Mantık Nedir?

A. Kadir Çüçen


1. Kelime Anlamı

Mantık kelimesi, Yunanca “logike” ve Arapça “nutk” (nutuk) kelimesinden gelmektedir. Yunanca “logos” kelimesi, batı dillerindeki mantık kelimesi “logic”e kaynaklık etmektedir. “Logos” ve “nutk”, akıl, akıl yürütme, yasa doğru söz, düzen, ilke ve düşünme anlamına gelir. Bu anlamlarıyla mantık hem düşünmeye (akıl ve akıl yürütmeye) hem de bu düşünmelerin dilsel ifadesine yani doğru söze ya da konuşmaya karşılık geliri

Logos kavramı ilk kez Antik Çağ Yunan filozoflarından Herakleitos tarafından kullanılmıştır. Ona göre evren sonsuz oluş halinde akmaktadır. İşte bu akışın içkin nedeni logostur. Logos evrendeki zıtlığın, uyumsuzluğun, çatışmanın, savaşın, oluşun kısaca her şeyin gerisindeki uyum ve düzendir. Evrendeki her şeyin temelindeki birliğin nedeni “logos"tur. Temeldeki birliğin nedeni olan logos, hem evrenin değişmeyen tek yasası hem de insanın bu düzeni anlamasını sağlayan akla dayalı ve doğru düşünmesidir. Herakleitos’la başlayan ve stoacılara kadar olan süreçte her ne kadar logos farklı içeriklerle tanımlansa da, genelde logos, evrendeki ussal düzen ve bu ussal düzenin yaratıcısı olan evrensel akıl olarak anlaşılmıştır.

Çağımızda ise logos, incelenen bilgi alanlarının sistemliliğini, dizgeliğini ve düzenliliğini veren bilim anlamına gelmektedir. Böylece logos, incelenen varlık alanlarının bilim olmasını sağlayan son ek olmuştur. Örneğin; psikoloji, sosyoloji, antropoloji, arkeoloji, fizyoloji gibi alanların sonuna eklenerek bu alanların dizgeli, sistemli, yöntemli ve doğru bilgi ortaya koyduklarını ifade etmektedir. Başka bir deyişle, bu alanların bilim olduklarını anlatır.

İslam mantıkçılarından Farabi’ye göre mantık, nutk kelimesinden türemiştir. İslam mantıkçılarına göre mantık kelimesi üç anlama gelmektedir 1. İnsanların nesneleri ve olguları anlama gücü, 2. Bu anlama gücü sonucu insan ruhunda oluşan düşünme ya da iç konuşma, 3. Düşünme ya da iç konuşmanın dile getirilmesidir.2

2. Terim Anlamı

Ne zaman bir kişi görüşlerini desteklemek için nedenler ya da gerekçeler ileri sürerse o kişi akıl yürütme yani argüman öne sürmüş olur. Kişinin ileri sürdüğü gerekçeler argümanın öncüllerini oluşturur. Bu öncüllerden çıkaracağı sonuçla da karşıdaki kişiyi ikna etmeye çalışır. Argüman ya da akıl yürütmede iki temel nokta vardır:

1. Gerekçeler ne kadar iyidir? Daha doğrusu gerekçeler ne kadar doğrudur?

2. Gerçekten bu gerekçelerle sonuca varılabilir mi?

İşte bu sorulara verebilecek doğru ve tutarlı yanıtlarımız varsa öne sürdüğümüz argümanımız ya da akıl yürütmemiz geçerli olacaktır.3* Bu açıklamalardan anlaşıldığı gibi mantığın iki anlamı vardır. Düşünme tarzı ve bilim dalı olarak mantık.

