Tabu Ahlakı

Bertrand Russell

 

Wyatt — Tabu ahlakı, sözüyle ne demek istiyorsunuz, Lord Russell?

Russell — Bununla anlatmak istediğim ahlak, en çok yapılmaması gereken şeyler üstüne bir sürü kurallar koyan ve bu kuralların nedenlerini vermeyen ahlaktır. Nedenleri kimi zaman bulunmaz, kimi zaman bulunur, ama bu kurallar her zaman kesin sayılır ve yapma dediği şeyleri yapmamak zorundasınız.

Wyatt —Ne türlü şeyler bunlar?

Russell — Uygarlığın bulunduğu düzeye bağlı şeyler. Asıl tabu ahlakı ilkel kafanın özelliğidir. İlkel topluluklarda ondan başka türlüsü de yoktur, sanırım. Bu topluluklarda, örneğin, reisin yemek yediği kaptan yemek yiyemezsiniz. Yerseniz, ölürsünüz, derler. Bir çok kuralları vardır buna benzer. Anımsadığıma göre Dahomey kralı gözlerini belli bir yere uzun zaman dikemezmiş, dikerse, memleketinin orasında fırtına koparmış. Onun için, kural gereği gözlerini hiç durmadan bir bu yana bir o yana çevirmek zorundaymış.

Wyatt — Peki, ama bunlar yalnız ilkel topluluklarda görülebilen tabular olsa gerek, Bizimkiler ne oluyor?

Russell — Bizim ahlakımız da, onun gibi tabularla doludur. En yüce şeylerde bile türlüsü var. Günah diye kesilip atılmış öyle bir günah var ki, ben öylesini hiç işlemedim.: “Komşunun öküzüne göz dikmeyeceksin” derler. Ben hiç dikmiş değilim.

Wyatt, — Evet ama, gündelik yaşayışımızda rastlanan başka kurallar yok mu? Tabu ahlakından bize vereceğiniz örnekler yok mu?

Russell — Var, tabii. Tabu ahlakının birçok yanları alda dayanan ahlakla güzelce uzlaşıyor. Örneğin, çalmayacaksın, öldürmeyeceksin, diyoruz. Bunlar, akla uygun kurallardır ama, tabu olarak ortaya konurlar. Olmaması gereken sonuçlar doğururlar. Örneğin, bir katilin acı duymadan öldürülmesi yasaktır; oysa, aklı başında bir insan bunu hoş görebilir.

Wyatt — Sizce Hintlilerin sığır eti yememeleri, yedirtmemeleri tabu alıl akma girer mi ?

Russell — Evet. Hint ahlakının tipik özelliğidir sığır eti yememek. Müslüman ve Yahudiler de domuz eti yemeyeceksin, derler. Ama neden yemeyeceksin, belli değil. Bu, bir tabudur sadece.

Wyatt — Peki, bu tabuların yararlı iş gördükleri olmaz mı?

Russell — Kimisinin olur, kimisinin olmaz, yerme göre. Demek istiyorum ki, ahlakınız akla dayanıyorsa, tabuları gözden geçirir ve hangilerinin yararlı olduğunu araştırabilirsiniz. Örneğin, ben kemli hesabıma, sığır eti yasağının bir şeye dayandığını sanmıyorum.

Wyatt — Siz dine inanmıyorsanız, ki inanmıyorsunuz tabu ahlakının akla sığmayan bir çok kurallarını da hiçe sayıyorsunuz. Sizin inandığınız bir ahlak sistemi yok mu?

Russell — Var. Ama, ahlakı politikadan ayırmak çok güçtür. Bana göre ahlak şu yoldan ortaya çıkıyor. Bir insan kendi için yararlı, komşuları için zararlı bir şey yapmak istiyor. Komşularının çoğu bundan zarar görecek olursa, birleşir, derler ki: “Biz bu türlü işleri sevmiyoruz, bunlardan başkasına zarar gelmesini önleyeceğiz.’’ ve işte, alda pek uygun olan bu davranış ceza yasalarına yol açıyor. Özel ve genel çıkarları uzlaştırma yoludur bu.

Wyatt — Herkesin, genel bir ahlaka uyacak yerde kendi özel ahlak sistemine uyması sakıncalı bir şey sayılmaz mı?

Russell — Sayılır öyle olursa ama, ahlak pek o kadar özel olamaz. Çünkü, demin de söylediğim gibi, ceza yasalarıyla karşılaşır. Ayrıca halkın tutup tutmaması da var. Kimse halkın gözünde kötü olmak istemez. Böyle olunca da, herkesin kabul ettiği ahlak çok güçlü bir şey olur.

Wyatt — Günah diye bir şey var mıdır?

