Felsefe

 

 

 

Osho’nun Sözlüğü (A)

Osho


Acı

Acı büyümenin bir parçasıdır. Ve unutmayın, bir şey canınızı yaktığında içinizdeki başka bir şey bastırılmıştır. Acıdan kaçınmaktansa içine dalın. Bırakın canınız yansın! Tamamen acısın ki yara tamamen açılsın. Yara bir kere tamamıyla açılırsa iyileşmeye başlar. Acıyı hissettiğinizde ondan kaçarsanız; acı içinizde kalır ve tekrar ve tekrar karşınıza çıkar.

Acı Çekmek

Birçok insan büyümek için acı çekmek gerektiğini düşünür. Ama büyümenin içinde acı çekmek yoktur. Acı çekmek büyümeye karşı direncinizle ilgilidir. Acınızı siz yaratıyorsunuz çünkü büyümeye karşı sürekli olarak direniyorsunuz. Onun gerçekleşmesine izin vermiyorsunuz. Büyümekten korkuyor, büyümeyi tüm kalbinizle istemiyorsunuz. Bu yüzden acı çekiyorsunuz, çünkü iki parçaya bölünüyor, iki parçaya ayrılıyorsunuz. Bir tarafınız ortaklığı kabul ederken diğer yarınız direnmekte. İçinizde yaşadığınız bu çatışma acı çekmeyi getiriyor.

Bu yüzden büyümeniz için acı çekmeniz gerektiği fikrini bırakın. Bu tamamıyla saçmadır. Tamamıyla büyümenin tarafında olursanız acı çekmez, keyif alırsınız. Her bir anınız büyük bir mutluluk ve lütufla dolar.

Acı çekmenizin sorumluluğunu büyümenin üzerine atmayın. Akıl çok aldatıcı ve sinsidir. Sorumluluğu her zaman birine ya da bir şeye atar. Sorumluluğu asla üzerine almaz. Ama gerçek şu ki acı çekmenizin gerçek sebebi sizsiniz.

Aslında acı çekmenize neden olan gerçek şey, beklentileriniz. Onları gerçekleştirmediğiniz zaman ve hiçbir zaman da gerçekleştirilemeyecekler hayal kırıklığı ortaya çıkar. Başarısızlık oluşur ve kendinizi ihmal edilmiş hissedersiniz. Sanki hayat size hiç özen göstermiyor gibi gelir.

Beklentilerinizi bırakın. Açık olun, olup bitenlere karşı hazır olun. Ama geleceğe dair planlar yapmayın. Gelecek için beklentileriniz olmasın, onunla ilgili sabit fikirleriniz olmasın. Artık acı çekmediğinizi göreceksiniz.

Adalet

Bir gün Nasreddin Hoca fahri yargıçlık için seçilir. İlk dava başlar. Taraflardan birini dinledikten sonra mahkeme üyelerine, "Beş dakika içerisinde bir karara varacağım," der.

Mahkeme başkanı duyduklarına inanamaz. Nasreddin Hoca, öteki tarafı dinlememiştir! Kulağına eğilip, "Ne yapıyorsun? Sadece davadaki bir görüşü duydun. Öteki görüşü hala bilmiyorsun, karşı görüşü bilmeden hiçbir karara varamazsın," der.

Nasreddin Hoca, "Aklımı karıştırmaya çalışma. Şu anda görüşüm çok net. Eğer karşı görüşü de dinlersem, o zaman kesinlikle bir karmaşa olacaktır," der.

Ademelması

Erkeğin boğazındaki bezeye "ademelması" denir. Çünkü Adem elmayı yemiş ama yutamamıştır. Sanki iki parçaya böIünmüş gibi hissettiği için elma boğazında kalmıştır. Bir tarafı elmayı yemek ve keşfetmek istemiş, diğer tarafıysa korkmuştur. Bu yüzden asla daha fazla ademelması yaratmayın! işleri tümüyle yapın ki yutup sindirebilin.

Adanmak

Adanmak yüreğinizin bir niteliğidir. Etrafınızdaki her şeye saygıyla yaklaşırsınız. Etrafınızdaki her şey için büyük bir sevgi beslersiniz. Konu kişinin değerli ya da değersiz oluşu değildir çünkü sevgi bir iş değildir. Sorun kişinin değerli olup olmaması değil, kalbinizin sevgiyle dolarak taşıp taşmamasıdır. Eğer sevgiyle doluysa hem değerli olanı hem de değersiz olanı bulur. Aralarında bir ayrım yapmaz.