a. Mantık, doğru ve düzgün düşünme ya da tutarlı düşünmeye karşılık gelen bir düşünme türüne ve tarzına verilen addır. Bu tür düşünme için insanın mantık okumasına gerek yoktur. İnsanın doğası gereği yaptığı düşünme faaliyeti sonunda elde ettiği tutarlılık ve doğruluk sonucu elde edilen düşünme tarzıdır. Örneğin; “Konuştukların ve Öne sürdüğün gerekçeler çok mantıklıydı.” ifadesiyle anlatılan şey mantığın bir düşünme tarzı olduğudur. “Günlük hayatta sözleri veya davranışları birbirine uymayan, birbirini tutmayan insanları mantıksızlıkla suçlarız. Buna karşılık düşünceleri uyumlu olarak birbirine bağlayan, sözleri birbirini tutan, davranışlarında ve kararlarında akla uygun olan yolu seçen kişileri mantıklı diye överiz.’’4 İşte günlük yaşamda düşünme ve davranışlarda açığa çıkan uyumlu veya uyumsuz, tutarlı veya tutarsız, akla uygun veya akla uygun olmayan durumlar için kullanılan anlamıyla mantık, düşünme tarzıdır.

b. Mantık, ikinci anlamıyla, doğru düşünme tarzını kendisine konu edinen bilime verilen addır. Başka bir söyleyişle, birinci anlamdaki mantık; mantıklı, doğru, tutarlı ve düzgün düşünmektir. Doğru ve düzgün düşünme formlarını inceleyen bilim dalı ise mantık bilimidir. O halde; bir bilim dalı olarak mantık, doğru ve düzgün düşünme formlarını inceler. Bu çalışmada incelenen mantık, ikinci anlama sahip mantıktır. Bir bilim dalı olarak mantığın konusu, doğru düşünme ve önerme formlarıdır.

Mantıklı düşünmek doğru ve düzgün düşünmek anlamına geldiği gibi tutarlı düşünmek anlamına da gelir. Mantıklı düşünmenin tutarlılığı ya da tutarsızlığı kendini akıl yürütmelerde gösterir. Akıl yürütmek yargıda bulunarak ve usa vurarak çıkarım yapmaktır. Mantıksal çıkarımlar veya akıl yürütmeler, en az iki düşünce arasındaki bir ilişkiyi ortaya koyup birini diğerinin kanıtlayanı yaparak yeni bir yargı öne sürmektir. Yargıya önerme, akıl yürütmeye de çıkarım denilir. Yargılar, hüküm ve haber veren cümleler olduğundan doğru ya da yanlış olabilirler. Doğruluk ve yanlışlık, önermenin gerçekle uygunluğuna bağlıdır.

Mantık doğru ve düzgün düşünme formlarını incelerken ister istemez dili de incelemek durumundadır. Çünkü düşünme ve dil arasında sıkı bir ilişki vardır. Her ne kadar düşünme dille birebir örtüşmese de yine de düşünmenin dışa vurulmasında en önemli araç dildir. Bu nedenle mantık düşünme formlarını incelerken aynı zamanda bu formların karşılığı olan dilsel formları da inceler. Her ne kadar kullanılan dil birden fazla anlamı içerebilse de düşünme kendisini ancak dille ifade etmektedir. Bunun için dilden gelen belirsizliği ve çok anlamlılığı gidermek için sembolik mantık çalışmaları çağımızda hız kazanmıştır.

Akıl yürütmek ya da çıkarım yapmak en az iki önerme arasındaki ilişki sonucu birinden diğerini çıkarma, yani bir veya birkaç önermeden yeni bir önerme çıkartmaktır. Temele konulan önermelere öncül ya da kanıtlayan, çıkarılan yeni önermeye de sonuç ya da kanıtlanan denir. Akıl yürütme veya çıkarım öncül veya öncüllerden sonuç çıkartma işlemidir. Doğru öncül veya öncüllerden zorunlu olarak doğru sonuç çıkartma ise geçerli akıl yürütmedir. “Önermelerin tutarlılığı ile çıkarımların geçerliliğini belirleyen kuralları konu edinen bilim’,[5] dalına mantık denir. Böylece, mantık doğru Öncüllerden doğru sonuç çıkarma formlarını inceleyen bilim dalıdır. Bu tanımıyla mantık, geçerli akıl yürütme yollarını çeşitli açılardan inceler.

