Nasıl Diktatör Olunur

Mikal Hem


12 Nisan 1980 gecesi William Richard Tolbert, Jr. Liberia’nın başkenti Monrovia'daki yatağında yatmış uyuyordu. Liberia politik huzursuzluklar, iç savaşlar ve darbelerle dolu bir kıtada dengeli bir köşe olarak görülüyordu. Tolbert cumhurbaşkanlığını 1971 yılında William Tubman’dan devralmıştı. Tubman bu batı Afrika ülkesini 27 yıl yönetmişti. Tolbert’in de kendi cumhurbaşkanlığı döneminin son bulacağını düşünmek için hiçbir nedeni yoktu.

Liberia o sıralar uygulamada tek parti devletiydi ve kurulduğundan beri böyle olmuştu. Özgürlüklerine kavuşan Amerikalı kölelerce kurulmuştu ülke. Buraya ilk kez 1820 yılında gelen Afrikalı Amerikalı yerleşimciler 1847 yılında Liberia’nın bağımsızlığını ilan ettiler. O günden beri Liberia özgür bırakılan kölelerin torunlarından oluşan bir seçkinler sınıfı tarafından yönetilmiş, ülkenin geleneksel halkı aykırılaştırılmıştı. Etiyopya ve Liberia Afrika’nın asla koloni olmamış yegane ülkeleridir.

O nisan sabahı erken saatlerde Çavuş Samuel Kanyon Doe, yanında hepsi de Liberia’nın yerli halkından gelen bir avuç asker ve subayla gizlice Tolbert’in evine girdi. Tanıklar Doe’nin Tolbert uyurken onun bağırsaklarını kesip çıkardığını anlattılar sonradan. Tolbert’in destekçilerinden yirmi altı kişi çatışma sırasında öldürüldü. Eski cumhurbaşkanının cesedi yirmi yedi başka kurbanınınkiyle birlikte bir toplu mezara atıldı. 22 Nisan'da on üç bakan kısa yargılamaların ardından idam edildiler. Eski yönetimin yandaşlarından pek çoğu tutuklandı.

Darbe Liberia’yı 25 yıl süren kaotik döneme sokacak olaylar dizinin başlangıcıydı. Bu dönemde iki uzun süreli iç savaş oldu, bir dizi oldukça renkli ve ne yapacakları önceden pek belli olmayan devlet yöneticisi geldi geçti.

Bir diktatör olmak için yapmanız gereken ilk şey çok açık: Bir ülkede gücü ele geçirmek. Ama bunu yapmak söylemek kadar kolay değil. Dünyadaki ülkeler sayılı ve güç elde etme, politikada söz sahibi olma tutkusuna sahip insanların sayısı çok fazla. Ama insan tarih boyunca gücün nasıl el değiştirdiğine baktığında doruğa ulaşan yol, arada sırada şaşırtıcı ölçüde kolay görünebilir. Bir diktatörlük heveslisi için pek çok olanak vardır. Kimileri yurtdışı aktörlerden yardım alır. Kimileri demokratik olarak seçilir. Kinlilerinin gücü ellerine geçirmeleri rastlantılardan kaynaklanır. Ya doğru ana babanın çocuğudurlar ya da doğru zamanda, doğru yerde bulunmuşlardır. Kimileri farkında olmadan bir oyunda piyon olarak kullanılırlar.

Buna karşın çoğunluk için bir ülkenin denetimini ele almak sıkı çalışma ve iyi plan yapma gerektiren bir iştir. Diktatör olmanın değişik ülkelere ve değişik durumlara uyan pek çok yöntemi vardır. Şayet diktatör olma hayali kuruyorsanız bu rüyayı nasıl gerçekleştireceğinize çok fazla kafa yormanız gerekir. Tarih başarısız girişimlerle doludur ve başarısız bir girişim sizi çabucak sürgüne ya da biraz daha az şanslıysanız mezara gönderebilir. Neyse ki zaman içerisinde çok sayıda yöntem denenmiştir ve bunlar arasında sonuca ulaştıran, göreli olarak yüksek başarı oranı gösteren bir dizi yöntem bulunmaktadır.

Bir kez diktatör olmaya karar verdikten sonra bunu nerede deneyeceğiniz sorusu gelir. Belki en doğal olanı kendi ülken izdir, ama en iyi koşulların burada olacağı her zaman kesin değildir. Demokrasinin iyice yerleşip derin kökler saldığı bir ülkede diktatör olmak otoriter rejimlerdekinden daha zordur. Diktatörler genellikle yönetimi daha önceki bir diktatörden devralırlar ve bir despotu genellikle bir başka despot izler. Bu kesin bir kural değildir. Örneğin Latin Amerika’da kısa bir süre önce diktatörlük olmasına karşın şimdi işleyen demokrasilere sahip Arjantin ve Şili gibi birtakım ülkeler vardır. Batı Avrupa’da da Portekiz ve İspanyanın birer diktatörlük olmalarının üzerinden çok zaman geçmedi. Doğu Avrupa’daki diktatörlüklerin devrilmesinin üzerindense daha da az zaman geçti.