Bulutlar doludur ve yağmur yağar. Yağmurun sadece iyi insanlar üzerine yağdığım ve kötü insanlardan kendini sakındığını mı sanıyorsunuz? Sadece iyi Hıristiyanlar, iyi Hindular, iyi Yahudiler üzerine yağdığını ve ateistler üzerine yağmadığım mı düşünüyorsunuz? Yağmur yağar çünkü bulutlar yağmur yüklüdür.

Adanmak dolup taşan sevgidir.

Ahlak

Ahlak size başkaları tarafından dayatılır. Dinle ilgili bir durum değildir. Hükmetmenin bir biçimi, köleliğin bir çeşididir. Çünkü neyin doğru, neyin yanlış olduğunu henüz anlayamıyorsunuz. Bu size diğerleri tarafından söylendi. "Ahlak" dediğinizin gerçekte ahlak mı ahlaksızlık mı olduğunu bilemezsiniz. Herhangi bir şey bir toplumda ahlak kuralına uygunken, aynı şey farklı bir toplumda ahlaka aykırı olabilir.

Dünyaya şöyle bir bakın, vizyonunuzu genişletin. Orada birçok farklı ahlak anlayışı olduğunu görüp şaşıracaksınız. Bu nasıl olabilir? Doğru doğrudur, yanlış da yanlış! Birçok ahlak anlayışının olmasına imkan yoktur, bir Hindu ahlakı, bir Müslüman ahlakı veya bir Jaina ahlakının olmasına imkan yok. Ama birçok ahlak anlayışı var. Bu basitçe, bütün bu ahlak anlayışlarının farklı toplumlar tarafından toplumu oluşturan bireyler üzerine hakimiyet kurmaları için yaratılmış olduğunu gösterir. Ahlak, bireyleri hapsetmek için bir stratejidir.

Akıl

Akıl, bugüne kadar yaşadığınız deneyimlerdir yani bugüne kadar başınıza gelenler, çoktan ölü olanlar; akıl varoluşunuzun ölü kısmıdır. O geçmiştir, yaşamın etrafında dolaşan bir ölüdür. Sizin burada olmanıza izin vermez, şimdide olmanıza olanak tanımaz. Çevrenizi saran bir bulut gibidir. Onun ardındakini göremezsiniz, görüş alanınız açık değildir. Her şeyin biçimi bozulmuştur.

Bu bulutun dağılmasına izin verin. Kendinizi cevapsız bırakın. Hiçbir sonuca, hiçbir felsefeye, hiçbir dine bağlı kalmayın. Açık olun, sadece açık. Savunmasız kalın, böylece gerçek sizi bulur. Savunmasız olmak, akıllı olmaktır. Akıllı olmak, aklın dehlizlerinde gerçekliği kaybedeceğinizi, akılsız olmanınsa zekaya açılan kapı olduğunu bilmektir.

Amin

Müslümanlar ve Hıristiyanlar dualarım amin’le bitirirler. Hıristiyanlar amen, Müslümanlar amin derler. Hindular dualarım aum'la bitirirler. Üç dinde de aynı şey ifade edildiğine göre, bir yerlerde kesin bir gerçek vardır.

Akıl tamamen sessiz olduğunda, kati bir ses duyulur. Eğer bir Hinduysanız bunu aum’la ifade edersiniz. Müslümansanız amin dersiniz. Hıristiyansanız amen dersiniz. Ama kimse bunun tam olarak ne olduğunu bilemez. Aslında birçok şekilde açıklanabilir.

Anlamak

Anlamak, bilgiden tamamıyla farklıdır. Bilgi ödünç alınır, anlamaksa size aittir. Bilgi dışarıdan gelir, anlamaksa içten yükselir. Bilgi çirkindir çünkü kullanılmıştır. Ve bilgi sizin varlığınızın bir parçası olamaz. O bir yabancı olarak kalacaktır. Dış dünyadan biri gibi olacak köklerini içinize salamayacaktır.

Anlamak sizden doğar, o sizin çiçeklenmenizdir. O tamamen size aittir. Bu yüzden bir güzelliği vardır ve sizi özgür kılar.

Arama

Her çocuk gerçeği arama yetisiyle birlikte doğar. Bu, hayatta sonradan öğrenilen ya da benimsenen bir şey değildir. Doğaldır.

Gerçek basit anlamıyla, "Ben benim ama ben kim olduğumu bilmiyorum. Varlığımın gerçeğini bilmeliyim," demektir.

