Felsefe

 

 

 

Korku

Krishnamurti

Soru: Uyuşturucu maddeler kullanıyordum, ama şimdi onlardan kurtulmuş durumdayım. Her şeyden niçin bu kadar korkuyorum? Sabahları, korkudan felç olmuş biçimde uyanıyorum. Yataktan zorlukla çıkabiliyorum. Evden dışarı çıkmaktan, evin içinde bulunmaktan da korkuyorum. Otomobil kullanırken de birden bire bu korku üzerime çöküyor ve bütün bir günü ter içinde, sinirli, endişe içinde geçiriyorum, günün sonunda bitip tükenmiş oluyorum. Her ne kadar çok seyrekse de, bazen birkaç yakın arkadaşla birlikteyken ya da evde annem ve babamla birlikteyken, bu korkuyu yitiriyorum; kendimi sakin, mutlu, bütünüyle gevşemiş buluyorum. Bugün, arabamla gelirken, sizi görmeye gelmekten korkuyordum, ama arabadan çıkıp kapıya yürürken birdenbire bu korkuyu yitirdim; şimdi de bu sessiz, güzel odada, burada otururken kendimi o kadar mutlu hissediyorum ki, korkacak ne vardı, diye merak ediyorum. Şimdi korkum yok. Gülümseyebilirim ve gerçekten diyebilirim ki: Sizi görmekten büyük bir mutluluk duyuyorum! Ama sonsuza kadar burada kalamam ve biliyorum ki buradan çıktığım zaman, korku bulutu beni yine içine çekecek. Yüz yüze olduğum şey bu benim. Burada ve yurt dışında hep birçok psikiyatrist ve psikanaliste gittim, ama sadece çocukluk anılarımızı eşeliyorlar. Ben de bundan bıkıp usandım, çünkü korku hiç yok olmadı.

Krishnamurti: Bütün çocukluk anılarım, bütün o saçmalığı unutalım ve şimdiye gelelim. İşte buradasınız ve şimdi korkmadığınızı söylüyorsunuz; şu an mutlusunuz ve içinde bulunmuş olduğunuz korkuyu neredeyse zihninizde bile canlandıramıyorsunuz. Şimdi niçin korkmuyorsunuz? Sessiz, açık, boyutlan güzel, iyi bir zevkle döşenmiş oda ve bu karşılama sıcaklığı mı hissettiğiniz? Şimdi korku içinde olmamanızın nedeni bu mu?

Soru: Bir yanı bu. Belki sizden de... İsviçre'deki konuşmanızı dinledim, buradakini de dinledim; size karşı derin bir dostluk duyuyorum. Ama korkmamak için güzel evlere, karşılama atmosferlerine ve iyi arkadaşlara bağımlı olmak istemiyorum. Anne ve babama gittiğim zaman aynı bu sıcaklık hissini duyuyorum. Ama evde ölüm gibi; küçük, kendi içlerine kapalı etkinlikleri, kavgaları, hiç bir şey hakkında olmayan bütün o yüksek sesle konuşmanın bayağılığı ve ikiyüzlülükleriyle bütün aileler, ölüm gibi. Bütün bunlardan bıktım. Yine de onlara gittiğimde ve bu belirli sıcaklık varken, bir süre için kendimi korkudan kurtulmuş hissediyorum. Psikiyatristler, korkumun ne hakkında olduğunu bana söyleyemiyorlar. "Serbest Anksiyete" diye adlandırıyorlar. Siyah, dipsiz, korkunç bir cehennem. Kendimi analiz ettirmek için çok para ve zaman harcadım ve gerçekten hiç yardımı olmadı. Ne yapmalıyım?

Krishnamurti: Hassas olduğunuz için belirli bir sığınağa, belirli bir güvenliğe ihtiyacınız var da, onu bulamayarak, çirkin dünyadan mı korkuyorsunuz? Hassas mısınız?

Soru: Evet, öyle olduğunu sanıyorum. Belki sizin demek istediğiniz anlamda değil, ama hassasım. Gürültüyü, telaşı, bu modem varoluşun bayağılığını, bugün nereye giderseniz gidin seksin suratınıza fırlatılış biçimini ve hayvan gibi küçük bir mevkiye ulaşmak için yapılan bu kavga mesleğini sevmiyorum. Gerçekten bütün bundan korkuyorum. Savaşamadığım ve kendim için bir yer kapamadığım için değil.

Krishnamurti: Hassas kişilerin çoğunun sessiz bir sığınağa ve sıcak, dostça bir atmosfere ihtiyaçları vardır. Bunu ya kendileri yaratırlar ya da onu kendilerine verebilen başkalarına bağlanırlar; aile, karı, koca, arkadaş. Böyle bir arkadaşınız var mı?

