Stirner: Nihilizm Ve Egzistansiyalizm

Hanifi Macit


Stirner'in nihilist olduğuna yönelik iddia R. W. K Paterson'un “The Nihilist Egoist: Max Stirner" adlı eserinde dile getirilir.* Benzer iddia A. Camus tarafından kaleme alınmış olan “Başkaldıran İnsan" adlı eserde de yer bulur. Nihilist olduğu yönündeki ilk çıkarım, basit anlamda, var olan bütün değer ve kurumlara hücumu üzerine inşa edilir İkinci çıkarım itibariyle, Stirner'in Tanrıya metafizik isyanı, bireyin mutlak olumlanması ve çıkışsız duruma gülen bir tür nihilizm olarak görülür. Camus'a göre. “dünyanın yıkıntıları üzerinde kral bireyin acı gülüşü başkaldırı anlayışının da son noktasını temsil eder. Ama bu son noktada, ölümden ya da dirilişten başka hiçbir şeye olanak kalmamıştır (Camus 2007:68-71)

*R. W. K. Paterson. The Nihilistic Egoist Max Stirner. Oxford University Press. London New York Toronto. 1971

Stirner'in nihilizmi savunduğuna yönelik yapılan üçüncü çıkarım Stanley Rosen tarafından ifade edilir. Rosen'e göre Stirner. Hegelci nihilist içeriği fark etmiş ve bunu cesurca resmetmiş bir kişiliktir. Stirner'in nihilist içerikli egoizmi, tarihsel değerlerin çöküşünü ifade eden tutarlı bir nihilizm örneğidir. Bireyin yüceliği ve sınırlanmamış bir bencillik felsefesi, toplum felsefesinden daha ziyade, aşkın normlar ve Tanrı'nın ölümünden sonra takip edilecek yol olarak görülebilir. Eğer değerlerin insanı oluşturduğu/inşa ettiği kabul edilirse bu kabul, hiçbir şeyin yasak olmadığı her şeyin serbest olduğu anlamına gelir ve Stirner'in nihilist içerikli egoizmi böyle bir durumda ortaya çıkar (Myers 1976:194). Böyle bir düşünce tabii olmayan, yani insani sürecin eseri olan her inşa, her muhayyel cemaat, her kurum ve düzen yapay ve insan karşıtıdır. Bu düşünceyi belirleyen ifadelerin nihai göstereni dünyasız dipsiz bir boşluktur. Daha doğrusu insanın 'fiziki dünyasına' dönüş talebidir.

Stirner'in nihilist felsefesinde her daim ikili bir tartışma dikkat çeker. İlki bizatihi Nietzsche'nin Stirner felsefesinden etkilendiği ve hatta bu etkiyi eserlerinde dile getirmediği, daha doğrusu itiraf etmediği iddiasına dayanır. Bu iddia itibariyle Nietzsche'nin nihilistlik felsefesinin özü Stirner'e aittir (Paterson 1971: 145-149). İkincisi ise, Stirner’in ortaya koymuş olduğu “ego kültünün" Nietzsche'nin “üstün insanını” hatırlattığı savı üzerine kurulur. Ancak burada tarihsel öncelik ve sonralık ilişkisi ters okunur. Çünkü eğer bir hatırlatma söz konusu ise hatırlatıcı olanın Nietzsche’nin üstün insan anlayışının. Stirner’in biricik bireyini hatırlattığı olabilir. Bu düşünürlere göre. Stirner'in "ego kültü" Nietzsche'nin "üstün insan" anlayışının tatsız bir biçimde ilk dile getirilişidir. Yani Stirner ve Nietzsche felsefesinde olan benzerlik kabul edilir ama Nietzsche'nin bunu daha iyi işlediği iddia edilir. Bu Stirner'in hayranlarını tatmin etmediği gibi, düşünürün, Nietzsche'den çok farklı bir biçimde bunu temellendirdiğini ve hatta Nietzsche'nin sadece taklit aşamasında kaldığı ifade edilir (Ward 2004:62) Stirner'in bir nihilist olup olmadığı tartışması bugünde güncelliğini korur. Saul Newman. Stirner’in eserinde nihilizmin anlamını bulmanın mümkün olduğunu ancak Stirner'in nihilizminin yaratıcı bir nihilizm olduğunun da göz ardı edilmemesi gerektiğini ifade eder. Yukarıda ifade edilen görüşe paralel olarak, Stirner üzerine yapılmış çeşitli Türkçe çalışmalarda da onun bir nihilist olduğu vurgusu dikkat çekmektedir (Türkdoğan: Bkz Kaynakça). Marshall'a göre çalışmalarında nihilist veya egzistansiyalist elementler olmasına rağmen o, bütünüyle ahlaki ve toplumsal değerlere zarar vermesinin dışında bir nihilist değildir. O, "nesnel değerleri reddedebilir ama bazı değerleri egoist olmaları halinde över. Bu nedenle onun bir nihilist olduğu söylenemez, çünkü bazı şeyleri, özellikle egoyu ciddiye almaktadır”(Marshall 2003:336)

