Tao Öğretisi

Doğan Kuban


Çin toplumunun geleneksel dünya görüşünün temelini oluşturan üç yapıt vardır: Lao Tzu’nun Tao Te Ching adlı yapıtı ve Konfüçyüs'ün Analects’i. Son ikisi Çin kültürünün Budizm’le buluşmadan önce yarattığı iki felsefe okulu olarak kabul edilir. Lao Tzu ve Konfüçyüs'e toplumcu ve ahlakçı filozoflar olarak bakmak olasıdır.

Konfüçyüs yaşamının kronolojisi bilinen bir düşünürdür. Lao Tzu ise ondan biraz daha önce, genelde İÖ 6. yüzyılda yaşadığı düşünülen, fakat bu bağlamda tarihsel verilerin tartışmalı olduğu destansı bir kimliktir. Yine de Tao öğretisi kişisel bir felsefe olarak “her Çinli bir Taocu’dur” dedirten, Çin kültürü ve sanatıyla kişi temelinde buluşan yaygın bir öğretidir. Çinlilerin yaşamında önemli bir yer tutar. Daha sonraki gelişme aşamalarında (İÖ 5. ve 4. yüzyıllardan sonra) dini bir karaktere bürünmüşse de bu aşamanın Lao Tzu ve Chuang Tzu öğretileriyle ilgisi yüzeyseldir. Tang hanedanı döneminde resmi dini Taoculuk olmuşsa da, J. Legge’nin söylediği gibi, Lao Tzu, Chuang Tzu ve Lieh Tzu'dan sonra Tao öğretisi simya, ölümsüzlük iksirleri, ilmi nücum, bazen öbür dünyayla uğraşan bir boş inanç karmaşasına dönüşmüştür. Fakat Tao öğretisi Budizm'le etkileşim içinde Chan (Japonca Zen) öğretisinin ya da Zen Budizmi’nin temelini oluşturmuştur.

Uygulamalarıyla Çin kültürünün gelişmesine katkıda bulunan, toplumun sosyal ahlaki normlarını düzenleyen Konfüçyüs öğretisinin karşısına, sadece doğanın düzenine uymayı öneren Tao öğretisi çıkar. Kişisel ve başkaldırıcı bir öğretidir. Fakat Çin tarihi ve uygarlığı üzerinde uzmanlaşan Çinli ya da Batılı düşünürler Çin kültür ve uygarlığının bu iki öğretisinin birbirlerini dışlamayan bir davranışlar bütünü oluşturduğunu kabul ederler.

Konfüçyüs öğretisinde dört önemli özellik vurgulanır: insanlık, hak, bilgi, töreler ve törensel yaşam. Tao öğretisi kişinin doğaya uygun hareketleri dışında kural tanımadığı için kişisel, nihilist ve anarşist görünür. Aslında Tao öğretisi okuma yazma bilmeyen köylü halk için değil, bilge olmaları ya da oldukları düşünülen idareci sınıf için düzenlenmiş aristokratik bir öğütler bütünüdür. Tao Te Ching de İslam geleneğindeki Nasihatname türü bir yapıt olarak kabul edilebilir.

Konfüçyüs öğretisi dünyayı değiştirmeyi öngörür. Batılı anlayışa daha yakındır. Lao Tzu içinse doğa güçlüdür. Tao'nun yolu doğanın yoludur. Bunun yöntemi de ona uymak, yani onun gibi davranmaktır. Günümüzde doğaya ve dünyaya egemen olmuş bir insanlık için bu istek anlamsız görünür. Fakat 2500 yıl öncesinin koşullarında Lao Tzu öğretisi rasyonel bir dünya yorumudur. Kaldı ki doğal koşullar bugünün insanı için de zorlayıcı olmayı sürdürüyor. Tao Te Chingin o zaman için önerdiği davranışların bugün de geçerli olanları var.

Çu dönemi (İÖ 2. yüzyıl ile 3. yüzyıl arası) görece düzenli bir idare dönemidir. Lao Tzu bu dönemde yaşamıştır. Ve Çin tarihinin ilk bilge kralı, Çu hükümdarı Ven bu dönemde ünlenmiştir. Fakat Han dönemine kadar büyük bir devlet örgütlenmesinden söz etmek zordur. Bu dönem daha eski dönemlerden kalan pek çok küçük, yerel devletçiğin yaşadığı bir dönemdir. Tao öğretisi, Çin tarihinin bu geçiş döneminde, eski feodal düzenin yıkıldığı bir çağda, ekonomik ve politik kargaşa ve güvensizlik ortamında, çok az gelişmiş bir toplum düzeni ve teknolojinin ilkel bir aşamasında, doğa yorumu ve yaşamın doğa düzenine uyma zorunluluğu üzerinde temellenen bir dünya görüşü ve ona dayalı bir yaşam programı olarak görülebilir.

