Özgür İrade Ve Determinizm

Michel Norwitz


Antik Yunanlılardan bu yana felsefedeki en kışkırtıcı ve sıkça tartışılan soru; eylemlerimizin alanını belirlemede özgür irademizin yer alıp almadığı ya da bu eylemlerin kontrolümüz dışındaki güçler tarafından belirlenip belirlenmediğidir. Batı düşüncesindeki doğacılık anlayışının 6. Yüzyıl Yunan felsefesi Milet okulunun son zamanlarına dek uzanmıştır. Buna rağmen, laik düşüncenin ortaya çıkışı öncesi sözü geçen bu güçler Tanrının istençleri olarak tanımlanmış olabilir. Daha yakın zamanlarda, bilişsel bilimlerin gelişmesiyle birlikte, beynimizin determinist çizgiler doğrultusunda (ya da, kuantum etkileri önemsenmeye değer ise, en azından mekanik çizgiler doğrultusunda) işlediği oldukça olası gözükmektedir. Dolayısıyla, yeni bir tartışma doğmuştur: Determinizmin (ya da doğacılığın ya da mekanizmin) kavramları beyin bilimlerine akla yatkın bir şekilde uygulandığında özgür irade ile uyumlu mudur? Böylece dikkatlerin bir kısmı “deterministler” ve “karşıt deterministler” tartışması ekseninden, “uyumcular” ve “karşıt uyumcular” eksenine kaymıştır.

Bu tartışmada açıklanan iki karşıt taraf Peter van Inwagen (Oxford University Press, 1983’te yayınlanan Özgür İrade Üzerine Bir Makalenin yazarı) ve Daniel C. Dennett (Burada atıfta bulunacağımız 1984’te yayınlanan Elbovv Room, MIT Press gibi birçok kitabın yazarı). Bu kitapların her biri ilk olarak akla yatkın olduğunu düşündüğü öncüllerin neticelerini savunur. Öyle ki, Peter van Inwagen karşıt uyumcu çizgide ve Dennett ise uyumcu çizgide yer alır. Bu ikili içinden Inwagen daha açık ve kesin bir tartışmacı olduğu için onun çalışmasını bu tartışmanın başlangıç noktası olarak kullanacağım. Kitabı “İstemeye Değer Özgür İradenin Çeşitlilikleri” olarak alt başlık atılan Dennett gibi, Inwagen de özgür iradeye sahip olduğumuzu iddia eder. Ayrıştıkları yer ise özgür iradenin doğasının determinist anlayış ile olan ilişkisidir. Van Inwagen tartışmasında üç öncül sunar: (1) Özgür irade, aslında, determinist düşünce ile uyumsuzdur; (2) ahlaki sorumluluklar determinist anlayışla uyumsuzdur; ve (3) (ahlaki sorumluluklara sahip olduğumuz için) determinist anlayış yanlıştır. Dolayısıyla, özgür iradeye sahip olduğumuz sonucunu çıkarır.

İlk öncül için öne sürülen tartışma şöyle başlar [s.56]: “Eğer determinizm doğruysa, o zaman eylemlerimiz uzak geçmişteki olayların ve doğa yasalarının sonuçlarıdır. Ancak, biz doğmadan önce gerçekleşen şeyler bize bağlı değildir ve doğanın yasalarının ne olduğu da bize bağlı şeyler değildir. Dolayısıyla, böylesi şeylerin sonuçları (halihazırdaki eylemlerimiz dahil) bize bağlı değildir.”

İkinci öncül için öne sürülen tartışma [s. 181]: “Eğer (I) hiç kimse gerçekleştiremediği herhangi bir eylem için ahlaki yönden sorumlu değilse, ve (II) hiç kimse herhangi bir olaya karşı ahlaki yönden sorumlu değilse, ve (III) hiç kimse herhangi bir duruma karşı ahlaki yönden sorumlu değilse, o zaman ahlaki sorumluluk diye bir şey yoktur.”