Belirtilen düşünce hem Marshall hem de onun bir nihilist değil anarşist olduğunu kabul edenler tarafından sıkça dile getirilir. Onun nihilist olduğunu iddia edenler; iddialarını ahlaki bir görüş açısından ortaya konulan bütün değerleri reddetmesini merkez alarak tayin ederken tam karşısında olanlar, Stirner'in ahlaki değerleri yadsıdığını kabul ederler. Ancak ego tarafından inşa edilen değerlerin söz konusu olduğunu ve düşünürün eserinde egoist değerlere gönderme yaptığının nasıl göz ardı edileceğini sorarlar. Bu tespit göz ardı edilecek nitelikte değildir. Çünkü düşünür, bir taraftan bütün değerleri reddederken ve bunların kaynağında bireysel bir egonun olmadığını ifade ederken, diğer taraftan bütün değerlerin kaynağı olan varlığında ego olduğunu ileri sürer (Clark 1976:53). Tabii ki Stirner'in öne sürmüş olduğu değerler, genel olarak toplum içerisinde üstanlatılar tarafından inşa edilmiş değerler değildir. Ancak üstanlatılar tarafından benimsetilen ve kendiliğin üzerine yerleştirilen her türlü değer içerikli ifadeye karşı dururken Stirner, bu değerlerin egoistçe olmadığını vurgular ve bu değerlere karşı çıkışın ancak egoistçe olacağını ekler işte bu tavır, yani egoistçe değerlerin var olduğu, onun nihilist olmadığını iddia edenler açısından ilk hareket noktasını oluşturur.

Yine ilave olarak düşünür, egemenliğin her türüne, değer içerikli ifadelerin her şekline karşı çıkar; lakin çözüm önerisi olarak egoistler birliğini ortaya koyar. Bir başka ifadeyle iddia sahiplerine göre nihilist ‘hiç'e inanır. Bir kişi bir şeylere inanıyorsa o nihilist değildir. Stirner'in nihilist olmadığını düşünenler, onun ego'ya yüklemiş olduğu anlamın çok derin ve köklü olduğunu ve ego'ya yapılan vurgunun nihilizme inanma anlamını aştığını ifade ederler. Aksi iddiada olanlar, bir kişinin nihilist olması için her şeyi mutlak anlamda reddetmesi gerektiği fikrini kabul etmez ve şayet bir kişinin nihilist olması için her şeyi reddetmesi gerektiği kabul edilirse, o zaman, epistemolojik nihilizm, ahlaki nihilizm, politik nihilizm gibi adlandırmaların nedeninin sorgulanması gerektiğini savunurlar (Westmoreland 2002:3). Ve bu kişilere göre, bir kişi ahlaki nihilizm, politik nihilizm veya epistemolojik nihilizm savunusu yapabilir. Zira tarih bu örneklerle doludur. Sadece Stirner açısından bakıldığında R. W. K. Paterson'un "The Nihilistic Egoist: Max Stirner" adlı çalışması bu iddiayı en açık şekilde gösterir (Slocombe 2003:19).

Egzistansiyalist olduğuna yönelik varılan sonuç; bireyin ontolojik önceliğine verilen değer üzerine kurulur. Egzistansiyalist olduğuna yönelik tartışma açısından bakıldığında ise.

a) düşünürün bireye ontolojik öncelik[1] vermesi,

b) kendiliği eşsiz olarak resmetmesi,[2]

c) aydınlanma ve aydınlanmanın rasyonel dünya tasarımına şiddetle saldırması.

d) yabancılaşmayı işlemesi egzistansiyalist bir tavır olarak görülür.

Anarşist ideoloji içerisinden yapılan değerlendirmelerde de bireye eşsiz değer veya ontolojik önceliğin verildiği, aydınlanma eleştirisi ve bireyin kendisine yabancılaştırdığı konusunun yoğun olarak işlendiği bilinmektedir. Onun için bu anlamda tavır almanın onu tam anlamıyla egzistansiyalist kılmayacağı savunulmaktadır. Marshall'a göre Stirner, "daha yüksek ve daha iyi bir birey yaratma girişimini reddettiği için. o, bir ön varoluşçu olarak değerlendirilemez" (Marshall 2003:320). Paterson’a göre ise. Stirner'i egzistansiyalist felsefenin öncü düşünürü olarak tanıtmak sadece yanıltıcı değil. aynı zamanda aydınlatıcı da olmayacaktır (Paterson 1971 :viii).

Nihai olarak Stirner her türlü izm'e karşıdır. Fakat en orijinal ve en yaratıcı düşünürlerden biri olarak Stirner'in siyaset felsefesindeki yeri anarşizm üzerine çalışma yapmış birçok düşünür açısından her ne kadar tartışmalı olduğu iddia edilse de anarşist statü olarak görülür (Marshall 2003:319). Stirner'i her hangi bir sınıflamaya dahil etmemenin daha sağduyulu bir yaklaşım olduğu iddiasından hareket edenler ise her hangi bir politik ideoloji veya yukarıda sıraladığımız görüşlere birini, özel olarak da Stirner'i dahil etmenin, sınıflandırmak aynı zamanda sınırlandırmak anlamına geleceğini, bunu da Stirner'in asla istemeyeceği, felsefi düşüncesiyle de örtüşmeyeceği kanısındadırlar.

