evrene dayatmaz, sanki Tao ve evren ayrı varlıklarmış gibi. Kısaca, Tao'nun düzeni kanun değildir.

Bizim pozitif kanun dediğimiz şeye Çince tse kelimesinden daha yakın bir kelime yok, yani ne yapılabileceği ve ne yapılamayacağı ile ilgili yazılı kurallar ve listeler ortaya konup bunların izlenmesi, kitaba uygun davranılması. Hui Nan -Tzu kitabında şunları okuruz:

Göğün Taosu gizemli (hsüan) ve gizli işler; sabit bir şekli yoktur; katı kuralları izlemez (vnıtsel. Öyle büyüktür ki asla sonuna varamazsın, öyle derindir ki asla kavrayamazsın.

Ama Tao wutse (kanunsuz) olmasına rağmen açıkça fark edilen ama kitaplarca tanımlanamayan bir düzene veya kalıba sahiptir, çünkü bir sürü boyutu, bir sürü değişkeni vardır. Bu çeşit bir düzen,

15      Huai Nan -Tzu 9, çev. Needham (1),

li prensibidir. Li, bir elmasın içindeki şekiller veya ağacın damarları anlamında bir düzeni ifade eden bir sözcüktür.[11]

Bu yüzden li, kitaba uygun hareket eden mekanik ve yasal düzenden çok farklı olan organik düzen olarak anlaşılabilir. Li, bizim akan suda, ağaçların ve bulutların şekillerinde, penceredeki buz kristallerinde veya sahilde dağılmış çakıl taşlarında gördüğümüz kalıplara benzer asimetrik, tekrara ve sistematik olmayan bir düzendir. Li'ye verilen bu değer sayesinde Çin'de manzara resmi Avrupa'dan çok önce ortaya çıkmıştır. Ve bu yüzden şimdi fotoğrafçılar ve ressamlar şelaleler ve köpüklerdeki baloncuklar gibi ritmlerin tanımlanamaz güzelliğini bize göstermeye çalışıyorlar. Soyut ve nesnesiz resim bile metal moleküllerinde veya deniz kabuklarının çizgilerinde bulunan şekillere sahip. Bu güzellik gösterildiği anda hemen fark ediliyor ama neden hoşumuza gittiğini söyleyemiyoruz. Estetikçiler ve sanat eleştirmenleri güya oran veya ritm zarafetini ortaya çıkarmak için bu sanat eserlerinin üzerine Öklitçi şemalar uygulayıp bize bunu göstermeye çalışsalar da yaptıkları yalnızca kendilerini aptal yerine koymak. Baloncuklar heksagram halinde kümelendiği veya ölçülebilir yüzey gerilimleri olduğu için ilgimizi çekmez. Geometri ile ifade etme her zaman doğal formu kendisinden daha küçük bir şeye indirgenmesi, doğanın dans eden kavislerini gölgeleyen aşın basitleştirme ve katılıktır. Galiba sert insanlar kıpır kıpır olmaktan rahatsız oluyorlar, adımlarının şemasını görmeden dans edemiyorlar ve kalçaları sallamanın ayıp bir şey olduğunu düşünüyorlar. Her şeyin "hizaya girmesini", yani doğrusal düzende olmasını, li değil tse olmasını istiyorlar.

Ama suyu kim hizaya sokabilir?

Su, yaşamın özüdür ve bu yüzden

Lao-Tzu'nun en sevdiği Tao imgesidir.

En büyük iyi su gibidir

Çünkü suyun iyiliği her şeyi beslemesindedir gayret etmeden.

Bütün insanların kötü dediği yeri kaplar (en alçak seviyeyi).*

Bu yüzdendir ki dünyadaki Tao

Vadiden okyanusa inen ırmak gibidir.

Dünyadaki en yumuşak şey en katı olanı yener.

Göller ve okyanuslar nasıl yüzlere» ırmağın kralı olur?