A. Akıl Yürütme Yolları

Üç tür akıl yürütme vardır: i. Tümden gelim (dedüksiyon) 2. Tüme varım (endüksiyon) 3. Analoji (benzetme)

1. Tümden gelim

Doğru tümel öncül(ler)den zorunlu olarak doğru tümel veya tikel sonuç çıkartmaya denir. Tümden gelim akıl yürütme, genelden genele ya da genelden tekile (özele) doğru giden bir düşünme biçimidir.

Bütün insanlar ölümlüdür.

Sokrates insandır.

O halde, Sokrates ölümlüdür.

Tümden gelim akıl yürütmeleri zorunlu olarak geçerli çıkarımlardır. Çünkü tümden gelim “geçerli bir çıkarımın sonucunu öncüllerinden çıkarma işlemidir.’’6 Mantıktaki tüm geçerli çıkarımlar tümden gelim biçimindeki akıl yürütmelerdir. Diğer iki akıl yürütme biçimi zorunlu olarak her zaman doğru ve geçerli olmadığı için geçerli akıl yürütme biçimi olarak kabul edilmezler. Fakat yine de mantık tüme varımı ve analojiyi kendisine konu yapar ve inceler.

Doğru öncül(ler)den yanlış sonuç çıkaran akıl yürütmelere tümden gelimolmayan (dedüktif olmayan) akıl yürütmeler denir. Bu tür çıkarımlar olasılığı içerirler. Sonuç önermesi zorunlu olarak öncül(ler)den doğru olarak çıkmaz. Örneğin;

Üniversite birinci sınıf öğrencileri genellikle matematikte zorlanırlar. Hüseyin, üniversite birinci sınıf öğrencisidir.

O halde, Hüseyin de matematikte zorlanmaktadır.

Doğru öncüllere sahip olmasına rağmen yukarıdaki çıkarımın sonuç önermesi zorunlu olarak öncüllerden çıkmamaktadır. Kısaca; sonuç önermesinin doğruluğu zorunlu olarak öncüllerden kaynaklanmamaktadır. Çünkü bu çıkarımda sonucun yanlışlığı imkansız değildir. Diğer bir söylemle, sonucun doğru olması öncüllerden zorunlu olarak kaynaklanmamaktadır. Tümden gelim akıl yürütmeler doğru öncüllerden zorunlu olarak doğru sonuçlar çıkartırken tümden gelimolmayan akıl yürütmeler bu tür bir zorunluluk içermemektedir.

Tümden gelim akıl yürütmeleri genelden özele giden bir düşünme etkinliği olduğundan genelin doğru olması halinde özelin de doğru olduğu sonucu zorunlu olarak çıkmaktadır. Öncüllerin doğruluğu sonucun doğruluğunu zorunlu ve kesin yapmaktadır. Tümden gelim akıl yürütmenin diğer bir özelliği de biçimsel yapısından gelmektedir. İçerik ve olgulara gitmeden sadece temele alınan önermelerden sonuç biçimsel bir zorunlulukla elde edilmektedir. Bu nedenle, tümden gelim akıl yürütmeler kavramsal, soyut ve rasyonel düşünme biçimidir.

Tümden gelim akıl yürütmeler öncül olarak kabul edilen tümel önermelerin nasıl elde edildiği ve nasıl doğru oldukları konusunda da eleştirilmektedir. Tümden gelim akıl yürütmede geçen tümel önermelere nasıl varıldığı ve nasıl doğru oldukları üzerinde mantıkçılar pek durmaz. Bu tür düşünme biçiminde sorulması gereken şey tümel önermelerin kaynağı ve doğruluğu sorunudur. Çünkü açıklanması gereken soru: “Tümel önermelerin gerçekten tümel önerme olmalarını sağlayan kaynak ve ölçüt nedir?” Acaba “Bütün insanlar ölümlüdür.” gibi bir tümel önermeye nasıl varılmıştır. Başka bir deyişle, tümel önermenin kaynağında tüme varım mı yoksa doğuştan gelen tümel bilgiler mi vardır? İşte bu sorulara tam bir yanıt vermekte düşünürler zorlanmaktadır. Usçular ve deneyci düşünürler farklı açıklamalara sahiptirler.

