Saltanat Hükümetinin Niteliğiyle İlgili Kanunlar Üzerine

Montesquieu


Aracılık eden, bağımlı olan ve buyruk altında bulunan kuvvetler, saltanat hükümetinin, yani temel kanunlar vasıtasıyla bir kişinin yönettiği hükümetin niteliğini teşkil eder. Aracılık eden, bağımlı olan ve buyruk altında bulunan kuvvetler dedim. Gerçekten de öyle, saltanat yönetiminde hükümdar, her çeşit siyasi ve medeni kuvvetin tek kaynağıdır. Bu temel kanunlar, söz konusu kuvvetlerin akmasını sağlayacak ara kanalları zorunlu olarak gerektirir. Çünkü devlette yalnız bir kişinin bir anlık yönetiminden, gelip geçici isteklerinden başka bir şey olmazsa, ortada istikrar diye bir şey, dolayısıyla temel kanun diye bir şey kalmaz.

Aracılık eden ve bağımlı olan en doğal kuvvet soylu sınıfının kuvvetidir. Kuvvet adeta, hükümdar olmazsa soylu sınıfı olmaz, soylu sınıfı olmazsa hükümdar olmaz, temel sözüne dayanan saltanat yönetiminin özüne girmiş gibidir. Aksi halde ortada saltanat yönetimi değil istibdat yönetimi kalır.

Avrupa'da bazı ülkelerde adaleti senyörlerin elinden almayı düşünen kimseler var. Bunlar, İngiltere parlamentosunun yaptığını aynen yapmak istediklerinin farkında değiller. Saltanatla yönetilen bir ülkede senyörlerin, papazların, soyluların ve şehirlerin imtiyazlarını ortadan kaldırın. Çok geçmeden ya halkçı bir devletle ya da istibdatla yönetilen bir devletle karşılaşırsınız.

Avrupa'da büyük bir devletin mahkemeleri yüzyıllardan beri senyörlerin babadan kalma yargılama haklarıyla papaz sınıfının yargılama haklarını durmadan zedeliyorlar. Böyle bu kadar akıllı uslu yargıçları yermek niyetinde değiliz ama devlet yapısının bunun sonunda ne derece değişeceğini sizin takdirinize bırakıyoruz.

Papaz sınıfının imtiyazlarına karşı cephe almayı aklımdan bile geçirmedim ama bu sınıfa tanınan yargılama hakkının tam ve kesin olarak belirtilmesini isterdim. Söz konusu olan, böyle bir hakkın tanınması yerinde bir hareket midir değil midir onu anlamak değil, tanınıp tanınmadığını, ülkenin kanunlarından bir bölümünü teşkil edip etmediğini, her tarafta nispi olup olmadığını anlamaktır. Bağımsız bilinen iki kuvvet arasında şartların karşılıklı olması gerekir mi gerekmez mi; iyi bir vatandaş için, hükümdarın adaletini ya da bu adaletin öteden beri kendine çizdiği sınırları savunmak aynı şey olur mu olmaz mı? İşte bizim anlamak istediğimiz şey bundan ibaret.

Bir cumhuriyette papaz sınıfının kuvveti ne kadar tehlikeli ise saltanat hükümetinde, bilhassa istibdada doğru yönelen bir saltanat hükümetinde de o kadar faydalıdır. Keyfi yönetimi önleyen böyle bir kuvvet olmasaydı, kanunlarını yitirdikleri günden beri İspanya ile Portekiz'in hali ne olurdu? Başka bir engel olmadıkça en iyi engel budur. Çünkü istibdat hükümeti insanoğluna öyle korkunç kötülükler eder ki, bizzat bu kötülükleri önleyen bir kötülük, bir iyilik halini alır.

Nasıl ki, yeryüzünü baştan başa kaplamak ister gibi görünen denizi kıyılardaki otlarla çakıl taşları durdurursa, yetkileri sınırsız gibi görünen hükümdarlar da böyle küçük engeller karşısında dururlar, tabii gururlarını, sızlanmalarla yalvarıp yakarmalara boyun eğdirirler.

İngilizler hürriyeti tam manasıyla geliştirmek için, saltanat yönetiminde bulunan kuvvetlerin hepsini ortadan kaldırdılar. Bu hürriyeti korumakta yerden göğe kadar hakları var; çünkü günün birinde bu hürriyeti yitirirlerse, yeryüzünün köle halinde yaşayan milletlerinden biri, hatta en kötüsü olurlar.

M. Law, cumhuriyet yönetiminin de, saltanat yönetiminin de yapısını bilmediğinden, Avrupa'da gelmiş geçmiş istibdat yönetimlerinin en büyüklerinden birinin kurucusu olmuştur. Alışılmamış, duyulmamış bunca sert değişikliklere sebep olması yetmiyormuş gibi, üstelik ara sınıfları ortadan kaldırmak, siyasi heyetleri de yok etmek istiyordu. Hayal ürünü ödemelerle saltanat yönetimini yıkıyor, anayasayı bizzat satın almak istiyormuş gibi görünüyordu.

Saltanat hükümetinde ara sınıfların bulunması yeterli olmaz, birçok kanunun bulunması da gerek. Bu kanunlar, yapıldıkları zaman millete yayımlayan, unutuldukları zaman da millete hatırlatan siyasi heyetlerin elinde bulunur. Soyluların aslında bilgisiz oluşu, dikkatsizliği, sivil yönetimi küçümsemesi, tozların içine gömülü kalan kanunları durmadan meydana çıkartacak bir heyetin bulunmasını gerektirir. Hükümdarın danışma kurulu bu iş için uygun düşmez. Niteliği itibarıyla bu heyet temel kanunların korunmasını sağlayan bir heyet değil, kanunları uygulayan hükümdarın gelip geçici yönetiminin korumalığını yapan bir heyettir. Bundan başka, kralın danışma kurulu da durmadan değişir, devamlı değildir. Üye sayısı da fazla olamaz; aşırı bir şekilde milletin güvenini de kazanamaz. Şu halde kritik anlarda milleti aydınlatamayacağı gibi sözünü de geçiremez.

Temel kanunların bulunmadığı otoriter devletlerde ise kanun muhafızlığı edecek bir heyet de yoktur. Bu gibi ülkelerde dinin bunca kuvvetli olması da işte bundan ileri gelir. Çünkü din bir çeşit kanun muhafızlığı eder ve devamlılığı sağlar; halk orada, dine değilse bile kanun yerine geçen geleneklere saygı gösterir.

 

 

 


 


Ana Sayfaya Dönmek İçin Tıklayın 

  www.aymavisi.org  
 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 
 + Büyüt | - Küçült  
Felsefe