Sokrates’in Bilgeliği Reddedişi

C. C. Taylor


Sokrates'in, hiçbir şey bilmediği bilgisi dışındaki her türlü bilgiyi reddetmiş olması olgusu, antikitede bir slogan haline gelmişti. Ne var ki bu paradoksal formülasyon açıkça Platon'un yanlış anlaşılmasından kaynaklanmaktadır. Sokrates, tartışılmakta olan belirli bir sorunun cevabını bilmediğini sık sık belirtmekle beraber, hiçbir şey bilmediğini asla söylememekte, hatta, en çarpıcı haliyle Apologia'da, bilgisi hakkında kimi önemli iddialarda bulunmakta ve yine aynı yerde kutsal misyonundan vazgeçmesinin kötü ve küçültücü olacağını bildiğini iki kez iddia etmektedir (29b, 37b). Sokrates'in gerçekte reddettiği şey bilgeliktir. (21b) ve eğitimi açıkça bir bilgelik veya öğreti bütününün aktarılması olarak kabul ederek, sonuçta insanları eğittiğini reddeder (19d-20c). Yalnızca tanrının gerçek anlamda bilge olabileceği ve bu gerçek bilgelikle kıyaslandığında insanın bilgeliğinin bir hiç olduğu (23ab) doğrultusunda Apologia'da yaptığı değerlendirmeler dikkate alındığında, bilgeliğin reddedilişi, insani sınırlarının basitçe kabul edilmesi olarak anlaşılabilir. Bilge olmak demek, her şey hakkında eksiksiz ve tümüyle açık bir kavrayışa sahip olmak demektir, ki bu da yalnızca tanrıya ait olan bir ayrıcalıktır. Ne Sokrates ne de bir başkası umutlarını ve çabalarını böylesi bir bilgeliğe yöneltemez ve böyle bir arzuya sahip olduğunu reddetmekle, Sokrates basitçe insan kibirini karşısına almaktadır; her şeye rağmen, bu kibir neredeyse evrensel ölçekte tanrıya ve kutsal şeylere yapılan hakaretler üzerinde yükselmektedir.

Ne var ki, bildiğimiz insan bilgeliğinin değerden düşürülmesi Apologia'da güçlü bir şekilde ifade edilirken, bilge olduğunu ve sonuç olarak insanları eğittiğini reddetmekle, Sokrates bulunduğu koşullar itibariyle, kutsal bilgelikle değil ama insani bir bilgelik paradigması ile çelişkiye düşmektedir. Bu paradigma, inşaatçılar ve ayakkabı yapıcıları türünden zanaatçılar tarafından ortaya konulmaktadır. Sokrates böylesi zanaatçıların, sahip oldukları özel uzmanlığın kendi sanat dallarının ötesine uzandığını düşünmekle hata yapmalarına rağmen, yine de kendi sanatlarında usta olmaları anlamında bilgeliğe sahip olduklarını itiraf etmektedir (22de). Bu uzmanlık, sistematik olarak edinilen ve başkalarına aktarılan biçimlendirilmiş bir bilgi öbeğidir, bu bilgiyi elde eden herhangi bir uzman, kendi beceri alanında ortaya çıkacak herhangi bir sorunu güvenli bir şekilde çözebilme ve bulduğu çözümün dayanaklarını açıklayabilme yetisi kazanmaktadır. Sofistler, toplumsal ve kişisel yaşamda topyekün başarı getirecek bir uzmanlığa sahip olduklarını ve bunu başkalarına öğrettiklerini iddia ediyorlardı; bu özel uzmanlık "politika sanatı" idi (politike techne) (Prot. 319a, Apol. 19d-20c). Sokrates bu iddialara karşı çıkmasına rağmen, insanların böyle bir uzmanlığa ulaşamayacakları zemininden hareket etmez, bunun yerine, sofistler tarafından ortaya konulan etkinliğin gerçek uzmanlık için gerekli olan kriterleri, örneğin, sistematik bir şekilde öğrenme ve eğitim görme gibi kriterleri karşılamakta başarısız kaldığını savunur (Prot. 319d-320b, Meno 89c-94e). Sokrates şahsen böyle bir uzmanlığa sahip olduğunu reddeder (Apol. 20c), ancak kendisinin veya bir başkasının böylesi bir uzmanlığa erişmesinin imkansız olduğunu söylemez.

