Mantıksal Ampirizmin Gelişimi

Lewis S. Feuer


I

Lenin 1908'de Materyalizm ve Ampiriokritisizm’i yazdığında eleştirdiği yazarlar arasında Mach'ın genç izleyicilerinden Philipp Frank da vardı. Profesör Frank bugün Harvard ve City Kolej'de öğretim üyesi. Lenin’in kitabında işaret ettiği makale, Frank'ın geçenlerde basılan Fizik ve Felsefe Arasında' adlı kitabının giriş bölümünü oluşturuyor. Aradan geçen süre boyunca, ampiriokritisizm çeşitli değişimlere uğradı ve olgunlaşarak iyi bilinen varyantı, mantıksal ampirizme dönüştü. Bu biçimiyle ampiriokritisizm, Amerikan üniversitelerinde akademik saygınlık edindi.

Mantıksal ampirizmin rağbet görüp moda olması, kısmen, onun formülasyonlarının yalnızca bilimin mantığını içerdiği iddiasına dayanır. Fakat karakteristik öğretileri aslında bilim pratiğinin tarafsız analizinin ürünü değildir. Bu formülasyonlar, ideolojik ifadeler, belirli tarihsel koşullar altında yaşayan bir grup burjuva akademisyenin ideolojisi ile onların değişen ruh hali ve kaygılarının ifadesi olarak ele alınmalı. Bir ideoloji, bilimsel ifadelerin arasına konu dışı unsurlar katarak bilimin içeriğini bozar. Böylece (muhtemelen bilinçsizce) kendi sınıf çıkarlarına hizmet etme rolünü yerine getirir. Buna karşılık materyalist bakış acısı, Engels'in dile getirdiği gibi, hiçbir başka kaygı gütmeden, doğayı olduğu gibi algılar. Mantıksal ampiristlerin doktrinleri zaman içinde değişime uğruyor. Biribirini izleyen bu değişimler özerk bir bilimsel gelişimin ürünü gibi görünmüyorlar. Bu değişimler daha çok küçük burjuvazinin ideolojik tereddütleri sonucu ortaya çıkan gelişmelere benziyorlar. Ampiristler akademisyenler, refah ve değişim dalgalanmalarına ideolojik bakış açılarını değiştirerek yanıt verdiler. Profesör Frank'ın makaleleri, mantıksal amprizmin evriminin bazı aşamalarını izlememizi sağlıyor; dahası, Frank’ta, Marksist okumalarından elde ettiği gerçek bir sosyolojik sezgi de gözleniyor.

Birinci Dünya Savaşı öncesinde ampirist harekete hakim olan anlayış Machçılıktı. Frank “o dönem pozitivizminin fildişi kule anlayışından söz eder. Ampiristlerin kültür çevresi, akademik tarafsızlıklarını koruma adına öylesine bir yönelime girdi ki, bilim karşıtı ideolojisi, materyalizme sırtını dönüp, Naziler arasında çoktandır yaygın popülarite kazanmış olan “Hans Driech'ın kesin takdirine" yöneldi. Son dönem Machçıları, Frank'ın da belirttiği gibi, hocalarının öğretilerini üç ayrı yönde değiştirmeyi denediler: Bilimsel teori içindeki matematiğin rolünü daha adaletli bir biçimde irdelemeye çalıştılar; atomcu hipotezlerin Machçı eleştirisini bertaraf ettiler ve Mach’ın, fiziksel ifadelerin duyusal algılarla ilgili ifadeler olduğu tezinin içerdiği “muğlaklığı" ortadan kaldırdılar. Lenin'in Mach'ın teorisini bir tür sübjektif idealizm olarak “yanlış yorumlası”na bu muğlaklığın neden olduğuna inanıyorlardı.