Çünkü onlar aşağıda kalmakla iyi ederler

Bu yüzden onlar yüzlerce ırmağın kralıdır.

Dünyada hiçbir şey sudan daha zayıf değildir

Ama üstüne yoktur katıyı yenmede.[12] [13] [14] [15] [16]

Aynı şekilde Chuang-Tzu şöyle der:

Su sakinken ayna gibidir, sakalı ve kaşları yansıtır.

Su seviyesini doğru şekilde gösterir ve filozof onu kendine örnek alır. Eğer su bu şekilde sakinlikten

berraklığını alıyorsa, zihin kim bilir ne yararlar sağlar? Kutlu kişinin zihni karşılığında evrenin, tüm yaratılışın aynası olur.[17]

Suyun akışkanlığı herhangi bir çaba sonucu değildir, ama onun doğal özelliğidir. Ve üstün insanın erdemi de öyledir ki hiç uğraşmadan onun tesirinden kendisini çekecek hiçbir şey yoktur. Gök doğal olarak yüksek, yer doğal olarak katı, güneş ve ay doğal olarak parlaktır. Onlar bu nitelikleri için çaba harcar mı?[18]

Chuang-Tzu ayrıca bir şelaleye düşüp de sağ salim sudan çıkan bir adam gördüğünü anlatır. Açıklama yapması istendiğinde yaşlı adam şunları anlatır:

Yo... bunu yapmamda hiçbir özel şey yok. Başlangıçta benim asıl halim vardı, sonra alışkanlık benim tabiatım oldu ve nihayet alınyazım. Hızla dalarım suya, girdapla çıkarım sudan. Kendimi suya uydururum, suyu kendime değil. Ancak bundan sonra onunla başa çıkabilirim... Ben kurak bölgede doğdum... kendimi kurak bölgeye alıştırdım. Bu, benim aslımdı. Sulak yerde yetişince kendimi suya uydurdum. Tabiatım derken bunu kastettim. Ve böyle yapmak için bilinçli bir çaba harcamamaya da alınyazım dedim.[19]

Akan suyun kalıplan Schenk(l), Kepes(l) ve Hyghe(l) akan suyun kalıplarım kas, kemik, ağaç ve taşta anımsanacak şekilde gösterilmiş ve ilk çağlardan beri insan sanatında nasıl yer aldığı belirtilmişti. Suyun akışını izlerken herhangi bir estetik hata bulamayız; dalgalan, uçuşan serpintileri ve en ufak

ayrıntısı bile her zaman zarafetle doludur. Biz de en az yüzde seksen suyuz ve bu yüzden Taocu onun bize model olduğunu düşünür, Kuan-Tzu* kitabından önemli bir pasaj bunun delilidir (4. yy. sonlan):

Su, yerin kanıdır ve kaslarında ve damarlarında akar.

Bu yüzdendir ki suyun tüm yeteneklere sahip olduğu söylenir. Gökte ve Yerde birikmiştir, dünyanın çeşitli şeylerinde depolanmıştır . Metalde ve taşta dışta akar, yaşayan mahlukların içinde yoğunlaşır. Bu yüzden suyun tinsel bir şey olduğu söylenir. Bitkilerde ve ağaçlarda biriktiğinde bunların gövdeleri düzgün gelişir, çiçekleri uygun sayıda olur ve meyveleri tam kıvamında. Kuşlar ve hayvanlar onunla şişmanlar ve büyürler, tüyleri ve kılları parlaklaşır, üzerlerindeki şekiller ve işaretler belirginleşir. Yaratıkların potansiyellerini fark edip normlara uygun şekilde gelişmelerinin sebebi sularının iç düzeninin uyum içinde olmasıdır.

