Felsefe

 

 

 

Japonya’da Sessizlik Kültürü

Karlfried Durckheim


Japon insanının kültür isteminin "yola" ilintisinin "esere" olan ilintisinden daha güçlü oluşu olgusu, onun "alıştırma" (temrin) kavramında da ifadesini bulmuştur. Biz, "alıştırma" denilince; özellikle belirli bir muktedir oluşun, becerinin, bir tekniğin, belirli bir eser hâline gelmesinin eğitimini anlarız ve ancak ikinci plânda, onda bir " egzersiz'ler toplamını görürüz: Bir Japon için de "temrin" ediş belirli bir başarının ele geçirilmesi uğruna iç olgunlaşmanın yolu diye anlaşılır. Belli bir eğitim almak isteyen kişi, alıştırma yapmayı, öylesine ciddiye alır ki, olgun bir insanın karşısına çıktığı zaman alıştırmanın ne olduğunu ve ne olacağım hemen sorar. Alıştırmanın anlamı. Batılı için özellikle "esere" Japon için ise "olgunluğa" dayanır ve bu görüşte genel insancıl bir soruna işaret ediş içindir. Batı insanının yemden ve belki de ilk kez bütün alıştırmalarda içkin olan, olgunlaşma şansının farkına varmasının zamanı gelmiştir.

İnsansal yaşantımız az ya da çok ölçüde alıştırmaya dayanılarak otomatikleştirilen ve ancak bundan sonra yetkin eseri garanti eden etkinliklerle doludur; biz çocukken, bükere üstesinden gelinceye kadar oturma, ayakta durma ve yürüme alıştırmaları yaptık, keza bundan sonra da konuşmayı, okumayı ve yazmayı öğrendik. Ve daha ileriki dönemlerde de çeşitli becerilerin alıştırmasını yaptık, sporla uğraştık, çeşitli yeteneklerimizi geliştirmeye çabaladık ya da bir sanat dalı üzerinde uğraş verdik. Çünkü her meslek, onun içinde gerekli olan dış eserin yetkin olarak meydana getirilmesi için alıştırma yapmayı şart koşar, ama sorarım size: Biz Avrupalılar da alıştırmanın sadece eserin başarılmasına ilintili kılınmadığı, kişinin içinde insan olması ile bağlantılı kabul edildiği ve bunun ancak neden sonra değil, ta başlangıçtan itibaren amaçlandığı çalışmalar var mıdır?

Her eserin yetkinliği, alıştırmayı şart koşar. Belirli bir başarıya yönelik alıştırma bir yeteneğe dayanarak sürekli yinelenmeler sayesinde bir becerinin eğitilmesine ve ortaya çıkmasına yol açar, yani daha önce sahip olunmayan yapabilme hâlinin oluşturulmasını sağlar. Böylece bütün alıştırmalarda iki neden içkindir. Bir nesnel ve bir öznel faktör. Bir nesnesel ve bir de ruh durumsal konum; dünyamızın değiştirilmesi ve öznenin değiştirilmesi. Bütün alıştırma nesnel olarak belirlenebilen bir randımana yöneliktir ve bu randımanın şartına dönüktür. Alıştırma, bir yeteneğin eğitimini hedefler. Nesnel eserden bakılırsa "yetenek" sadece bir şart ya da ön şarttır, bütün teknik yalnızca kişiyi asıl amaca götüren bir araçtır. Alıştırmanın anlamı özel eserin meydana getirilmesi yerine, inşam yetenekli kılan üstesinden gelebilmenin eğitiminde aranabilir ve bunun dışında da bütün olarak, genel muktedir oluşun eğitilmesinde görülebilir. Alıştırma yapmak için aşağı yukarı şöyle denebilir: Bütün sporlarda zaman zaman elde edilen basan o kadar önemli değildir, randıman almaya ve başaya yetenekli kılmaya hazırlayan bedensel-ruhsal etkinliğin eğitilmesi önemlidir. Alıştırmaların tümü sadece özel sportif başarılar için uygulanmayıp, sporda, kendisinin harekete geçirildiği bedensel-ruhsal etkinliğin geliştirilmesine yöneliktir. Sporda alıştırma, genel olarak insanın bedensel-ruhsal güçlendirilişine katkıda bulunur. Yararını görmek istemeyen erkek çocuğunun, yaşamda Lâtinceye niçin gereksinmesinin olabileceği sorusu karşısında Lâtince öğrenmenin "düşünüşte" tam seçicin bir alıştırma olduğu söylenebilir vs. Ama bu tarzda anlam vurgusu eserin nesnel değil, öznel yanma kaydırıldığında ve alıştırma yapıldığında yine denebilir ki esere ilintisi içindedir.