Frank'ın kendisi, diyalektik materyalizmin belli yönlerine dostça yaklaşmıyor da değildir. Frank, Nedensellik Yasası ve Sınırları adlı eserinde, bilimsel çalışma aşamalarının anlaşılmasına Marksizmin yaptığı katkıya vurgu yapıyor ve görüşünce, pozitivizm bunu çok sık unutuyor. Pozitivist, diyor Frank, bilimsel araştırmasına dünyanın öteki kısmından izole edilmiş bir süreç olarak bakma eğilimindedir. (Pozitivist, ç.n.), bilimsel çalışmanın bizzat kendisinin fiziki dünya içinde bir dizi olay olduğunu unutmaya yönelmiştir. Ve Frank, Marksist bakış açısının, bilimsel teori ve belli bir dönemin sosyal koşulları arasındaki bağı inceleyen bilim sosyolojisinin kuruluşuna yaptığı katkıyı memnuniyetle karşılamıştır. Sovyetler Birliği Felsefesi adlı denemesinde, Frank, daha da ötesi, diyalektik materyalizm ile mantıksal görgücülük arasında yakınlık olduğunu belirtiyor. Frank, ikisinin de idealist metafiziği eleştirdiğini, ikisinin de bilimsel yöntemler tarafından onaylanmayan ifadelerin anlamsız olduğu ilkesine merkezi bir rol biçtiğini dile getiriyor. Frank, bilimsel çalışmanın şimdi Sovyet Birliği'nde gelişimi sağlayacak leyhte koşulları memnuniyetle karşıladığının altını çiziyor ve bu somut çalışmanın Marksizmi mantıksal görgücülüğe daha da yaklaştıracağını umduğunu dile getiriyor.

Frank'ın, çeşitli burjuva fizikçileri arasındaki idealizm eğilimine yönelik eleştirisi, kuşkusuz, Marksist analizle uyum içindedir. Frank, modern fizik teorilerinin hiçbir biçimde spritüel metafiziğin savlarını doğrulamadığını gösteriyor. Frank ek olarak, bu metafiziğin kaynağını "insan toplumundaki kriz"e bağlıyor. "Materyalist sosyal teorilere muhalefet temelinde, dünyanın 'idealist' bir tablosunu esas alan belli başlı hareketler ortaya çıktı” (sf. 125). Doğanın organizmik kavranışı, Frank’ın iddiasına göre, siyasi gericiliğin çıkarlarına hizmet ediyor. Frank’ın tarihsel materyalist yöntemi mükemmel kullanışı, bu yöntemin mantıksal ampirizme uygulanmasının bazı ilginç sonuçlara yol açacağını gösterir.

II

Mantıksal ampirizm mentalitesinin, “önerme fetişizminden etkilendiğini söyleyebiliriz. Marx, bütün iktisadi ilişkilere bir “meta fetişizmi" sisi içinden bakan ve sosyal ilişkiler dünyası bakışını kaybeden burjuva iktisatçılardan söz ederdi. Buna benzer biçimde, zihni kendi diliyle meşgul burjuva ampirist, sembollerini kendi kendine yeten ikame bir dünya haline getirerek bir tür mesleki ızdırap elde eder. İdeolojisi kendi sosyal yalıtılmışlığını yansıtır; pratikten kopuk teorisi, özerk bir teori dünyası haline gelir. Ampirizmin sınırları, farkında olmadan, kendi etkinliklerinin dar sınırları, ampiristin (görgücünün) kendini bilimsel katılım etkinliğinden geri çekmesi ve olgularla yüzyüze gelmesi tarafından dikte edilir. “Ampirist", sembolleri gibi, istediği şekilde yönlendiremeyeceği bir dünyayı reddetmek ister.

Kendisi de bir ampirist olan, Viyana Üniversitesi'nde felsefe profesörü Moritz Schlick, mantıksal ampirizmin egemen psikolojik kaynağını şöyle karakterize etti:

(Mantıksal ampirizmin) savunucuları, bilim içinde yerleri olan ve teorik düşünen adamlardır. Bilim bir önergeler sistemidir; ve bu düşünürler, farkında olmaksızın, bilimi gerçekliğin yerine koyarlar. Onlar için olgular önergeler halinde formüle edilip defterlerine not edilmedikçe doğru olarak kabul edilemez. Ama bilim eşittir dünya değildir.2

Bu, ifadeleri olguların yerine geçirme eğilimi, bu olgu fetişizmi, Phillip Frank’ın kitabında birden fazla yerde gösteriliyor. Maddenin tanımlanmasının yerine, Frank, “özneler arası önermelerden" bahsetmeyi tercih ediyor. Kelimenin tam anlamıyla bakıldığında, bu, bir laboratuvar fizikçisinden filolog yapmanın garip bir yolu demek olan, fiziğin cümleleri incelemesi anlamına gelir. Yine, Frank, kesinsizlik (uncertainty) ilkesi için deneysel kanıtı dile getirir, fakat, deneysel olgular, bir dil ilkesi olarak kanıt formülasyonuna teslim olur, ilke daha sonra, belli kelime kombinasyonlarının fizik diline karıştırılmaması gerektiğini ileri sürer (sf. 206). Buna benzer biçimde, materyalist bakış açısının yararlılık alanı, fizik dilinin, deneylerimizin en ekonomik ve bütünlüklü bir tanımını verdiği yönündeki bir ifadeye tercüme edilir. Görecelik teorisinin fizik ilkeleri, benzer biçimde, örneğin “uzunluk"un anlamıyla ilgili, sözdizimsel açıklamalar olarak ifade edilir. Mantıksal teknisyen için dilbilim aygıtları bu yüzden ayrıcalıklı bir statü edinir; maddi dünya ise, kuşkulu bir yeraltı dünyası düzeyine indirilir.