İşte bu yüzden, Sokrates'in bilgiyi reddetmesini, “Sokrates ironisi" olarak bilinen şeyin, yani diyalektik amaçlar nedeniyle cahilmiş gibi hareket etme olgusunun kanıtı olarak kabul etmemizi sağlayacak hiçbir gerekçe bulunmamaktadır. Gerçekten de Sokrates sık sık, konuşmakta olduğu kişinin güya daha üstün olan bilgisine hayran kalmış gibi davranır (örneğin, Meletus'un suçlamalarına karşı kendisini nasıl savunabileceği konusunda Euthyphro'dan ders alması gerektiğini belirttiği Euthyph. 5ab), ancak okur, açıkçası hiçbir aşamada, buna davet edilmemektedir; tam tersine, bu karşı çıkışlar, Sokrates'in muhatabının söylediği şeylerin tartışmalı niteliğini veya onun alanında otorite olma iddiası üzerindeki kuşkuları ortaya koymaya hizmet etmektedir. Bununla birlikte, Apologia’nın genel çerçevesi, bilginin reddedilmesine hizmet eden böylesi diyalektik işlevlerin tümünü dışlamaktadır. Buradaki Sokrates, varlığı farz edilen, ama aslında yapmacık olan, epistemik bir otoriteyi sonraya bırakan biri olarak hareket etmez, mükemmel bir samimiyetle kendi epistemik aşamasını uygun bir paradigma ile kıyaslamakta ve bu paradigmanın eksik olduğu sonucuna varmaktadır.

Eğer bilginin reddi aynı zamanda bilgeliğin ya da uzmanlığın reddi anlamına geliyorsa, bu reddedişin, Sokrates'in özellikle sahip olduğunu iddia ettiği bilgi ile nasıl bağdaştığını inceleyebiliriz.

Uzman olmayan biri bazı özel şeyleri bilebilir, fakat uzmanların bu şeyleri bildiği biçimde değil; bu özgün bilgi parçaları, uzmanın onların gerçekliği hakkında açıklamalarda bulunmasını ya da onları diğer parçalarla ve/veya bütünlüklü bir yapıyla birleştirmesini sağlayacak geniş bir bilgi ağına uymaz. Öyleyse uzman olmayan kişi bu bilgileri nasıl bilmektedir? Çoğu zaman, bu bilgilerin bir uzman tarafından, doğrudan veya dolaylı olarak, kendisine anlatılmasıyla öğrenir. öte yandan Sokrates, ahlak alanında herhangi bir uzmanı, en azından insan uzmanı tanımamaktadır. Peki o zaman Sokrates, örneğin ne pahasına olursa olsun felsefe yapma biçimindeki misyonundan vazgeçmemesi gerektiğini nereden bilmektedir? Olası cevaplardan biri, bunun, ahlak alanında uzman olan tanrı tarafından Sokrates'e söylenmiş olmasıdır. Ancak, Sokrates'in, tanrının ahlak alanında uzman olduğunu nasıl bildiği sorusu (Euthyphro tarafından ortaya atılmıştır) bir yana, yukarıdaki cevap gerek Apologia’da gerekse de başka yerlerde ne verilmiş ne de ima edilmiştir.