Lao Tzu öğretisini Tao Te Ching’de anlatmıştır. Bu kitabın Lao Tzu tarafından mı yazıldığı, yoksa bir derleme mi olduğu konusu Çinli ve Çinli olmayan uzmanlar arasında hala tartışılmaktadır. Fakat dünyanın yabancı dillere en çok çevrilen kitaplarından biri olan Tao Te Ching artık standartlaşmış 81 bölümlük düzeniyle bazen Lao Tzu, bazen Tao Te Ching adı altında Çinliler ve dünya insanlarının düşünceleri üzerinde hala etkili olmayı sürdüren büyük bir yapıttır.

İnsanoğlunun ekonomik ve inançsal gruplara ayrılarak birbirini öldürdüğü, işkence ettiği, aç bıraktığı ve nüfusunun yedide biri açlık sınırında yaşayan bir dünyada yaşıyoruz. Bugün Lao Tzu'nun fakir ve ilkel, olasılıkla şaman dünyasını hayal etmemiz bile mümkün değil. Yapıt şiddet düşmanı, silah taşımayan, alçakgönüllü, mal mülk sahibi olmaya yanaşmayan bir insan idealini sunar. Tao insanı bugün dünyada gördüğümüz her şeyin tersini temsil ediyor. Lao Tzu böyle davranmayan insanları doğanın cezalandıracağını söylüyor. Gerçi onları cehennemde yakmak gibi bir tehdidi yok. Cennetten de söz etmiyor. Kaldı ki önerdiği dünya kendi çağında da gerçekleşmemiş. Lao Tzu, gerçekçi görünmese bile, insancıl rasyonalizmi temsil eden en büyük düşünürlerden biridir. Bu dünyaya geldiğine bile şaşılacak bir bilge insan. Kimse dünyada onun önerdiği bir düzeni olasılıkla göremeyecek. Ama insan düşüncesinin böylesi yüce bir mertebeye 2500 yıl önce ulaştığını düşünmek bile cesaret vericidir. Bugün silahsız bir toplumdan söz edemiyoruz. Oysa 2500 yıl önce bu Çinli düşünür insanlık için bugün de hala geçerli öğütler içeren bir taslak önermiştir.

İnsana umut veren olgu Lao Tzu'yu bugün de anlamaya devam etmemizdir. İnsanlar farklı zaman dilimlerinde de birbirlerini anlıyorlar. Kavramlar kendi kültür ortamlarında, başka koşullarda gelişmiş olup değişik adlarla anılsa da benzer düşüncelere temel olabiliyor. İnsanlar arasında tarih ve coğrafyadan bağımsız olarak var olduğunu gördüğümüz bu anlaşma olağanüstü bir insan yeteneğidir. Bütün dünyayı tarih boyunca dolaşabilen düşünceler uygarlık denen şeyi yaratıyorlar. Uygarlık toplumların üzerinde bir bulut gibi dolaşan düşünsel ve davranışsal bir atmosferdir. Bu besleyici bulutu Tao Te Ching gibi öğretiler oluşturuyor.

Lao Tzu'nun öğütleri geleneksel Çin uygarlığının diyalektik bir karşıtlaşma üzerine kurulmamış olmasını da yansıtır. Çin düşüncesi karşıtlaşan tezler üzerine değil, bütünleşen karşıtlıklar üzerine kurulmuştur. Taoizm öğretisi doğanın varlığının kabulü üzerine kuruludur. Fakat bu bilimsel bir gözlemden çok bir “izleme”dir. Olayların nedeni aranmaz. Çinli bilgeler Thales gibi sorular sormazlar. Tao düşüncesinin doğayı idealize ettiği söylenebilir. Fakat dini bir karakter taşımaz. Lao Tzu ve Chuang Tzu'nun yaşadıkları çağın hikayeci ve öğüt verici düşünce üslubunu Aristoteles’ten sonra gelişen sistematik felsefi, düşünce geleneğiyle karşılaştırmak anlamsızdır. Fakat Batı dünyasının aynı dönemlerde yaşamış Herakleitos ve Sokrates gibi düşünürleri ile Tao öğretisini doğa ve insan ilişkileri bağlamında karşılaştırmak ve değişik eğilimleri ayırt etmek öğreticidir. Herakleitos “aynı ırmakta iki kez yıkanılmaz” deyimiyle ünlüdür. Bu bilimsel bir gözlemdir. Fakat bundan bir genelleme yapılamaz. Çünkü bir gölde iki kez yıkanılabilir. Herakleitos'un sözü sürekli değişme için güzel bir metafordur. Fakat değişenler ile değişmeyenler ya da öyle algılananlar arasında niteliksel bir fark olduğunu belirtmez. Buna karşılık, değişen ve değişmeyenin aynı sistemin birbirlerini bütünleyen öğeleri olduğunu vurgulayan Yin-Yang mantığı bu bağlamda daha tutarlıdır. Herakleitos'un ahenksizlik gördüğü yerde Lao Tzu karşıtların birliğini görmüştür. Kaldı ki değişmeyi bir ana süreç olarak görüp her olgunun arkasında belki de ateş olduğunu düşünmek ve bunu ilahi bir düzen olarak ileri sürmek kendi kendisiyle çelişmektir. Doğa karşısında Lao Tzu gibi saygılı bir cehaletle susmak yerine doğanın işleyişine ilişkin hipotezler geliştirme çabası Batı'da bilimin gelişmesinin kışkırtıcı bir bileşeni olmuştur.

