Felsefe

 

 

 

Örgütlenme

Krishnamurti


Soru: Birçok, dinsel, mesleksel ve siyasal örgüte katıldım. Apaçık ki bir çeşit örgütlenmeye sahip olmak zorundayız, bu olmadan hayat da süremezdi; bu yüzden, sizi dinledikten sonra, özgürlük ve örgütlenme arasında ne gibi bir ilişki olduğunu merak ediyorum. Nerede özgürlük başlar ve örgütlenme sona erer? Dinsel örgütlenmelerle Moksha ya da ruhun kurtuluşu arasındaki ilişki nedir?

Krishnamurti: Çok karmaşık bir toplumda yaşayan insanoğlu olarak iletişim, gezi, yiyecek, giyecek ve barınak sağlamak için, ister kentte ister kırda olsun, bir arada yaşama etkinliği için örgütlenmeye gereksinim vardır. Ama, birkaç kişinin çıkan için değil herkes için, ulus, ırk ve sınıf ayrımı olmadan, yararlı ve insanca örgütlenmelidir bunlar. Bu dünya bizimdir, senin ya da benim değil. Mutlu olarak, bedensel olarak yaşamak için aklı başında, mantıklı, yararlı örgütler olmalıdır. Bölünme olduğu içln, şimdi düzensizlik var. Büyük bir bolluk varken insanlar aç kalıyor. Savaşlar, çatışmalar, acımasızlığın her biçimi var. Sonra, inancın örgütlenmesi var; yine birliği bozan ve savaşla doğuran dinsel örgütlenmeler... İnsanın izlemiş olduğu erdem anlayışı, bu düzensizliği ve karışıklığı getirdi. Dünyanın görülür durumu budur, örgütlenme ve özgürlük arasındaki ilişkiyi sorduğunuz zaman ise, özgürlüğü, günlük varoluştan ayırmıyor musunuz? Hayattan bütünüyle değişik bir şey olarak özgürlüğü ayırdığınız zaman, bu, kendisi içinde, çatışma ve düzensizlik değil midir? Demek ki gerçek soru şu: özgürlük içinde yaşamak ve hayatı bu özgürlükten gelerek, bu özgürlük içinde örgütlemek olası mıdır?

Soru: O zaman hiç bir sorun olmazdı. Ama, hayatın örgütlenmesi kendiniz tarafından yapılmış değil: Sizin yerinize başkaları yapıyor onu. Hükümet ya da diğerleri, sizi savaşa gönderiyor ya da işinizi belirliyorlar. Bu yüzden, özgürce kendinizi örgütleyemiyorsunuz basitçe. Sorumun değinmek istediği nokta, hükümet, toplum, ahlâk anlayışı tarafından üzerimize yüklenen örgütlenmenin özgürlük olmadığı... Ve, eğer bunu yadsırsak, kendimizi bir başkaldırının ya da eski döngüyü bütünüyle yeni baştan başlatan bir çeşit toplumsal yenileştirmenin ortasında buluyoruz. İçsel ve dışsal olarak, özgürlüğü sınırlayan bir örgütlenmenin içine doğuyoruz. Ya boyun eğiyoruz ya da başkaldırıyoruz. Bu tuzağın içine yakalanmışız. Bu yüzden, özgürlükten gelerek herhangi bir şeyi örgütleme sorusu yok gibi görünüyor.

Krishnamurti: Toplumu, bu düzensizliği, bu duvarları kendimizin yaratmış olduğunu görmüyoruz; bütün bundan her birimiz sorumluyuz. Biz ne isek, toplum da odur. Toplum bizden başkası değildir. Eğer çatışma içindeysek, hırslıysak, kıskanç, korku doluysak, böylesine bir toplum ortaya çıkarıyoruz.

Soru: Birey ve toplum arasında bir değişiklik var. Ben et yemiyorum; toplumsa hayvanları kesiyor. Ben savaşa gitmek istemiyorum, toplum öyle yapmam için beni zorluyor. Bu savaşı benim mi yaptığımı söylüyorsunuz bana?

Krishnamurti: Evet, sizin sorumluluğunuz bu. Kendi ulusçuluğunuz, açgözlülüğünüz, kıskançlığınız ve nefretinizle ortaya çıkardınız bunu. Kalbinizdeki o şeylere sahip oldukça, herhangi bir ulusçuluğa, akide ve ırka ait oldukça savaştan siz sorumlusunuz. Sadece bunlardan kurtulmuş olanlar, bu toplumu yaratmadıklarım söyleyebilirler. Bu yüzden, sorumluluğumuz, değiştiğimizi görmek ve güç uygulamadan, kan dökmeden başkalarının değişmesine yardım etmektir.

Soru: Bu örgütlenmiş din demektir.

Krishnamurti: Kuşkusuz ki değil. Örgütlenmiş din, inanç ve otorite üzerine dayanır.

Soru: Özgürlük ve örgütlenmeyle ilgili, ilk baştaki sorumuzun neresine götürüyor bu? Örgütlenme, hep çevre tarafından kişi üzerine yükleniyor ya da kişi, kalıtım yoluyla çevreden alıyor bunu; özgürlük ise hep insanın içinden geliyor, bu ikisi ise çarpışıyor.

Krishnamurti: Nereden başlayacaksınız? Özgürlükten başlamalısınız. Özgürlüğün olduğu yerde aşk vardır. Bu özgürlük ve aşk, ne zaman katılacağınızı ve ne zaman katılmayacağınızı size gösterecektir. Bu bir seçim eylemi değildir, çünkü seçim, karışıklığın sonucudur. "Aşk" ve "özgürlük", "zekâ"dır. Demek ki örgütlenme ve özgürlük arasındaki bölünme ile değil, bu dünyada, hiç bölünme olmadan yaşayıp yaşayamayacağımız ile ilgileniyoruz, özgürlüğü ve aşkı yadsıyan bölünmedir, örgütlenme değildir. Örgütlenme böldüğü zaman, savaşa götürür. Herhangi bir biçimiyle inanç, ülküler ne kadar yüce ya da etkili olursa olsun, bölünmeyi doğurur. Ulusçuluk ve kuvvet grupları gibi, örgütlenmiş din de bölünmenin nedenidir. Bu yüzden, bu bölen şeylerle, ister bireysel, ister topluca olsun, insan ve insan arasında bölünme yaratan bu şeylerle ilgilenin. Aile, kilise ve devlet böylesine bir bölünme doğuruyor. Önemli olan, bölen düşüncenin hareketidir. Düşüncenin kendisi hep bölücüdür, bu yüzden bir fikir ya da ülküye dayanan bütün eylemler, bölünmedir. Düşünce, önyargı, kişisel görüş ve yargıyı besler. Bölünmüş olarak, insan kendi içinde, bu bölünmeden kurtulmayı arıyor. Bunu bulamayarak da, çeşitli bölünmeleri bir araya getirmeyi umut ediyor ve kuşkusuz ki olası değil bu. İki önyargıyı birleştiremezsiniz. Bu dünyada özgürce yaşamak, aşkla, bölünmenin her biçiminden kaçınarak yaşamak demektir. Özgürlük ve aşk olduğu zaman, zekâ işbirliği yapar ve ne zaman işbirliği yapmaması gerektiğini bilir.

 

 

 

  Ana Sayfaya Dönmek İçin Tıklayın

www.aymavisi.org

 

 

 
 + Büyüt | - Küçült