Sokrates'in böylesi konuları bildiğini iddia etme niyetinde olmadığını, yalnızca kendi inançlarını ifade ettiğini düşünerek bu sorunu çözmeyi deneyebiliriz. Ne var ki, Platon, Sokrates'e, bu konuları bildiğini söyletmektedir; öyleyse, Sokrates'in ne demek istediği konusunda Platon'un onu temsil etmediğini neden farz edelim ki? Daha önce de gördüğümüz gibi, Sokrates tatmin etmekte başarısız kaldığı ideal bir bilgi paradigmasını tanımakta ve ayrıca bazı özel konularda bilgi sahibi olduğunu da iddia etmektedir. Bu noktada şöyle bir öneri dikkate alınabilir; söz konusu paradigmanın tatmin edilmesi bilgi ile eşitlenmeli, Sokrates'in içinde bulunduğu epistemik açıdan daha az tatminkar olan durum ise inanç paradigmasına havale edilmelidir. Ne var ki, paradigmaların tatmin edilmesi ile epistemik açıdan daha yetersiz olan düzey arasındaki ayırım, uzmanın entegre bilgisi ile uzman olmayanın parçalı bilgisi arasındaki ayırımdan yararlanılarak, bilgi hakkını böylesi yetersiz düzeylerden esirgemeden de savunulabilir. (İstersek, uzmanın bilgisini “kesin konuşan" bilgi olarak, uzman olmayanın bilgisini ise “sıradan amaçlara hizmet eden" bilgi olarak ya da "dağınık ve popüler anlamdaki" bilgi olarak tanımlayabiliriz. Doğrusu Platon böyle tabirler kullanmamaktadır, ancak bu temel ayırım olduğu gibi Platon'da da geçmektedir.) Böylece, ahlak alanında uzman olmadığını açıkça itiraf eden Sokrates'in, bildiğini iddia ettiği özgün ahlaki gerçekleri nasıl bildiği sorusuna hala bir cevap bulmuş değiliz.

Bir parça düş kırıklığına uğratıcı olmakla birlikte, bu soruya verilecek kestirme cevap, Sokrates'in bu gerçekleri nasıl bildiğini söylememesidir. öte yandan Sokrates'in tartışma pratiği üzerine yapılacak bir değerlendirme bazı ipuçlarına ulaşmamızı sağlayabilir. Sokrates'in tartışmada kullandığı argümanlar çoğu zaman, muhatabının hakkında bilgi sahibi olduğunu iddia ettiği çeşitli konular hakkındaki tutarsızlıklarını açığa çıkarmaktan ve böylece bu bilgi iddiasını çürütmekten öteye gitmeyen argümanlar olarak görünür; zaten Sokrates’in kendisi de Apolog/a'da aynı şeyi yaptığını belirtmektedir. Ne var ki, Sokrates en azından zaman zaman, muhatabının samimiyetle inandığı şeylerden başka bir şey savunmaması koşuluyla, o düşüncelerin eleştirel bir şekilde incelenmesinin, yalnızca söz konusu düşüncelerdeki tutarsızlığı değil, ama aynı zamanda bazı düşüncelerin yanlışlığını da ortaya çıkaracağını düşünür. Bunun çarpıcı örneklerinden biri, Polus ile Callicles'in Gorgi'as'ta, yanlışa maruz kalmaktansa yanlış yapmanın daha iyi olduğunu iddia etmeleridir. Sokrates, Polus'a, yanlış yapmanın, yanlışa maruz kalmaktan daha kötü olduğu biçimindeki karşıt tezi kabul ettirirken kullandığı eleştirel argümanların, bu tezin gerçekliğini kanıtladığını iddia etmekte (479e) ve hatta Callicles ile yaptığı tartışmanın (508e-509a) sonunda daha keskin bir iddiada bulunarak, tartışmanın sonucunun "demir gibi sert olan argümanlarla bağlandığını" (yani karşı konulmaz güçte argümanlar kullandığını) savunmaktadır. Ne var ki, bu güçlü iddiaya bilgiye yönelik bir reddediş eşlik etmektedir: "Ben hep aynı konumdayım, yani bu şeylerin nasıl olduğunu bilmiyorum, ama mevcut örnekte de olduğu gibi, bugüne kadar tanıdığım hiç kimse, kendisini komik duruma düşürmeden bu bilgileri inkar edemedi."