Aynı zamanda bir demokrasi de her zaman sonsuza dek sürmez. Vladimir Putin ülkesini, eskiye kıyasla, işleyen demokrasilerin daha uzağına götürdü. Henüz dört dörtlük bir diktatör olarak adlandırılmayı hak etmiyorsa bile çok sayıda şey asıl istediğinin tam da bu olduğunu gösteriyor. Birçok Latin Amerika ülkesinde demokratik olarak seçilen devlet yöneticileri, son zamanlarda kendi güçlerini artırdılar, basın özgürlüğüne kısıtlamalar getirdiler. Ancak bu, devlet yöneticilerinin mutlaka diktatör olacakları anlamına gelmez, ama daha önceki despotların bütün gücü kendi ellerine almak için izledikleri yolda ilerliyorlar. Ayrıca Latin Amerika’da diktatörlük ve demokrasi arasında gidip gelmek bir gelenektir.

Batı Avrupa’da bile demokrasinin güvende olduğu ve sonsuza dek süreceği varsayılamaz. Modern temsili demokrasi, göreli olarak yeni bir buluş ve uzun vadede ne kadar dayanacağını önceden kestirmek zor. Halkın demokratik süreçler yoluyla kendi gücünü elinden bırakmasının da örnekleri bulunuyor. 2003 yılında Lichtenstein halkı, prense demokratik kurumların üzerinde yetki veren bir anayasayı ezici bir çoğunlukla onayladı. Prens parlamentonun önerdiği her türlü yasayı veto edebilir, hükümeti dağıtabilir ya da bakanları işten atabilir. Beyaz Rusya Devlet Başkanı Aleksander Lukaşenko’ya Avrupa’nın son diktatörü deniyor. Liechenstein prensi II. Hans Adam’ın Avrupa’daki diktatörlerin sayısını iki katına çıkarmasına o kadar da yol kalmamış olabilir.

Bu yüzden yüreğinizde diktatörlük özlemi varsa vazgeçmek için hiçbir neden yok. Göreceğimiz gibi bir ülkede gücü ele geçirmek için çok iyi denenmiş bir dizi yöntem bulunmaktadır.

Bir darbe yapmak

1980 yılında Liberia’da Samuel Does’un gücü ele geçirmesi klasik bir coup detat ya da Türkçesiyle bir devlet darbesi. Devlet darbesi gücün bir anda ele geçirilmesidir, bir kural olarak var olan güç sistemi içerisinden küçük bir grup insan tarafından gerçekleştirilir. Bir kural olarak darbe yapanlar askerler arasından gelir.

Son yüzyılın en alışıldık güç ele geçirme biçimi devlet darbeleridir. Pek çok insanın Latin Amerika’yı sık sık darbe yapılan bir kıta olarak düşünmesi nedensiz değildir. Son yüzyıl içerisinde, örneğin Paraguay’da,

45 darbe ve darbe girişimi oldu. Yine de Bolivya’yla karşılaştırıldığında Paraguay çok dengeli bir yer gibi görünüyor. Bolivia 1825 yılında bağımsızlığını kazandığından bu yana 200 darbe geçirdi. Her yıla bir darbeden fazlası düşüyor.

Son 50 yılda Afrika özellikle darbelere maruz kalan bir kıta oldu. 1952 ile 2000 yılları arasında 33 Afrika ülkesinde 85 darbe yapıldı. Bu darbelerden 42 tanesi Liberia’nın da aralarında bulunduğu Batı Afrika’ da yapıldı.

Darbe güce ele geçirmek için gözde bir biçim olsa da her yerde gerçekleştirilmesi olanaklı olmayan bir yöntemdir. Askeri tarihçi Edward Luttwak’a göre, bir darbenin olanaklı olması için şu üç etmenin bulunması gerekir:

Ekonomik azgelişmişlik

Darbeler için yoksul ülkeler varsıl ülkelere göre daha elverişlidir. Yoksulluk sıklıkla halkın ülke politikasına daha az katılmasıyla el ele gider ve kentlerde yaşayanlar daha azdır. Güç az sayıda, eğitimli, varsıl seçkinin elindedir. Gücün seçkinler arasında el değiştirdiği ülkelerde bir darbe sıradan çiftçiler ve endüstri işçileri için çok fazla anlam taşımaz. Bir önceki rejimde politik güçten yoksun olduklarından rejim değişikliğine direnmek için pek bir neden yoktur. Politik gücün çok sayıda insana ve kuruma yayıldığı, daha çok insanın savunacak şeylere sahip olduğu ülkelerde bir darbe gerçekleştirmek daha zordur.

Politik bağımsızlık

Bir darbe yapabilmek için gücün ele geçirileceği ülkenin politik olarak bağımsız olması gerekir. Güç başka bir yerdeyse onu ele geçirmek de olanaklı değildir. 1956 yılındaki Macar devriminde, göstericiler ordu, polis ve medya gibi bütün güç kurumlarının denetimini ele geçirdiler. Ne yazık ki gerçek güç Macaristan’da değil 1.600 kilometre uzaktaki Moskova’daydı. Sovyetler Birliği’nin Macaristan’ın içindeki ve çevresindeki güçleri yeni Macar yönetici güçlerinin denetimi dışındaydı. Devrimin başarılı olabilmesi için Rusya’da gerçekleşmiş olması gerekirdi.