Russell — Hayır. Günah, tanımlanması zor bir şeydir. İstenmeyen işler demek istiyorsanız, vardır böyle işler “istenmeyen”’ iyilikten çok, kötülük getiren demektir. Böylesi işler de vardır. Ama, günahın işe yarar bir kavram olduğunu sanmıyorum. Bir cinayeti günah saydınız mı, onu cezalandırırken sadece cinayeti önlemeyi değil, katilin azap çekmesi gerektiğini düşünürsünüz.

YVyatt — Günah düşüncesi, kimi zaman işkence yapmaya hak kazandırıyor mu demek istiyorsunuz?

Russell — Bence böyle oluyor geniş ölçüde. Demek istiyorum ki, cehennemi ancak katı yürekli insanlar uydurmuş olabilir, insanca duygulan olanlar, yaşadığı toplum ahlakının cezalandırdığı suçlan işleyenlerin öldükten sonra bile sonsuz işkenceler çekmesine razı olamazlar. Kendini büen hiç kimse böyle bir görüşü kabul edemez.

Wyatt — Demek ki, sizce günah kavramı, sadece insandaki saldırgan duygulan ortaya çıkarıyor?

Russell — Evet, öyle sanıyorum. Günah, katı yürekli diyebileceğimiz bir ahlakın özüdür. Sizi vicdan azabı çekmeden başkalarına işkence etme yoluna götürüyor. Buysa kötü bir şeydir.

Wyatt — Günah diye bir şey olmadığım kabul edersek, bazı şeyleri nasıl kötü görebiliriz?

Russell — Bütün yapabileceğimiz, bence kötü görmeği ceza yasalarıyla bir arada düşünmektir. Sizde bir çeşit kamuoyu olması gerektir. Bunun ne kadar önemli olduğunu İtalyan Rönesans tarihini okurken anlarsınız. Bu tarih Machiavelli Kuramlarını doğurmuştur. O günlerde, kamuoyu, çoğu zaman, çoğu kez kamuoyunun hoş göremeyeceği şeyleri hoş görmüştür.

Wyatt — özünde bozuk olan bir şeyler var mıdır sizce ?

Russell — Bu sözcüğü pek kullanmak istemem. İyilikten çok kötülük getiren şeyler demek daha iyi. Bir şeyin iyilikten çok kötülük getireceğini gördünüz mü, onu yapmamakla daha iyi edersiniz. Özü bozuk sözünü kullanmak istiyorsanız, kullanın. Ama, ben bunun bir işe yarayacağını sanmıyorum.

Wyatt — Tabu ahlakında cinsel ilişkiler büyük bir yer tutar. Siz, yazılarınızda da bu ilişkilere büyüle bir yer ayırdınız. Cinsel bakımdan akıllıca davranmak isteyen insanlara ne öğüt verirsiniz?

Russell — Önce şunu söyleyeyim ki, benim yazılarımda cinsel konular yüzde bir ölçüdedir. Ama, okurlarımın çoğu öylesine bir cinsel saplantı içindedirler ki, yazılarımın geri kalan yüzde doksan dokuzunu fark etmemişlerdir. Bence insanların bu konu üe ilgisinin akla uygun ölçüsü yüzde biri geçmez. Başka şeyler için nasıl düşünüyorsam, cinsel ablak için de öyle düşünmem gerekir. Bu konuda da, yaptığınız şey başkasına zarar vermediği sürece, kötülenemez. Bir cinsel ilişkiyi sadece eski bir tabu kötülüyor diye kötülememeli. Zarar verip vermediğine bakmalısınız. Başka her konu gibi, cinsel ahlakın da temeli budur.

Wyatt — Demek ki, sizce kadım zorla elde etme ceza görmelidir de, uygunsuz cinsellik işi başkasına zarar vermiyor diye, görmemelidir.

Russell — Evet. Bir kadım zorla elde etme, insana karşı her hangi bir zor kullanmadan farksızdır. Uygunsuz cinsel ilişkiye gelince, koşullara bakmanız, buna karşı koymakta haklı bir neden olup olmadığım araştırmanız gerekir. Bütün koşullar içinde, toptan bir kötüleme yoluna gidilmemeli.

Wyatt — Bir şeyin yapılıp yapılmaması üstüne kurallar koymak doğru mudur, sizce?