Sokrates öğrenmeden yanaydı, Lao Tzu ise bilgiyi fesat kaynağı olarak görüyordu. Gerçi Atina mahkemesi Sokrates’i gençleri tanrılarına karşı kışkırtmak üzere bilgilendirdiği için ölüme mahkûm etmişti. Mahkeme onu her şeyi sorgulamakla suçluyordu. Ne var ki bu tutum Batı düşüncesinin temelini oluşturmuştur. Sokrates’in amacı gerçeği sorgulamaktı. Lao Tzu’nun öyle bir amacı yoktu. Doğayı sorgulamamıştır. Fakat ortak oldukları düşünceleri de vardır. Sokrates de Lao Tzu gibi başarı ve üne, gösterişe karşıdır. Alçakgönüllülük, dostluk ve cesaretten yanadır. Lao Tzu gibi Sokrates de kendini dünya karşısında cahil kabul eder.

Lao Tzu’nun insanlara (yani yöneticilere) öğütleri hiçbir felsefi, soyutlama içermez. Doğanın sürekli yinelenmesi Tao’nun işleyişinin gösterilerinden biridir. Schopenhauer Eflatun’un yaptığının doğanın tümel bir kopyasının soyutlaştırılması olduğunu ve Francis Bacon’un da felsefenin gerçeği bulması için doğayı izleyerek onun bir kopyası ve yansıması olması gerektiğini yazdığım anımsatır (Schopenhauer, 1966, s. 83). Bu tür ifadeler çağımız felsefesinde de vardır. İngiliz ahlak kuramcısı ve filozofu George Edward Moore (1873-1958), oldukça karmaşık ve olumsuz da olsa, doğadan esinlenen bir ahlak fikrini işlemiştir (Moore, 1903). Bu tür benzerlikler Lao Tzu’nun yapıtını ne Francis Bacon’a ne de Moore’a yaklaştırır. Lao Tzu’nun doğayı temel alan öğütleri ne felsefedir ne de natüralizm. Burada sözü edilen, insanın ve toplumun davranışlarının doğal oluşumları zorlamaması öğütlenen pratik olgulardır. İnsan doğayla bütünleştiği oranda doğru davranır. Bu öğreti Batılı felsefe deyimiyle mutlak bir natüralizm olarak görünse de gerçekte basit toplumsal gözlemlere dayalı davranışsal öğütlerdir.

Tao öğretisinin ilginç bir özelliği daha var: Kitapta doğanın en etkili ve karakteristik öğeleri olan dağ, orman, ağaç, ırmak, çiçek, kuş yoktur. Bunlara verilen hiçbir duygusal, estetik referans yoktur. Hiçbir romantik sempati metne yansımaz. Kitaptaki metaforlar hiçbir estetik ifade içermezler. Bu yapıtı kurulaştırdığı kadar özgün kılan bir tutumdur.

Kuşkusuz bu öğretinin gelişmiş bir felsefe sözlüğü ve üslubu olamazdı. Lao Tzu toplumsal örgütlenmenin doğaya uyumu kolaylaştırmadığını ve toplum kurallarıyla yaşamanın insanın doğaya uyum yeteneğini körelten davranışlar getirdiğini düşünür. Bu önerileri ya da öğütleri o çağın koşulları içinde değerlendirmek gerekir. Fakat bugün de geçerli olanların varlığı şaşırtıcıdır.

TAO ÖĞRETİSİNİN TEMEL KAVRAMLARI

Tao

Tao yer ve gökten önce var olan bir kaos ya da bir kaotik düzendir. Bu duruma sırlı yerine “bilinemezlik” denilebilir. Çevirilerde kullanılan sırlı sıfatı “bilinmeyen, bilemediğimiz” olarak anlaşılmalıdır. Mistik içerikli romantik “sır” sözcüğü Batılı çeviricilerin kendi geleneklerinden yansıyan yorumlardan kaynaklanmaktadır.

Tao sözcüğü kendisine takılabilecek pek çok sıfata karşın Konfüçyüs'ün Analects’inde sadece basit “yol” anlamında kullanılmıştır. Ve ondan önceki Çin metinlerinde de bu anlama gelir (bkz. Waley, 1938). Tao Te Ching’de de bir yaratıcı değil, bir işleyiş sistemi olarak anlaşılmalıdır. Gerçi uçsuz bucaksız bir evrende, insanın sonsuz bir güç olarak algıladığı doğanın tanımı şaşırtıcı değişimler gösterebilir. Fakat bilinmesi gereken, Tao'nun bir tanrı olmamasıdır. Tao öğretisinin bütün özgünlüğü de burada yatar. Onun için Batılı okuyucuya tanrı imgesi verilmemesi önemli bir çeviriyorum sorunudur.

