Lao Tzu Ve Tao Te Ching

Doğan Kuban


İlk Çin Tarihi olarak kabul edilen Sumachien'in yapıtında (İÖ 1. yüzyıl) Lao Tzu'nun destansı geçmişi vardır. Lao Usta Çu devletinde memur olarak çalışmış, günün birinde Çin Seddi’nin kapılarından birine gelmiş, kendisini tanıyıp ona ev sahipliği yapan kapı muhafızının ricası üzerine 5000 işaretlik küçük kitabını yazmış ve batıya doğru yoluna devam etmiştir. Bilge Lao’nun yaşamı çevresinde doğal olarak bir mitos oluşmuştur. Bu mitosta Çin Seddi ile batıya giden Çinli filozofun yollarının kesişmesi ve Lao Usta'nın Konfüçyüs ile tartışması vardır.

Çinli tarihçiler ve sinologlar arasındaki tartışmalar onun yaşayıp yaşamadığına kadar uzanır. Tao Te Ching'in yazarı kimdi, belli bir yazarı var mıydı, yoksa bir derleme miydi? Bu konuda bir sürü görüş vardır. Ne var ki bunların hiçbiri Tao Te Ching adlı kitabın varlığından daha önemli değildir. Tao Te Ching bugün dünyanın en çok okunan kitaplarından biridir. Çok farklı yorumlara konu olsa bile, kitabın temel kavramları bir dünya görüşü öğretisi olarak kabul edilmiştir. Lao Tzu nasıl çalıştığını bilmediği ve içeriğini anlamadığı doğayı o çağın doğayla iç içe yaşayan insanlarına, doğaya referans veren metaforlarla ve sade bir üslupla anlatan, dünyanın en özgün düşünürlerinden biridir. Bu yapıtı Batı düşüncesinin baskısından kurtarma sorunu var. Heidegger gibi kendi felsefesini ona yamayanlardan, Tao’yu tanrı yapanlardan ve Batı’nın kültürünü tek gerçek olarak görenlerin yorumlarından Tao öğretisini arındırmak gerekir. Gerçi Tao öğretisine aydınlık getiren birçok yazar vardır. Görece daha eski kuşak içinde James Legge ve Arthur Waley kapsam ve yorum bakımından benim için en önemli başvuru kaynakları olmuştur. Bunlara Amerika’ya yerleşmiş bir büyük yazar ve Doğu kültürü uzmanı olarak Lin Yutang'ı da eklemek gerekir.

Tao öğretisi temel davranışsal ilkeleri ve doğa izleyiciliği (ya da natüralizmi) ile davranışları yönlendirici bir bütünlüğe sahiptir. Kanımca Tao Te Ching Efatun’un Devleti kadar tutarlı bir kitaptır. Sadece farklı bir uygarlığın üslubunu yansıtır. Bu üslup Yunan felsefesinde olduğu gibi kesin tavırlı bir dille değil, doğanın gücü ve karmaşası karşısında kendini ezik gören ve karmaşayı anlamadığını itiraf eden alçakgönüllü bir ifadeyle öğretisini öğütler olarak sunmuştur.