İnsan sudur ve erkeğin ve dişinin üreme elemanları birleşince sıvı şekil alır... Böylece su kadında birikir ve dokuz erdem görünür. Erkeği şekillendirmek üzere pıhtılaşır ve onun dokuz deliği ve beş uzvu belirir. Bu, onun zarif özüdür. O halde tüm yeteneklere sahip olan nedir? Sudur. Çeşitli şeyler arasında onun vasıtasıyla üretilmeyen hiçbir şey yoktur. Cncak onun prensiplerine güvenmeyi bilen doğru davranabilir.

Busebeple dünyayı dönüştürecek kutlu kişi için çözüm suda yatar. Su kirlenmedikçe insanın kalbi dürüsttür.

Su salsa insanın kalbi huzurludur. İnsanların kalbi dürüst olduğunda istekleri ahlaksızca olmaz. Halkın kalbi

Konfüçyüs öncesi zamanlarda devlet adamı olan Kuan Chung'un bir eseri olan Kuan-Tzu daha sonraki Han yorumuyla birlikte ChiHsi Akademisi bilim adamlarınca bir araya getirilmiştir. Tao ile ilgili en etkili ifadeler bu muhteşem kitapta bulunabilir. Alan Watts Kuan-Tzu ve Liu An mahkemesi bilimadamlarınca derlenmiş bir kitap olan Huai Nan Tzu kitaplarından bir kitap oluşturmaktan bahsetmiştir.

dürüst olduğunda kötülükle işi olmaz. Bu yüzden kutlu kişi dünyayı yönetirken insanları tek tek, ev ev eğitmez, onun anahtarı sudur, kendine suyu örnek alır.25

Özetlersek, Tao doğanın ve evrenin akış yoludur;(Needham'ı izlersek "organik kalıp" olarak tercüme edebiliriz) onun prensibidir ve su onun etkili metaforudur. Ama geometrik bir şemada olduğu gibi önümüze serip de Zı'yi açıklayamayız ya da onu sözcüklerin doğrusal düzeninde tanımlayanlayız, her ne kadar şimdi ben öyle yapma ikilemine düşmüş olsam da. Taonun ve kalıbının bizden kaçmasının bir sebebi de bunların aslında bizler olması ve biz de

Kesen ama kendini kesmeyen bir kılıç;

Gören ama kendini göremeyen bir göz gibiyiz.

Atomun çekirdeğini gözleyerek davranışını değiştiririz ve gözlemimizle galaksiler bizden uzaklara kaçar ve beyni anlamlandırma çabasındaki engel de bu amaç için elimizde beynin kendisinden başka aracın olmamasıdır. Nesnel bilginin karşısındaki en büyük engel bizim kendi öznel varlığımızdır. Bu konuda yapılabilecek hiçbir şey yoktur o halde, ama "varılabilir ama görülemez" varlığımızın kaynağı ve zemini olarak Taoya güvenip onunla uyumlu hareket etmekten başka.

Doğa ve yapay olan, yetişme ve yapma arasında organik kalıbı mekanik ve doğrusal kalıptan ayırt edecek herhangi bir açık yol var mı? Açıkçası, hiçbir hayvan veya bitki bir masanın ağaçtan yapıl-

