Kafalar Ve Odalar

Melih Cevdet Anday


Yaşam boyu orta malı görüşlerle konuşup eden kimselerin durumunu anlayışla karşılamak gerekir. Bunca sorun, bunca olay içinde kolay mıdır kişisel görüşler yaratmak, başkasına benzememek, özgün olmak? Dahası kişisel görüşlerimiz olarak bildiğimiz düşüncelerin hiç biri bizim değildir. Aydınların ya da basit insanların söylediklerini, şöyle bir can kulağı ile dinleyin, o sözlerin ardında, kimi zaman açık seçik, kimi zaman da bulanık olarak, başkalarının kanılarını bulursunuz. O başkaları için de durum yine budur. Basit insanlarda elbette böyle olur demeyin; onlar adlarını bile bilmedikleri filozofların düşüncelerini özümsemişlerdir bilmeden, çünkü o düşünceler yağ lekesi gibi bütün beyinleri sarmıştır zaman içinde. Aydın diye tanınmış olanlar ise, çoğunlukla, ad vermekten kaçınırlar, kendi görüşleri olarak ileri sürerler kanılarını, çünkü kişilik ardındadırlar. Oysa inançla bağlandığımız düşüncelerimizi nasıl edindiğimiz konusu öyle çapraşık bir konu değildir. Kişiyi koşullandıran, oluşturan aile çevresi, okul, toplumsal ilişkiler, yaşamımızı sürdürmek için gereksediğimiz araçların sağlanması yolundaki tutumumuz, çabalarımız, bizden önceki kuşaklardan kalmış kesenkes doğrudur diye bellenen kanılardır görüşlerimizi belirleyen. Bu durumda, nasıl olup da kişisel düşüncelerimizden, inançlarımızdan söz açabiliyoruz? "Benim düşünceme, benim inanışıma göre" diye konuşmak yerine, "şu düşünceye, şu inanışa göre" diye konuşmayı yeğlemek daha doğru olmaz mı?

Ancak şunu da belirtmek gerekir ki, inandığımız, doğru diye bellediğimiz düşüncelerin, dinlerden, felsefelerden, bilimlerden gelmiş olduğunu (ki öyledir) bilsek de, onları kendi malımız saymakta hiç de haksız değilizdir. Demek kişiliğimiz, ortak düşüncelerden birini ya da bir kaçını seçip benimsemekle kurulur.

Değişme-Gelişme

Buraya değin güçlük çıkaracak bir durum yok, çoğu zaman anlaşmazlıklara, kavgalara yol açan şey, düşüncelerle inançları karıştırmakla ortaya çıkıyor. Kimsenin inancına karışlamayacağı için de konuşma çıkmaza saplanıyor ister istemez. Bakıyorsunuz, adam göğsünü gere gere "Ben kendimi bildim bileli bu kanıdayım." diye övünüyor. O kanıya sonradan gelmiş olsa ne çıkar sanki? Demek eski olmak istiyorlar benimsedikleri düşüncede. Oysa bunun olanağı yoktur, kurcaladıkça geriye doğru gider düşüncenin kaynağı.

Bir düşüncede kazık kakmaktan hoşlananlar, düşünce değiştirenleri hoş görmezler. Örneği çoktur, tartışmacılardan biri, karşısındakini yenmek için, onun kırk yıl önce yazıp söylediklerini bulur, koyar ortaya; okuyan da parmak ısınr o düşünce değiştirenin düştüğü duruma. Bizde en çok Ataç'ı suçlamışlardır düşünce değiştirmekle. Ataç ise düşünce değiştirmenin çok zor bir iş olduğunu söylerdi: "Hiç kolay olur mu?" derdi, "Önce bir düşünceniz olacak, sonra bir düşünceniz daha olacak, sonra bir tane daha... ki değiştirebilesiniz." Yanlış anlaşılmasın, boyuna düşünce değiştirmek gerektiğini savunuyor değildi Ataç, yaşam boyu bir tek düşüncede (ya da inançta diyelim) ayak direyenlerin, bu bağlılığa, seçerek, deneyerek gelmediklerini belirtmek istiyordu.

Montaigne diyor ki, "Nice insanlar, kendilerinin olmayan inanışlar için, başkalarından aldıkları, ne olduğunu bilmedikleri düşünceler için, ses çıkarmadan, diri diri yanmışlardır. Bunun tersi davranışlar da görülmüştür: IV. Henry, Fransa tahtına oturabilmek için bir gecede din değiştirmiş, Protestan iken Katolik oluvermişti. O Katolikler ki, bir gecede, çoluk çocuk, yığınla Protestan kesmişlerdi."

Havalandırma

Doğrusu aranırsa, düşüncelerle inançların, inançlarla çıkar kaygılarının nerede, ne ölçüde birbirine karıştığı, birbirini etkilediği kolay ayırt edilemez. Düşüncelerine ya da inançlarına karşı olan kimselere öylesine diş bileyenler ise, eline fırsat geçince öylesine kötülük edenler görülür ki, bir düşüncenin ya da bir inancın kişiyi bunca katı, bunca acımaz duruma sokması, çözülmez bir sorun olarak dikilir karşımıza. Hitler, Yahudi'yi düşman saydı diye Almanya gibi bir ülkede onca işkence uzmanı nasıl çıktı? Bunlar neyi düşünüyorlardı? Hangi düşünceleri hangi düşüncelere yeğlemişlerdi?

Okumak, düşünmek, öğrenmek, konuşmak... Bunlar kafayı taze tutmaya yaradığı ölçüde saygındırlar. Evlerimizin odaları gibidir kafalarımız da, temiz tutmayı gerekser. Bunun için değil midir Mevlana'nın, "Dünkü düşünceler dünle birlikte gitti" demesi.

 

 

 

 

 


 


Ana Sayfaya Dönmek İçin Tıklayın 

  www.aymavisi.org  
 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 
 + Büyüt | - Küçült  
Felsefe