Tao Te Ching’de Tao her şeyin kendisinden olduğu bir düzenin adıdır. Tao sonsuzdur. Değişmez. Ne işitilir ne görülür, fakat her şey ona uyar. Doğada varlıklar, süreçler ve biçimler kendiliğinden oluşur. Tao bu doğal yaşamın yolu, yordamıdır. Tao’ya ana denir. Çünkü her varlık onun kurallarına göre dünyaya gelir. Fakat burada “ana” sıfatının İsa’nın anası Meryem'in nitelikleriyle bir ilişkisi olmadığını anımsamak gerekir. Eğer Lao Tzu ve Chuang Tzu okunur ve Batilı monoteist önyargılardan uzaklaşılırsa, Tao’nun evrendeki yaşamın tümünün kuralları ve işlemesi olduğu anlaşılır. Tao'nun kimliği bağlamında Chuang Tzu'nun yazılarındaki bir diyalog aydınlatıcıdır.

Tung Kwo Usta Chuang Usta'ya sorar:

         Tao dediğiniz nerede bulunur?

         Her yerde.

         Daha belirgin bir örnek söyle.

         Bu karınca'da.

         Daha alt düzeyde bir örnek.

         Şu ot’ta.

         Daha alt düzeyde bir örnek.

         Şu çanak’ta.

         En düşük düzeyde bir örnek.

         Şu tezek’te.

Böyle bir şey Batı dünyasının monoteist dinleri için bir küfürdür. Tao evrenin, varlığın her boyutta kurgusu, mekanizmasıdır. Termodinamiktir, mekaniktir, yerçekimidir, dokudur, renktir, evrenin işleyişidir. Fakat evrenin yaratıcısı değildir. Kurgusudur. 2500 yıl önce Lao Tzu karşısındaki uçsuz bucaksız dünyayı (yeri ve göğü) hiç hayale kapılmadan, hayali kurgular icat etmeden, bilimden önceki bilinmezliğiyle algılamaya çalışmış ve insanlara doğaya uyarak yaşamayı önermiştir.

Lao Tzu hemen hemen aynı dönemde yaşamış Yunanlı filozoflar gibi dünyanın esasının su, ateş ya da hava olduğunu savlamaz. Tanrılar da icat etmez. “Bu gördüğün evrenin bir düzeni var; adına Tao (yol) diyelim” der. “Aslında bu düzenin adı yok, cismi yok, yeri yok" der. Tao adsızdır. Tao Te Ching'in 25. şiiri bunu anlatır:

Gök ve Yer’den önce tanımsız fakat bir araya gelen bir şey vardı.

Sessizdi, boştu!

Kendiliğinden var olan, değişmeyen, her şeye nüfuz eden, tükenmeyen bir şey.

Ona her şeyin anası diyebiliriz. Adını bilmiyorum. Ona Tao (yol) diyorum.

Bu kavramı bir kategoriye sokmak istersem ona Büyük Tao da diyebilirim.

Büyük sınırsıza uzanır. Sınırsıza uzanmak çok uzaklara varmak demek. Uzaklara varmak yakına gelmek demek.

Tao'da dört büyüklük var: Tao büyük, Gök büyük, bilge kral büyük, insan büyüle

İnsan yasalarını Yer'den alır, Yer Gök’ten alır, Gök Tao’dan alır. Tao yasası kendinde olandır.

Lao Tzu bunu "Tao yasası kendinde olandır" diye özetlemiştir. Chuang Tzu bunu daha kısa söyler: "Başlangıçta boşluk vardı. Ad verilecek bir şey yoktu."

Daha önce de var olan Tao sözcüğünü evrenin işleyişinin ilkesi ve bir öğretinin adı ve simgesi haline getiren Lao Tzu’dur. Tao öğretisi insanın ve devletlerin davranışlarını doğaya uyum içinde yönlendiren ilkel bir felsefi öğretidir. Yöneticilerin ve insanların doğanın işleyişine uygun davranışları konusunda ahlaki-felsefi öğütler içerir.

Çin'de bütün dinsel öğretilerde temel bir kavram olan Tao sözcük olarak yol demektir. Taoizm Tao’nun Yolu anlamına gelen “Tao Chi"nin çevirisidir. Başka bir deyişle, Tao sözcüğünün tanrı kavramıyla ya da insanla ilişkisi yoktur. Tao, yani evrenin işleyişine dayalı ahlak, doğanın yolunun insan boyutundaki uzantısı olarak açıklanabilir. Tao özel bir olaya indirgenemez. Bir varlık değildir. Tek bir ilke de değildir. Tao doğrudan yol gösterici de değildir. Doğanın işleyişinde niteliklerini anlayabildiğimiz ya da yorumlayabildiğimiz ilişkilerin tümü Tao'nun yolunu tanımlar. “Yaşamın varlığını sağlayan mekanizma" herhalde en doyurucu tanımdır. Tao Te Ching kitabının başındaki sırlı söz “Tao dediğimiz asıl Tao değildir. O değişmez. Adı da olmaz. Değişmeyen Tao Yer ve Gök’ün başlangıcıdır" cümleleridir.