Soru: Hayır. Öyle bir arkadaşa sahip olmaktan korkuyorum. Ona bağımlı olmaktan korkuyorum.

Krishnamurti: Demek, şu çıkıyor; hassas olmak, belirli bir sığmak istemek ve size o sığmağı verecek kişilere bağlanmak. Hassaslık ve bağımlılık; sıklıkla, ikisi birlikte giderler. Başka bir kişiye bağımlı olmak da onu yitirmek korkusudur. Böylece giderek daha çok bağımlı oluyorsunuz ve bağımlılığınızla orantılı olarak da korku çoğalıyor. Bu bir kısır döngü. Niçin bağımlı olduğunuzu hiç araştırdınız mı? Postacıya, fiziksel rahata vb. şeylere bağımlıyız; bu çok basit. Bedensel sağlığımız ve hayatımızı sürdürebilmemiz için insanlara ve nesnelere bağımlıyız; bu, oldukça doğal ve normal. Toplumun örgütsel yanı diye adlandırabileceğimiz şeye bağımlı olmak zorundayız. Ama, psikolojik olarak da bağlanıyoruz ve her ne kadar rahat ettirici ise de, bu bağımlılık, korkuyu doğuruyor. Psikolojik olarak niçin bağlanıyoruz?

Soru: Şimdi siz benimle "bağımlılık" hakkında konuşuyorsunuz, ama ben buraya "korkuyu" tartışmaya geldim.

Krishnamurti: Her ikisini birlikte inceleyelim. Çünkü göreceğimiz gibi karşılıklı ilişki içindeler. Her ikisini birlikte tartışabilir miyiz? Bağımlılık hakkında konuşuyorduk. Bağımlılık nedir? Kişi, bir başkasına psikolojik olarak niçin bağlanır? Bağımlılık özgürlüğün yadsınması değil mi? Evi, kocayı, çocukları, malı çekip alın; eğer bütün bunlar ortadan kaldırılırsa, insan nedir? Kendi içinde yetersiz, boş ve yitik... Korktuğu bu boşluk yüzünden, mala, insanlara, inançlara bağlanıyor. Bağımlı olduğunuz bütün bu şeylerden öylesine emin olabilirsiniz ki, onları yitirmeyi aklınızda bile canlandıramazsınız; ailenizin sevgisi ve rahatlık. Ama korku sürer. Böylelikle, emin olmalıyız ki psikolojik bağımlılığın herhangi bir biçimi kaçınılmaz olarak korkuyu doğurmak zorundadır; hatta bağımlı olduğunuz şeyler neredeyse yok edilemez görünse bile... Korku, bu iç yetersizlik, yoksulluk ve boşluktan çıkıyor. Şimdi bakın, üç şey var; Hassaslık, bağımlılık ve korku. Bu üçü birbirleriyle karşılıklı ilişki içinde. Hassaslığı ele alın; Bağımlılık olmadan hassas kalabilmeyi, derin acıya düşmeden, açık olabilmeyi öğrenmedikçe ne kadar çok hassassanız, o kadar daha çok bağlanırsınız. Sonra, bağımlılığı alın: Ne kadar çok bağlanırsanız, daha çok iç bulantısı ve özgür olma isteği olur. Bu özgürlük isteği, korkuyu korur, cesaretlendirir, çünkü bu istek bir tepkidir, bağımlılıktan kurtuluş değildir.

Soru: Siz herhangi bir şeye bağımlı mısınız?

Krishnamurti: Doğallıkla, fiziksel olarak yemeğe, elbiseye, yaşayacak sığmağa bağımlıyım; ama psikolojik olarak, içimde, herhangi bir şeye bağımlı değilim; tanrılara, toplumsal ahlaka, inanca, kişilere bağımlı değilim. Ama benim bağımlı olup olmadığım, konuyla ilgisiz. Onun için, devam edelim: "Korku", iç boşluğumuzun, yalnızlığımızın ve yoksulluğumuzun farkında olmak ve bunun hakkında bir şey yapamamaktır. Bağımlılığı doğuran ve yine bağımlılık tarafından çoğaltılan bu korkuyla ilgiliyiz sadece. Eğer korkuyu anlarsak, bağımlılığı da anlarız. Demek ki korkuyu anlamak için, onu bulup nasıl ortaya çıktığını anlamak için hassaslığın olması gerekli. Eğer kişi hassassa kendi olağanüstü boşluğunun bilincinde olur; ne uyuşturucuların bayağı zevki, ne tapmakların verdiği zevk, ne de toplumun eğlencelerinin dolduramayacağı dipsiz bir cehennem; hiç bir şey onu dolduramaz. Bunu bilince korku çoğalır. Bu, sizi, bağlanmaya götürüyor ve bu bağımlılık sizi, giderek daha az hassas yapıyor. Bunun böyle olduğunu bilerek de ondan korkuyorsunuz. Demek ki sorunuz şimdi şu: Kişi, bu boşluğun, bu yalnızlığın ötesine nasıl geçmeli? "Kişi, kendi kendine nasıl yeterli olabilir, bu boşluğu sonsuza kadar nasıl örtebilir?" değil.