25      Kuan-Tzu 39, çev. Fung Yulan (Bodde) (1), c.l, s. 166-167.

26      Zenrin Kushu 14, s.267.

ması gibi yapılmaz. Yaşayan bir yaratık çivilenerek, vidalanarak veya yapıştırılarak birbirine tutturulmuş parçalar toplamı değildir. Ağaç odundan yapılmamıştır, o odundur. Dağ kayadan yapılmamıştır, o kayadır. Tohum içten gelen bir genleşmeyle bitki olur ve kısımları veya ayırt edilebilir organları genleşmeyle eşzamanlı olarak gelişir. Tabii ki gelişen tohum çevresinden besin alır, ama bu süreç besleyici elemanların bir araya getirilmesi değildir, bitki onları emer ve dönüşüme uğratır; bir elektrik motoru veya bilgisayarda bunun eşi benzeri yoktur. Biz her ne kadar organizmaların mekanizmalarından bahsetsek de bu bir benzetmeden başka bir şey değildir. Organizmaları parçalarına ayırarak analitik yoldan incelerken sadece onların yapısının mekanik bir imgesini kullanırız. Böyle bir analiz yönlendirilmiş dikkatin doğrusal, kısım kısım inceleme metodudur, oysa canlı organizmalarda "kısım" denilen şeyler beden boyunca eşzamanlı olarak gelişir. İnsanın sınıflandırma sistemleri haricinde doğanın kısımları yoktur ve ancak ince ameliyatlarla bedenin herhangi bir kısmının yeri değiştirilebilir. Beden, neşterle, dikişle bir faya. getirilmiş cerrahi bir yapı değildir. Değişikliğe uğramış bir organizma ile parçalara ayrılabilen bir makine arasında ayrım yapmamız şart. Başka makineler üretebilen makineler bunu her zaman montajla ve doğrusal metotla yaparlar; her ne kadar bilgisayar gibi makineleri organik unsurlarla birleştirme noktasına gelmiş olsak da. Gerçekte bilgisayarda organik bir unsur hep vardı, bu da insanın kendisidir, çünkü bilgisayarın patronu ve yaratıcısı insandır.

Ama Tao, organik evrenin patronu ve yaratıcısı olarak düşünülemez. Egemen olabilir ama yönetmez. O, şeylerin kalıbıdır ama zorla uygulanan kanun değildir. Dolayısıyla Han Fei -Tzu kitabında (3. yy.) şunları okuruz:

Tao sayesinde her şey öyledir ve onunla tüm prensipler uyuşur. Li prensibi eksiksiz şeyleri ifade eder (wen). Tao, her şeyin sayesinde eksiksiz olduğu şeydir. Bu yüzden Taonun prensipleri veren olduğu söylenir. Şeylerin prensipleri varsa bir şey başka bir şey olmaz... Her şeyin kendisine ait farklı bir prensibi vardır, Tao her şeyin prensibini bir noktada uzlaştırır. Bu yüzden o hem bir şey hem de öteki şeydir ve yalnızca bir şeyin içinde değildir.27

Bu yine Kropotkin'in anarşisine benzer. Eğer her şey kendi isini takip ederse, kendi'lerini takip eden diğer şeylerle ahenkli olacaktır. Bu, yukarıdan dayatılan kuralın sonucu değil onların karşılıklı, birlikte tınlamaları (ying) ve bağımlılıkları sayesinde olacaktır.

O halde Taocular bir bütün olarak bakıldığında evrenin bir diğeri olmaksızın var olamayacak kalıpların bir uyumu veya simbiyozu olduğunu söylemektedirler. Oysa kısım kısım incelendiğinde çatışma görürüz. Biyolojik dünya her bir türün ötekinin avı olduğu birbirini yeme dünyasıdır. Ama ötekilere av olmayan bir tür olsaydı insan gibi bu tür sayıca artacak ve kendi kendini boğana kadar çoğalacaktı. İnsan öteki türleri (mesela bakterileri) yenme becerisi sonucu aşın nüfus artışına maruz kalmış, tüm biyolojik düzeni bozma tehlikesi içine düşmüştür ve kendisine zarar vermektedir. Bu sebeple dünyaya hükmetmeye çalışan kişi her şeyi ve özellikle de kendisini tehlikeye sokar.