Gerçeği aramak aslında sizin varlığınızın gerçeğini aramaktır.

Arayış

Hayat bir arayıştır, bir soru değil; gizemdir, bir sorun değil. Ve aralarındaki fark büyüktür. Bir sorun çözülmek için vardır; halledilebilir bir şeydir, halledilmesi gerekir. Ama gizem çözülemez; yaşanması, tecrübe edilmesi gereklidir. Bir sorunun yok olması için cevaplanması gerekir ama bir gizemle karşılaştığınızda onun içinde çözülürsünüz. Gizem kalır, siz yok olursunuz. Bu tamamen farklı bir olaydır. Felsefede sorun ortadan kalkar ama siz orada kalırsınız; dindarlıktaysa gizem kalır, siz yok olup buharlaşırsınız.

Ego, sorularla çokça ilgilenirken gizemden korkar. Sorular egodan yükselir. Sorularla oynar ve onlara cevaplar bulmaya çalışır ve her bir cevap, karşılığında daha çok soruyu getirir. Bu hiç bitmeyen bir süreçtir ki felsefenin hiçbir sonuca ulaşamamasının sebebi budur.

Sorular aklın besinidir.

Arınma

Zirveye ulaşmak için ömrünüz boyunca taşıdığınız çöp ve yüklerden kurtulmanız gerekir. Bunun içinse arınmanız gereklidir.

Önce, içinizdeki koruyucu yani bastırdığınız her şeyi serbest bırakın. İçinizdeki koruyucunun ortaya çıkmasına izin vermek, olabilecek en derin temizlik ve en derin arınmadır. Ve içinizdeki koruyucuyu çıkardığınızda, Budalık sadece bir adım ötenizdedir.

Arif

Budalık sizin doğuştan kazandığınız bir haktır, içinizdeki koruyucuysa sadece bir şartlanma. Toplum size sürekli bir şeyleri bastırmanızı söyler ve bir süre sonra bastırdığınız taraf o kadar büyür ki bir volkanın üzerinde oturursunuz. Volkan her an patlayabilir. Patlamadan önce onu serbest bırakmak en iyisidir.

Bu yüzden ilk önce güçlü ve tam bir koruyucu olun. İşte dinamik meditasyonda olan budur: İçinizdeki koruyucunun hiçbir baskı olmadan dışarı çıkmasına izin verirsiniz. Koruyucuyu içeride tuttuğunuzda herkes sizden memnun olur. Ama koruyucunuz içeride olduğunda asla huzurlu olamazsınız. Size onu dışarı çıkarmanızı söylüyorum. Havada buharlaşacaktır. Geride ne mi kalacak? Saf bir alan.

Arif

Bu kelime çok güzeldir. "Arif" bilendir, "ruhani bilgi" bilgidir. "Agnostik" bilmeyen kişidir, agnostik sadece tek bir şeyi, bilmediğim bilen kişidir. Agnostik olun. Bu gerçek dinin başlangıcıdır.

inanmayın, inançsız olmayın. Bir Hindu olmayın, Jain ya da Hıristiyan da olmayın, yoksa karanlığa doğru ilerlemeye devam etmiş olacaksınız. Bütün ideolojileri, bütün felsefeleri, bütün dinleri, bütün düşünce sistemlerini bırakmadığınız ve içinizi tamamıyla boşaltmadığınız sürece, elinizde hiçbir şey kalmayana kadar, hiçbir fikriniz kalmayana kadar devam etmediğiniz sürece... Tanrıyla ilgili bir düşünceniz nasıl olabilir ki? Onu tanımıyorsunuz. Sadece büyük bir tanıma arzusuyla içeriye girin ama bilgiyle ilgili bir fikriniz olmasın. Yoğun bir tanıma isteğiyle gidin, orada ne olduğunu tutkulu bir aşkla merak edin ama başkalarının size verdiği fikirleri yanınızda taşımayın. Onları dışarıda bırakın. Arayan kişinin gerçekliğe giden yoldaki en büyük engeli budur.

Aşk

Aşk herhangi bir şekilde hükmetme olmamalıdır. Dışlayıcı değil, kapsayıcı olmalıdır. Aşk sadece kapsayıcı olduğu zaman onun ne olduğunu bilirsiniz. Aşk dışlayıcı olduğunda, özellikle başka bir insanı dışladığınızda, aşkı öyle bir sınırlarsınız ki sonunda öldürürsünüz. Aşkın sonsuzluğunu yok edersiniz. Bütün bir gökyüzünü, içine sığdıramayacağınız küçük bir boşluğa yerleştirmeye çalışırsanız.

