Öğütler (Fevaid)

Hacı Bektaş Veli


ÖĞÜT: 1

Şeriat, sözlerimdir.
Tarikat, işlerimdir.
Marifet, sermayemdir.
Hakikat, durumlarımdır.
Erdemlilik (fazilet), dinimdir.
Sevgi (muhabbet), esasımdır.
İstek (şevk), hareket aracımdır.
Saygı, arkadaşımdır.
Bilim, silahımdır.
Tevekkül, örtümdür.
Kanı (kanaat), hazinemdir.
Doğruluk, karargâh imdir.
Yakınlık (kuşkudan uzak inanç), yetimdir.
Yoksulluğum (fakr) (22), övüncümdür.

(22)Yalnızca Tanrı'ya olan gereksinimin övüncü olduğuna değinilmektedir.

Rubai
Yoksulluk dünyasında (fakr alemi) her türlü varlığın belirtilerinden soyutlanmak en iyisidir.

Sonsuz aşkın kıssasında dilsiz olmak en iyi davranıştır.
Ya Rabbi! Sevgi şarabından bana bir kadeh ver.
Ve mutluluk bardağından da iyi bir sonuç ver.
Senden dileğim, dileksizlik amacından başka değildir.
Ey dileklerin amacı olan Hak, benim dileğimi ver! Y
a Rab! Bana yokluğun kutsal yerinden sevdiğimi ver,
Umulur ki yoklukta işim daha iyi olsun.
Sonsuzluk yolunda beni ne erkin kıl, ne zorunlu kıl, Yalnız Ahmet-i Muhtar'ın ayağına başımı koy.

Dörtlük
İki dünyanın yüzkaralısı ol sen bugün
Ki yarın dilsiz yüzlü olmak yakındır.
Öyle bir renkle ol ki hiç bir rengi tutmasın.
İki dünyada yüzükaralık budur.

Tanrı'dan Başka Varlıklara Bağlanmamak Durumu (Fakr-ı Hakiki Hali):

Yine Peygamber buyurmuştur ki: "İnsanlara gereksinim duyup, boyun eğmek, kâfirliğe yakındır."
Bilginlerin, fıkıhçıların her biri bu konuda birer söz söylemişler ve inananlar dahi bu konuda belirtmelerde bulunmuşlardır. Ancak, hepsinin de özeti şudur ki:
Gerçek yoksulluk (insanın her türlü mal-mülkten sıyrılarak kendini Tanrı'ya vermesi); hiçbir şeyi kendinin saymaması, kendine mal etmemesi demektir.
Ne zaman ki yoksul (fakr), kendinde mülkiyetten iz bırakmayacak bir kavrayış (irfan) düzeyine erişir, evrenin önünde övünmesini (fahrini) açıklayabilir. Hz. Peygamber işte bu övünmeyi belirtmiştir.

Tanrı Kuran-ı Kerim'de buyurmuştur:
"Küfredenlerin yardımcıları şeytanlardır. Onları aydınlıktan çıkarıp, karanlığa atarlar". Bu ayetin gerçek anlamı şudur: Yoksulluk (fakr), gerçek olmadır, biçimsel değil... Gerçek yoksulluk ancak peygamberlerde ve Tanrı dostlarında bulunur. Bu da hiçbir mülkiyeti kendinin bilmemektir (adem-i temlik). Dünyaya olan ilgi ve bağlılıkları ortadan kaldırmaktır (ıskat-i izafet). Belirttiğim nitelemelerle nitelenmeyecek iddiada bulunursa dünya ve öte dünyanın (ahiret) yüzkaralısı olur.