Dünyayı ele geçirip yönetmek isteyenler

Onu yakalayamazlar

Çünkü dünya tinsel bir teknedir

Ve zorlanamaz

Zorlayan onu bozar

Yakalayan onu kaybeder.28

Chuang-Tzu'daki önemli bir kısma Lao-Tzu'dan alınan bu pasajın ışığında bakmalıyız. Chuang-Tzu burada dünyanın ve organizmaların yönetim ve düzenlenmesini tartışıyor. Öncelikle rüzgarın çeşitli delik ve gediklerde farklı sesler çıkarması ile insan kalbinin değişen halleri, duyguları ve düşünceleri arasında bir benzerlik kurduktan sonra sözlerine şöyle devam ediyor:

Eğer bir öteki olmasaydı Ben de olmazdı. Ben olmasaydı ayrım yapacak hiçbir şey olmazdı. Bu doğru gibi görünüyor. Ama bu çeşitliliklere sebep olan ne? Sanki gerçek bir Efendi var gibi görünebilir ama varlığına delalet eden hiçbir şey yok. Onun var olduğuna inanılabilir ama onun şeklini görmüyoruz. Gerçekliği olabilir ama şekli yok. İnsan bedeninin yüz parçası, dokuz duyu ve altı uzvunun hepsi de yerlerinde eksiksiz. Hangisini tercih edeyim? Hepsini eşit derecede seviyor musun? Yoksa bazılarını daha mı çok seviyorsun? Hepsi hizmetkar mı? Bu hizmetkarlar birbirlerini kontrol etmekten aciz mi, bir yöneticiye mi ihtiyaçları var? Yoksa sırayla yönetici ve hizmetkar mı oluyorlar? Onların kendilerinden başka gerçek bir yönetici olabilir mi?2

Bir kürenin yüzeyindeki her bir noktanın onun merkezi olarak görülebilmesi gibi bedendeki her organ ve kozmostaki her varlık da onun merkezi ve yöneticisi olarak görülebilir.

Bu, Hindu-Budacı karma prensibi gibidir, yani başınıza gelen her şey sizin kendi eyleminiz veya ediminizdir. Böylece mistik deneyimin veya kozmik bilincin birçok aşamasında yaptığınız şeyle başınıza gelen şey arasındaki fark, istençli ile istenç dışı arasındaki fark kalkmış gibi görünür. Bu his, her şeyin istençli olduğu duygusu olarak yorumlanabilir, yani tüm evren sizin kendi eylem ve iradenizin sonucudur. Ama bu kolayca her şeyin istenç dışı olduğu hissine sıçrayabilir. Birey ve iradesi hiçbir şeydir ve "Ben" olarak adlandırılabilecek her şey yerkürenin kendi yörüngesi etrafında dönmesi gibi kontrol dışıdır. Ama Taocu bakış açısından bu iki görüş de yetersizdir. Aynı gerçeği kutupsal şekilde ele almaktır. Yani ne bir yönetici vardır ne de yönetilen. Süregiden her ne ise aslında sadece kendiliğinden olmaktadır (Tzujan). Ne bir itiş ne de çekiş vardır, çünkü her itiş bir çekiş ve her çekiş de bir itiştir, direksiyon kullanmaya benzer bir şeydir [20] bu. O halde her şeyin bir karşılığının olduğunu söyleyen bir dünya görüşüdür, çünkü satış olmadan alış ya da alış olmadan satış, organizmaları olmayan bir çevre, çevresi olmayan bir organizma olamaz. Bu yine "karşılıklı ortaya çıkış" (hsiang sheng) prensibidir. Evren bizim bilincimizi üretirken bilincimiz de evreni doğurur ve bunun farkına varmak felsefi görüşün yin ve yangını temsil eden materyalistler ve idealistler (veya mantıkçılar), gerekircilerle özgür iradeciler arasındaki tartışmayı sona erdirir.