Söz konusu olan başarabilmenin eğitilmesidir, yani insanın alıştırma sayesinde, genel olarak daha çok şeye malik olduğu, daha çok şey yapabildiği üretme etkinliğinin eğitilişidir. İnsan alıştırmaya yönelik bir eğitimden geçtikten sonra, daha çok şeyi olması veya daha muktedir hâle gelmesi onun, varlık olarak da bu sayede daha çok şey olduğu anlamına gelmez, ama anlamı; insanın varlığında bir değiştirmeye yönelik olan alıştırmada vardır ve böyle bir alıştırma da, sırf yapabilmenin her türlü eğitimini aşar.

Her bir alıştırmada, belirli bir hizmetin yetkince gerçekleştirilme şansının yanısıra; özel başarının (randımanın) da sınırlarım aşan genel eser yeteneğinin eğitilmesi umudu vardır ve hatta bunların dışında, daha önemli sayılabilecek bir üçüncüsüne ilişkin bir şans daha vardır. Bu şans, insanın bütün manevi tutumunun, kendi derinliğinde geliştirilmesi ve ruhsal olgunlaştırmanın özendirilmesi şansıdır. Her türlü alıştırma da, insanın kendisini manevi yaşantı bakımından yem ve daha yüksek deneylere ulaştırabileceği ve sadece "esere" değil, bir başka etkinliğe ulaşabileceği daha yüksek bir basamağa çıkartmak olanağı gizlidir. Bunlar belirli yeteneklere malik olmayı kanıtlamayan, insanın kişisel varlığının serbestliğe kavuşturmasını ve geliştirmesini sergileyen deney ve etkinlik tandandır. Bu büyük değişim bütün alıştırmalarda bir ana olguya bağlıdır.

Alıştırılmamış olan tüm davranışlarda insan isteyen, ama yapamayan Ben ile kendisini yalıtlayan konu arasında uyumlu gerçekleştirmeyi aksatan bir gerilim duyar. Hangi basan alam söz konusu olursa olsun, insanın uzun bir alıştırmayla yetkin bir tekniğe ulaştığı yerde ki o teknik kişiyi üstesinden geleceği şeyi ortaya çıkartmakta yetenekli kılar, varılan nokta, önceki Ben ile konusu arasındaki gerilimin asgariye indiği noktadır. Ve dolayısıyla ilkin noksan yapılanla şimdi yetenek olarak ortaya çıkan arasındaki orantısızlığın yenilmesine dayanan ruh egemenliğinin zevki insanın bütün varlığım kaplar. İnsan önceki gerilime ve orantısızlığa dayanırsa, sonunda kazanılan "çözümlemeyi" özneyle nesne arasındaki derin ve mutlulandırıcı bir uyum olarak yaşar. Uyumun bu anının sağladığı mutlulandırışın içinde çok büyük önem taşıyan bir olgu gizlidir.