Lao Tzu bir bilim adamı duyarlılığıyla konuşur. “Dünyanın nasıl yaratıldığını bilmiyoruz. Yaratanı da bilmiyoruz. Ama insan da dünyanın parçası olduğuna göre, yapacağı şey doğaya uymaktır" der. Lao Tzu ve Chuang Tzu ne Tao’ya tapmaktan ne rahipten ne tapmaktan söz ederler. Tao bir yaşama düzenidir. Tao Te Ching’de Tao'nun yaratılanlarla ilgilenmediği yinelenir. Gerçi 62. şiirde Tao’nun kötü insanı da koruduğundan söz edilir. Fakat bu Tao’nun insanları gözleyip aktif olarak koruduğu anlamına gelmez. Doğada iyi ve kötünün eşit varoluşunun ifadesidir.

Tao’da sadece potansiyeller vardır. Her şeyi harekete geçiren onun gücü olduğu halde fiziksel bir özelliği yoktur. Eskimez, tükenmez, değişmez. Sınırsızdır. Her şey ondan kaynaklanır, bağımsızdır. Bunlar doğanın özellikleridir.

Herhangi bir şeyin oluşu (nesne ya da hareket) Tao’ya uyar. Bu kendiliğinden işleyen bir mekanizmadır. Tao varolanın kurgusudur. Bu bir şey yapmadan her şeyin oluşu, Tao’yu tanrı ya da varlık olarak görmek isteyenlerin anlayamadıkları bir şeydir. Bu nedensellik kavramının reddi gibi gözükür Batılıya. Oysa bu doğanın düzeninin adıdır. Bu düzen Te’de ad alır ve kaostan doğaya dönüşür.

Tao kavramı insan ve evrenin geleceğiyle ilgili değildir. O bir doğal düzendir. Lao Tzu insanlara anlatmak için yaratıcı, ana, kapı gibi metaforlar kullanmıştır. Fakat bütün olarak ifade edilen bu sıfatlar Batınların onlara verdiği anlamları içermez. Lao Tzu’nun "Te ile Tao’nun varlığını hissediyorum ama Tao’yu yani evrenin en koyu sırrını bilmiyorum" demesi bu bağlamda aydınlatıcıdır. Bu açık sözlü bilgisizlik itirafı kaosun insan tarafından anlaşılamaması olgusundan başka bir şey değildir. Bugüne uygun bir ifadeyle, doğanın nasıl çalıştığını bilmediğimizi söyler.

Tao'nun temel tanımı olan "yol" bütün kültürlerde sihirli bir sözcüktür. Bir yere ulaştırır. Bir çözüm simgesidir. Her olguyu yönlendiren yol güzel bir metafordur. Konfüçyüs öğretisinde "yol" geçmiş kralların idealize edilmiş yaşam düzenidir. Tao öğretisinde ise doğanın düzenidir.

Tao özel bir olaya indirgenemez. Doğanın işleyişinde izleyebildiğimiz ve anlayabildiğimiz ya da sezgiyle farkına vardığımız kurgu ve işleyişlerin tümü Tao’nun yolunu tanımlar. Onun için bu çeviride yaşamın tümel kurgusu bir çalışma düzeni olarak yorumlanmıştır.

Lao Tzu bildiği kadar konuşan bir düşünürdür. Dünyanın yaratılmasındaki sırlı güçlerden söz etmemiştir. Dünyayı anlatmak için hikayeler icat etmez. Onun tanımlanamayan düzeni ya da düzensizliği, bilinen dünyayı yarattığı için “ana" sıfatı da taşır. Fakat Tao’nun eşanlamlısı olarak kullanılan bu sıfatın da insanlarda olumlu tepkiler uyandırmaktan öte bir anlamı yoktur. Tao'nun bu adlar, sıfatlar arkasında kalan karakteri, yani bilinmezliği ve tanımlanamaması özellikle Batılıları Tao öğretisine bir mistisizm olarak bakmaya zorlamıştır. Fakat tanrı olmayan yerde mistisizm bulmak olanaksızdır. Tao'nun en belirgin tanımı tanımlanamamasıdır.

Tao'nun biçimi, sesi, rengi, kokusu yoktur. Fiziksel varlığın hiçbir özelliğine sahip değildir. Tao ile insanın buluşması söz konusu değildir. Çünkü Tao zaten insanı içerir (Mode, 197 s. 78-79).

Lao Tzu’nun tavrı bilim öncesi rasyonalizmdir. Akılla kavrayamadığı düzene ve kurgulara tesadüfi adlar vermiştir. Tao da öyle bir addır. Fakat adlardan önceki şeylerin adıdır. Evrenin kurgusu varlıklarla birlikte kurulmuştur. Biçim ve kurgu birlikte oluşurlar. Çünkü tekerlekler olmadan araba olmaz. Alçakgönüllü insanın davranışlarından esinlenen metaforlar Tao Te Ching’in ilginç bölümleridir. Örneğin Tao alçakgönüllüdür. Bir varlık olmayan Tao için bu anlamsız bir sıfattır. Fakat Tao Te Ching’de gözlendiği kadarıyla, Tao’yu anlatmak için Lao Tzu’nun ona verdiği sıfatlar insanların bildikleri, anladıkları ve Lao Tzu’nun da sahip olmalarını istediği niteliklerdir. O çağın insanlarına evrensel mekanizmayı anlatmak için kırsal yaşam ortamında bunlardan daha yakın ve öğretici sözcükler kullanılamazdı.