Russell — Bu konuda ben biraz aşın düşünüyorum. Korkarım, böyle düşünmekte benden yana olacaklar pek azdır. Bence, uygunsuz yayınlan yasak eden kurallar olmamalıdır. Öyle düşünmem, biraz da şundan : Bazı dar kafalı yargıçlar, gerçekten değerli bir yapıtı, hoşuna gitmedi diye suçlandırabilirler. Ama bu, nedenlerden biri, sadece. Bir başka neden de şu : Bence yasaklar halkın, her şeyden olduğu gibi, açık saçıklıkla ilgisini büyük ölçüde arttırmıyor. içki yasağı döneminde Amerika’ya sık sık giderdim. Bu yasak ayyaşlığı eskisinden çok, hem de çok daha fazla arttırmıştı. Pornografi yasağı da aynı sonucu verir sanırım. Yasaklar üstüne ne düşündüğümü açıklamak için bir örnek vereyim size. Filozof Empedokles defne yaprağı çiğnemenin büyük, çok büyük bir ruh bozukluğu olduğuna inanıyor, defne yaprağı çiğnediği için de kendisinin on bin yıl karanlıklarda kalacağına yakmıyor. Kimse bana defne yaprağı çiğneme demedi. Ben de çiğnemiş değilim zaten. Ama, Empedokles’e çiğneme dediler, çiğnedi. Pornografi için de aynı şeyi söyleyebiliriz.

Wyatt — Sizce, herkesin yazdığı müstehçen her şey yayınlanırsa, halkın ilgisini hiç arttırmaz mı bunlar?

Russell — Bence azaltır. Aşağılık, açık saçık posta kartlarına izin verildiğini düşünelim. Bence, ilk bir iki yıl bunlar kapış kapış alınır, sonra, herkes kanıksar ve kimse yüzlerine bakmaz olur.

Wyatt — Yazılar ve başka şeyler için de böyle midir?

Russell — Böyledir, sanıyorum, akim sınırları dışına çıkmamak şartıyla. Ortaya konan güzel bir sanat yapıtıysa, halk bunu okur yine, ama pornografik olduğu için değil.

Wyatt — Şimdi konuşmamızın temeline, yani, tabu ahlakının düşüncesiz kurallarına gelelim. Bunların zararları ne oluyor sizce bugün?

Russell — Türlü türlü zararları oluyor. Zararın bir çeşidi bu kuralların eski olmasından, içinde yaşadığımızdan ayrı bir toplumdan kalmış olmalarından geliyor. O topluma uyan ahlak bizim zamanımıza uymuyor çoğu kez. Yapay insan yetiştirme, bu eski kurallara uymuyor, örneğin. Geçmişin ahlakçıları bunun üzerinde düşünmemişler. Bunun bir zararı oluyor. Bir başka zarar, tabu ahlakının eski işkenceleri sürdürmesidir. Buna bir çok örnek verebilirim. Tanrılara insan kurban etme işini alın. Yunanlılar, tarihlerinin ilk günlerinden beri insan kurban edilmesine karşı koydular. Bunu bir zamanlar yapmışlardı. Ama, artık kaldırmak istiyorlardı ortadan. Gel gelelim, bir kurum vardı ki bunun ortadan kalkmasını istemiyorlardı. Ona yapışıp kalmışlardı. Bu kurum Delphoi kahinliğiydi. Kör inançlarla yaşıyordu bu kurum. Onun için de kör inançların azalmasını istemiyordu. Başka Yunanlılar da çok sonralara kadar insan kurban edilmesinde dayattı. Önemli bir başka örnek daha vereyim. Bir cesedi kesip biçmek öteden beri çok kötü bir şey sayılmıştır ve imparator Kari V zamanında Vesalius adında pek büyük bir hekim cesetleri kesip bakmadan hekimlikte önemli olarak fazla iş görülemeyeceğini anladı ve kesip biçmeğe başladı. Kari V hastalıklı bir adamdı ve yalnız bu hekim onu iyi edebiliyordu. Onun için korudu kendisini. Ama imparator tahtından ayrıldıktan sonra Vesalius’ü koruyan kalmadı ve bir insanın bedenini iyice ölmeden kesip biçti diye suçlandırıldı. Ceza olarak Kudüs’e günahlarını temizlemeye yollandı. Yolda gemisi battı ve kendisi de türlü eziyetler içinde öldü gitti. Bütün bunlar ceset kesmek yasak (tabu) olduğu için geldi başına. Tabu ahlakından bugün de kötülük geliyor. Örneğin, doğum kontrolünü alalım. İnsan topluluklarının çoğunda, bu konuda, aşılmaz bir tabu vardır, bu yüzden de birçok kötülükler doğuyor, çok büyük kötülükler. Yoksulluk ve savaş doğuyor bundan, birçok toplum sorunları da çözülemez oluyor. En önemlisi bu, zararların. Daha birçokları da vardır herhalde. Boşanma yasağı hiç kuşkusuz zararlı bir şeydir. Bu yasak, sadece, eski geleneklere dayanır ve bugünkü koşulları hesaba katmaz.

 

 

 

 


 


Ana Sayfaya Dönmek İçin Tıklayın 

  www.aymavisi.org  
 

 

 

 

 
 + Büyüt | - Küçült  
Felsefe