Felsefe

 

 

 

Öğrenmek

Krishnamurti


Soru: Sık sık, öğrenmek hakkında konuşmalar yaptınız. Öğrenmekle ne demek istediğinizi pek bilmiyorum. Okulda ve üniversitede öğrenim görüyoruz, hayat da bize birçok şeyler öğretiyor: Çevremize, komşularımıza, karımıza ya da kocamıza, çocuklarımıza... Neredeyse her şeyi öğrenmiş gibi görünüyoruz. Ama siz öğrenmek hakkında konuştuğunuz zaman, demek istediğiniz eminim bu değil, çünkü bir "öğretmen" olma deneyimini yadsıyor görünüyorsunuz. Ama deneyimi yadsıdığınız zaman, öğrenmeyi de yadsımıyor musunuz? Her şeyin sonunda, bildiğimiz her şeyi, hem teknolojik hem de insanın günlük yaşayışı içinde, deneyim yoluyla öğreniyoruz. Bu soruyu ele alabilir miyiz?

Krishnamurti: Deneyim yoluyla öğrenmek başka şey (koşullanmanın birikimidir o), sadece nesnel şeyleri öğrenmek değil, kişinin kendi kendisini de öğrenmesi, oldukça başka bir şeydir. Koşullanmayı ortaya çıkaran birikim var, bunu biliyoruz hakkında konuştuğumuz öğrenme de var. Bu öğrenme, gözlemdir. Birikim olmaksızın gözlemek, özgürlük içinde gözlemek. Bu gözlem, "geçmiş zaman" tarafından yönlendirilmez. Bu iki şeyi açıkça akılda tutalım.

Deneyimden ne öğreniriz? Diller, tarım, hareket biçimi, aya gitmek, tıp, matematik gibi şeyler öğreniriz. Ama savaş yoluyla savaşın ne olduğunu öğrendik mi? Savaşı daha öldürücü, daha etkili kılmayı öğrendik ama savaşmamayı öğrenmiş değiliz. Savaş deneyimlerimiz, insan türünün hayatını sürdürmesini tehlikeye sokuyor.

Öğrenmek midir bu? Daha iyi bir ev kurabilirsiniz, ama evin içinde daha soyluca nasıl yaşanacağım öğretti mi deneyim size? Deneyim yoluyla ateşin yaktığını öğrendik, bu bizim koşullanmamız olmuş; ama koşullanmamız yoluyla, ulusçuluğun iyi olduğunu da öğrendik. Ama deneyimin, ulusçuluğun ölümcül olduğunu da öğretmesi gerekirdi bize. Bütün kanıtlar var. Koşullanmamız üzerine dayanan dinsel deneyim, insanı insandan ayırmış durumda. Deneyim, daha iyi yemek, giysi ve sığınak sağlamamızı bize öğretti, ama toplumsal eşitsizliğin iki insan arasındaki doğru ilişkiyi engellediğini öğretmedi. Demek ki deneyim, önyargılarımızı, özel eğilimlerimizi, özel dogma ve inançlarımızı koşullandırıyor ve güçlendiriyor. Bütün bunların ne aptalca bir saçmalık olduğunu öğrenmiyoruz; diğer insanlarla doğru ilişki içinde yaşamayı öğrenmiyoruz. Bu doğru ilişki, aşktır. Deneyim, topluma ve diğer ailelere karşıt bir birim olarak, aileyi güçlendirmeyi öğretiyor bana. Bu, aileyi koruyucu biçimde güçlendirmeyi daha önemli kılan çatışma ve bölünmeyi ortaya çıkarıyor ve böylece kısır döngü sürüp gidiyor. Biriktiriyoruz, ve buna "deneyim yoluyla öğrenmek" diyoruz, ama bu öğrenme, gittikçe daha çok bölümlenme, darlık ve özelleşmeyi ortaya çıkarıyor.

Soru: Teknik öğrenim, deney, bilim ve bütün birikmiş bilgiye karşı çıkmak için kanıtlar mı ortaya koyuyorsunuz? Eğer bunlara sırtımızı dönersek ilkelliğe döneriz.

Krishnamurti: Hayır, hiç de öyle kanıtlar getirmiyorum. Sanırım, birbirimizi yanlış anlıyoruz. iki çeşit öğrenmenin olduğunu söyledik: Deneyim yoluyla biriktirme ve "geçmiş zaman" olan o birikimden hareket etmek ki, bilgi eylemi gerekli olduğu zaman, mutlak olarak gereklidir bu. Buna karşı değiliz; çok saçma olurdu bu!

Soru: Gandhi, makineyi hayatının dışında tutmak istedi ve Hindistan'da "ev endüstrisi" ya da "kulübe endüstrisi" diye adlandırılan işi başlattı. Ama yine de modern ulaşımdan yararlandı. Bu, onun durumunun süreksizliğini ve iki yüzlülüğünü gösterir.

Krishnamurti: Başka insanları konunun dışında tutalım. İki çeşit öğrenme olduğunu söylüyoruz: Birisi, bilgi ve deneyimin birikmesi yoluyla rol oynuyor; ötekiyse, biriktirmeksizin öğrenmek, yaşama eyleminin kendisinin içinde durmadan öğrenmek. Bütün teknik sorunlarda, birincisi mutlak olarak gerekli; ama ilişki ve davranışlar, teknik sorunlar değildir, yaşayan şeylerdir ve onları durmadan öğrenmeniz gerekir. Eğer, davranış hakkında öğrenmiş olduğunuza göre hareket ederseniz, o zaman mekanik olur o ve bu yüzden de ilişki, alışkanlık olur.