Ampirist mantığın evrimini adım adım izleyelim. Hareketin kökeni savaş öncesi Avusturya imparatorluğu zamanına dayanır. Alman devletinden farklı olarak, milliyetçi rekabet, imparatorluğun aygıtlarını içeriden çürüttüğü için Avusturya imparatorluğu zayıftı. Yanı sıra Viyana, Tuna bölgesinin ticaret merkeziydi ve atmosferi kozmopolit bir serbest piyasa atmosferiydi. Viyana burjuvazisinin liberal bakış açısı kendini marjinal faydacılık teorisiyle dostluğunda; ticari ruhun antiemperyalist olduğunu düşünen Schumpeter'in teorisi gibi teorilere meylinde, ve son olarak da, Mach’ın görgücü, antimetafizik öğretisi gibi birçok biçimde ifade ediyordu. Viyana, Kant ve Hegel'in idealist otoriter teorileri için doğurgan bir toprak değildi.3 Görgücülük, onu reformist ideolojilerine uygun bulan ve Avusturya burjuvazisiyle siyasi işbirliklerine daha etkili vesile gören Avusturya Marksizminin önderlerine bile bulaşmıştı. Savaş sonrası Viyanasında sosyalist bir hükümetin ortaya çıkışıyla, mantıksal ampirizm kendini daha güçlü bir biçimde ortaya koydu. Nitekim, Eğitim Komisyonunda çalışmış olan Hans Hahn gibi ampiristler, resmi olarak reformist sosyalist harekete katıldılar. Mantıksal ampirizm şimdi, kendisine dünya çapında bir saygınlık getirecek olan bir gelişme yoluna girmişti.

Mantıksal görgücülüğün tarihi üç aşamaya ayrılabilir: İlk olarak, metodolojik tekbencilik (solipsizm) aşaması; sonra fizikalizm[1] ve son olarak da ansiklopedicilik ya da bilimin birliği aşaması. Mantıksal ampirizmin ideolojik gelişiminin bu üç aşaması, kabaca, ampiristlerin de bir parçası olduğu kapitalist toplumun o bölümündeki deneyimlerinin üç aşamasına denk düşüyor.

"Metodolojik tekbencilik" aşaması 192429 arasındaki kapitalist stabilizasyonun altın yıllarıyla çakışıyor. Ampirizm, yeniden fildişi kulelerine oturmuş sosyal demokrat liberallere, faşistler ve komünistlerin ikisini de anlamsız iddiaların savunucuları olarak göstermenin ideolojik dayanağında yararlı bir araç oldu. Görgücüler, hiçbir deneyin, nesnelerin, görünümlerin dışında var olup olmadıklarını açıklayamayacağını, ve bu yüzden, idealizm kadar materyalizmin de anlamsız olduğunu söylediler. Ampiristler bütün bilimsel kavramları duyu verilerinin “yapıları" olarak tanımlamaya, ve bu yolla, bilimin maddi dünyadaki olayları incelediği biçimindeki “metafizik" bakıştan kurtulmaya çalıştılar. O dönemin ampiristine göre siz, Julius Sezar'dan söz ederken, belirli bir kendi karmaşık duyu verinizden söz ediyordunuz; yani, Sezar'la ilintili her hangi bir ifadenin kanıtlanabilir içeriğini oluşturan, okuduğunuz belirli kitap ve makalelerden bahsediyordunuz.