Van Inwagen üçüncü öncül olarak tartışmasının özlü bir özetini sunmaz. Onun yerine, ahlaki sorumluluklarımızın varlığının aşikar olduğunu kabul ederek insanları davranışlarından ötürü ahlaki yönden sorumlu tutmaya devam eder.

Dennet, van Inwagen’in ana tartışmasının geçerliliğinde bir kusur bulmaz; ancak sözü geçen öncüllerin doğruluğu konusunda tartışmaya girer. Dennet’in yaklaşımı “bize görelik” (ilk öncüldeki tartışma bağlamında) ve “sorumluluk” kavramlarını yeniden düzenlemek üzerinedir. Bu konuyu detaylandırmadan önce, filozofların fikir uyuşmazlığına sebep olan kaynak noktalarındaki farklılığa ilişkin görüşlerimi belirtmek istiyorum.

Descartes zihni saf bir benlik olarak görür: fiziksel süreçler tarafından el değmemiş tinsel, değişmez bir maddedir bu. Zihin, fiziksel süreçlerden görüler aracılığıyla etkilenmiş de olabilir; ancak dış dünyada gerçekleşen mekanik olaylar tarafından etkilenmiş olmasının bir yolu yoktur. Ancak, zihin bu olayları esas gövdesiyle (Epifiz bezi aracılığıyla) dolaylı olarak etkileyebilir.

Çağdaş bilimin beynin nasıl çalıştığına ilişkin anlayışı geliştikçe zihnin bu imgesi görmezden gelinmiş ve zayıflatılmıştır. Zihin sadece fiziksel bir olgudan ibaretmiş gibi gösterilmeye başlanmıştır. Öyle ki, bu fiziksel nedenselliğin bölgesi dışında sanki hiçbir “kişi” ya da “saf benlik” yokmuş gibi aksettirilmeye başlanmıştır. Günümüzde, bazı (Churchlands gibi) filozoflar zihnin tamamen var olmadığına ilişkin çıkışlar yapabilecek kadar ileri gitmektedirler.

Bu durum dikkate alındığında, metafizik filozoflarının iki seçeneği vardır: tasarrufta bulunma ya da geri çekilme.

Dennet’in tasarruf stratejisi, özgür irade kavramı için ikinci bir savunma hattı oluşturma üzerinedir. Bunu da kavramları yeniden düzenleyerek yapmaktadır ki günümüz beyin bilimlerindeki teorilerle çelişmesin. Dennett, zihin ve özgür iradeye ilişkin gündelik genel görüşlerimizin izini kaybetmeye yönelik bir fedakarlıkta bulunur. Öyle ki, o alışılagelmiş dil felsefesi yaptığını iddia eder; ama ben kanımca, onun uzun süredir bir akademisyen olduğu için “sıradan insanlar”ın ilgi konularını unuttuğundan şüphe ediyorum.

Van Imvageu’in geri çekilme stratejisi bilimin yaygın eğilimlerini reddetmesi ve “özne nedenselliğimi sürdürmesi üzerinedir. Öyle ki, bu görüş; normal, mekanik, fiziksel nedenselliğin dışında bulunan dünyadaki şeylerin gerçekleşmesine insanların sebep olabileceği düşüncesidir. Van Inwagen, birçok filozofun, günümüz bilimi tarafından baskı altında olduğu ve beynin (ve zihnin) nasıl çalıştığına ilişkin bilimin nihai açıklamaları olacağına dair abartılı varsayımlar yaptıklarından yakınmaktadır. Ancak, bunun çeşitli sebepleri vardır ve bu sebeplerin başında kuantum fiziğinin deneye ve gözleme dayalı başarısı bulunmaktadır. Öyle görünüyor ki, böylesine eksiksiz bir açıklamanın yapılabilmesi pek mümkün değildir. Heisenburg’un Belirsizlik Prensibi eğer beyine uyarlanabilirse, belirli bir mesafede beyinin fiziksel durumuna ilişkin her şeyi bilsek dahi, yine de beyinin bir sonraki anlık durumunu eksiksiz bir doğrulukla tam olarak kestiremeyiz. Bu açıklama, beyinin tartışmaya açık olmayan kavramsal anlamda deterministik olmadığını ima etmektedir. Yine de, van Imvagen’in doğru bir biçimde ifade ettiği gibi, determinizm yanlış olsa bile, özgür iradeye sahip olduğumuzun bir garantisi yoktur. İlk olarak, umutlarımız beynin kimyasını etkileyebilecek kuantum efektlerine dönüşse dahi, bu etkilerin önem arz etmeyecek kadar küçük olabileceği düşüncesi akla uygundur. İkinci olarak, eğer bunlar ihmal edilemeyecek derecece etkiler olsalar dahi, biz hala tam anlamıyla mekanik bir duruma dönüşebiliriz. Öyle ki, Inwagen bir “kişinin sıradan baskılara (fizyolojik nedenselliği kabul ettiği için en azından fiziksel sıradan baskılar), maruz kalmaksızın sorumlu kararlar vermesini istiyorsa, bu durum onun arzuladığı bir özgür irade türü değildir