Birimsel güç

Gücü doğrudan ele geçirebilmek için eşgüdümlü kılınıp merkezden denetlenebilecek kurumlarda toplanmış olması gerekir. Şayet güç, hükümeti yalnızca bir cephe olarak kullanan birimler arasında paylaştırılmışsa ya da merkezi güce bağımlı olmayan yerel birimlere bölünmüşse bir darbe gerçekleştirmek daha zordur. ABD’nin erken dönemlerinde, tek tek eyaletlerin çok fazla özerkliğe sahip olduğu dönemlerde Washington DC’de bir darbe yapmakla pek fazla bir yere gelemezdiniz. Kongo Demokratik Cumhuriyetinde merkezi güç o kadar zayıf ki başkent Kinshasa’da bir darbenin size ülkenin geri kalan yerleri üzerinde denetim sağlayabileceği kuşkulu. Somali’de gerçekte merkezi bir güç hiç bulunmadığı için bir darbe yapma durumunda ele geçirilecek bir yönetim de yok.

Öyleyse kusursuz aday gücün küçük bir seçkinler grubunun elinde toplandığı, dışarıdan çok güçlü bir etkinin altında olmayan yoksul bir ülke. Kendinize darbe yapacak bir ülke bulduktan sonra eylemin kendisini planlama zamanı gelir. Kimlerin sizin planlarınıza katılacak kadar sadık olduğunu, var olan güç düzeneğinde yer alanlardan kimlerin size destek vereceğini ve kimlerin devletin yöneticisine ihanet etmeyeceğini bilmeniz gerekir. Karşı eylemlerle nasıl başa çıkacağınızı bilmeniz gerekir. Halka haberi nasıl vereceğinizi bilmeniz gerekir ve başka ülkelerin tepkilerine hazırlıklı olmalısınız.

En önemli kural askerlerin sizin tarafınızda olmasıdır. Askeri güçlerin desteği olmaksızın bir darbeyi gerçekleştirmek pratikte olanaklı değildir.

Dış ülkelerden destek sağlamak

Bir zamanlar ABD’den yardım almak için komünistlerin gücü ele geçirmesini engellemek istediğinizi söylemek yetiyordu. Aynı şekilde kendinizi bir kapitalizm savaşçısı ilan ettiğinizde Sovyetler Birliğinden yardım alacağınızdan emindiniz. Özgürlüğünü yeni kazanmış Kongo’nun ilk seçilen başbakanı Patrice Lumumba, Ruslarla iyi anlaşmaya başladığında Amerikalılar endişelendiler. CIA Kongo bölge şefi Larry Devlin, CIA’in Lumumba’yı öldürmek ve yerine kendi tercih ettikleri aday Mobutu Sese Seko’yu geçirmek için nasıl gizlice zehirli diş macunu kullanmaya çalıştığını anlatmıştı. Amerikalıların şansına Belçikalı ajanlar ve Kongolu direnişçiler onlardan önce davrandı. 17 Ocak 1961’ de Lumumba öldürüldü, adsız bir mezara gömüldü, Mobutu gücü ele geçirdi.

Bir darbe için destek almak soğuk savaş zamanlarındaki kadar kolay değil artık. Şimdi Amerikan yardımına ihtiyacınız varsa devireceğiniz rejimin teröristleri desteklediği konusunda bir hikaye bulmanız gerekiyor. Şayet yabancı bir güç size yardım edemiyorsa paralı askerlerden destek almak da olanaklı.

İkinci Dünya Savaşı’ndan sonra en fazla etkinlik gösteren paralı askerlerden biri Fransız Bob Denard'dı. Kariyeri boyunca çoğunlukla Fransa adına dövüştüğü yerler arasında Kongo, Angola, Yemen, Nijerya ve İran bulunuyordu. En gözde yerlerinden biri Afrika’nın doğu kıyısı yakınındaki Komorlar ada devletiydi. Denard, burada dört darbeye katıldı. Komorlar genelde darbelere elverişli bir yer. 1975 yılında ülke bağımsız olduğundan beri 20 darbe ve darbe girişimi oldu.

Komorların bağımsızlığını ilan etmesinin hemen ardından Denard, Cumhurbaşkanı Ahmed Abdallah’ı devirdi, onun yerine Fransa’nın tercih ettiği Ali Soilih’i geçirdi. 1978 yılında Denard bu kez de Soilih’in sol politikalara yönelmesinden hoşlanmayan Rodezya ve Güney Afrika’nın desteğiyle Komorlar’a geri döndü. 43 askerle birlikte cumhurbaşkanını devirdi, Abdallah’ı yeniden başa geçirdi. Kısa bir süre sonra Soilih öldürüldü, bunu yapanlar büyük olasılıkla Abdallah’ın destekçileriydi.

Denard, Komorlar’a yerleşti, bu ülkeyi Afrika kıtasına yapılacak askeri müdahaleler için üs olarak kullandı. Sonraki on yıl boyunca cumhurbaşkanının korumalarının şefi ve Komorlar’ın de facto yöneticisiydi. 1989 yılında Güney Afrika ve Fransa, artık paralı asker rejimini desteklemek istemiyordu. Abdallah öldürüldü, büyük olasılıkla cinayette payı olan Denard'ın ülkeyi terk etmesi gerekti.

1995 yılında yine geri döndü. Şişirilebilir Zodiac teknelerine binmiş 30 adamla 27 Eylül’de karaya çıktı, Cumhurbaşkanı Said Muhammed Cohar'ı indirdi. Ama bu kez Fransa’nın onun yakasını bırakmaya niyeti yoktu. 3 Ekim’de Fransız güçleri Komorlar’ı ele geçirdiler ve Denard'ı tutsak aldılar. “Yasa dışı etkinlikler planlayan bir çeteyle birlikte olmak” suçundan dört yıl hapse mahkûm oldu; ama 2007 yılında öldüğünde cezasını henüz tamamlamamıştı.