Tanrı buyurmuştur:
"öte dünyada yüzleri kara olanlar için denecek ki; inandıktan sonra niçin inkara düşüp, kâfir oldunuz? Öyleyse, işte küfrünüz nedeniyle ezinci (azap) tadınız." Fakat yüce Peygamberimiz tarafından buyrulduğunu belirttiğimiz, "İnsanlara gereksinim duyup, boyun eğmek; kafirliğe yakındır" hadisi, gerçekte işte bu "Yoksul (fakr)"dur ki "küfr"e yakındır. Yani gerçek yoksulluğun sonucu hiçbir şey kendinin bilinmez (adem-i temlik) ve dünyaya olan ilgi ve bağlılıklar ortadan kaldırılır (ıskat-ı izafet). Ancak böylece ona bağlanan şeylerden iz kalmaz. Yalnız varlık belirtisi (vücud-i harf) ve gönül isteğiyle varılan tanrısal birlik (iradet-i vâhid) kalır. İşte bu "Hakk'ın varlığı"dır. Bu onu gerektiren anlamdır. Bu düzeye ulaşan insan: "Kendimi bunun dışında bırakırım, şanım ne büyük oldu" der (23). Bir diğeri: "Benim cübbemin içinde Tanrı'dan başkası yoktur" (24). Bir başka tasavvufçu da: "Enelhak/Ben ancak Hakk'ım" der (25). Bilinmelidir ki "Hakikat" da, "Tarikat" da sevilen "Hak"dır. Fakat bilinmeli ki: Eğer bir şey sınırını aşarsa, karşıtına (zıddına) yansımış olur.

Beyit
Beyan yolunda koşan at çok hızlıdır
Korkarım elimden yular kaçacak
Dost her an da sana bakmaktadır,
Sen O'ndan aymazlığa düşünce o senden vazgeçer.

ÖĞÜT: 2

Varlığa Ulaşma Yolculuğu (Seyir Hali):
Tarikat bağlısına (mürit), "seyir" verilmiştir. Eğer doyunca yerse, sarhoştur. Eğer aç ise, delidir. Eğer uyursa, ölmüştür. Eğer göstermelik bir uyanıklıkta ise, ona büyüklenme (kibir) yaklaşmıştır. O niteliği onda azaltmak gerekir. Eğer marifet çevresinde dolaşıyorsa "Tanrı'yı, gerçeğe uygun yüceltmediler..." ayeti anımsatılır. Eğer ibadetle uğraşırsa "Tanrı'ya ancak gönülden ibadetle buyruldular" denir. Eğer her ikisinden de kenara çekilmiş ise, "İnsanları ve cinleri ancak bana ibadet etmeleri için yarattım" ayeti anımsatılır. Eğer o durursa "Senin Rabbinin ezinci (azabı) pek şiddetlidir", uyarısında bulunulur. Eğer bir aracı araya girerse, "Rabbinin izni

(23) Söz Bâyezid-i Bistami'ye aittir.
(24) Söz Hallac-ı Mansur'a aittir.
(25) Söz Seyyid Nesimi'ye aittir.

olandan başkaları konuşamaz" ayeti söylenir. Eğer kendilerine ve başkalarına bakarsa; "Tanrı'ya eş (şirk) koşacak olursan, bütün ibadetlerin boşa gider" ayeti söylenir. Eğer içinde bir pazar kurmak isterse; "Tanrı gizliyi de açığı da bilir'" ayeti söylenir. Eğer bir köşeye çekilmek isterse, "Nereye kaçış?.." ayeti anımsatılır. Eğer yerinden kaçınırsa, "Dönüş O'nadır" ayeti söylenir. Eğer vazgeçerse, "Yolumuzda çalışanların yolunu açarız" ayeti okunur. Eğer umutsuzluğa düşerse, "Tanrı'nın verdiklerinden (rahmeti) umutsuz olmayınız" ayetiyle müjdelenir. Eğer herşeyi güvenilir bulup oturursa, "Tanrı'nın yapacaklarını güvenilir mi buldular?., ayeti anımsatılır. Ve eğer sızlanırsa "O'na -Tanrı'ya- işlediği şeyden soru sorulmaz, onlar (kullar) sorulurlar" ayeti anımsatılır.
Marifet bilimin meyvesidir. Anlayışlı olmak (aşnalık) ise sevginin (muhabbetin) meyvesidir.
İbadetin yeri başkadır, işin yeri başkadır.