Sonuç olarak, van Inwagen’a göre; insanlar davranışlarından sorumludurlar ve özgür irade ahlaki sorumluluklar beraberinde geldiği için özgür irademiz vardır. Bu gereklilik mantığı van Inwagen’in ahlaki sorumluluk kavrayışında yatmaktadır [s. 162]: “bir kişi, ancak ve ancak aksini gerçekleştirebildiği durumda yaptıklarına karşı ahlaki yönden sorumludur.” (onun ahlaki sorumluluğa yönelik nihai yorumu, karşıt örneklerle başa çıkabilmek amacıyla daha şatafatlıdır ama hedeflerimiz doğrultusunda daha basit olan bu yorum yeterlidir.)

Dennett, bir kişinin aksini gerçekleştiremediği zamanlarda sorumlu eylemin halleri olduğunu ileri sürer. Bu, ahlak eğitiminin amacıdır; sözgelimi olarak, kişinin masum bir insana bin pound karşılığında işkence yapamamasını sağlamaktır. Doğuşumuzdan itibaren böylesi bir teklifin kabul edilemezliği yönünde eğitilmiş olabiliriz; ama yine de çoğumuz bu teklifi reddettiğimiz zaman, bu eylemi özgür irademizle yerine getirdiğimizi söylemeyecektir. Dennett, şu soruyu sorar: Bir kişinin özel bir duruma ilişkin kararını merak eder ve ona bu durumda aksi eylemi gerçekleştirip gerçekleştiremeyeceğini sorarsak cevabı ne olurdu? Bu durumda, eylemin gerçekleştirildiği zamana ait beyin ve evren halleri kesin olarak verili olarak, kişi eylemin aksini gerçekleştirebilir miydi? Dennett, bu sorunun açık ifadelere dökülmesini, cevaplanmaz olarak kabul eder ya da cevaplansa bile sorumluluğu tanımlamada faydasız olacağı görüşünü reddeder. Cevap verilemez çünkü bizim için böylesi bir karmaşa modeli ortaya koymak imkansızdır. Faydasızdır çünkü hayal gücümüz belirli boyutlarda böylesi bir modeli taslağını ortaya çıkarabilse bile doğal olarak, dış dünyaya ait durumların aynı bilişsel durumların farklı olmasa bile, kendimizi böylesi bir durumda asla bulamayız. (En iyi ihtimalle      deja vu hissi yaşayabiliriz.) Bu durumda, sorunu aydınlatabilmenin nasıl ifade edileceği problemiyle baş başa bırakılıyoruz.

Soru sorarız; çünkü gerçekleşen bir şeyi yorumlama arzusu taşırız... Gelecek hakkında bu şeye ilişkin ne gibi sonuçlar çıkarabileceğimizi bilmek isteriz. Bu bize öznenin (örneğin) karakteri hakkında herhangi bir şey söyleyebilir mi? Bu, uygun bir şekilde sunulduğu takdirde, eylemi gerçekleştiren öznenin yöntemlerini geliştirmesine imkan veren bir eleştiriyi önerir mi? Bu vakadan yola çıkarak gelecekteki benzer durumlarda benzer bir şekilde davranacağına inanılan bir özne olup olmadığı bilgisine ulaşabilir miyiz? Eğer bir kişi karakterini istikrarlı bir şekilde sürdürürse, ancak, ufak tefek ya da büyük durumlarda değiştirirse, hemen hemen her zaman aynı türden içler acısı şeyleri yapacak mıdır? Gözlemlediğimiz şey bir “şans” mı yoksa “çetin” bir eğilimin tezahürü müydü? Sözü geçen bu eğilim çok kapsamlı çeşitliğin ötesinde istikrarını sürdüren bir eğilimdir.