Metodolojik solipsizm kapitalist istikrar dönemi boyunca hoşça vakit geçirme aracıydı, ancak 1929'da kapitalist krizin gelişiyle ampiristler, tekbencilikten memnun kalmamaya başladılar. Gericilerin gelişen güçlerini seyrederken yerlerinde duramaz hale geldiler. Öğretileri var olduğu biçimiyle, onları, rahatsız eden bir tarzda öznel idealizmin söylemleriyle birleştiriyordu. Ve sonunda tuhaf bir takla, burjuva görgücülüğün kariyerinde diğer bir tereddüt daha ortaya çıktı. Hareket bir gecede tekbenciliği terk edip, Reichenbach'ın tabiriyle, "lojistik materyalizırTe4 katıldı. Carnap şimdi hareketin “yöntemsel materyalizm"i kabul ettiğini söylüyordu.5 Neurath, ampirist sosyoloji hakkında, tarihsel materyalizmin "fizikalist" dile çevrilebileceğini göstermeye çalıştığı bir kitap yazdı. Bilimlerin birliği için en doyurucu kaynağın içgözlemsel psikolojinin değil, fiziğin dili olduğu iddia edildi. “Yöntemsel materyalizm" uygun bir dilbilimsel alternatif olarak selamlandı. Görgücüler, önce, materyalizmin anlamlı olması için göstermelik bir bağlılık ilkesiyle sınırlanması gerektiğini öne sürdüler.

Liberal ampiristler, faşizm tehditi altında, materyalizmleri her ne kadar "önerme fetişizmi" ile kirletilmiş bir materyalizm olsa da, yine de daha materyalist bir yaklaşıma yöneldiler. Nitekim, tam da bu dönemde Viyana'da sağcı ve solcu pozitivistler arasında bir bölünme, bir yanında Dollfuss’un taraftarlarının, diğer yanında da sosyal demokratların yandaşlarının bulunduğu kalınca çizilmiş bir bölünme hattı ortaya çıktı.

Bununla birlikte, faşizmin yayılmasıyla mantıksal ampirizm bir ihraç maddesi halini aldı. Yeni bir slogan, "bilimin birliği" sloganı, şimdi “fizikalizm"in yerini almaya yöneliyordu. Bu söylemin mantıksal açılımına ilişkin görüşler farklılaşmasına karşın, ampirizmin (görgücülüğün) amacıyla ilgili hiç bir anlaşmazlık yoktu. Sosyolojik olarak konuşulduğunda, sloganın ithali “entelektüel sınıfın birliği" idi. Güvensizlik endişeleriyle yüz yüze kalmış ampirist, bilimcilerin kendi kültür çevrelerinde bir araya gelmelerini ve biribirlerinde kollektif avuntu bulmalarını öneriyordu. Burjuva perspektifine göre emek hareketiyle işbirliği anlamlı bir alternatif değildi. Buna rağmen "bilimin birliğinin ekonomik sonuçları da oldu; yurt dışındaki üniversiteler kendi ülkelerinden ayrılan akademisyenlere iş sağlamayı etik bir zorunluluk olarak gördü. Tam da bu noktada mantıksal pozitivizm ile Amerikan pragmatizminin birleşmesi gerçekleşti. Bu birleşmenin çocuğuna biraz düşünüp taşındıktan sonra daha az sekter bir isim verildi: “Mantıksal ampirizm". Bunun sonucunda ampiristler “değerler"e daha hoşgörülü hale geldiler ve kendi pozitivist gençliklerinin aşırı ifadelerini bile açıkça reddettiler. Onlara göre polemiğin de bir hoşgörü yasası vardı. Böylece Amerikan burjuvazisinin gelenek ve görenekleri göze batar bir biçimde, tamamen adapte edilmişti. Carnap'ın imzası Sovyet Birliği'ni eleştiren bildirilerin imzacıları arasında bulunmaktaydı. Philipp Frank, Bilim, Din ve Demokrasi Konferansına katılıp mantıksal amprisizmle uyuşmayan dinin, değerleri sağlamakla görevli olduğu iddiasında bulundu.

Seçkin matematikçilerden olan ve Avusturya faşizmine yönelik sempatisiyle bilinen Richard von Mises, Avusturya hava kuvvetlerindeki deneyimini Amerikan havacılık programının hizmetine sundu. Kısacası hiçbir eleştirmen, amprisistlerin paylarına düşeni yaptıklarını inkar edemez.