ÖĞÜT: 3

Tanrı'nın Birliği (Tevhid) Durumu:
Bir derviş, Hz. Hoca Ahmet Yesevi'nin -Tanrı yüce sırrını kutlasın ve onu yarlıgasın- yanına geldi. Ey üstad bana "Tevhid"i anlat dedi. Hz. Hocaya bir kelle şeker getirdi. Dervişe bu nedir diye sordu. Derviş şekerdir dedi. Hz. Hoca dervişe, şekeri götür kır, şimdiki biçimi değişsin ve parçalarından şekiller oluşsun. Sonra getirmesini söyledi.
Derviş şekeri kırıp getirdi. Kaybolan ilk bütün durumundan türlü biçimlerde parçalar oluşmuştu. Hz. Hoca birer birer bunları sordu: Bu ne şekildir, o ne şekildir, dedi.
Derviş yanıt olarak: Bu attır, o devedir, öteki adamdır dedi. Sonra Hoca şöyle buyurdu: Şimdi bunların hepsini kırıp, döğüp, toz halinde topla...
Derviş hepsini kırdı ve bir kapta birleştirdi. O zaman Hz. Hoca sordu: Şimdi bu nedir? Derviş, şeker dedi. Böylece "Tevhidi tümüyle anlatan Hz. Hoca buyurdu:

Beyit
Biz olduğumuz gibiyiz ve öyle de kalacağız,
İki dünyada bugün de yarın da...

Nesir
Dostun dışında dost aramak
Sohbet karışıklığı (Fesâd-ı muhabbet) ve geçersiz (butlan) marifettir.

Ayet
Havasını ile aydınını bana haber verir misin?
Her ne ki senin gönül bağındır, Hüda'ndır.

ÖĞÜT: 4
Peygamberlik ve Velilik Durumları:
Horasanlı Hz. Sultan Hacı Bektaş Veli buyurmuştur:
Ey derviş!
Hz. Muhammed'e "Batıl dinlerden Hak din olan İslama yönelerek, İbrahim'in dinine uy" ayeti indirilince, kendisinden önce geçmiş olan peygamberleri onayladı. Böylece "iman" makamına erdi. O'nun adı "âbid" (tapan) oldu. İbadet yüzü ile yüzünü dünyadan ve tüm varlıklardan tümüyle çevirdi. Böylece "zühd' makamına erdi ve adı "zâhid" (dindar) oldu (26).
"Zühd" (dünyalıktan uzaklaşıp, kendini Tanrı'ya ve tapınca adama) yüzünden "Ya Rabbi, bize bütün şeylerin/varlıkların gerçek yüzünü göster" dileğiyle varlıkların gerçek amacına (hikmetine) ilişkin bilgi edindi. Marifet makamına erişti. Adı "arif" (bilgili) oldu.
Marifet varlığıyla Tanrı O'nu özsel olarak "sevgi ve esin" (muhabbet ve ilham) nimetine eriştirdi. Velilik makamına erişti, adı "veli" oldu.
Velilik varlığıyla Tanrı O'nu vahyine ve mucizesine ayırmayı buyurdu. O'nu iyilikle halka gönderdi. Görevi halkı Hakk'a çağırmaktı. Böylece de "nebilik/nübüvvet" makamına erdi ve adı "nebi" oldu.
Eriştiği vahiy ve mucizenin varlığıyla Tanrı kendine özgü kitabını ortadan kaldırarak, diğer bir kitap, şeriat getirdi (27). Bununla O "ulûl-azm" (çaba sahipleri) (28) oldu. Önceki şeriatı kaldırıp, yerine şeriat getirmekle son makama ("Makam-ıhatm") erişti ve adı "hatim" (son peygamber) oldu.
Bu dokuz aşama/evre/mertebe/makam ariflere göre Tanrı vergisidir. Gerçeği bilen bilginlere (hâkim) göreyse çalışmakla elde edilir.

(26) Makalat'taki anlayış işleniyor.
(27) Kuran'ın getirilmesiyle Tanrı tarafından gönderilen diğer kitapların kaldırıldığı, bunların yerini Kuran'ın getirdiği anlayışın aldığı söyleniyor.
28) Ulül-azm: Tanrı'nın verdiği görevleri ve buyrukları en yetkin biçimde yerine getiren peygamberler demektir. Arapça azim, çaba sahipleri anlamına gelir. İslam inancına göre bu peygamberler şunlardır: Nuh, İbrahim, Musa, İsa ve Muhammed

ÖĞÜT: 5
Sultan Hacı Bektaşi Veli'den -Tanrı aziz sırrını kuklasın- sordular. Ya veliyullah "tasavvuf nedir? Buyurdu: Tasavvuf ve sağlıklılık (afiyet) bir arada bulunmazlar. Yani , tasavvuf Tanrı'dan başka şeyden uzaklaşmaktır. Ve yine hazret buyurdu:

Elindelik (ihtiyar) (29):
Kendi nefsinin hoşuna gideni yerine, başka hoşlanmaları tercih etmektir.