Çoğunluk bu evren görüşünün temel sebep-sonuç yasasını bir tarafa koyduğunu söyleyip itiraz edecektir. Yağışın azlığının kuraklığa, kuraklığın kıtlığa, kıtlığın da ölüme yol açtığını düşünürüz. Oysa yağış azlığı, kuraklık, kıtlık ve ölüm aynı olaya bakmanın veya aynı olayı tarif etmenin sadece dört yoludur. Veri, canlı organizmalarda yağış azlığı=ölüm'dür. Nedensellik kuramı sadece tanımlama amacıyla ayrıştırıp parçalara böldüğümüz bir olayın çeşitli aşamalarını birleştirmenin sakat bir yoludur. Öyle ki, kendi sözlerimizle yolumuzu şaşırıp tekrar nedensellik bağı ile birbirine bağlanması gereken farklı olaylar olduğunu düşünmeye başlarız. Gerçekte tek bir olay vardır, o da evrenin kendisidir. Nedensellik değildir dünyanın temeli.[21]

Eğer Taoculuğa ait fikirleri Batı düşüncesinin kategorileri içinde tasnif etmeye çalışırsak Taonun özel bir Tanrı olarak değil bir manyetik alan gibi bilinçsiz ama her şeye rağmen formatif bir enerji olduğu doğacı bir panteizme varırız. Benim biçimsel panteizmden anladığıma göre müstakil şeylerin ve olayların bir toplamı olarak evren, sadece Tanrı'nın bir başka ismidir, ona Tanrı demek ona hiçbir şey katmaz, ama belki bir saygı ve hürmet tavrı olduğu düşünelebilir. Taocular evrenden wan wu "bin bir şey" olarak bahsederken onun sadece ayrı nesnelerin bir araya gelmesi olduğunu ima etmezler. Şeyler (wu) öyle birleşik Tao alanındaki farklılaşmalar veya biçimler olarak varlıklar değillerdir. Bu, karşılıklı ortaya çıkma prensibinin zorunlu bir uzantısıdır.

Eskilerin bilgisi eksiksizdi. Neden eksiksizdi? Önce, onlar şeyler olduklarını bilmiyorlardı. Bu en mükemmel bilgidir, buna ekleyecek bir şey yoktur. Sonra, şeyler olduklarını bildiler ama daha aynın yapmamışlardı. Daha sonra ayrımlar yapmaya başladılar aralarında ama henüz yargıda bulunmuyorlardı. Yargılarda bulunmaya başlandığında Tao bozuldu.*1

Ve yine:

Evren bizimle birlikte var oldu, bizimle birlikte her şey birdir.

Dahası Taoyu bilinçdışı enerji olarak algılamak, onu kişisel bir yönetici veya Tanrı olarak algılamak kadar gerçeklerden uzaktır. Ama Tao kavranamazsa ki öyledir bu sözcüğe sahip olup onun hakkında hiçbir şey söylememenin ne gereği vardır? Sebebi basit, çünkü sezgisel olarak biliyoruz ki bizim ve doğanın bizden kaçan bir boyutu var, çünkü çok yakın, çok genel ve öylesine her şeyi kucaklıyor ki belirli bir nesne olarak ayırt edilemiyor. Bu boyut, bizim farkında olduğumuz tüm çarpıcı biçimlerin ve deneyimlerin zeminidir. Biz farkında olduğumuzdan bilinçdışı olamaz, biz her ne kadar onun bilincinde olmasak da yani dış bir şey olarak. Dolayısıyla ona isim verebiliriz ama hakkında tam ve eksiksiz beyanda bulunamayız. Aynen elektrik denen şeyde olduğu gibi. Onu idrak etmenin tek yolu doğanın süreçlerini ve kalıplarını gözlemektir ve zihinlerimizin sakin olmasını sağlayan meditatif disiplindir, böylece sözel yorum olmaksızın "onun" hakkında canlı farkındalığa sahip oluruz.

Bebek gözlerini kısmadan, bir noktaya takılıp kalmadan bütün gün şeylere bakar. Bu, onun gözlerinin belirli bir nesne üzerinde odaklanmamasındandır. Nereye gittiğini bilmeden gider, ne yaptığını bilmeden durur. Etrafındakilerle kaynaşır ve onlara uyar. Zihinsel sağlığın prensipleri bunlardır.[22]

 

 

[1]        Lütfen 3. dipnota bakın.