Yurtsever, demokrat, heteroseksüel

Askerlerden ve belki başka ülkelerden de destek sağladıktan sonra merkezi güç etmenlerini tanımlamalısınız. Gerçek güç nerede? Kimlerin tutuklanması gerekiyor? Polisin ve emniyet güçlerinin hangi bölümlerinin önce yansızlaştırılması gerekiyor? Denetimi olabildiğince çabuk ele geçirmek önemlidir. Planlamanın mümkün olan en az sayıda kişiyi içermesi, olabildiğince gizli tutulması gerekir. Hedefinizdekilerin istihbarat örgütleri planlarınızın kokusunu alırlarsa darbeye engel olmak çok basit bir iştir.

Darbe sırasında radyo ve televizyonun denetimini hızla ele geçirmek önemlidir. Gücü ele geçirdiğinizde radyo ve televizyonda güç değişikliğini anlattığınız bir söylev yayınlanması gelenektir. Asla bir darbe olduğunu söylememelisiniz. Bunun yerine gücün ele geçirilmesine bir devrim, insan hakları için bir savaş ya da anayasal bir kriz nedeniyle düzenleme diyebilirsiniz. Ayrıca gücü ele geçirmenizin nedeni olarak aşağıdakilerden birini ya da birden fazlasını göstermeniz gerekir:

Bunu yapmalıydık çünkü

(1)     rüşvet ve adam kayırmadan kurtulmamız gerekiyor,

(2)     anayasayı korumak zorundayız,

(3)     bir despotu yerinden etmek gerekir,

(4)     demokrasiyi getireceğiz.

22 Nisan 1990 sabahı, Federal Radio Corporation ofNigeria dinleyicileri aşağıda yazanları duydu:

Sevgili Nijerya vatandaşları. Ülkenin orta kuşağında ve güney bölgelerinde yaşayan yurtsever ve iyi niyetli vatandaşlar adına ben Yüzbaşı

Gideon Orkar size General İbrahim Badamasi Babangida’nın diktatör,

çürümüş, uyuşturucu babası, kötü niyetli. valancı. eşcinsellik yanlısı,savurgan, vatan haini yönetiminin devrildiği haberini vermekten sevinç duyuyorum.

Darbeci Gideon Orkar’ın diktatörlük, rüşvet, uyuşturucu suçlan (uyuşturucu babası diye yeni bir sözcükle) ve genelde kötü niyetlilik suçlamalarını bir araya toplamayı başardığı parlak bir özet. Cinsel seçimler bile konuya dahil edilmiş. Ama Orkar’ın şanssızlığı İbrahim Babangida’nın rejiminin geri saldırması ve darbecileri ezmesi oldu. Orkar idam edildi.

Gördüğümüz gibi darbenin uzun, tarihi gelenekleri var. Doğru yapılan bir darbe, gücü ele geçirmek için etkili bir yoldur. Olumsuz yanı, başarısız kaldığınız taktirde başınıza gelecek olan sonuçlardır. En büyük olasılıkla karanlık bir hücrede uzun bir süre geçirmeyi, yurtdışında uzun zaman yaşamayı ya da çabucak idam edilmeyi göze almanız gerekir. Ayrıca bir darbe her koşul altında işlemeyecektir. Neyse ki doruğa ulaşmanın başka yolları da vardır.

Bira ve kesik kulaklar

Liberyalı savaş taciri Charles Taylor’un yaşamı sanki bir Hollywood filminden çıkmış gibidir. Taylor 28 Ocak 1948’de, Liberya’nın başkenti Monrovia yakınlarındaki Arthington'da doğdu. 1972 yılında ekonomi okumak için ABD'ye gitti. Burada politikayla ilgilenmeye başladı ve o günlerde Liberya cumhurbaşkanı olan William Tolberk’in 1979’da yaptığı resmi bir ziyaret sırasında Taylor, Liberya’nın New York’taki BM delegelerine karşı yapılan bir gösteriye önderlik etti. Daha sonra BM delegeliğini zorla ele geçirmekle tehdit ettiği için tutuklandı. Liberya’ya geri döndü, burada 1980 yılında Samuel Does’in Tolbert'e karşı yaptığı darbeyi destekledi. Bunun ödülü olarak Does’in yeni hükümetinde önemli bir konuma sahip oldu. Taylor bu konumu olabildiğince çok para elde etmek için kullandı, 1983 yılında neredeyse bir milyon dolar açık verdiği için kovuldu.

Taylor ABD'ye taşındı, ama 24 Mayıs 1984’te Massachussets'te tutuk landı, Liberya'ya teslim edilmek üzere hapishaneye kapatıldı. 1985 Eylül ayında Taylor ve dört mahkûm, bulundukları yüksek güvenlikli hapishaneden maskeli kovboylara yakışır şekilde kaçtılar. Kullanılmayan bir çamaşırhanenin penceresindeki demirleri eğeyle kestikten sonra çarşaflardan yaptıkları bir halatla aşağı inip bir duvarın üzerinden atladılar, artık özgürdüler.

Firar eden öteki dört mahkum sonradan yakalandı, ama Taylor kaçmayı başardı. Libya’ya gitti, Muammer Kaddafi’den askeri eğitim aldı. Ardından Liberya'nın komşusu Fildişi Sahili’ne gitti, burada Liberya Ulusal Yurtsever Cephesi (NPFL: National Patriotic Front of Liberia) adında bir gerilla ordusu kurdu. 1998 yılının Aralık ayında Does’i devirmek için Liberya’ya gitti.