Böylece, Dennett tartışmasına başlar. Van Inwagen’in özgür irade kavramlarını kabul etsek de etmesek de insanları ahlaki yönden sorumlu tutacağızdır. Çünkü, bir kişinin “aksini yapmış olabilme” ihtimaline yönelik sorular sorduğumuzda aklımızdaki düşünceler özgür irade ve determinizm problemlerine karşı alakasız hale gelmektedir.

Van Inwagen’in, Dennett’in yaklaşımından tatmin olacağından şüphe duymaktayım. Van Inwagen, gösterdiği ustalığa rağmen, daha çok sözlü bir hileymişçesine ortaya çıkmaktadır; öyle ki, o “problemi çözer” ancak özgür irademizin ya da sorumluluk duygumuzun olup olmadığına ilişkin kaygı duyduğumuz zaman, kaygı duyulan şeye ilişkin yaklaşımın pahasına bunu yapar. Elbette, Dennett bu endişelerin yersiz korkulardan ibaret olduğunu ileri sürerek cevap verir.

Bence, bu esaslı bir uyuşmazlığın tezahürüdür. Bu uyuşmazlığın çözümü, bu ikilinin arasındaki özgür iradeye ilişkin problemi de çözecektir; ancak ben böylesi bir çözümün var olup olmadığına yönelik şüpheler taşımaktayım. Onların uyuşmazlığı her birinin de yapmakta olduğu, felsefenin etrafındaki diğer disiplinlere nasıl cevap vermesi gerektiğine ilişkin, esaslı yargılamalara dayanmaktadır.

Van Inwagen’in, bilimin halihazırdaki durumu verildiğinde, gözlemlerine katılıyorum. Öyle ki, (kozmolojik değilse nörolojik olarak) determinizmin doğru olduğunu ileri sürmek olgun bir fikir değildir; ancak, onun yanlış olduğunu ileri sürmek de kesinlikle olgun bir iddia değildir. Özne nedenselliğinin fiziksel olarak nasıl işe yaradığına yönelik van Inwagen’in düşüncesinin kısmen de olsa bulanık resmini ortaya koymadıkça, van Inwagen’in tartışmalarına ikna olmanın bir gerekçesini göremiyorum. Bunun eksiksiz ve tam olmasını beklemiyorum; ancak bizlere ikna edici bir hikaye sunabilmesi gerekir. Ortaya koydukları sonuçları çok fazla dikkate almamamıza rağmen, uyumcular çok ilginç bir hikaye anlatabilirler. Uygulanabilir türden bir hikaye olmaksızın, ifade edebileceğim kadarıyla, van Inwagen sözsüz bir şekilde Kartezyen benlikleri özgür irademizin kaynağı kabul etmektedir. O, bu kusurların gayet farkındadır; ancak bunlardan aşırı derecede rahatsız olmamaktadır. Bence Kartezyen modele başvurmak ve gözleme dayalı bilimin alanı dışında faaliyet göstermek uygulamaya değer bir fedakarlık değildir. Dennett’in önerileri, olağan özgür irade kavramımızı terk etmesindeki fedakarlık bilincinden yoksun olmasına rağmen, ciddiye almaya değer türdendir. Bence bu yapılmaya değer bir fedakarlıktır.

Michel Nortwitz (1991). “Free Will and Determinizm”

 

 

 

 


 


Ana Sayfaya Dönmek İçin Tıklayın 

  www.aymavisi.org  
 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 
 + Büyüt | - Küçült  
Felsefe