Doğada yinelenme Tao'nun gösterisidir. İnsan doğayla bütünleştiği oranda doğru davranır. Bu Batılı felsefe deyimiyle mutlak bir natüralizmdir. Taoizm henüz mekanizmaları anlaşılamamış zorba bir doğaya karşı bazen kötümserlik (daha doğrusu çaresizlik) olarak görülen bir uyum gerekliliğinden söz eder. Bu tanrısal bir müdahale değildir. Tao öğretisi toplum kurallarıyla yaşamanın insanın doğaya uyum olanağını azaltan davranışlar getirdiğini kabul eder. Bu düşünceyi de 2500 yıl önceki koşullar içinde değerlendirmek gerekir. Tao ne söyler ne öğretir. Doğanın çalışmasını en uygun örnek olarak gösteren Lao Tzu’nun sözünü doğanın örnek alınması yerine emri olarak anlamak yanlıştır. Bunlar öğütlerdir. Korkutucu değildir. Lao Tzu çağının insanlarına basit istekler öğütlüyordu. Azla yetinmek de bir doğal zorunluluktu.

Bugün nüfusu giderek artan, kaynakları azalan bir dünyada da başka çare yok görünür. Fakat azla yetinmek ancak sevgi temelinde gerçekleşecek bir davranıştır. İnsanların birbirinin gözünü oyduğu kapitalist düzen ise her gün daha çok isteyen bir tüketim felsefesi üzerine kurulmuştur.

Te

Chuang Tzu "Gök ve yeri saran şey Tao’dur. Yer ve gökle ahenk içinde olan (yani o yasalara göre çalışan) TE’dir” der. Te doğanın insan tarafından algılanan kimliğidir. Tao ile düşünüldüğü zaman bir varlığın, bir nesnenin temel özelliği ve karakteri anlamına gelebilir. Tao’nun varlığının bölünemez oluşu ve bilinemezliğine karşı (TE) doğanın bütün bilinen ve tanımlayıcı özellikleridir. Bir bakıma TE insan tarafından görülen ve algılanan ve görüntüsü arkasında Tao yolunun olduğu bilinen dünyadır.

Doğayı izlemek, her gün doğayı daha fazla öğrendiğimiz için göreceli bir bilgidir. Bu göreceli olma her an yeniyi görmeye hazır olma, değişmezleri dışlama olarak anlaşılabilir. Bu, düşüncenin ulaşabileceği en büyük özgürlüktür. Ve bu dünyaya bilimsel bir yaklaşımdır.

Varlığın tümü insan için bir sır olmaya devam ediyor. Fakat onu görülebilen yönleriyle (doğa ve doğa olayları) ki buna insan da dahil TE temsil ediyor. Onun için varlıkta güç varsa TE güçtür. (Arthur Waley TE'yi güç diye çevirmiştir.) Kötülük, iyilik, çirkinlik, güzellik TE’nin özellikleridir. TE bitkileri, çiçekleri, doğumu, ölümü her şeyi içerir. İnsanların alçak ve yüksek vasıfları, hırsız, haydut, cahil, bilge onun içerdiği olgulardır. Görünen dünya TE'nin kapsadığı şeydir. TE her şeyin özelliği, karakteridir.

Tao öğretisinde her şey kendiliğinden gelişir. Doğa mükemmel çalışan bir makine gibidir. Bitki, hayvan, insan dünyası doğaya uygun olarak yaşar. Belki günümüzün sorunu da insan toplumunun doğaya ne ölçüde hayır diyebileceği, ne ölçüde evet demesi gerektiğidir. Bu bir Yin-Yang dengesidir.

Yaşamın bütün öğelerinin, yani doğadaki her şeyin kendi karakterine (TE) uygun hareket etmesi ve bunlar arasındaki ahenk (Duyvendak buna "sırlı potansiyel" der) insanın bozmaması ve uyması gereken bir olgudur.

Tao ve Te ilişkisi benzetmeler, metaforlarla anlatılabilir (bkz. Capra, 1977). Bir makine bazı mekanik ilkelere uyarak çalışır. Bu ilkeler kendi aralarında ahenk içindedirler. İlkeler (bir ya da çok) parçaya bölünmez. Makine ise parçalardan oluşur. Bir tekerlek döner, su değirmeni çalışır. Fakat suya bu gücü kazandıran ilkeleri Lao Tzu bilmiyordu. Ama değirmen çalışıyordu. Değirmene ilişkin bütün bilgiler TE’de bulunuyordu. Fakat suyun gücüne ilişkin her şey sırlıydı, yani bilinmiyordu. Bu sırlar Tao’da saklanıyordu. Burada Tao bir imge niteliğine bürünmektedir. Sürecin doğası adsız ve tanımsızdı. Bilinmeyene bilinmeyen demek Lao Tzu’nun rasyonalizmi diye tanımlanan davranıştır.

Tao ile birlikte düşünüldüğü zaman Te bir varlığın, bir nesnenin temel özelliği ve karakteri anlamına gelir. Tao’nun bilinemezliğine karşı (TE) doğanın bütün bilinen ve tanımlayıcı özellikleridir. Bir bakıma TE insan tarafından görülen ve anlaşılan evren dilimidir.