Ama Taylor’un kendi gerilla ordusundan kaçan biri ondan önce davranmıştı ne yazık ki. 1990 Eylül’ünde Taylor’un eski müttefiki Prens Johnson, başkent Monrovia’yı ele geçirdi, Samuel Does’i tutsak aldı. Does’in batıl inançları olan bir adam olduğu belliydi. Johnson’un askerleri ona ait çok sayıda muska ele geçirdi. Bunlardan birini anüsüne gizlemişti. Filistinli bir gazeteciye Johnson’un Does’in sorgulamasını izleme izni verildi. Johnson karargahını ziyaret eden yabancı gazetecilere bu vahşi videoyu gururla gösterdi, ardından bütün dünya televizyonlarında yayımlandı.

Videoda askerlerle çevrili Does’in iç çamaşırlarıyla oturduğu görülüyor. Hemen karşısında boynunda el bombaları asılı bir zincirle Johnson oturuyor, bir Budweiser şişesinden içki içiyor. Bir kadın onu serinletmek için bir havlu sallıyor. Bir noktada Johnson yumruğunu masaya indirip emrindekilerden birine Does’in kulağını kesmesini emrediyor. Kulak kesilirken çok sayıda asker eski cumhurbaşkanını yerde tutuyor. Videonun bir versiyonunda Johnson kesilmiş kulaktan parçalar yiyormuş gibi görünüyor. Does dışarı çıkarılıp öldürülüyor. Johnson kendisini Liberya cumhurbaşkanı ilan ediyor.

Johnson’un cumhurbaşkanlığı dönemi sadece birkaç gün sürdü ve Liberya’daki iç savaş devam etti. Johnson başarılı olmadıysa da ondan önce pek çok diktatörün gücü ele geçirmek için kullandığı bir yol izlemişti. Günümüzün diktatörlerinin birçoğu kariyerine var olan bir hükümete, işgal güçlerine ya da sömürge bir devlete karşı silahlı muhalefetle başlamışlardır.

Mao'nun yöntemi

Gücü gerilla savaşı yoluyla ele geçirmenin iyi ve kötü yanları vardır. Sabır gerektirir. Hir bağımsızlık savaşı onlarca yıl sürebilir. Genelde her iki taraftan da çok sayıda askerinin yanı sıra sivillerin de öldüğü ve yaralandığı kanlı bir yöntemdir. Ayrıca kendiniz de öldürülebilir ya da hapse atılabilirsiniz.

Öte yandan birtakım yararları da vardır. Bir gerilla ordusuyla gücü ele geçirdiyseniz, eğer isterseniz devletin başına geçmeniz garantidir. Yandaşlarınız arasında kahraman konumuna getirilirsiniz. Ait olduğunuz etnik grup toplumun çoğunluğunu oluşturuyorsa bir önder olarak uzun yıllar başta kalmanızın yasallığını güvenceye almışsınız demektir.

Savaş verdiğiniz rejim bir sömürge rejimi, büyük bir imparatorluk ya da ahlaki olarak düşük görülen bir rejimse, uluslararası kahraman konumunu bile güvenceye alabilirsiniz. Bu savaş sırasında önemli gereçler ve manevi destek sağlayabilirsiniz. Üstelik sizi eleştirmenin yakışık almadığı, “ahlaki olarak yüksek bir konum"da duracağınız bir dönem sunar.

Paul Kagane, Ruanda’da, 1994 yılında, Habyarimana yönetiminin dünyanın gördüğü en etkili kitle kıyımıyla yarımla bir milyon arasında insanı öldürmesinin hemen ardından gücü ele geçirdi. Uluslararası kamuoyu dışarıda bakakalmış dururken cinayetleri durdurmanın onuru Kagame ve onun gerilla ordusu tarafından üstlenilebildi. Bu Kagame’ye bir tür “ahlaksal bağışıklık” sağladı. Başka ülkelerin Kagame’yi insan hakları ihlaliyle suçlamaları kesinlikle olanaksızdı. Her zaman “Ruanda'da en korkunç suçlar işlenirken neredeydiniz?" diye sorabilirdi ki otoriter yönetimi konusunda eleştirildiğinde de hep bunu yaptı.

Bir gerilla ordusu çok daha ezici güçlerin karşısında bile dayanabilme üstünlüğüne sahiptir. Yine de bir gerilla ordusunun kazanması kesin olmaktan çok uzaktır. Bir gerilla savaşı başlatacaksanız önce koşulların zafere uygun olup olmadığını ve en uygun yöntemin hangisi olduğunu bulmanız gerekir. Başarılı bir darbe yapabilmek için pek çok koşulun yerine getirilmiş olması gerekir.

Açık hedef

Yaptığınız şeyin açık bir hedefi olmalı. Baskıcı rejime, istilacı güçlere karşı ya da bir ideoloji uğruna savaşmak olabilir bu. Belirgin bir hedef koymak yandaşlarınız için birleştirici olur, halkın dinlemesini kolaylaştırır ve askerlere savaşı sürdürecek güç verir.