Tümden gelim akıl yürütmeleri öncül(ler)de var olan bir şeyleri sonuçta açığa çıkartması bakımından eleştirilmektedir. Çünkü öncül(ler)de var olanlar sonuçta tekrarlanmakta ve yeni bir bilgi vermemektedir. Yukarıda verdiğimiz örneği tekrar ele alırsak sonuç önermesi olan “Sokrates ölümlüdür.” önermesi birinci öncül olan “Bütün insanlar ölümlüdür.” önermesinde zaten geçmektedir. Bu akıl yürütmede yapılan şey, öncüllerde geçen ama açıkça ifade edilmeyen bir durumu açığa çıkartmaktır. Descartes’a göre tümden gelim akıl yürütmeler her ne kadar yeni bir bilgi vermese de veya bilgimizi genişletmese de yine de gereklidir. Çünkü genç beyinler için iyi bir fikir eksersizidir.

Tümden gelim akıl yürütmelerin kavramsal, biçimsel, soyut ve ussal bir yapıya sahip olmaları nedeniyle biçimsel bilimler tarafından kullanılmaktadır. Çünkü biçimsel bilimler olan mantık ve matematik de kavramsal, biçimsel, soyut ve ussal bir yapıya sahiptirler. Bu nedenle, tümden gelim, bir ispatlama veya kanıtlama biçimi olarak mantıkta, matematikte ve felsefede kullanılmaktadır.

2. Tüme varım

Özel veya tekil önermelerden genel veya tümel önermelere doğru yapılan akıl yürütme şeklidir. Başka bir söyleyişle, aklın tikelden tümele, parçadan bütüne, özelden genele doğru çıkarım yapmasıdır. Bir bütünü parçalarına dayanarak elde etme işlemidir. Örneğin;

Gözlediğim birinci cisim yere düştü.

Gözlediğim ikinci cisim yere düştü.

Gözlediğim üçüncü cisim yere düştü.

Gözleyebildiğim son cisim de yere düştü.

O halde, bütün cisimler yere düşer.

Bütün cisimlerin deneyle veya gözlemle yere düşüp düşmediğini saptayamayacağımıza göre burada sonuca diğer cisimlerin de yere düşeceği varsayıldığı bir genellemeyle varılmıştır. Sonuç zorunluluk taşımamaktadır. Sonuç varsayıma genellemedir. Doğruluğu ve zorunluluğu mantıksal değil de olasılı varsayımla ortaya konulmuştur. İki tür tüme varım akıl yürütme yolu vardır:

a. Eksik tüme varım: Tüme varım çıkarımları bir tür tüme varmak için yapılan saymadır. Fakat bazı saymalar bütünü hiçbir zaman veremez. Bu tür akıl yürütmelere eksik tüme varım denir. Bu nedenle geçerliliği zorunlu olmayan tüme varım akıl yürütmeleri doğa bilimlerinin yöntemi olmuştur. Çünkü doğa bilimleri mantıksal zorunluluğu değil olasılı doğruyu içermektedirler. Bu nedenle tüme varım “Kişilerin, özellikle bilim adamlarının gözlem ve deneylere dayanarak yeni varsayımları benimsemeleri sürecidir.’,[8]

b. Tam tüme varım: Aristoteles tüme varımın eksikliğinin ve yetersizliğinin evrenlerin sonsuz sayıdaki elemanları veya varlıkları kapsadığından geldiğini ileri sürmüştür. Eğer evrendeki varlıklar veya elemanlar sınırlı sayıda ise bu evrendeki varlıklar veya elemanlar hakkında tam tüme varım akıl yürütmesiyle doğru ve zorunlu bilgi sahibi olmak olanaklıdır. Örneğin; öyle bir evrenimiz olsun ki bu evrenin on tane elemanı olsun ve bu on eleman da mavi renkli olsun. Burada tam bir sayımla gözlem yapmak olanaklıdır; tek tek elemanları gözleyerek “Bu evrendeki bütün varlıklar mavidir.” yargısına varabiliriz. Tüme varımla yapılan tam sayım sonucu elde ettiğimiz önerme zorunlu olarak doğrudur; çünkü evrendeki elemanların tümü gözlenmiştir. O halde, evrenimiz sınırlı olduğunda tam tüme varım akıl yürütmesiyle kesin, zorunlu ve doğru sonuçlara varabiliriz.