Ne var ki ne Lao Tzu’nun ne de Yunanlı filozofların düşünce ve öğütleri insanların birbirlerinin boğazına sarılmasına engel olamadığına göre, insan ve toplum davranışları en büyük bilinmezler olmaya devam ediyorlar. Onun için Lao Tzu’nun öğütleri değerlerini koruyorlar. Doğayı izleyen ve anlayanlar davranışlarını daha akıllıca planlayabilir.

Rönesans’tan bu yana insan merkezli olduğu söylenen Batı düşüncesi, bilimin olağanüstü gelişmesine karşın, insana Lao Usta kadar anlayışla yaklaşamamıştır.

Wu Wei

Wu Wei Çince hareketsizlik demektir. Tao Te Ching’de doğal bir sürece müdahale etmemek anlamına gelir. Bu hiçbir şey yapmamak anlamına kuşkusuz gelmez. Olayların doğal seyrini izlemesine engel olmamak olarak anlaşılmalıdır. Kısaca Wu Wei doğanın var olan yasalarına uymak demektir. Başka bir deyişle, olayların kendiliğinden oluşması ya da değişmesine müdahale etmemektir. Wu Wei Tao’yu simgeler. Çünkü evrenin doğal yolunda gitmesi için işleyişine engel olan hiçbir şey yapmamalıdır. Onun için Tao’nun bir şey yapması gerekmez. Tao bir yapıcı değildir. Lao Tzu’nun bütün çabası nasıl yaratıldığını ve nasıl çalıştığını bilmediği bu doğal düzenin sürüp gitmesi için ona müdahale edilmemesi gerektiğini anlatmaktır. Wu Wei temelde budur.

Bu bağlamda insandan istenen sadece doğaya karşı çıkmamaktır. Bitkiler, hayvanlar zaten doğalarına uygun olarak hareket ederler. Fakat insanın yaşamında bu hareketsizlik değildir. Evinin önü karla kapanınca insan karın erimesini bekleyemez. Karı kürer. Burada insan karın erimesini doğa gibi bekleyemez. Bu insan için gerekli enerjiden fazlasını kullanmamak ve doğanın olanaklarından yararlanmak anlamına gelir. Tao Te Ching'de bilge yöneticilere verilen öğütler Wu Wei içerir. Bilge yönetici bir şey yapmadığı için toplum düzeni kendiliğinden daha iyi çalışır. Dünya işlerinde gereksiz müdahalenin yararı olmadığı, tarihte çok görülmüş bir olgudur. İnsan etkinliklerinin doğal dengeyi bozması gibi artık çok iyi bilinen olgular Wu Wei ilkesine yeni içerikler kazandırmaktadır.

Wu Wei doğaya uygun yaşamaktır. Tao öğretisinde insan doğa yasasına göre yaşarsa yaşamı barış, denge ve çevreyle uyum içinde geçer. Bu Tao öğretisinin çekirdeğidir.

Yin-Yang

İnsana, doğaya ve topluma ilişkin en duyarlı ilke, soyutlamayı hedeflemeyen ve birbirlerini dışlamayan, aksine tamamlayan karşıtlar (Yin-Yang) ilkesi Tao öğretisinin mantığıdır. Karşıtlar birbirlerini yok etmez. Yerlerine sentez de gelmez. İnsanın varlıklarından haberdar olduğu zamandan bu yana güzel ve çirkin birlikte yaşamışlardır. İyi kötüyle birlikte yaşamış, doğru eğrinin yerini alamamışta. Karşıtların bütünlüğü ilkesi diyalektik gibi bir süreç tanımlamaz. Karşıtlık doğanın yasasıdır. Tao mantığı birbirini dışlayan, yok eden karşıtlar dünyasını kabul etmez. Karşıtlık aklın icat ettiği soyut bir kavramdır. Lao Tzu “Eğer güzel varsa çirkin, eğer iyi varsa kötü de vardır" der. Güzelin çirkine dönüşmesi bir anda olabilir. Acı ve tatlı yan yana masa üzerindedir. Karşıtlar doğumdan ölüme her yaşta her an görülen ve kavranabilen ve birbirlerini tanımlayan olgulardır. Sürekli değişme de bunların varlığına bağlıdır. Bu Çin kültüründe temel bir anlayışta. Yin olarak adlandırılan pasif ve yumuşak (dişi) davranışların insanın Tao yoluyla uyumunu kolaylaştırdığı kabul edilir.

Yakın geçmişin tarihi bunu kanıtlamıştır. Karşıtlar birbirlerini sadece tamamlamaz, aynı zamanda tanımlarlar. Karşıtların birbirlerini tamamlaması ilkesi ya da sadece gözlemi insanlığı kurtaracak ve onu kanlı tarihinden uzaklaştıracak en eski, en doğru insancıl davranışlar öğretisi olarak sunulabilir.