Yaygın destek

Toplumun büyük kesimlerinden destek almanız gerekir. Savaştığınız rejimin halk tarafından sevilmemesi gerekir ki siz sempati ve destek toplayabilesiniz. Bu yabancı bir işgal gücü, baskıcı bir yönetici ya da etnik bir azınlık olabilir.

Uluslararası destek güçleri

Uğruna savaştığınız dava için uluslararası sempati toplamak işe yarar. Bunu doğru pazarlama ve iyi lobi çalışmalarıyla sağlayabilirsiniz. Yabancı destekçiler para toplayabilir, silah temininde yardımcı olabilir, var olan rejime baskı yapabilirler. Komşu ülkelerden birinde dost bir yönetimin olmasının yararları vardır. O zaman çekilecek bir yeriniz, silah ve gereç nakli için bir yolunuz var demektir.

Askeri üstünlük

Bir gerilla ordusu çok daha büyük ve daha iyi donanımlı ulusal bir ordunun karşısında göreli olarak zayıf bir konumdadır. Buna karşın pek çok nedenle bir gerilla ordusu askeri üstünlük sahibi olabilir. Şayet var olan rejim halk arasında beğenilmiyorsa hükümetin askerleri işlerini iyi yapmaya pek de hevesli olmayacaklardır. Savaş uzun sürdüyse bıkmış olabilirler. Bir gerilla ordusu genellikle başka askeri güçlerin çoğundan daha dayanıklıdır.

Bir gerilla savaşını kazanabilmek için bu ön koşulların hepsinin aynı anda yerine getirilmesi şart değildir. Örneğin Paul Kagame, 1994 yılında Ruanda’da gücü ele geçirdiğinde, Ruanda halkının yaygın desteğine sahip değildi; çünkü ülkede yaşayanların yaklaşık yüzde on beşini oluşturan etnik bir azınlıktan geliyordu. Ama Tutsilerin baskı altına alınmasına (ve daha sonra soykırıma) bir son vermek gibi açık bir hedefi vardı; cani, baskıcı bir rejime karşı savaşıyordu; komşu Uganda tarafından destekleniyordu ve çok disiplinli, işini iyi bilen bir ordunun başındaydı. lsaias Afwerki Etiyopya hükümet güçlerine karşı çok zayıf bir konumdayken, hem de neredeyse hiç uluslararası destek olmaksızın, kahramanca bir bağımsızlık savaşı verdi. Bütün bu koşullara karşın, halk ve gerilla askerler arasında bağımsızlık isteği öylesine güçlüydü ki Eritre 1993 yılında bağımsız bir diktatörlük olana kadar otuz yıl süren bir bağımsızlık savaşı verildi..

Mao Zedong başarılı bir gerilla savaşı verdi, sonunda Çin diktatörü oldu. Bu yüzden Mao’nun ilerleme biçimine dikkat etmek gerekir. Mao Gerilla Savaşı Üzerine adlı kitabında başarılı bir gerilla savaşının geçmesi gereken üç aşamayı anlatır. İlki savaştığınız davaya destek sağlamak için halka yönelik propaganda kampanyasıdır. İkinci aşama askeri üslere, stratejik olarak önemli altyapıya ve politik hedeflere yönelik saldırılardır. Bu düşmanı zayıflatmak, moralini bozmak için yapılır, aynı zamanda güç göstermek destek toplamaya yarar. Üçüncü aşama kentleri kurtarmak, hükümeti devirmek ve ülkenin denetimini ele geçirmek için geleneksel savaş yapmaktır. Zaman dizilimi mutlak değildir. İhtiyaca göre aşamalar arasında ileri geri gidip gelinebilir ve aşamaların bütün ülkede aynı anda, aynı tempoda olması gerekmez.

Mao'nun gerilla savaşı teorileri bütün dünyada gerilla liderleri tarafından okunur. Vietnam savaşı sırasında Amerikan askerleriyle çarpışan Vietkongve Rodezya'da Robert Mugabe bunları kullananlar arasındadır.

Bir özgürlük savaşından sonra gücü ele geçirmek size açık bir üstünlük sağlar. Zaferden sonraki ilk seçimi kazanacağınız kesindir. Ahlaki üstünlükle de birleştirildiğinde bu size bir diktatör olma yolunda çok iyi bir çıkış noktası sağlar.

İkinci Dünya Savaşı’ndan sonra başka pek çok Afrikalı entelektüel gibi Robert Mugabe de, sömürgecilik karşıtı hareketlere katıldı. Rodezya yetkilileri tarafından tutuklandı, on yıl hapis yattı. Rodezya 1965 yılında bağımsızlığını ilan etti, ama ülke uluslararası bir parya, bir kölecilik devletiydi, siyahlar beyazlarla aynı haklara sahip değillerdi. Başka hiçbir ülke Rodezya’nın bağımsızlığını onaylamadı. Hem politik, hem askeri olarak Mao’dan esinlenen Mugabe savaşını sürdürdü, 1979 yılında beyaz azınlık rejimi teslim oldu. Zimbabve’de ilk özgür seçim 1980’de yapıldı. Mugabe ve onun partisi ZANU oyların yüzde altmış üçünü aldı. Mugabe başbakan olduğunda bütün dünya arkasındaydı.