1938 yılında Chicago Üniversitesi, Uluslararası Birleşik Bilim Ansiklopedisinin ciltlerini basma görevini üstlendi. Liberal burjuva düşünce döngüsünün bilinçsiz bir hasretle Diderot'nun Büyük Ansiklopedisinin yazıldığı günlere döndüğünü görüyoruz. Oysa ampirist Ansiklopedinin, atasına nazaran ne kadar cansız ve soluk olduğunu görüyoruz. Diderot’nun yapıtının nabzı ampirik olgularla atıyor ve yepyeni bir enerjiyle dolup taşıyordu. Fransız Ansiklopedistlerinin çabalarını verimli kılan, onların 18. yüzyıldaki devrimci burjuvazinin tutkularına bağlı olmalarıydı. Büyük bir gururla yeni endüstriyel sürecin tanımını okumuşlar, sosyal kurumlar hakkındaki analizleri incelemişler ve en son makinelerin özenli çizimlerine hayran kalmışlardı. Ve Ansiklopedinin sayfalarından materyalist anlayışın yeni bağlamı ve bilimsel yöntemin sınırsız olasılıkları çıktı. Fransız Ansiklopedisi bilim ile ilerici burjuvazi arasındaki ittifakın manifestosuydu. Yirminci yüzyılın Ansiklopedisi ise tırnak işaretiyle ilintili sorunlara adanmış, epistemoloji seminerlerine katılan üniversite öğrencilerinin el kitabı niteliğindeki “Ansiklopedik ifadeler" ansiklopedisidir.6

Ansiklopedinin baş editörü olan Otto Neurath amprizmin örgütleyicisidir. Aynı zamanda Viyana Cevresi'nin seçkin tezlerinin formüle edilmesinde entelektüel inisiyatifi elinde bulundurmanın onuruna da sahiptir. Neurath'ın biyografisi, mantıksal ampirizmin sosyolojik arka planını incelemek isteyenlere ilginç malzemeler sunar. Neurath’nın politik faaliyetleri, ampirist felsefi faaliyetiyle, mantıkçıların deyimini kullanırsak, izomorftur. Bir Ampirist, politika yaparken zamanını sosyoekonomik planlar için özenli şemalar geliştirmekle geçirir. Bu şemalar ütopik bir güzelliğe sahip olmalarına rağmen gerçeklikle ilintileri sıfırdır. Savaştan kısa bir süre önce Neurath, sosyalizasyona ilişkin, savaş ekonomisinden planlı "doğal" ekonomiye geçişi savunan bir broşür yayınladı. Neurath'ın bu kitapçığı, pratik bir adım atmakta yetersiz kalan Sosyalizasyon Komitesi'yle bitmez tükenmez tartışmalar içinde yer alan sosyal demokratlar arasında bayağı bir ilgi gördü. Önerme fetişizmi uzun zamandır var olan bir reformist hastalıktır. Neurath kendisini saf bir teknik ve idari uzman olarak görüyordu. Neurath’nın bakış açısına göre politik tartışmaların hepsi anlamsızdı, çünkü ister monarşist, isterse sosyalist veya burjuva olsunlar, bütün politik yapılar onun “doğal" ekonomisiyle tamamen bağdaşıyordu. Sosyalizasyon, mevcut sınıf ilişkilerine dokunmaksızın kolaylıkla başarılabilirdi. Kapitalistler yöneticilik haklarını koruyabilirlerdi, yapacakları tek şey, basitçe üretimi komünal ihtiyaçları karşılamak için geliştirmektir; gerisini Neurath'ın istatistik bürosu halledecektir. Geleneksel ütopyacılar gibi Neurath da kapitalist sınıfın kendi kitabını okumasını, tamamen ikna olmasını, sonra onun uluslararası kongrelerinden birine katılıp üretimin yönetimini eline alması için ricada bulunmalarını bekledi. Neurath aynı zamanda parayı ortadan kaldırıp yerine doğrudan, doğal değişimi yerleştirme dileğinde bulundu. Öyle görünüyor ki, ona göre para, ekonomide, sosyal fizikalistlerin ortadan kaldırması gereken metafizik bir öğeydi.7 Neurath'ın önerisi, en sonunda sosyalist liderleri utandırdı çünkü uzman burjuvalar tarafından yönetilen bürokratik yönetim anlayışı halkın pek ilgisini çekmedi.

Nuerath, bir dönem, teknik uzman olarak kısa ömürlü Bavyera sosyalist hükümeti için çalıştı. Ama böyle bir deney de onun temel anlayışlarını değiştirmeye yetmedi. Bundan çok kısa bir süre sonra Neurath Prag’da yaptığı bir konuşmada politik hareket içindeki sınıf mücadelesi nosyonuyla dalga geçti. Sonraki yıllarda, Avusturya sosyalizmi ile sıkı ilişkiler kurduğu sırada Neurath, Marx'ın teorisinde ampirik öğeler buldu. Belli bir dönem Neurath Sovyet ekonomisine sempatiyle yaklaştı ve görsel eğitim danışmanı olarak Sovyetler Birliği'ne davet edildi. Neurath, planlı ekonomiyle ilgili görüşleri ve mantıksal ampirizm teorileri pek rağbet görmediği için Sovyetler Birliği'nde memnun değildi ve sunduğu hizmet görsel eğitim ile sınırlandığı için rahatsız olmuştu.