Bu noktada, Sokrates'in reddettiği uzman bilgi ile elenchus yönteminin tekrar tekrar uygulanmasıyla ortaya çıkan olumlu bir epistemik duruş arasındaki çelişkiyle karşılaşıyoruz. Tekrarlanan deneylerin, hiç kimsenin kendisiyle çelişmeden reddedemeyeceğini gösterdikleri bazı önermeler vardır. Böylesi önermelere gösterilen kabul ilkesel olarak hep geçicidir, zira herhangi birinin, Sokrates'in sözünü ettiği (509824) “demir gibi sert argümanları bile geçersiz kılacak yeni argümanlarla çıkagelmesinin teorik olasılığı her zaman bulunmaktadır. Ancak gerçekçi olmak gerekirse, Sokrates açıkça, argümanların, herhangi birinin onları çürütecek pratik bir imkana sahip olamayacağı denli güçlü ilkelere dayandığına inanmaktadır. Peki Sokrates’in bir uzman olmadan bildiği gerçekler, onun elenchus yöntemi sayesinde ortaya çıkardığı gerçekler olabilir mi? Bu çekici bir önerme olmakla birlikte, bunun metinsel teyidinin bulunmadığını itiraf etmek zorundayız. Crito'da (49a) geçen, kişinin hiçbir zaman adaletsiz bir şekilde hareket etmemesi gerektiği biçimindeki temel önermenin, Sokrates ile Crito'nun çoğu zaman üzerinde anlaştıkları bir önerme olduğu ve bu fikir birliğinin, Sokrates'in hapishaneden kaçma girişiminde bulunmasının uygunluğu açısından her ikisini de bağladığı söylenmektedir. Buradan çıkarılacak sonuç şüphesiz, bu fikir birliğinin, hala geçerli olan nedenlere dayanmış olmasıdır; yoksa Sokrates ile Crito neden fikir değiştirmesinler ki? Ne var ki, bu nedenlerin, Sokrates ile Crito'nun düşüncelerine uygulanan bir elenchus biçimini kazandığını gösteren herhangi bir işaret bulunmamaktadır.

Bu durumda varacağımız sonuç şu olmalı: Sokrates, muhatabının düşüncelerine uyguladığı elenchus'u zaman zaman gerçeği ortaya çıkaran bir olgu olarak değerlendirmesine rağmen ve gerçeğe ulaşma eylemi bu yöntem aracılığıyla uzman olmayan bilgi için olası bir model teşkil etmesine rağmen, uzman olmayan her türlü ahlaki bilginin aslında bu yöntem aracılığıyla edindiği iddiasını Sokrates'e atfetmemizi sağlayacak herhangi bir gerekçeden yoksunuz. Sokrates, hakkında iyi argümanlar sunabileceği bazı ahlaki gerçekleri bildiği imasında bulunmakta, ancak uzman olmayan ahlaki bilginin genel koşulları hakkında herhangi bir genel değerlendirmede bulunmamaktadır.

Elenchus yönteminden yola çıkılarak gerçeğin keşfedildiği en açık örnekleri içeren diyalog Gorgias'tır ve Sokrates'in aynı diyalogda, uzman olmayan sorgucu tavrından vazgeçip uzmanlık iddiasında bulunan biri olarak karşımıza çıkması muhtemelen bir rastlantı değildir. Diyalogdaki konulardan biri, retoriğin eğitimdeki rolü, yani iyi bir yaşamın ortaya çıkmasındaki rolü ile ilgilidir. Sokrates burada, sırasıyla ruhun iyiliği için yararlı olan gerçek sanatlar ile bedenin iyiliği için yararlı olan gerçek sanatlar arasına bir ayırım koyar ve ayrıca bu her iki sanat türünün taklitlerini de birbirinden ayırır (463a-465a). Ruhun iyiliği ile ilgili olan sanata politika, yani yaşama sanatı genel adı verilmiş ve jimnastiğin bedenin sağlığını koruması gibi) bu sanat da ruhun iyiliğine hizmet eden hukuk ile, (bedenin sağlığını koruyan ilaç gibi) yaşamı koruyan adalet biçimindeki iki alt kategoriye bölünmüştür. Retorik, politike'nin sahte bir kopyasıdır, zira hatibin amacı insanların iyiliğini artırmak değil, tersine onların isteklerine ikna gücü aracılığıyla ulaşmalarını sağlayarak, insanların arzularının satışını yapmaktır. Böylece, tıpkı kozmetiğin insanları sağlıklı yapmak yerine onları sağlıklı göstermeye hizmet etmesi gibi, retorik de gerçekten iyi olan yaşamı değil, tersine bu iyi yaşamın sahte bir görünümünü öne çıkarmaktadır (465c). Böylece politika gerçek bir uzmanlıktır ve Sokrates'i Apologia'daki duruşu ile keskin bir tezat oluşturduğu bir noktada görüyoruz; Sokrates burada uzmanlık yaptığını iddia etmekle kalmaz, aynı zamanda başka hiç kimsenin böyle bir uzmanlığa erişemediğini, çünkü yalnızca kendisinin yurttaşlarının iyiliği için sorumluluk duyduğunu iddia eder (521d).