[2]        Bu bağlamda hsin ’in zihin, düşünce veya gönülden çok bilinçlilik olarak çevrilmesi gerekiyor. Ama bu bile yetersiz. Sıradan bilinç dünyanın doğal bir şekilde hissedilmesidir; tıpkı daha konuşmasını bilmeyen bir çocuk gibi.

[3]        Bu yüzden Ch'an ustası Yün-men'e "Tao nedir?" diye sorulduğunda cevabı tek bir kalime olur: chü yani git, devam et, işine git. Bu duraksamadan tereddüt etmeden dosdoğru ilerlemek anlamındadır, mo chih chü deyişinde olduğu gibi.

* Taoculuk ve Budacılıkta yasa veya evrensel yol anlamına gelen Ji karakteri basitçe iki karakterden oluşur, J su ve i gitmenin birleşimidir. Bu yüzden Suyun Yolu: Tao Çince karşılığı telgraf gibi çevrildiğinde Tao-Su-Gitmek-Akmak-Su olacaktır.

[4]        Lao-Tzu 34.

[5]        Chuang-Tzu 6, s. 117. Sonsuzluk ile bitmeyen zaman, ve Baba-Tanrı imajı ile olan karşıtlıklarına dikkat edin.

[6]        Lao-Tzu 28.

[7]        Lao-Tzu 28.

[8]        Lao-Tzu 26.

[9]        Wittgenstein (1), 6.35.

[10]      Lütfen 12. nota bakın. Ayrıca Chuang-Tzu, s.52.

[11]      8u kısım hem doğal hem de insana ait kanunlar hakkında Batılı ve Çinli görüşler arasındaki farka adanmıştır. Her ne kadar li felsefesi olgunlaşmış bir şekilde Chu Hsi tarafından formüle edilmişse de, kelime Chuang-Tzu kitabında otuzbeş defa geçer.

[12]      Lao-Tzu, 8.

[13]      Lao-Tzu, 32.

[14]      Lao-Tzu, 43.

[15]      Lao-Tzu, 66.

[16]      Lao-Tzu, 78.

[17]      Chuang-Tzu 13, çev. H. A. Giles (1), s.157-158.

[18]      Chuang-Tzu 21, çev. H. A. Giles (1), s.268.

[19]      Chuang-Tzu 19, çev. H. A. Giles (1), s.239-240 Lieh-Tzu 2 ve 8.

[20]      Ama öteki çevirmenlerin son sözcüğü nasıl kısalttıklarına bir bakın. "Sanki aralarında gerçek bir Efendi olması lazımmış gibi görünüyordu" (Watson). "Tabii ki onların hepsine tesir eden bir can vardı" (H.A.Gües). "Sizi temin ederim ki orada gerçek bir hükümdar var" (Ware). "Aralarında gerçek bir idareci olmalı" (Legge). Ben şöyle tecüme ediyorum: "Onların gerçek idarecileri yalnızca buradadır" daha önceki cümleye gönderme yapıyor. "Sırasıyla idareci ve hizmetkâr olurlar mı?"

[21]      İngiliz morfolojist ve bilim felsefecisi Lancelot Law Whyte 1972'de ölümünden kısa bir süre önce bana baskı ve kuvvetlerin etki ve tepkilerinin ölçümündense kalıpların açısal ölçümünün dünyanın tanımlanmasında daha etkili olduğu fikri üzerinde çalıştığını söylemişti. Bu tema ile ilgili çalışması Bibliyografya'da belirtilmiştir.

[22]      Chuang-Tzu çev. Lin Yutang, s.86.

 

 

 

 


 


Ana Sayfaya Dönmek İçin Tıklayın 

  www.aymavisi.org  
 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 
 + Büyüt | - Küçült  
Felsefe