Bugünkü Batı uygarlığı, Lao Tzu kitabında ne söylemişse onun tersini yapan çelişik öğretiler yumağıdır. Fakat ona çağdaş uygarlık diyoruz. Oysa Doğu’da ya da Batı’da toplumlar tarihin her çağında öldürmüşler, aç bırakmışlar, birbirleriyle yarış etmişler, başa güreşmişlerdir. İnsan aklının en kolay kabul edeceği gerçek, güzellik ve çirkinliğin birbirinden ayrılamayacağıdır. “Güzel insandı, yaşlanınca çirkinleşti" deyimi aynı nesnedeki bir özelliğin değiştiğini gösterir. Yaşamı örnek alma ilkesi üzerine kurulmuş Tao öğretisi karşıtlığı kabul edemezdi. Doğa sıcak ve soğuk, ıslak ve kuru, sakin ya da fırtınalı, ağaçlar çıplak ya da yapraklı olurlar. Yazın ve kışın ağaç aynı ağaçtır. Güneş ve gölge, aydınlık ve karanlık birbirlerini izler. Hızlı koşan biri giderek yavaşlayıp durur.

Doğa düşüncesi bilimsel olmasa da doğayı izleyerek tek bir dünyanın aynı nesne, aynı olgu üzerinde değiştiğini görmüş, diyalektik batağına batmamıştır. Dünya tarihi de yaşamın diyalektik mantık üzerine kurulmadığını kanıtlar. Denizde yüzen, havada uçan ve karada yürüyen yaratıklar aynı (tek bir) türden ayrılmışlardır. 20. yüzyılda iki yüz milyon insan öldüren Batı uygarlığı uygarlık adını hak etmiyor. Tao öğretisi doğaya ilişkin gözlemlerden fazlasını söyler. Lao Tzu’nun dört hazinesi var: öldürmemek, sevgi, azla yetinmek, başa güreşmemek. Bunlar dünyanın uygarlık tarihi olarak sunulan tarihinde yoktur. İnsanları öldürmemek ve alçakgönüllü olmak. Bu Çin tarihinde de yok. Onun için Tao öğretisi hala tazedir. Bu öğreti gibi insan sevgisine dönük bütün öğütler hala evrensel yaşamın saygı gören davranışları değildir.

Karşıtların (Yin-Yang) birliği dünyadaki yaşamı sürdüren bir dengenin varlığını kanıtlar. Doğru ve yanlış, aydınlık ve karanlık, varlık ve yokluk, ön ve arka Tao yolunun özellikleridir. Şimdi güneşte olan bir saat sonra gölgede olur. Bu Tao düşüncesinin etrafında oluştuğu eksenel gerçektir. Bu bağlamda çağdaş fizikteki gelişmeler Tao öğretisi ile modem fizik kuramı arasında bazı paralellikler olduğunu göstermiştir. Modem fizik, karşıtlıkların atom parçalan boyutunda yok olduğu bir yorum aşamasına kuantum kuramıyla ulaştıktan sonra maddede elektronun, canlıda hücrenin diyalektik mantıkla ilişkisi kalmamıştır (Capra, 1977, s. 139). Oppenheimer'ın düşüncesi ile Upanishadlar arasında ilginç bir paralellik vardır. Oppenheimer şöyle der: "Eğer elektronun pozisyonunun değişip değişmediğini sorsak 'hayır' deriz. Zaman içinde mi değişir diye sorsak 'hayır', elektron hareket etmiyor mu desek 'hayır'; peki hareket halinde mi diye sorsak 'hayır’ demek zorundayız.” Upanishad ise: "Hareket ediyor, etmiyor, uzak, yakın, hepsinin içinde, hepsinin dışında” der. Heisenberg’in atom fiziğindeki belirsizlik kuramı da aynı gerçeği dile getirir. Böylece karşıtlıkların birbirini tamamlaması Niels Bohr’un "birbirini bütünleme kuramı”na dönüşür. Bu, Tao öğretisine Hegel diyalektiğinden daha yakındır.

Tao öğretisinin canlı ve cansız boyutlarıyla doğayı bir bütün olarak görüp doğa düzeninin adına "Tao Yolu” adı vermesinin en yakın ve çağdaş paraleli İngiliz kimyacısı, biyoloğu, çevrecisi ve elektron yakalama detektörünün mucidi James Ephraim Lovelock’un (d. 1919) her geçen gün önemi artan Gaia kuramıdır. Dünya sistemi bilimi adını da taşıyan bu kuramda Dünya yaşayan bir gezegen olarak, bir bütün oluşturan süper organizma olarak sunulur (Lovelock, 1979).

Hiçbir bilimsel savı olmayan Lao Tzu’nun günlük yaşamında gözleyerek Tao öğretisine temel oluşturduğu ilke ile modem fizikçinin doğa yorumu buluşmuş olabilir. Kuşkusuz bu bir tesadüftür. Lao Tzu'nun bir bilim adamı olduğunu göstermez. Fakat diyalektik mantığın ipini çeker. Lao Tzu karşıtlıkları kendi mantıklarında yok etmiştir.

 

 

 

 


 


Ana Sayfaya Dönmek İçin Tıklayın 

  www.aymavisi.org  
 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 
 + Büyüt | - Küçült  
Felsefe