Kişi aşık olmalıdır. Aşk sadece bir ilişki olmamalıdır, bir varoluş hali olmalıdır. Birine aşık olduğunuz zaman, o kişiden dolayı her şeyi seversiniz. Ve eğer gerçekten aşık olduysanız, aniden ağaçları ve kuşları, gökyüzünü ve insanları sevmeye başladığınızı fark edersiniz. Birine aşık olduğunuzda tam olarak ne olur? Bir kadına aşık olduğunuzda, bütün kadınlara aşık olursunuz. O kadın sadece bir temsilci, dünyadaki var olmuş, var olan ve var olacak tüm kadınların bir örneğidir. O kadın, sadece kadınlığa açılan bir kapıdır. Ancak kadın sadece kadın değil, ayrıca bir insandır da. Bu yüzden tüm insanlara da aşık olursunuz. Ve kadın sadece bir insan değil, ayrıca bir varlıktır da. Bu yüzden tüm varlıklara da aşık olursunuz. Bir kere aşık olduğunuzda, aşk enerjinizi, her şeye verdiğinizi görünce şaşıracaksınız. Bu gerçek aşktır.

Sahip olmayı isteyen aşk gerçek değildir. O kadar küçüktür ki hem kendini hem de öteki kişiyi boğar. Ama şimdiye kadar hep bu yaşandı. Aşk hiçbir zaman kapsayıcı olmadı. Size dışlayıcı aşk öğretildi. Ama aşk kapsayıcı olabilir. Bütün dünyayı sevebilirsiniz.

Aşkınlık

Aşkınlık tam olarak meditasyonu tanımlar. Üç şeyi aşmalısınız ve ardından dördüncüsüne erişeceksiniz. Dördüncüsü sizin gerçek doğanızdır. Gurdjieff, kendi yoluna "dördüncü yol" derdi ve biz de Doğu'da en yüksek farkındalığı turiya, dördüncü olarak adlandırırız.

Aşmamız gereken ilk şey bedendir. Bedenin içinde olduğunuzun ama beden olmadığınızın farkına varmalısınız. Beden güzeldir, ona özen göstermeli, ona karşı sevecen olmalısınız. O size güzel bir şekilde hizmet ediyor. Ona düşmanca davranmamalısınız. Dinler, insanlara bedenlerine karşı düşmanca davranmalarını öğretip ona işkence etmelerini söylüyorlar ve buna da çilecilik diyorlar. Ne büyük bir aptallık! Ve bedenlerine eziyet ederek onu aşacaklarına inanıyorlar. Ama tamamıyla hatalılar. Bir şeyi aşmanın tek yolu farkında olmaktan geçer, eziyet etmekten değil. Hiç şüpheniz olmasın, eziyet etmekten değil! Evinize işkence etmez, onun içinde yaşarsınız; ama o olmadığınızı da bilirsiniz. Bu bedeniniz için de böyledir: oruç tutmanıza, kafanızın üzerinde durmanıza, bedeninizi bin bir şekle sokmanıza gerek yoktur. Sadece izlemek ve farkında olmak yeterlidir. Ve aynısı aşkınlığın diğer iki biçiminin de anahtarıdır.

Aşmanız gereken ikinci şey zihindir. Bu ikinci eşmerkezli çemberdir. Beden önce gelir, bu en dıştaki kısımdır. Akıl, varlığınıza bedenden daha yakındır. Beden kabadır, akılsa zarif ve sonra üçüncü çember gelir; en yakın ve en zarif olan kalbinizin, histerinizin, duygularınızın, ruh halinizin dünyası. Onu da aşmanız gerekir. Ama anahtar aynıdır.

Bedenle başlayın çünkü beden gözlemleyebileceğiniz en kolay şeydir. Bir nesnedir. Düşünceler de nesnedir ancak daha az görülebilirler. Bedeninizin farkına bir kez vardığınız zaman, düşüncelerinizi de izleyebilirsiniz. Düşüncelerinizin farkına vardığınızdaysa ruh halinizi izleyebilirsiniz ki bunlar en zarifleridir, dolayısıyla bunu en son yapın.