Soru: Bunun, kişinin kendi kendisine bir yeterlilik sorusu olmadığını niçin söylüyorsunuz?

Krishnamurti: Çünkü, eğer kendi kendinize yeterliyseniz, artık hassas da değilsiniz; kendini beğenmiş, nasırlaşmış, çevreye ilgisiz ve içine kapalı olursunuz. Bağımlılık olmadan var olmak, bağımlılığın ötesine geçmek, kendi kendine yeterli olmak demek değildir. Zihin, herhangi bir yöne kaçmadan, bu boşlukla yüz yüze gelip, bu boşlukla yaşayabilir mi?

Soru: Onunla birlikte sonsuza kadar yaşamak zorunda olduğumu düşünmek, aklımı kaçırtırdı.

Krishnamurti: Bu boşluktan uzaklaşmak için yapılan herhangi bir hareket kaçıştır. Bu, bir şeyden, "olan" dan kaçış, korkudur. Korku, bir şeyden kaçıştır. "OLAN", korku değildir; korku olan kaçıştır ve boşluğun kendisi değil, sizi delirtecek olan, kaçıştır. Bu boşluk, bu yalnızlık nedir? Nasıl ortaya çıkıyor? Kuşkusuz ki karşılaştırma, ölçüp biçmeyle ortaya çıkıyor değil mi? Kendimi ermişle karşılaştırıyorum, üstatla, büyük müzikçiyle, bilen kişiyle, bir yere varmış kişiyle karşılaştırıyorum. Bu karşılaştırmada kendimi muhtaç ve yetersiz buluyorum. Benim hiç bir yeteneğim yok, ben başkalarından aşağıyım, ben "algılamış" değilim. Ben bir şey değilim, ama o adam olmuş. Böylece, ölçmek ve karşılaştırmaktan, boşluğun ve hiçliğin koskoca kovuğu ortaya çıkıyor. Bu kovuktan kaçmak da korkudur. Korku da, bizim bu dipsiz cehennemi anlamamızı engelliyor. Kendi kendisinden beslenen bir nevroz bu. Ve yine, bu ölçme, bu karşılaştırma, bağımlılığın özünün ta kendisi. Böylece yine bağımlılığa döndük; bir kısır döngü.

Soru: Bu tartışmada uzun bir yol aldık ve her şey daha açık. Bağımlılık var; bağımlı olmamak olası mı? Evet, olası olduğunu sanıyorum. Sonra korku var; boşluktan hiç kaçmamak, yani korku yoluyla kaçmamak olası mı? Evet sanırım olası. Bu demek ki boşluk kalıyor. Korku yoluyla ondan kaçmayı durdurduğumuz için bu boşlukla yüz yüze gelmek olası mı? Evet, sanırım ki olası. Son olarak, ölçmemek ve karşılaştırmamak olası mı? Çünkü eğer buraya kadar geldiysek, ben geldiğimizi sanıyorum, sadece bu boşluk kalıyor ve kişi de görüyor ki bu boşluk karşılaştırmaktan doğuyor. Ve kişi görüyor ki bağımlılık ve korku, bu boşluktan doğuyor. Yani, karşılaştırma, boşluk, korku, bağımlılık var... Karşılaştırma yapmadan, ölçmeden bir hayat yaşayabilir miyim gerçekten?

Krishnamurti: Kuşkusuz ki döşemenin üzerine bir hah sermek için ölçü kullanmak zorundasınız!

Soru: Evet, psikolojik karşılaştırma olmadan yaşayabilir miyim demek istiyorum.

Krishnamurti: Okulda, oyunda, üniversitede, iş yerinde, bütün hayatınız karşılaştırmaya koşullanmışken, psikolojik karşılaştırma olmaksızın yaşamak demenin ne olduğunu biliyor musunuz? Her şey karşılaştırmadır. Karşılaştırmadan yaşamak! Bunun ne demek olduğunu biliyor musunuz? Bağımlı olmamak, kendi kendine yeter olmamak, aramamak, soru sormamak demektir; bu yüzden, aşk demektir. Aşkın karşılaştırması yoktur, aşkın korkusu da yoktur. "Aşk" olarak kendisinin farkında değildir "aşk", çünkü "kelime", "şey" değildir.

 

 

 

 


 


Ana Sayfaya Dönmek İçin Tıklayın 

  www.aymavisi.org  
 

 

 

 

 
 + Büyüt | - Küçült