Sonunda Neurath Sovyetler Birliği'nin eleştirmenleri arasında yerini aldı. Yeteneklerini kesin olarak, planlı ekonomiden planlı felsefeye çevirdi.

III

Çeşitli kuramsal değişimlere uğramasına rağmen mantıksal amprisizm kendisine yöneltilen başlıca eleştirilere tatmin edici yanıtlar vermiş değildir. Mantıksal amprisizmin formulasyonları hala sübjektif idealizm tarafından bulandırılmış bir durumdadır.8 Frank hala fiziğin temel görevinin “somut deneyler" ya da algılar arasındaki ilişkileri tanımlamak olduğunu düşünüyor. Bu formülasyon, bütün materyalist olmayan bakış açılarının sonucu olan, belirli şartlar altında fizik yasaları hem doğru hem de yanlıştır şeklindeki mantıksal paradoksa yol açar. Frank’ın analizinde, örneğin “algı" kavramı besbelli, geleneksel bilimsel anlamında, belirtilen koşullarda bir organizmanın maruz kaldığı olay olarak ele alınır. Bunu, eğer organizmalar varolmasalardı “algılanım"ın bir hiçlik sınıfı oluşturacağı ve bu sınıfa dair evrensel savların hem doğru hem de yanlış olacağı çıkarımı izlerdi. Bir başka deyişle, fizik kurallarının yanlışlığıyla ilgili herhangi bir sonuç, psikolojik olayların varolmadığı anlayışından türer. Aksine, materyalist bakış açısı bilim çalışanlarının pratiğiyle daha yakından örtüşür çünkü materyalizm fizik yasalarını fiziksel değişkenleri ilgilendiren savlar olarak görür, ve fiziksel değişkenliği, onun doğrulukdeğerini mantıksal olarak insan organizmalarının varlığına bağlayarak tanımlamakla ilgili bir zorunluluktan hareket etmez.

Bununla birlikte, bütün bilimsel ifadeleri fizikalist ya da fenomonolojik söylemlere indirgeme arzusu, görülüyor ki bilim ötesi itkilerden kaynaklanıyor. Bilimin dili her iki türden ifadeyi de kapsar, dolayısıyla bunlardan birinin diğeri üzerinde yapay bir üstünlük kurmasını dayatmak anlamsızdır. Daha da ötesi, Carnap’ın psikolojik ifadeleri fizikalist ifadelere "indergemek" için kullandığı araçların bilimsel çalışma metoduyla uzaktan yakından hiç bir yakınlığı yoktur, indirgemenin bilimsel pratik içerisinde belirli bir anlamı vardır; bazı “vitamin"lerin kimyasal oluşumları ile ilgili buluş, böyle anlamlı bir kullanıma örnek teşkil eder. Fakat Carnap “indirgeme"nin anlamını o kadar genişletir ki “indirgeme" tamamen abesleşir. Carnap'ın “indergeme"leri dil kullanımının totolojik bir sonucu olarak gelişir, ve psikolojik ifadelerin fiziksel ifadelere indirgenebileceği hakkındaki “kanıt"ı, bir kişi eğer başkalarıyla duyguları hakkında konuşuyorsa, o halde o kişi başkalarıyla konuşuyordur türünden bir totolojiyi yinelemekten ibarettir. Carnap fizikalizmi çürütülemez bir tez olarak formüle etmek için onu (indirgemeyi ç.n.), kendisini oluşturan süreçlere değil, bu süreçleri adlandıran terimlere uygular.9 Sonra Carnap birinin sinirli olduğunu söylemesinin onun sinirliliğinin görünür belirtisi olduğunu ileri sürer. Böylelikle, dil bir davranışsal fenomen olduğundan her psikolojik terim fizikalist bir dile “indirgenebilir." Bu anlamda "indirgeme" bilimsel işleyiş doğrultusunda konu dışı haline gelir ve “önerme fetişizmi" için bir örnek durum daha sağlar..