Merkezinizdeki bu üç eşmerkezli çemberi fark edip onları aştığınızda, dördüncü durum kendiliğinden oluşacaktır. Ansızın kim olduğunuzu bileceksiniz. Bunu sözlü olarak bilemezsiniz, kimse söylemez, bir yanıt alamazsanız, kimseye kelimelerle anlatamazsınız ancak bilirsiniz. Başımızın ağrıdığını bildiğinizde de aynı şey olur. Aç ya da susuz olduğunuzu bilmeniz gibidir. Aşık olduğunuzu bilmenizle aynı şeydir. Kanıtlayamazsınız, bunu kanıtlamanın yolu yoktur ama bilirsiniz. Ve bu bilme apaçık ortadadır, inkar edilemez.

Bu dördüncü seviyeye geldiğinizdeyse, dünyayı aşarsınız.

Ben dünyadan feragat etmeyi öğretmiyorum. Ben dünyanın aşkınlığını öğretiyorum ve yolu bu.

Aydınlanma

Aydınlanma, kişiliğinizin bilinçdışı katmanlarının farkına varma ve bu katmanlardan kurtulma sürecidir. Onlar siz değilsiniz, onlar sahte yüzler. Ve bu sahte yüzlerden dolayı kendi orijinal yüzünüzü keşfedemezsiniz. Aydınlanma, orijinal yüzünüzü keşfetmekten başka bir şey değildir; doğduğunuzda sizinle birlikte gelen gerçekliğin özüyle ölürken yanınızda götüreceğiniz gerçekliğin özü. Doğum ile ölüm arasında toplanan tüm katmanlar ardınızdaki.

Aydınlandığınızda yeni bir insan olmazsınız. Aslında hiçbir şey elde etmez, sadece bir şeyler kaybedersiniz: Bağlarınızı kaybedersiniz, esaretinizi kaybedersiniz, mutsuzluğunuzu kaybeder ve kaybetmeye devam edersiniz. Aydınlanma kaybetme sürecidir. Kaybedecek bir şey kalmadığında ulaşılan mevki Nirvana'dır. Mutlak bir sessizliğin ortasında kalmaya aydınlanma denilebilir...

Ben size hiçbir şeyin sözünü vermiyorum. Size Tanrının krallığının sözünü vermiyorum. Aydınlanmanın sözünü vermiyorum. Hiçbir söz vermiyorum. Benim tüm yaklaşımım anbean yaşamak, anbean neşeyle, coşkuyla yaşamak, anbean tümüyle yoğun ve tutkuyla yaşamak... Aydın ya da aydın olmayan, ne önemi var ki!

Tutkuyla yaşadığınızda egonuz yok olur. Eğer davranışlarınızda tutarlıysanız ego yok olmaya mahkûmdur. Bu bir dansçının dans etmesi gibidir; öyle bir an gelir ki sadece dans kalır ve dansçı artık görünmez. Bu aydınlanma anıdır.

Yapan orada olmadığında, yöneten de orada değildir. İçinizde birisi olmadığında sadece boşluk, hiçlik kalır ki bu aydınlanmadır. Ve bu güzel boşluktan ne doğarsa doğsun, zarafet ve görkeme sahiptir.

Azizler

Ben sözde azizlere karşıyım, gerçek azizler yaratmaya çalışıyorum. Eleştirdiğim azizler, sevgi azizleri değiller. Hepsi de sevgiye karşı, hayata karşı, yaşamı olumlamazlar. Gerçek azizlik, sevgi ve hayata karşı olamaz. Devam eden bu kutlamaya karşı olamaz. Eğer birisi yaşama sevinciyle dolu ve hayata aşkla bağlıysa bu gerçek azizliktir.

Gerçek azizlik varoluşa katkıda bulunmaktır. Gerçek bilge ya da aziz seçemez; ona ne verilirse kabul eder. Beden verilir, o halde onu kabul edecektir. Dünya verilir, onu da kabul edecektir ve bunu büyük bir minnettarlıkla yapacaktır çünkü bu Tanrının bir lütfudur.

Gerçek azizler, aziz olarak tanınmazlar; hiçbir kilise onları kutsamaz. Kilise tarafından kutsanan azizler aslında sahte, anlamsız, yapay, sentetik ve plastik azizlerdir. Hiç gülmezler. Ama İsa güldü, o içki içti, iyi bir yemek yedi ve sevdi. O dünyadaki gerçek bir insandı, oldukça dünyeviydi, kökleri dünyaya bağlıydı.

 

 

 

 


 


Ana Sayfaya Dönmek İçin Tıklayın 

  www.aymavisi.org  
 

 

 

 

 
 + Büyüt | - Küçült