Sonra, çok önemli bir başka nokta daha var: Biriktirme ve deneyim olan öğrenme içinde, öğrenmenin yeterliliğini belirleyen ölçüt, "kar" oluyor. insan ilişkilerinde kar dürtüsü etkili olduğu zaman, o ilişkileri bozuyor, çünkü "kar" soyutlama ve bölünmeyi ortaya çıkarır. Deneyim ve biriktirmenin öğrenilmesi, insan davranışının alanına, ruhbilimsel alana girdiği zaman, kaçınılmaz olarak yıkıcı olacaktır. Kişinin kendi kendisiyle ilgilenmeyi öğrenmesi, bir yanda ilerlemedir, ama öte yanda zarar, perişanlık ve karışıklıktır. Herhangi bir çeşit benliğe ait duygunun olduğu yerde ilişki, çiçek açamaz, deneyim ya da bellek ile ilişkiye rehberlik edildiği yerde, ilişkinin çiçek açamamasının nedeni budur.

Soru: Bunu görüyorum, ama dinsel deneyim başka bir şey değil mi? Dinsel konularda toplanmış ve bugüne gelmiş deneyimler hakkında konuşuyorum (ermişlerin ve guruların, filozofların deneyimleri). Bu çeşit bir bilgi, kendi cahilliğimiz içinde bizim için yararlı değil mi?

Krishnamurti: Hiç de değil! Ermişin toplum tarafından tanınması gerekir ve hep, toplumun ermişlikle ilgili düşüncelerine uyum gösterir. Yoksa ermiş denmezdi ona. Aynı biçimde, "guru"nun da gelenek tarafından koşullanmış izleyicileri tarafından tanınması gerekir. Demek ki hem guru hem de öğrenci, içinde yaşadıkları özel toplumun kültürel ve dinsel koşullanmasının parçasıdırlar. Gerçekle ilişkiye geçmiş olduklarını, biliyor olduklarını açıkladıkları zaman, oldukça emin olabilirsiniz ki, bildikleri gerçek değildir. Bildikleri, geçmişten gelen kendi yansımalarıdır. Demek ki, bildiğini söyleyen kişi, bilmiyor. Bütün bu dinsel denen deneyimlerin doğasında, tanımaya ait bir bilici süreç bulunuyor. Sadece daha önce bildiğiniz bir şeyi tanıyabilirsiniz, bu yüzden "geçmiş"e aittir o, bu yüzden zamana bağlıdır, zamansız değildir. Dinsel denen deneyim bir yarar getirmiyor, sizin özel geleneğiniz, eğiliminiz, özlem ve isteğinize göre koşullandırıyor sizi, bu yüzden de her çeşit yanılsama ve soyutlanmayı kışkırtıyor.

Soru: Gerçeğin deneyiminin yaşanamayacağını mı söylemek istiyorsunuz?

Krishnamurti : Deneyimi yaşamak, bir "deneyimci" ve bir de "deneyim" olması gerektiği anlamını içinde taşıyor; deneyimse bütün koşullanmanın özüdür. Zaten bilinen şeyin deneyimini yaşar kişi.

Soru: Deneyimci hakkında konuşurken ne demek istiyorsunuz? Eğer hiç bir deneyimci olmazsa, yok mu olunacağını söylemek istiyorsunuz?

Krishnamurti: Kuşkusuz.... "Sen", "geçmiş zaman" düve "sen" ya da "ben" kaldığı sürece, sınırsız olan var olamaz. Sığ ve küçücük zihni, deneyim ve bilgisiyle, kıskançlıklar ve sıkıntılarla yüklü kalbiyle "ben"... Böylesine bir varlık, başlangıç ve sonu olmayanı, sınırsız çoşkuyu nasıl anlayabilir? Demek ki bilgeliğin başlangıcı, kendi kendinizi anlamaktır. Kendinizi anlayarak başlayın.

Soru: Deneyimci, deneyimini yaşadığından değişik midir; meydan okuyuş, meydan okuyuşa tepkiden değişik midir?

Krishnamurti: Deneyimci, deneyim olarak yaşanandır; yoksa, deneyimi tanıyamaz, onu "deneyim" diye adlandıramazdı; deneyimi tanımadan önce, zaten onun içinde o deneyim var. Demek ki hep "geçmiş zaman" işliyor ve kendi kendisini tanıyor; "yeni", "eski" tarafından yutuluyor. Benzer olarak, meydan okuyuşu belirleyen "tepki"dir. "Meydan okuyuş", "tepki"dir, ikisi ayrı değildir. 'Tepki" olmasaydı, "meydan okuyuş" da olmazdı. Demek ki, deneyimcinin deneyimi, ya da deneyimi yaşayan kişiden gelen bir meydan okuyuşa tepki, eskidirler; çünkü, deneyimci tarafından belirlenmişlerdir. Eğer düşünmeye kalkarsanız, "deneyim" kelimesi, "bir şeyin içinden geçmek, onu bitirmek, biriktirmemek" demektir; ama deneyim hakkında konuşurken, gerçekten tam karşıtını söylemek istiyoruz. "Deneyim"den her söz edişte, eylemin yer aldığı; depolanmış bir şeyden söz ediyorsunuz; hoşlanmış olduğunuz, yine sahip olmayı istediğiniz bir şeyden, ya da sevmemiş olduğunuz ve yinelenmesinden korktuğunuz bir şeyden söz ediyorsunuz.

Demek ki, gerçekten yaşamak, birikme süreci olmadan öğrenmektir.

 

 

 


 


Ana Sayfaya Dönmek İçin Tıklayın 

  www.aymavisi.org  
 


 

 

 

 
 + Büyüt | - Küçült