Aristoteles ve onu takip eden klasik mantıkçılar tam tüme varımı mantığın konusu olarak görmüşlerdir. Çünkü mantık geçerli akıl yürütme formlarını araştırır. Böyle formlar da ancak tam tüme varımla elde edilebilir.

3. Analoji

Tümden gelime ve tüme varıma benzer gözükmesine rağmen öncüllerde ortak olan özelliklerden veya benzerliklerden sonuçta da olduğunu varsayan bir çıkarım biçimidir. Başka bir söyleyişle, iki şey arasındaki benzerliğe dayanıp birisi hakkında verilen bir yargıyı diğeri hakkında da vermektir.Örneğin;

Platon usçudur ve zihnimizden bağımsız idealar dünyasının var olduğu bir varlık alanını kabul eder. Aziz Augustinus da usçu bir düşünürdür.

O halde, Aziz Augustinus’ta zihinden bağımsız bir idealar dünyasının var olduğunu kabul eder.

Örneğimizde görüldüğü gibi Platon ve Aziz Augustinus’un birer usçu düşünür olmalarından Aziz Augustinus’un da Platon gibi zihinden bağımsız bir idealar dünyasının var olduğu inancına sahip olduğu çıkartılmaktadır. Başka bir söyleyişle, iki şey arasındaki ortak bir benzer özelliğin olması sonucundan hareketle, birincisinde olan bir özelliğin İkincinde de olduğu söylenmektedir. Fakat bu örnekte olduğu gibi yapılan analoji (benzetme) doğru değildir. Çünkü Aziz Augustinus zihinden bağımsız bir idealar dünyasının varlığını kabul etmez. İki şey arasındaki bir benzer özellikten, İkincisinde birincide olan bir başka özelliğin olduğunu söylemek hem mantıksal hem de olgusal açıdan bir zorunluluk içermez. Hatta çoğu zaman yanlış sonuçlara varılabilir.

Bir analojide dört öge vardır:

1. Benzetilen: Aziz Augustinus

2. Kendisine benzetilen: Platon

3. Benzetme (yargı ya da çıkartılan sonuç): Zihinden bağımsız idealar dünyasının var olduğu

4. Ortak benzerlik: Usçu düşünür olma hali

Analoji türü akıl yürütmelerde hem tüme varım hem de tümden gelim akıl yürütmeleri kullanıldığı ileri sürülmektedir. Yukarıdaki örneğimizi incelersek, Platon ve Aziz Augustinus’un usçu olma özelliğinden yola çıkarak usçu düşünürler hakkında bir genel kanıya varılmıştır, yani tüme varım yapılmıştır. Daha sonra tüme varım akıl yürütmesiyle varılan usçu düşünürlerde olması gereken genel bir yargıdan yola çıkılarak Aziz Augustinus’ta da bu özelliğin var olduğu sonucu tümden gelim akıl yürütmeyle zorunlu olarak bulunmuş gözükmektedir. Fakat bulunan sonuç aslında zihinde gizli olarak tasarlanmış bir varsayıma dayanmaktadır. Bu varsayım dile getirilmese de şu akıl yürütmeye dayanır:

Tüm usçu düşünürler zihinden bağımsız bir idealar dünyasının varlığını kabul ederler.

Aziz Augustinus usçu bir düşünürdür.

O halde, Aziz Augustinus da zihinden bağımsız bir idealar dünyasının varlığını kabul eder.