Mugabe hemen rakiplerinden kurtulmaya girişti. Çiçeği burnunda başbakan ünlü Beşinci Tugay’ını kurduğunda kendi Shonalarının tersine Ndebele halkının yerleşim yeri olan Matabeleland’da birtakım mırıltılar yükseldi. Bu tugayda Kuzey Kore’de eğitim almış seçkin askerler bulunuyordu. Yirmi binden fazla insan öldürüldü, binlercesi toplama kamplarına yerleştirildi ve işkence yapıldı. Operasyona Şiirsel bir ad verilmişti; Gukurahundi. Shona dilinde bu "İlkbahar yağmurundan önce samanları temizleyen erken yağmur” anlamına geliyordu.

Zimbabve yetkilileri Gukurahundi'yi halkın geri kalanından ve yabancılardan gizlemeye çalıştı. Kimi diplomatlar ve gazeteciler neler olduğunu bilse de resmi olarak bilinenler göreli olarak çok azdı. Mugabe'nin özgürlük savaşına katkıları 1990'lı yıllarda ülke içinde ve dışında onu kahraman konumunda tutmayı sağlıyordu. Bu sıralar Mugabe şimdiden iyice yerleşik bir diktatör olmuştu bile.

Muhteşem seçim kampanyası

Prince Johnson, Samue! Doe’yu öldürdükten sonra Liberia’daki iç savaş giderek çeşitli gerilla kuvvetleri arasında daha da kaotik bir çekişmeye dönüştü. İç savaş resmi olarak 1995 yılında, uzun görüşmelerin ardından son buldu. 1997 yılında seçim yapıldığında Charles Taylor cumhurbaşkanı adayı olma fırsatını kaçırmadı.

Hiç kimse Taylor’u seçim kampanyasında yalan söylemekle suçlayamaz. Şu çarpıcı sloganla katıldı seçime: “He killed my ma, he killed mypa, but I will vote for him” (Annemi öldürdü, babamı öldürdü ama ben ona oy veriyorum). Ve oyların yüzde 75’ini aldı. Seçim başarısının temel nedeni halkın, seçimi yitirmesi halinde Taylor’un yeniden iç savaş başlatacağından ölesiye korkmasıydı. Daha sonra cumhurbaşkanı seçilip Nobel barış ödülü kazanacak olan Ellen Johnson Sirleaf oyların yalnızca yüzde 10'unu almıştı.

Diktatör olmak için mutlaka zor kullanmak gerekmez. Taylor’un kanıtladığı gibi demokratik olarak seçilip sonradan diktatör olmak da pekala mümkündür. Özgürlük kahramanları için askeri zaferden seçim zaferine giden yol çok kısadır. Gücü kendi elinize geçirmeden önce seçim sonuçlarında hile yapma konusunda olanaklarınız göreli olarak daha kısıtlıdır. Bu olanağı ancak sonunda seçimleri kendiniz düzenlemeye başladığınızda elde edersiniz. Bir sonraki bölümde bu konuyu ele alacağız.

Disneyland rüyası

Günümüz diktatörlerinden pek çoğunun devlet başkanı olmak için kendilerini zorlamaları hiç gerekmemiştir. Bu konum onlara doğrudan miras kalmıştır. Diktatör olmanın en emin yollarından biri diktatör bir babaya sahip olmaktır gerçekten de. Devleti miras almak eski bir gelenektir. Norveç'te olduğu gibi gerçek politik gücü olmayan bir kral ailesi simgesel olarak başa geçirilir. Bunun dışında dünyada pek çok gerçek monarşi de bulunmaktadır.

Azerbaycan Cumhurbaşkanı İlham Aliyev 2003'te görevini babası Haydar Aliyev’den devraldı. Suriye’de Başir Esad, 29 yıl ülkeyi yöneten babası Hafız Esad 2000 yılında ölünce cumhurbaşkanı oldu. Gabon’da Omar Bango 2009 yılında ölünce oğlu Ali Bongo Ondimba cumhurbaşkanı oldu. Togo Devlet Başkanı Gnassingbe Eyadema 2005 yılında öldüğünde ardılı olarak oğlu Faure Gnassingbe gösterildi. Komşu ülkelerden gelen baskı sonucunda Gnassingbe geçici olarak devlet başkanlığından çekildi, ama aynı yıl içerisinde yaygın biçimde hile karıştırılan bir seçimle yeniden cumhurbaşkanı seçildi.

Kuzey Kore’de devlet başkanının hanedandan seçilmesi bir kural oldu. 2011 Aralık ayında babasının ölümü üzerine devletin başına Kim Jongun geçti. Böylece Jongun dedesi Kim II-sung ve babası Kim Jongil’den sonra hanedanın üçüncü diktatörü oldu.

Bir de klasik tek yöneticili monarşiler vardır. Svaziland'da Kral III. Mswati, Kral II. Sobhuza’nın ardından tahta geçti, Brunei’de Sultan Hassana! Bolkiah, babası Omar Ali Saifuddien’in yerine geçti, Ürdün’de Kral Hüseyin 1999 yılında öldüğünde tahta oğlu kral U. Abdullah geçti.

Babası Zayed bin Sultan Al Nahyan 2004’te öldüğünde, Şeyh Halife bin Zayed bin Sultan Al Nahyan hem Birleşik Arap Emirlikleri cumhurbaşkanlığı hem de Abu Dabi emirliği görevini üstlendi. Buna ek olarak şu andaki emirlerin konumlarının aileden geldiği diğer altı emirlik, mutlak monarşiyle yönetilmektedir.