Bugün pek çok tarihçi, dilbilimci ve düşünür Tao Te Ching’in yazarının Lao Tzu olduğunu kabul eder. Bu çevirinin yazarı için yapıtın evrensel konumu yanında uzmanlar arasında tartışılanlar çok önemli değildir. Bir gün yazarının Lao Tzu’nun olmadığım, yapıtın değişik çağlarda derlenmiş olduğunu keşfetseler bile Tao Te Ching’in mesajı önemini yitirmeyecektir. Tao Te Ching’in anlaşılması zor bir yapıt olduğunun söylenmesi, yazarının doğa ve dünya karşısında önyargısız tepkilerini ya da düşüncelerini içtenlikle ifade etmesinden, ve olasılıkla çağımızdan çok farklı bir kültür söyleminin anlamamızı zorlaştıran yapısından kaynaklanıyor. Filolojik olarak da çözülmesi olanaksız sorunlar olabilir. Yine de Lao Usta insanın gözlerinin içine bakıyor. Ve hiç süslenmemiş çıplak düşünceler söylüyor. Gerçi binlerce yılın yalanlarıyla yıkanmış olan günümüz insanının eski günlerin saflığına dönmesi olası değil. Bu nedenle çeviri ve yorumlara Lao Tzu'nun özgün metniyle uyuşmayan yeni anlamlar yükleniyor. Ortaçağ mistisizmiyle kurulan ilişkiler örnek olarak alınabilir. Tümden farklı tarihsel ortamlarda aranıp bulunan benzer düşüncelerin ilginç örneklerinden biri Tao Te Ching ile Muhiddini Arabi'nin Füsusel-Hikem yapıtındaki paralelliklerdir (Izutsu, 1983). Kanımca Tao öğretisinin yanlış yorumlarının başında mistisizm gelir. Mistisizm bir tanrı arayışıdır. Oysa Tao öğretisinde tanrı yoktur. Ve Lao Tzu'nun öğütleri güncel yaşama ilişkindir. Gerçi Hindu öğretisi, Buda öğretisi, Epiküros öğretisi, Stoa düşüncesi ve tasavvuf öğretisinde de benzer davranışlar ve öğütler bulunabilir. Alçakgönüllülük, azla yetinme, paylaşma, sevgi ve acıma gibi ortak özellikler pek çok öğretide dile getirilmiştir. Fakat bunların günümüzün acımasız, obur, bencil ve vurdumduymaz toplumlarını yollarından çevireceğini düşünmek zordur. Ne var ki nüfusu giderek artan bir dünyada daha ihtiyatlı ve çevreyi koruyucu bazı davranışların gelişmesi olasılığı vardır. Tao Te Ching’in bugünkü yaygın etkinliğinin bütün ünlü din ve düşünce kitaplarından daha geniş olduğu savlanır. Bir inanç grubuna değil, bütün insanlara hitap eder. Kesin olmayan, belki her zaman soru olarak kalacak entelektüel açılımlarla insan ve doğa arasındaki ilişkileri, uygarlığın doğayla ilişkisini kesen teknolojik gelişme aşamasından önceki bozulmamış düşünce ve ruh haliyle yorumlar ve öğütler verir. O zamanki bilgisizliğin verdiği sırlı ve romantik ifade bazen mistisizm olarak yorumlanmıştır. Batı mistisizminin ve İslam sufizminin Tanrı'ya kişisel erişimin yolları olarak tanımladıkları çabaların, Tao'nun bir tanrı olmadığı düşünülünce, sadece yüzeysel ve biçimsel bir anlamı vardır. 2000 yıl önce Lao Tzu'nun “Bunu bilmiyorum, anlamıyorum” demesi nesnel bir tavrı ifade eder. Chuang Tzu'nun “Bilmiyoruz, düşünmek de çözüm değil” sözü de bir gerçeğin ifade edilmesidir.

Bu öğreti çağdaş insanı ve toplumları kemiren, maddi başarı ölçütü üzerine kurulu, insana saygısız, egemenlik ve sömürü doktrini olan kapitalist dünya görüşünün karşıtıdır. Nüfusu artan ve ulaşacağı zenginlik ve bolluk bir hayal olan çağdaş dünyada, ütopya gibi görünse de, sürdürülebilir bir dünya için değerlendirilebilecek öğütler içerir. Alçakgönüllü Tao ne söyler ne öğretir ne korkutur. “Örnek olarak doğadan ilham alın” der. Bu 2500 yıl önce akıllı bir adamın öğütleridir. Kaynakları giderek azalan bir dünyada azla yetinmek bir zorunluluktur. Yabanıl dünyada olduğu gibi birbirinin yiyeceğini çalmamak, hak yememek de temel bir zorunluluktur. Bunlar sevgi temelinde öğütlerdir. Tao öğretisi bizim bugün “sürdürülebilir yaşam” dediğimiz şeyin çok eski ve şaşılacak kadar taze kalmış bir örneğidir.

Tao öğretisinin mantığı karşıtlaşan tezler üzerine değil, bütünleşen karşıtlıklar üzerine kurulmuştur. Tao öğretisinde doğa sorgulanmaz. Doğal olayların yinelenmesi, varlık ve yokluk, yaşam ve ölüm doğanın yapısı gereğidir. İnsan doğayla bütünleştiği oranda doğru davranır. Buna Batılı felsefe sözlüğünde natüralizm denir. Fakat Tao öğretisinde bir tanımı yoktur. Burada tanrısal bir müdahale yoktur. Lao Tzu toplumsal örgütlenmenin doğaya uyumu kolaylaştıran bir şey olduğunu kabul etmez. Sosyal örgütlenmeyi doğal olana müdahale olarak görür. Biçimsel öğretilere karşı çıkar. Tao öğretisi ile Konfüçyüs öğretisi arasındaki çekişme daha çok Chuang Tzu (ö. İÖ 300 civarı) tarafından sürdürülmüştür. Tao öğretisini izleyenler toplum kurallarıyla yaşamanın insanın doğaya uyum olanağını azaltan davranışlar getirdiğini kabul ederler. O gün için doğru olabilecek gözlemler bugün söz konusu değil. Fakat Doğu bilgeliği denilen ve Taoizm’de, Budizm’de, Hinduizm'de, Zen öğretisinde insana davranışlarını kontrol etme yollarını gösteren öğütler hala yönlendirici olabiliyor. Günümüzde milyonlarca insanın bu yol ve yöntemleri izlediğini biliyoruz.