Fakat bu gizli varsayımın ilk öncülü doğru olmadığı için çıkartılan sonuçta doğru olmaz. Bu nedenle, bu varsayım geçersiz bir akıl yürütmedir. Demek ki analoji aslında tüme varıma dayanan bir gizli yani varsayımsal tümden gelimsel akıl yürütmedir. Fakat dayandığı gizli tümden gelim varsayılmış yani doğruluğu kanıtlanmamış yalnızca doğru olmasının olanaklı olduğu düşünülmüştür. Bu durum ise analoji ile varılan sonuçların zorunlu olmadığını buna karşılık olumsal olduğunu gösterir. Bu tür akıl yürütmeler sosyal bilimlerde, doğa bilimlerinde ve günlük konuşmalarda kullanılır.

B. Aklın (Mantığın) İlkeleri

Doğru ve düzgün akıl yürütme veya düşünme aklın ilkelerini temele alarak düşünmektir. Aklın ilkelerine mantığın ilkeleri de denilmektedir. Bu ilkeler akıl için zorunlu ve evrenseldir. Tüm insanlarda ortak olması ve zamana, mekana ya da insan ırklarına göre değişmediği için evrenseldir. Bu ilkelere uyulmadığında çelişkiye düşülmesinden, iletişimin olamamasından ve doğru sonuçlara varılamamasından dolayı da zorunludur. Çoğu mantıkçı üç akıl ilkesini kabul etmekle birlikte bazı mantıkçılar bu üç ilkeye dördüncüsünü de eklemektedir, 1. Özdeşlik 2. Çelişmezlik 3. Üçüncünün olanaksızlığı 4. Yetersebep ilkesi

1. Özdeşlik İlkesi

Bu ilke düşüncenin kendi kendisine uygun olduğunu anlatır. Bir şeyin kendisiyle aynı olmasıdır. Mantıkta bu ilke kısaca şöyle formüle edilir: Bir şey ne ise odur. “A, A’dır.” sembolleriyle simgeleştirilir. Bir önermenin doğruluğu kendisinin doğruluğuyla belirlenir. Bir şey zorunlu olarak kendi kendisiyle özdeştir. Örneğin; “Kitap, kitaptır.”, “Öğretmen, öğretmendir.”, “Tahta, tahtadır.”

Bazı mantıkçılar özdeşlik ilkesini düşüncenin en temel ilkesi olarak kabul ederler ve diğer tüm ilkelerin özdeşlikten türediğini savunurlar. Özdeşlik ilkesi aklın diğer ilkeleri gibi doğuştan gelen bir ilkedir. Bazı mantıkçılar bunu yadsırlar. Çünkü onlar çocukların ve delilerin bu ilkelere sahip olmadıklarını öne sürerler.

Özdeşlik ilkesi eşitlik ve benzerlikten farklıdır. İki farklı şey birbirine eşit ya da benzer olabilirler. Örneğin; A’nın B’ye eşit olması (A=B), onları özdeş kılmaz. Çünkü eşit olanlar farklı iki şeydir. Özdeşlik bir şeyin kendisiyle özdeşliğidir yani kendisiyle aynı ve bir olmasıdır. Sembolik (modern) mantıkta bu ilke “AA” olarak sembolleştirilir.

Özdeşlik ilkesiyle yapılmış önermeler totolojik ve analitik bir yapıya sahiptirler. Totolojik bir önerme zorunlu olarak doğru olan önermedir. Özdeşlik ilkesine göre ileri sürülen bir önerme de her zaman zorunlu olarak doğrudur; çünkü öznesini tekrar eden önermedir. Örneğin; “Bekar evli olmayan kişidir.” önermesi özdeşlik ilkesine göre yapılmış bir önermedin Örneğimizde de görüldüğü gibi özne olan “bekar” ile yüklem olan “evli olmayan kişi” aynı anlama sahiptirler ya da aynı şeye karşılık gelirler.

Özdeşlik ilkesine göre kurulan önermeler aynı zamanda analitik önermelerdir. Analitik önermede yüklem öznesine yeni bir bilgi katmaz ya da yüklem özneyi tekrarlar. Başka bir söylemle, özne ve yüklemin kapsamı ve içlemi aynıdır. Çünkü her iki terimde aynı şeyi ifade eder ya da aynı şeye karşılık gelir. Böyle önermeler a priori olmalarının yanında zorunlu olarak doğru olurlar.