Alıştırılmış ve sonunda otomatikleştirilmiş olan bütün davranışlar içinde rahatsız edici Ben-konu (Obje) geriliminin engellenmesi olmaksızın başarıyı gerçekleştiriş vardır. Yani bir yetenek, bir eser ortaya çıkacaksa, ilk alıştırmalarda mutlaka büyük bir gerilim yaşanır. Sonuca ulaşılan ilk "çözümleme" anlarında uyum vardır, ama şuurla otomatikleştirilmiş olan davranışın içinde bu uyum artık duyulmaz. Şuurumuzun, davranış içinde, hâlâ Ben-konu gerilimiyle egemenlik altına alındığı ölçüde, bu uyum yoktur. O, ilk basan anında yani bu hâl bize ilk kez bahsedildiğinde yaşanır. Uzun bir alıştırmayla bizi rahatsız eden ve bir diken gibi bize batan gerilimi, acıyla duyduğumuz ve onun çözümlenmesine çaba harcadığımızda, bu uyum daha çok duyulur. Uyumun yaşanmasının bir yolu da alıştırmadır. Bizim, gerilimin çözülmesinin ortaya çıktığı andaki kesin deneyimiz, uyum yaşantısının Ben-obje geriliminin yitişiyle aynı anlama gelmesidir. Bu gerilimin ortadan kaldırılmasında da ancak yetkin teknik, kişiyi yetenekli kılar. Ben "istemek" zorunda olduğu sürece ve insan objesinden ayrılıp, onun üzerine gerilmiş olan bir özne olarak davrandığı sürece, yetkin uyum olanaksızdır. O kişi, artık hiçbir Ben'in kendisini yormadığı ve eserin konusunun bir karşı durum olarak hissedilmediği yerde, uyumun görkemli yaşantısının başarıyla gerçekleşmesini yaşar (Her türlü egoizmin ve nefsaniyetin yenilme anı.).

Bazı durumlarda, teknik yanın otomatikleştirilmesiyle uyumun yaşanması geçici olarak sağlanır, ama Ben aşılmamışsa elde edilen durumun hazzına varılamadan ve derin anlamının esere yönelik olanı tadılamadan varlığın yanından hızla geçer. Yaşamın derin uyumunda ve tüm davranışların Ben'siz gerçekleştirilişinde derin bir anlam gizlidir, çünkü burada her olayın aynı zamanda yaşamın büyük birliğine katıldığı bütüne özgü olan derinlik ortaya çıkar. Kendisini Ben olarak çabanın içine sokan insan, Ben'siz olduğu yerde kendi Ben-Benlik oluşunun sınırlarını aşar ve kozmik uyumun hazzına ulaşır. Daha yüksek bir aşamada ise Ben-oluşunun ondan gizlediği yaşamın birliğini duyar. Bu, deneyin ilk yükselişlerinin geliştirilmesi, başarma fırsatının ortaya çıkışı ile birlikte, bedensel-ruhsal şartların manevi bir tutumun içinde pekiştirildiği uzun bir yoldan geçilerek elde edilir. Bu, bütün Japon alıştırmalarının yoludur ki, onların ortaklaşa anlamı insanın olgunluğa ulaşmasıdır.