Batı felsefesi tarihinde zaman zaman felsefenin doğayla ilişkisi kesin çizgilerle ifade edilir. Bacon’un dünyanın geleceğini doğanın anlaşılmasına bağladığını biliyoruz. Çağımızın yaşam standartlarını, yaşamsal paradigmaları genel boyutlarıyla; felsefe, sanat, bilim gelenekleri ve teknolojisiyle saptayan Avrupa uygarlığıdır. Japonya, Çin gibi Asya ülkeleri Batı'yı bilinçli bir şekilde taklit ederek ona bilimsel ve teknolojik olarak yaklaşıyorlar. Dünya tarihinin kökten farklı bir aşamasına geldiğimiz yadsınamayacak kadar açık. Uygarlık tarihinin savaş ve sömürüye dayalı aşaması sona ermese bile, geleceği olmayan bir eşiğe ulaşıldı. Ne sınırsız büyüme var ne de sömürülecek ülke. Kaldı ki Batı kapitalizmi kurulmuş çarklarıyla en fakir ve geri ülkeleri yani M üslümanları ve Afrikalıları kendi sistemini ayakta tutmak için hala sömürmeye çalışıyor. Bu sömürü düzenine karşı çıkacak bir ideoloji Avrupa ve Amerika’nın tarihsel gelişimine aykırıdır. Onun için, yeni bir uygarlık aşamasının eşiğinde olabileceğimiz gibi, yeni bir dünya savaşı eşiğinde de olabiliriz. Bu arakesitte Lao Tzu’nun öğütleri insan için hala geçerli gerçekler içermektedir.

Yeni bir uygarlık aşaması insanlığın kendi kendini yok etme olasılığına üstün çıkarsa, Batı düşüncesinin gelişme sürecinde dışlanmış olan Doğulu bileşenler, bugün ulaşılan değer yargılarına ve kapitalizmin dünyanın maddi varlığını yok eden tüketime dayalı gelişmesinin çağdaş eleştirisine odaklanarak yeni bir gelecek vizyonunun oluşmasına olanak verebilirler. Bu değişme Avrupa entelektüel geleneğinin yerine onu ortadan kaldırmak isteyen bir diyalektik mantıkla değil, bütün karşıtlıkları içeren Tao öğretisi mantığıyla gerçekleşebilir. Dünya daha iyi yaşanacak bir yer olabilir. Böyle bir silkinme süreci öngörüsünde Çin'in konumunun, daha doğrusu davranışının özel bir yeri var. Eğer Çinliler Batı’yla bilim teknoloji alanında yarış ederken kendi geleneklerini tümüyle unutup dışlar, finans kapitalin üretim tüketim sarmalına dolanırlarsa, bugün dünyanın başındaki belalardan ve açlıktan kurtulma şansı çok olmayabilir.

Avrupa’nın egemen olduğu çağdaş uygarlık ortamında neredeyse tartışmasız kabul edilen bir parametre var: Bugün insanlığın entelektüel tarihinin temel kavramlarım Avrupa tarihi saptar. Avrupa romantik akımının en önemli temsilcilerinden biri olan Jean Jacques Rousseau'nun Avrupa'nın Rönesans’tan itibaren giderek güçlenen rasyonalizmine vurduğu darbenin benzerinin 2000 yıl önce Tao öğretisinin Konfüçyüs öğretisine karşı savaşında varlık bulduğunu kimse hatırlamaz. Oysa Rousseau tarafından modern jargonla savunulan düşüncelerin, kendi çağının koşulları ve kavramları içinde ve daha sistematik olarak Tao Te Ching’de dile getirildiği ve bu düşüncenin Chuang Tzu tarafından sürdürüldüğü söylenebilir.

Chuang Tzu'nun tanımladığı, bilginin henüz kirletmediği ilkel toplum ve insan Rousseau'nun "iyi yaban” (bon sauvage noble savage) imgesinde yinelenmiştir. Arada 2000 yıl var. Kötülük doğanın ya da Tanrı’nın değildir. İnsandan kaynaklanır. İnançlı bir Hıristiyan olan Rousseau kötülüğün bir kader sorunu olmadığını söyler. Böyle bakıldığında ne Hıristiyanın günahla dünyaya gelmesi ne de Müslümanın yaptığı her şeyi alınyazısına bağlaması anlamlı durur. Tanrı kötülük kaynağı olamaz. Öyle olsaydı insanları cezalandırması onun doğruluğuna ve sonsuz büyüklüğüne uymazdı. Rousseau’nun insanı Tao’nun insanında tanrısız olarak vardır. Tao Te Chingde de insan doğanın yoluna, düzenine uymadığı için başına kötülükler gelir. Tao insanın başına gelenlerle ilgilenmez. İnsanı bozanın bilgi olduğunu söyler. Bunu kilise ve İslam alimleri de söylerler. Avrupalı romantikler de buna yakın düşünceleri savunuyorlardı. Bu gözlem Tao öğretisinin, gelişmemiş bir teknoloji ortamında, doğa yorumu ve yaşamın doğa düzenine uyma zorunluluğu üzerinde temellenen bir yaşam programının hala geçerli olduğunun bir kanıtıdır. İnsanın başına doğanın düzenine uymadığı için felaketler, kötülükler gelir. Tao'nun bunlarla ilgisi yoktur.