Özdeşlik ilkesi ile kurulan önermeler düşünce evrenimize yeni bir anlam ya da varlık alanı katmazlar. Onlar ancak öznesiyle özdeş olan kavramı ya da varlığı dile getirirler. O da öznenin kendisinden başka bir şey değildir. Bu nedenle, özdeşlik ilkesi bizi konuştuğumuz özneden başka bir bilgiye götürmez. Yani yeni bir bilgi vermez. Konuşulan özneyi kendisiyle tekrar eder.

Özdeşlik ilkesi evreni tek bir varlıkla ifade eder. Konuşulan evrende yalnızca “A” vardır. “A” kendisiyle ifade edilerek tekrarlanır. “A”nın dışında başka bir kavramdan ya da varlıktan bahsedilmez. Konuşma evreni “A” ile sınırlıdır.

Her ne kadar özdeşlik ilkesi ile ileri sürülen önermeler yeni bilgi ortaya koymasa da doğru akıl yürütmeler için en temelde olan ilkedir. Çünkü “bir akıl yürütmenin başında bir terime verilen anlam ne ise o akıl yürütme boyunca o terim hep aynı anlam taşımalıdır.” Bu ilke sayesinde akıl yürütme etkinliği süresince bir terimin hep aynı anlamda ve içerikte kullanılması olanaklı olmaktadır. Böylece terimin akıl yürütme adımlarındaki tutarlılığı sağlandığı gibi akıl yürütmenin de tutarlılığı sağlanmaktadır. Eğer bu ilke olmasaydı nesnelere aynı adı veremezdik; çünkü oluş halinde bulunan nesnelerin her oluş anı için bir ad vermek zorunda kalırdık. Fakat insanlar nesnelerin oluş anlarına göre o nesneye farklı farklı adlar vermemektedir. Çünkü, "zihin... objeleri kavrayabilmek için soyutlama ile onların kavramlarını yapar. Bu kavramlar, zihnin bir ilkesi olan özdeşlik ilkesine bağlıdırlar.’’3 Nesne adları nesnelerin zaman içindeki değişimlerine göre değil zihin onları genelleştirerek tek bir ad altında toplar. Böylece özdeşlik ilkesi, nesnelerin bir bakıma genel bir adlandırma ile anlaşılmasını sağlar. Eğer bu ilke olmasaydı veya zihin bu ilkeye uymasaydı bir şey hem adlandırılamazdı hem de anlaşılamazdı.

Özdeşlik ilkesi tek bir zihin için adlandırma ve anlama olanağı sağladığı gibi birden fazla zihinlerin birbirlerini anlaması için de gereklidir. Başka bir söyleyişle, diyaloğun ve iletişimin temelinde özdeşlik ilkesi bulunur. İletişimde bir terimin söyleyen ve dinleyen için aynı olması iletişimin tam olmasını sağlar. İletişimin ya da diyaloğun olması ancak kullanılan terimlerin her iki taraf için de aynı olmasına bağlıdır. Böylece tartışmaların verimli olması ancak kullanılan terimlerin anlam birliğine dayanır. Sonuç olarak, özdeşlik ilkesi iletişimin olmasını sağlayarak toplumsal yaşamı olanaklı kılar.

2. Çelişmezlik İlkesi

Bir önerme hem doğru hem de yanlış olamaz. Bir şey aynı anda ve aynı yerde hem kendisi hem de kendisinden başka bir şey olamaz. Özdeşlik ilkesi yalnızca önermeyi veya bir şeyi kendisi ile tanımlarken; çelişmezlik ilkesi önermeyi veya bir şeyi kendisinden başka olanlardan ayırarak tanımlar. “A, hem A hem de A olmayan değildir.” ifadesi çelişmezlik ilkesini vermektedir. Sembolik mantıkta bu ilke “~(A A a ~A)” olarak gösterilir. Çelişmezlik ilkesi özdeşlik ilkesini temel alarak türemiş gözükse de aslında o düşüncenin kendisiyle aynı olmasının bir adım ileriye götürülmesidir. Çünkü o, özdeşlik ilkesinden daha fazla bir şey söylemektedir. Diğer bir deyişle o, başkalarını ve farklı olanları düşünmemizi sağlamaktadır. Akıl yalnızca özdeşlik ilkesini kullansaydı düşüncelerimiz kısır olurdu. Böylece aynı şeyleri tekrar eder dururduk. Düşüncelerimiz ilerleyemezdi.