Yönetim her zaman babadan oğla geçmez. Suudi Arabistan’da Kral Abdullah, tahtı üvey ağabeyi Kral Fahd’dan devraldı. Kral Fahd da yönetimi, Suudi Arabistan’ın kurucusu Kral Abdul Aziz’in ürettiği etkileyici sayıdaki kardeşler yığını arasında bir başka üvey ağabeyinden devralmıştı.

Bir ülkede devlet gücünü miras almaya yatırım yapmak, umutlu bir diktatör adayı için küçük bir sorun içerir. Babanız diktatör değilse bir diktatörlüğün size miras kalması şansı oldukça düşüktür. Ama yine de bütünüyle olanaksız değildir. Bunu başarmanın en kolay yolu bir diktatörlük mirasçısıyla evlenmektir. Mirasçı gücü devraldığında tek yapılacak şey ondan kurtulmanın bir yolunu bulmak, sonunda söz konusu kadını ya da erkeği kenardan aşağı yuvarlamaktır.

Seçtiğiniz kişiye yakınlaşmak için mirasçının nerelerde gezindiğini bulmanız gerekir. Sıklıkla Fransız Riviera’sı, Monaco ya da Karaib adalarından biri gibi lüks tatil yerlerinde bulunurlar. Dünyanın tatil cennetlerinde playboy prensleri ve parti prensesleriyle takılmak en tepeye ulaşmanın keyifli yollarından biridir. Tek gereken şey insanın kime yatırım yapacağını bilmesidir.

Bu her zaman o kadar kolay değildir, çünkü bir diktatörün çocuklarıyla arası bozulabilir ve başkaları onun gözdesi durumuna gelebilir. Örneğin Kuzey Kore’ de Kim Jongnam uzun süre Kim Jongil’in seçtiği mirasçı olarak görüldü, sonra baba fikrini değiştirdi. Bunun nedenlerinden biri diktatörün oğlunun Disneyland’a gitmek istemesiydi. Ne yazık ki Kuzey Kore'de Disneyland yoktu. Mayıs 2001’de Jongnam, Tokyo hava alanında “Pan Xiong” (Şişko Ayı) takma adlı sahte bir Dominik pasaportuyla tutuklandı. Yanında iki kadın ve dört yaşındaki oğlu vardı. Jongnam günlerce

gözaltında tutuldu, sonra Çin'e gönderildi. Sorgusu sırasında Japonya'ya Tokyo yakınlarındaki Disneyland'ı ziyaret etmeye geldiğini söyledi. Jongnam'a kalırsa babasıyla arasının bozulmasının nedeni ekonomik reformlar yapmak istemesi ve bu yüzden bir kapitalist gibi görülmesiydi. Şimdi Macau’da yaşıyor, partilere düşkünlüğü ve kumarbazlığıyla tanınıyor.

Ne yazık ki olaylar her zaman diktatörlerin planladıkları gibi gelişmez. Mısır’da uzun süre cumhurbaşkanlığı yapan Hüsnü Mübarek'in oğlu Gamal, ülkenin başına geçmesi için gerekli koşulları hazırlamış gibi görünüyordu. Mübarek devrilince Gamal’ın politik kariyeri de son bulmuş oldu.

Genelde yerleşik monarşilerde tahtı devralacaklara yatırım yapmak akıllıca bir karar olur. Buralarda hanedanın devamı için açık birtakım kurallar bulunur ki bu da belli bir güvence sağlar. Sağlam bir tüyo isteyenler için Ekvator Ginesi’nde diktatörün oğlu Teodorin Ngueme Obiang’ın babası Teodor Nguema Obiang Mbasogo’nun ardından başa geçirilmeye hazırlandığını gösteren çok fazla işaret olduğu söylenebilir. Teodorin partiler, hızlı arabalar, güzel kadınlarla mutlu bir sosyete yaşamı sürüyor. Bu konu diktatörün ailesi ve arkadaşlarıyla ilgili bölümde daha geniş olarak ele alınacak.

Erkeklerinse Kazakistan Cumhurbaşkanı Nursultan Nazarbayev’in kızı Dariga Nazarbayevaya yatırım yapmaları gerekir. Nazarbayeva Kazakistan parlamentosunda ve babasının ardılı olacağı söyleniyor. 2007 yılında boşandığı için evlenmeye uygun. Tahtın varisi olma konumu son yıllarda biraz sallantıya girdi, çünkü birtakım konularda babasına politik olarak meydan okumaya başladı. Pek çok kişi Özbekistan’da Cumhurbaşkanı İslam Kerimov’un yerini kızı Gülnara Kerimova’ya bırakacağını düşünüyor. Ama gelişmeleri izlemek önemli. Birtakım yorumcular onun şansını yitirdiğini söylüyorlar, çünkü Gülnara, babasının politikalarına karşı kuşkucu davranıyor. Elinizde diktatörün gözünden düştüğü için mirastan mahrum bırakılmış bir diktatör çocuğuyla kalakalmanız riski olabilir.

Gücü ele geçirmenin pek çok yolu vardır. En önemlisi tek başına yönetmeye karar verdiğiniz ülkeye hangi yöntemin en uygun olduğunu bulmaktır. Ama bir kez diktatör olmayı başardığınızda sorunlar bitmiş demek değildir. Gücü ele geçirmek kolaydır. Dorukta kalmayı sürdürebilmek çok daha zordur.

 

 

 

 


 


Ana Sayfaya Dönmek İçin Tıklayın 

  www.aymavisi.org  
 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 
 + Büyüt | - Küçült  
Felsefe