Sokrates'in politike'nin gerçek bir uygulayıcısı olarak ortaya çıktığı bu kavram, Meno'nun (99e-100a) sonundaki bir imge ile yeniden tekrarlanmaktadır: Sokrates burada, "bir başkasını politikos yapma kapasitesine sahip olan bir politikoi bulunmadığı sürece" iyiliğin öğretilemeyeceği, bunun yerine, zeka olmaksızın kutsal bir armağan aracılığıyla edinildiği noktasında yapılan bir tartışmanın sonucunu özetlemektedir (yani, Sokrates'in yaşama sanatı alanındaki uzmanlığını bir başkasına aktaracak herhangi biri bulunmadığında, tıpkı geleneksel politikacıların bu noktadaki başarısızlıkları gibi). Sokrates böyle bir insanın, Homeros'un tasvirinde yeraltı dünyasında (Odisea'da) bulunan Tiresias'a benzeyeceğini söyleyerek sözlerine devam eder: "Hades'te bulunanlar arasında yalnızca o canlıdır, geri kalan herkes birer gölge gibi ortalıkta uçuşmaktadır." Odiseus'un Odisea 11'deki yeraltı dünyasını ziyaret etmesine yapılan gönderme, Sokrates'in Protagoras’ta sofistler ile yaptığı görüşmenin betimlemesine denk düşmektedir; Sokrates burada, Odiseus'un sözlerinden (31 bc) alıntı yaparak sofistlerden söz eder ve böylece kendisini yaşayan bir insan olarak sofistleri ise birer gölge (veya hayalet) olarak tasvir eder. Ardından da, yaşama sanatı alanında, yani "gölgelerle kıyaslandığında, iyiliğe tekabül eden gerçek şeyler" (Meno 1OOa) alanında, (Meno ve Protagoras'ta) iyiliğin doğasına ilişkin olarak pozitif bir kavrayışa sahip olan ve (Meno'da) bu kavrayışı başkalarına aktaracak yeni bir yöntem geliştirmiş olan gerçek bir uzman haline gelir. İşte anımsama yöntemi budur; bu yönteme göre, ruhun sonsuzluktan kazandığı ama reenkarnasyon sürecinde unuttuğu bilgi, eleştirel inceleme süreci aracılığıyla yeniden canlandırılmaktadır.

Daha otoriter olan bu Sokrates figürünün gelişimi, daha önceki “Sokratesçi" diyalogları ile Platon'un ara dönem diyalogları arasındaki geçiş dönemi diyalogları olarak sınıflandırdığımız diyalogların ayırt edici özelliğidir. Bu durum, Sokrates şahsiyetinin aşamalı bir başkalaşıma uğrayarak, daha önce bahsettiğimiz gibi, Platon'un bir temsilcisine dönüşmesinin çarpıcı bir örneğidir.

 

 

 

 

 


 


Ana Sayfaya Dönmek İçin Tıklayın 

  www.aymavisi.org  
 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 
 + Büyüt | - Küçült  
Felsefe