Çelişmezlik ilkesiyle kurulan önermelerin konuşma evreni artık yalnızca “A” ile sınırlı değildir. Bu evrene “~A”lar da eklenmiştir. A olmayanlar A’nın dışında kalan her şey olduğu için artık konuşma evreni özdeşlik ilkesiyle kurulmuş bir önermede olduğu gibi tek bir şeyle sınırlı değildir. Evren “A” ve “A olmayanlar” olarak birdenbire sonsuz alanı kapsamıştır.

Bu ilke de zorunlu olarak doğru Önermelerin kurulmasına olanak verir; çünkü karşıtı çelişki olur. Bir şey hem kendisi hem de kendisi olmayan olamaz; olursa düşünce ve varlık çelişki içinde olur. Bir şeyin kendisi doğru ise kendisi olamayan yanlıştır ya da kendisi yanlışsa kendisi olmayan doğrudur. Başka bir söyleyişle, biri doğru ise diğeri yanlıştır.

Çelişmezlik ilkesiyle ifade edilen bir önerme ile karşıtlık ilkesiyle ifade edilen bir önerme arasında mantık açısından ve olgu açısından fark vardır. Başka bir söylemle, çelişki ile karşıtlık aynı şeyler değildir. Çelişmezlik ilkesi “A ile A olmayanın aynı anda birlikte doğru olamayacağını” ifade ederken karşıtlık ifade eden iki önerme aynı anda doğru olabilir. Örneğin; “Bütün insanlar ölümlüdür.” önermesi doğru ise çelişiği olan “Bazı insanlar ölümlü değildir.” önermesi kesinlikle yanlıştır. Buna karşılık, “Bazı insanlar öğretmendir.” önermesi doğru iken karşıtı olan “Bazı insanlar öğretmen değildir.” önermesi de doğrudur.

Çelişmezlik ilkesi ile kurulan bir önerme ve çelişiği arasında hiçbir zaman ara değer bulunmazken karşıt önermeler arasında ara değer vardır. Örneğin; “Bu nesne sıcaktır.” önermesinin çelişiği “Bu nesne sıcak olmayandır.” İki önermeden biri doğru ise diğeri zorunlu olarak yanlıştır; başka türlüsü düşünülemez. Düşünülürse mantıksal çelişki ortaya çıkar. Buna karşılık, karşıt önermeler arasında ara değerlere sahip başka önermeler bulunabilir. Örneğin; “Bu nesne sıcaktır.” ve “Bu nesne soğuktur.” gibi iki karşıt önermenin arasında “Bu nesne ılıktır.” gibi bir önermenin bulunması düşünmede mantıksal çelişkinin olmasına neden olmaz.

İki önermenin çelişik olma durumunu belirleyen koşulları Aristoteles şöyle belirlemiştir: “Aynı konuya, aynı özelliğin, aynı zamanda ve aynı ilişki içinde ait olması ve ait olmaması mümkün değildir.” Bir yargı bildiren cümlede özneye aynı yüklem aynı anlamda ve aynı zamanda hem olumlu hem de olumsuz olarak yüklenemez; yüklenirse çelişki olur. Çelişki içeren Önermeler aynı anda birlikte ne doğru ne de yanlış olurlar. Muhakkak biri doğru diğeri yanlış olur.

 

 

 

 

 


 


Ana Sayfaya Dönmek İçin Tıklayın 

  www.aymavisi.org  
 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 
 + Büyüt | - Küçült  
Felsefe