Kesin bilgi (Yakin) (30):
Tanrı önünde ve O'nun sözü ile buyruğu önünde gönlün huzur bulmasıdır.

Şükür (31):
Nimetleri veren Tanrı'ya gönlün ilgi duymasıdır.

ÖĞÜT: 6
İyi Huy Durumu:
Hoca Ahmet Yesevi Hazretleri bir gün Hz. Hünkâr Hacı Bektaş Veli'ye buyurdu ki (32):

(29) Sünni İslamlığın temel koşullarından biri Kazâ ve Kadere inanmaktır. Müslümanlıkta bireyin bir eylemi kendi isteği ve iradesiyle gerçekleştirmesi olanaksızdır. Buna karşın Mutezile anlayışı karşı çıkar ve bireyin kendi eyleminin yaratıcısı olduğunu savunur. Bireyin kendi elinden olmayan bir eyleminden ötürü cezalandırılmasını zulüm olarak görür. Bu alanda Alevi-Bektaşi ve Batıni çevreler Mutezileyle ortak düşünürler.
(30) Yakin; kesin, eksiksiz ve sağlam bilgidir. Gönül bilgisi bakımından olgunluk ve yetkinliğin en yüksek aşamasına çıkmış tarikat yolcusunda (erbabında) oluşmuş ve dolaysız olarak sağlanan kesin bilgidir. Bu bilgi Tanrısal gerçekliğin kavranılması olayıdır. Üç çeşit "yakin" vardır. Bilme yoluyla sağlanan kesin bilgi "ilm-el-yakin", görerek sağlanan kesin bilgi "Ayn-el-yakin", doğrudan tanrısal ışıkla sağlanan kesil bilgiyse "Hak-el-yakin"dir.
(31) Şükür, Tanrı'ya övgü ve Tanrı'yı iyileklerinden, verdiklerinden dolayı saygıyla anmadır.
(32) Ahmet Yesevi 1166 yılında ölmüş, Hacı Bektaş'sa 1209 yılında doğmuştur. Ahmet Yesevi'nin ölümüyle Hacı Bektaş'ın doğumu arasında 43 yıllık zaman farkı vardır. Görüşmeleri olanak dışıdır. Ancak Alevi-Bektaşi söylenceleri ve gelenek bilgileri bu iki insanı karşılaştırır. Tarihsel olarak doğrudan görüşmemişlerdir.
Eğer sürekli cennette olmayı istersen, herkesle dost ol ve kimseye karşı kin tutma.

Rubai
Eğer ilerlemek istiyorsan herkesin önüne atılma!
Merhem ve mum gibi ol, diken olma.
Hiç kimseden sana kötülük gelmesin istersen,
Kötü sözlü, kötü düşünceli ve kötü huylu olma!

Ve buyurdu ki:
Gerçek derviş odur ki, kimsenin kendisini incitmesinden kırılmaz. Ve yiğit odur ki, kırılmaya uygun olanı da kırmaz.
Hoca Ahmet Yesevi Hünkâr Hacı Bektaş Veli'ye buyurdu:
Eğer Tanrı'yla konuşmayı istersen, bu rubaiyi dilinden düşürme:

Sensiz benim bir dem karara gücüm yok,
Bağışını saymaya olanağım yok.
Tenimdeki her tüy eğer dile gelse,
Binde bir şükrümü ödemeye olanağım yok.

(33) Veli, ermiş demektir. Tasavvuf ve Alevi-Bektaşilikte ermişlik (velayet) aşamasına, düzeyine (makamına) ulaşarak ölümsüzlüğe kavuşmuş yüce insandır.
(34) Tarihsel olarak Ahmet Yesevi'yle Hacı Bektaş görüşmemişlerdir. Bkz: giriş açıklaması ve dipnot: 32
 

 


 

 
Ana Sayfaya Dönmek İçin Tıklayın 

  www.aymavisi.org  
 

 

 

 

Felsefe

 

 

 

 
 + Büyüt | - Küçült