Tao her şeyin kendisiyle ilişkide olduğu bir olgudur. Tao sonsuzdur. Değişmez. Ne işitilir ne görülür, fakat her şey ona uyar. Bu uyma olgusu onun hiçbir şey emretmediği bilinince ancak bir mekanizma olarak çalışabilir. Doğada varlıklar, süreçler ve biçimler kendiliğinden oluşur. Tao bu doğal yaşamın yoludur. Her varlık onun kurallarına göre dünyaya geldiği için Tao’ya “ana” denir. Fakat bu Meryem Ana değildir. Sadece bir metafordur. Bir varlık değildir.

Tao öğretisinde, insan doğanın yasasına göre yaşarsa yaşamı barış, denge ve çevreyle uyum içinde geçer. Bu Tao öğretisinin yaşam ilkesidir. Tao öğretisinin en çarpıcı metaforu “su”dur. Alan Watts konuyla ilgili kitabına “Akarsu Yolu" (Watts, 1975) adını vererek bu metaforu vurgulamıştır. Her şey akarsu gibi olmalıdır. Su en ufak bir yüksekliği ya da çukuru ihmal etmez. Birinin üzerinde kabarır, bir kayanın üzerinden atlar, bir çukuru doldurur. Bunlar onun doğası, karakteri ya da varlığının özellikleridir. Lao Tzu Tao yolunu anlatmak için insanın günlük yaşamından örnekler getirir. Akarsu Tao’nun simgesidir. Bir kadın gibidir. Bir çocuk gibidir. Zayıf görünür, ama kayayı oyan da sudur.

Su metaforu insana alçakgönüllülük öğretir. Doğada her şey kendiliğinden oluşuyormuş gibi gözükür. İyi usta işini zorlanmadan en kolay yapandır. Onun için sadelik en büyük özelliktir. Kalbi temiz insan kurnaz değildir. Yaptığı işin karını düşünmez. Egoist değildir. Hırsları yüzünden dengesini yitirmemiştir. Halk Tao öğretisine göre yaşayan bir hükümdarın varlığından bile haberdar olmaz. Dünya tarihindeki güç imgesinin tersidir. En üstün başarının boş olması başarı olmasını engellemez. Boşluk Tao öğretisinde bir potansiyelin varlığına, bir potansiyelin bitmediğine işaret eder. Dolu olanın başka olanağı kalmamıştır.

Tao öğretisinde kimse kimsenin önüne geçmeye çalışmaz. Herkes azla yetinir. Para ve eşya biriktirmez. Varlığı sever ve ona saygılıdır. Kimse kimsenin hakkını yemez. Böyle davranışlar insanları sakinleştirir, tarafsız yapar, yaşamı aydınlatır. Birbirlerine böyle davranan insanlar kavga etmezler. İyi, yardımsever, aydınlık olurlar. Tao’nun yani doğanın yolu budur.

Tao öğretisinde de en zor olan, doğadan örnek alması gereken insanın davranışları ile doğanın hareketleri arasında benzerlik kurmanın zorluğudur. Fakat bu bağlamda Lao Tzu'nun olağanüstü yaratıcı olduğunu da görmek gerekir. Tao öğretisi bu özellikleriyle sağlam, etkili bir ahlak felsefesidir. Lao Tzu’nun ideal insan prototipini teşvik edici bir söylem dile getirdiği de söylenebilir.

Lao Tzu’nun yaptığı, doğanın işleyişini ve gücünü çağının insanının anlayacağı şekilde dile getirmek olmuştur. Çinliler Lao Tzu gibi bilgelere “Hsüh” der ve onların yaşamlarının bir doğruluk ve mutluluk çağı olduğunu hayal ederler.

Kuşkusuz Taoizm bilimsel bir tavır sergilemez. Çünkü Tao parçalara ayrılması söz konusu olmayan bir evrensel mekanizmadır. Görülür. Fakat anlaşılmaz.

 

 

 

 


 


Ana Sayfaya Dönmek İçin Tıklayın 

  www.aymavisi.org  
 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 
 + Büyüt | - Küçült  
Felsefe