İletişimin özneler arası olduğu tezine verilen önemle bu iddianın bilimsel sonuçlarına verilen önem orantısızdır. Ama bu tez aracılığıyla ampiristler tekbencilikten kopuşu kısmi olarak başarırlar ve ne kadar saçma olursa olsun bu özgürleştirici anlamda iyidir.

Dikkat çekilmesi gereken başka bir şey de, hiç kimsenin fiziksel yasaları psikolojik yasalardan türetmeyi öneren fenomenolojik bir tez ileri sürmemesidir. Yani kim hangi sözcükleri kullanırsa kullansın, fizik yasalarının bağımsızlığı değişmez kalır.

Materyalizm ampiristler tarafından metafizik bir doktrin olarak görülür çünkü onlara göre bilimcilerin tanımladığı dünyanın ötesinde bulunan “gerçek bir ara katman" (real substratum) vardır. Fakat Marksistler her türden "metafizik materyalizmi" reddetmişledir ve “metafizik materyalizm” gerçekte "bilimüstü" bir kavramdır. Lenin’in deyimini kullanmak gerekirse, bilimsel materyalizmi karakterize eden özellik, bütün bilimsel ifadeleri sadece psikolojik, sadece sosyolojik veya sadece fiziksel savlara “indirgemek" için kullanılan sözel araçları reddetmesidir. Bilimsel materyalistler doğrulanabilirlik ilkesini kabul ederler ama bilimcilerin yaptığı gözlemlerin de, bizzat psikofiziksel yasaların uygulanabileceği durumlar olduğunu göz önünde bulundururlar. Bilimcinin organizmasında gerçeklesen psikolojik faaliyet ile bu faaliyetin gerçekleştiği fiziksel çevre arasında nedensel bir ilişki olmasına rağmen bu iki olgu özdeşleştirilemez. Etkin psikofizikalistler için maddenin objektif bir biçimde, yani, insan algısından bağımsız bir şekilde var olduğu nosyonu anlamlıdır; ama ampiristler, kendi sembollerinin basit ve kendine yeter titizliğini reddeden bir nosyonu benimsememeyi tercih ederler. Robinson Crusoe’lar bile saf bir tekbenci bilimsel anlayışın hakkından gelmekte zorluk çekerler. Ne var ki, bilimsel çalışma sosyal pratiğin bir alanıdır ve bir bilimcinin gözlemleri, başka bilim insanlarının çalışma ve yeniden düzenleme konularıdır.

Ampristler bilimi "bu kırmızıdır” türünden gözlem ifadeleriyle oluşturmaya çalışırlar. Bu, kelimenin geniş anlamıyla, yanlış bir formülasyondur. Yalnızca “gözlemifadeleri"ne vurgu, bilimsel araştırmayı pasif gözleme indirger. Diyalektik analizler bilim insanlarının deneysel çalışmalarının, gözlemin öncesinde olduğunu ve gözlemlerin deneysel etkinliğin dışında pek fazla önemi olmadığını vurgular ama deneysel çalışmanın içeriğini önemsememe eğilimindedir. Bilimdeki doğrulanabilir ifadeler şu biçimdedir: Eğer şunu şunu yaparsan, bunu bunu gözlemleyebilirsin. Gözlemifadeleri yalıtık savlar değillerdir ama bir hipotetik önermenin sonucu olarak ortaya çıkarlar. Gelişmeler bu biçimde ele alındığında, teknolojik yenilikler bilim pratiği içerisinde mantıksal bir işlev kazanır. Teleskop ve mikroskop gibi buluşlar, insan gözleminin kapsamına yeni fenomenleri dahil ettikleri için bilim tarihinde yeni bir çığır açtılar. Bilimin son terimleri elbette o algılardır, fakat geleneksel kozmolojik anlayışın çöküşünü başlatan deneysel yeniliktir.

Ampirik okulun, “analitik" ifadeleri ampirik ifadelerden keskin bir biçimde ayırdığı bilinir. Ampiristlerin tezlerine göre mantık, dünya hakında her hangi bir bilgi sunamaz çünkü mantık, keyfi olarak seçilmiş dil kurallarının totolojik bir sonucudur, öte yandan, materyalistler mantıksal ve matematiksel sistemlerin içeriğinin boş olmadığını; maddi dünyaya ilişkin, sınırlı olsa da bilgi içerdiklerini iddia ederler. Dikkate değer bir başka gelişme de, mantıkçıların, kısa bir süre önce, amprisistlerin mantıksal ifadelere ilişkin iddialarının ikna ediciliğini sorgulamaya başlamalarıdır. Böylelikle Keynes’in deyimiyle, "sadece yer altında gizlice yaşayabilen" materyalist görüş, yakın zamana kadar, kontrolü, ampirizmin tekelinde olan tartışmanın bir evresinde yeniden belirdi.