Bütün bunlara ek olarak sosyal bilimlerde çalışma yapan bir kişinin. Stirner'in felsefesinde mevcut olan anahtar kavramlarla karşılaştığında, aynı zamanda bir politik ideoloji olarak anarşizmin bireyin ontolojik önceliğine yaptığı vurguyla felsefi bir akım olan egzistansiyalizmin, ben'den gayrisi benim umurumda değildir, meselemi hiç'e bıraktım gibi deyişleriyle de egoizmin/nihilizmin sahasına girer. Sınırları birbirinden mutlak olarak ayrılmamış olan ve hatta aralarında ciddi geçişkenlikler bulunan bir söylem ne o ne bu, hem o hem bu ironisine taş çıkartır. Dolayısıyla düşünür bu üç öğreti açısından da okunabilir. Bundan dolayı, onun bir egzistansiyalist, anarşist, nihilist ve egoist olduğuna yönelik birçok çalışma ve bu bağlamda tartışmalar söz konusu olmuştur. Anarşizmle ilgili olan yapıtların neredeyse hepsinde Stirner için bir bölüm mevcuttur. Marshall'ın çalışmasında, Stirner “bireyci anarşizmin" en aşırı biçimini savunan bir düşünür olarak tanımlanır. Anarşist bir düşünür olarak değerlendirilen Stirner, anarşizmin içerisinde de bireyci kanatta görülür. Genel olarak "anarşist" "egoist" "nihilist" "egzistansiyalist" özel olarak da "bireyci anarşist" olup olmadığına yönelik yapılan ve bir polemik havasında geçen tartışma. bir taraftan Stirner felsefesinin derinliğine ilgiyi çekerken, diğer taraftan bitip tükenmez bir polemik havası vermektedir. Kanaatimizce bu şekilde karmaşık olguların kategorilere ayrılması özünde kaba ve titiz olmayan bir ayrımı ifade etmektedir Böyle bir sınıflandırma da ayrıca bizi kategorileştirme anlamında herhangi bir "izm" içerisine dahil edileni bir başka "izmin" karşısında konumlamak gerektiği gibi bir sonuca götürür. Veya en azından birbirinin karşıtı olduğunu düşündürmesi ihtimali de söz konusu olur. Nitekim bu şekilde kabaca bir tasnif. bu yanlış düşünceye kapılma ihtimalini daha da kolaylaştırmaktadır.

Sonuç olarak Stirner yaşamış olduğu döneme kadar getirilen her türlü anlatıya şiddetle karşı çıkar. Onun eleştiri oklarına maruz kalmamış hiçbir söylem yoktur. Sadece yardımseverliğin varlığını değil, aynı zamanda Devlet. Toplum, İnsanlık ve Tanrı gibi soyut varoluşları da reddetmektedir. O, Batı felsefesinin rasyonel geleneğine karşıda isyan eder ve felsefi soyutlamanın yerini acilen kişisel deneyimin alması gerektiğini savunur. Bunun içindir ki çalışması. Aydınlanmanın temel ilkelerine karşı özellikle akla duyulan sınırsız güvene bir saldırı niteliği taşır (Stirner 1995a:319). Anarşizmin, bugünkü iktidar sorunuyla başa çıkmakta yetersiz kalan Aydınlanma düşüncesine eleştirel bir giriş yaptığı genel kabuldür. Ancak bu eleştirel tutumun alınmış olmasına rağmen anarşizmde yine aynı yerde gömülü kalmıştır. Stirner’in "Biricik ve Mülkiyeti" adlı eseri de tam bu noktadan bir giriş niteliği taşımaktadır. Aslında bu eser, iktidar ve özne arasındaki ilişkinin yeniden tanımlanması gerektiğinin önemli ilk ifadelerinden biridir. Fikirlerin, düşüncelerin kendi içlerinde nasıl tahakküm aracına dönüştükleri bu eserin asıl konusudur Ne geleneksel Marksist çizgi ne de anarşist çizgi, Newman'ın ifadesiyle bu eseri tümüyle idrak edebilmiş değildir (Newman 1996a:99).


[1] Herbert Read. Anarchy and Order. Faber&Faber, Sourvenir Press. 1974. RCopleston. Felsefe Tarihi-Nihilizm ve Maceıyalizm. Çev. Deniz Canefe. Cilt:7. Bölüm:2. Idea Yayınları. lstanbul. 1996. s.65.

Copleston, Stirner felsefesinde mülkiyet teması üzerine vurgunun varoluşçuluğun bir göstergesi olduğu fikrini olumlamasa da eşsiz. özgür birey temasının tam anlamıyla varoluşçu bir tavır olduğunu ifade etmektedir.

 

 

 

 

 


 


Ana Sayfaya Dönmek İçin Tıklayın 

  www.aymavisi.org  
 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 
 + Büyüt | - Küçült  
Felsefe