Kişinin Kendisini Anlatımı

Krishnamurti


Soru: Anlatım, benim için çok önemli görünüyor. Kendimi bir sanatçı olarak ifade etmem gerekiyor, yoksa soluğum tıkanıyor ve büyük bir hayal kırıklığına uğruyorum. Bir erkeğin, bir kadına olan aşkım kelimeler ve hareketlerle anlatması gerektiği gibi, benim de kendimi sanata vermemin gerekliliği, bir sanatçı olarak çok doğal benim için. Ama bütün bu anlatımın içinde, pek anlamadığım bir çeşit acı var. Kişinin en derin duygularım tuval üzerinde ya da başka bir ortamda anlatmasında derin bir çatışma var; sanırım sanatçıların çoğu benimle uyuşurlar bu konuda. Kişinin bu acıdan kurtulup kurtulamayacağını, yoksa anlatımın hep acı mı getirdiğini merak ediyorum.

Krishnamurti: Anlatımın gereği ne ve acı çekmek bunun içine nereden giriyor? Kişi hep daha çok ve daha delinden, daha bol ve dolu dolu anlatmaya çalışmıyor mu; kişi anlatmış olduğu şeyle doyum sağlamış mı hiç? Derin bir duygu ve bunun anlatımı, aynı şey değildir; ikisi arasında geniş bir ayrım vardır ve anlatım, eğer güçlü duyguya uygun düşmezse hep hayal kırıklığı vardır. Olasılıkla, acının nedenlerinden bir tanesi budur; sanatçının, duygusunu dile getirişteki uygunsuzluğun verdiği doyumsuzluk.. Bunun içinde çatışma bulunur; çatışmaysa bir enerji savurganlığıdır. Bir sanatçının oldukça inanılır, güçlü bir duygusu vardır; tuval üzerinde ifade eder onu. Bu anlatım, bazı insanların hoşuna gider ve yapıtım satın alırlar; sanatçı da para ve ün kazanır. Onun anlatımı ilgiyi çekmiş ve saygınlık kazanmıştır. Yapıtım işler, onun peşine düşer, geliştirir onu ama hep kendi kendisim taklit etmektedir. Bu anlatım, bir "alışkanlık", bir "stil" olmuştur; anlatım giderek daha çok önemli olur ve sonunda duygudan daha önemli olur; en sonunda da duygu, buharlaşır. Sanatçı, başarılı bir ressam olmanın toplumsal sonuçlarıyla kala kalmıştır: Salon ve galerinin satış yeri, uzmanlar, eleştirmenler; toplum için resim yapmaktadır, aynı toplum tarafından tutsak alınmıştır. Duygu, çoktan gözden yitmiştir; anlatım, geriye kalmış boş bir kabuktur. Sonuç olarak, bu anlatım bile çekiciliğim yitirir en sonunda, çünkü ifade edeceği hiç bir şeyi kalmamıştır; bir hareket anlamı olmayan bir kelime olmuştur. Toplumun yıkıcı sürecinin parçasıdır bu. İyinin yıkıcılığıdır bu.

Soru: Anlatımın içinde yitmeksizin duygu olduğu gibi kalamaz mı?

Krishnamurti: Zevk verici, doyuma ulaştırıcı ya da kârlı olduğu için "anlatım" en önemli şey olunca, anlatım ve duygu arasında bir yarık oluşuyor. "Duygu", "anlatım" OLUNCA, çatışma ortaya çıkmaz; orada çelişki, bu yüzden de çatışma da olmaz. Ama kâr ve düşünce araya girdiği zaman, bu duygu, hırs yoluyla yitirilir. Duyguya olan tutkunluk, anlatıma olan tutkunluktan bütünüyle değişiktir, insanların çoğu ise anlatımın tutkusuna yakalanırlar. Demek ki. "iyi " ve "zevk verici" olan arasındaki bu bölünme hep var.

Soru: Bu hırs akımına yakalanmaksızın yaşayabilir miyim?

Krishnamurti: Eğer önemli olan "Duygu" ise, "anlatım"ı hiç bir zaman İstemezsiniz. Duyguya ya sahipsinizdir ya da sahip değilsinizdir. Eğer anlatımı istiyorsanız, sanatçılığı değil, kârı istiyorsunuz. Sanatçılık, hiç bir zaman hesaba katılmayandır: Yaşamaktır o.

Soru: O zaman, "yaşamak" nedir? "Olmak" nedir, kendi içinde bütün olan o duygu nedir? Anlatımın, konunun dışında olduğunu şimdi anladım.

Krishnamurti: Çatışmasız yaşamaktır o.


 

 


 


Ana Sayfaya Dönmek İçin Tıklayın 

  www.aymavisi.org  
 

 

 

 

Felsefe

 

 

 

 
 + Büyüt | - Küçült