Mantıksal ampirizmin geleceği nedir? Bir hareket olarak çözülüyor; en sadık taraftarları yeteneklerini saf sembolik çalışmalara adarken, etektekiler pragmatizmin bazı türlerine doğru sürükleniyorlar. Mantıksal ampirizmin Amerika'nın hakim çıkarlarını yeterli bir biçimde savunacağı şüpheli. Amerikan emperyalizminin daha güçlü bir ideolojiye ihtiyacı var.

“Amerikan" felsefesinin geleceğini somut ihtiyaçlar belirleyecek; bundan sonra gelişecek herhangi bir felsefe, finans kapitalizmin yüceliğini ve emperyalist değerlerinin önemini kanıtlayacak metafizik temelleri sunmakla yükümlü olacak. Ampiristler, iyi küçük burjuvalar gibi, illüzyonlarında sonuna kadar ısrar edecekler. (Onların Avrupa'da sarsılan dünyası onlara hiçbir şey öğretmedi). Mantıksal ampiristler, doğrulama ve kanıtlama ile ilintili derin tartışmalar içerisinde yer alarak hoşça vakit geçirecekler, ama kendi ideolojilerine ilişkin ampirik ifadeleri kanıtlama kapasiteleri, onların doğrulama kapasitelerinin hep ötesinde olacak. Ampirizmin sınırları onların sınıfsal bakış açıları tarafında belirleniyor, burjuvalar hiçbir önemli deneyi a priori olarak tanımıyor. Ampirist en kötü ihtimalle, metodolojik tekbenciliğe geri dönebilir. Totolojiler Krallığı onundur.

Kaynak: Modem Quarterly, Cilt: 5, Sayı: 3, Yaz 1941.

DİPNOTLAR

5        Rudolf Carnap, The Unity of Science (Bilimin Birliği), Londra, 1934, sf. 29.

6        Rudolf Carnap, The Logical Syntax of Language (Dilin Mantıksal Sentaksı), New York, 1937, s. 321

7        Kari Kautsky, The Labour Revolution, (Emek Devrimi), Londra, s. 259.

8        Bakınız Max Black, “The Evolution of Pozitivism", The Modern Quarterly, Londra, 1938, sayı 1, s. 62.

9        Rudolf Carnap, "Logical Foundations of The Unity of Science" (Bilimin Birliğinin Mantıksal Temelleri), Encydopedia of Unified Science (Birleşik Bilim Ansiklopedisi) sf. 58.

1        Philipp Frank, Betvveen Physics and Philosophy (Fizik ve Felsefe Arasında), Harvard Üniversitesi yayınları, 1941.

2        Moritz Schlick, "Facts and Propositions", (Analysis, “Olgular ve önermeler". Analiz) Cilt U, No: 5, sf. 69.

3        Otto Neurath, Le Development du Cirde de Vierına, (Viyana Çevresinin Gelişimi), Paris, 1935, sf. 39.

4        Hans Reishenbach, "Logistic Empirism in Germany and the Present State of its Problems” (Almanya'da Mantıksal Ampirizm ve Sorunlarının Şimdiki Durumu), The Journal of Philosophy (Felsefe Dergisi), Mart 1936, sf. 151.


[1] Fizikalizm: Fizikalizm teriminin ilk kullanıcısı Otto Neurath'tır; ilk yazılarında söyle der: “Fizikalizme göre fiziğin dili bilimin evrensel dilidir." Fizikalizm her şeyin fiziksel bir özelliği olduğunu, böylece de fiziksel şeyler dışında hiçbir şey olmadığını iddia eden metafizik bir yaklaşım olarak tanımlanır. Modern felsefede fizikalizm genellikle beden/akıl sorunları cervesinde ortaya çıkmakta ve terim bazen materyalizmle aynı anlamda kullanılmaktadır. Ama fizik bilimlerinin gelişimine bağlı olarak gelişmiş ve maddeden daha çok, karmaşık fiziksel özelliklerle ilgilenmesiyle 'materyalizm'den ayrılmıştır. Kaba materyalizm olarak da değerlendirilmiştir.

 

 

 

 


 


Ana Sayfaya Dönmek İçin Tıklayın 

  www.aymavisi.org  
 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 
 + Büyüt | - Küçült  
Felsefe