Batı insanı kural olarak sadece eseri ya da onu olanaklı kılan yeteneği göz önünde tuttuğu hâlde, Japonlar'ın bütün alıştırmalarının anlam yapısında, esere ilinti daha ziyade ikinci plânda kalır. Bunun yerine, teknik olanın otomatikleştirilişinde içkin olan Ben'siz uyumun ağırlığının yaşanması önem kazanır. Biz, tekniğin otomatikleştirilmesinde, Ben'in ve istemin kendiliğinden etkin gerilimim, asgari bir hadde indirmeye çalışırız; örneğin modern çalışma sürecinin makineleştirilişinde, kişilik değerlerinin tehlikeye uğradığına dair bir hissi duymaya eğilimli olduğumuz hâlde, Japon, düpedüz otomatikleştirmede içkin olan şansı tanır, yakalar, onu Ben'siz uyumu duymakta kullanır ve manevi alanda daha başka alıştırmalar yaparak pekiştirmeyi amaçlar ki bu ona oluşunun anlamım açıklar. Çünkü insan kendisim yaşamın birliğinden yalıtlayan Ben-obje gerilimim yenebildiği ölçüde ve onu kesinlikle metafizik dibin içinde ortadan kaldırdığı oranda, şimdi artık serbest olarak içinde tınlayan, uyumun yaşantısında şuurlu hâle gelen dipteki birliğin kalıcı hazzına ulaştığı gibi, bu sayede yaşamın geçirgen bir organı olarak o birliği, yetkin eserinin içinde de koruyabilir. "Büyük Yaşam"ın bu birliğinin yaşaşı ve değerini kabul ettirişi her ne kadar küçük yaşamın anlamım belirgin kılarsa da, bütün olarak olgunlaşmanın anlamı da, o büyük birliği açığa vuran ruh durumuna ulaşmak için sürekli ilerleyen bir değişmeyi gerektirir. Japon için böyle bir olgunlaşmanın tek yolu bu değişmeyi meydana çıkaran alıştırmadır (temrindir).

Ben'in "Büyük Birliğin" bir organı olarak yaşamın anlamı hâline geldiği yerde, sırf öznel olanla "nesnel" olan arasındaki karşıtlık; egemen olan ağırlığım yitirir, çünkü bütün "nesne" alıştırmanın konusu olabilir yani insan oluşa neden ve fırsat teşkil edebilir. Yaşlı ve bilge bir Japon, bir gün bana şunları söyledi: "Bir şeyin dinsel bir önem kazanması için, onun yalın ve yinelenebilir olmasına gerek vardır. Bütün yaşantımız basit ve yinelenebilir olanla içiçedir. Bizim için bu basit ve sonrasız yinelenebilen şeyler yani günlük uğraşılarımız asıl eserlerimizin şartlan ve ön şartlandır." Bütün bunlar Japon tarafından zaten bilinmektedir, ama bilinenlerin dışında, yaşama ait olan her şey, kendi anladığı anlamdaki "asıl olanı" yaşaması için ona verilmiş fırsatlardır. Japon, alıştırmaların şuursuz otomatikleştirilişini yeniden şuurunun içine alarak, bütün temrinlerim "uyumun yaşanma alıştırmaları" hâline getirir. Ve artık onun için yaşamın en önemli motifi olarak değerim kabul ettirmiş olan ve yaşama anlam veren "uyum içinde yaşayış" Benliğine ait bir iç durumun alıştırması hâline gelir. Ve kendiliğinden en anlaşılır olan şey, alıştırmasının konusu haline gelir. Yürümek, ayakta durmak, oturmak, soluk alıp vermek, yemek yemek ve içmek, yazmak, konuşmak ve şarkı söylemek. Bunların dışında bütün alıştırmalar, sanatsal verilerin her ortaya çıkışında inşam özel esere götürür. Ve tümü sadece farklı fırsatların bir yolun alıştırılması olduğu özel alıştırmanın zaman zaman ortaya çıkan nedenlerinden başka bir şey değildir.

İnsanın yolu, yani olgunlaşmanın yolu Tao'ya götüren yoldur. Bütün mücadele sanatları: Atış, eskrim, güreş ve boks konusal anlamından ve hasmım yere sermek anlamından kurtarılmış olarak içinde olgun kimsenin Ben'siz hâle geldiği bir hâli yaratmak içindir. Bu sanatlar derin anlamım kavrayan insanda, mücadele etmeksizin utkuyu eline geçirdiği, bir yandan yetkin eserini hatasız olarak dışta bırakabildiği, diğer yandan Ben'sizliği içinde hasmını "objesinden yoksun kıldığı" manevi bir tutumu eline geçirebilmek için kendisine sunulmuş fırsatlara dönüşürler. Rakibi atış yapar, vurur, aynı zamanda ıska geçer ve yenilir! Sonrasız bir yinelemeyle sanatların öğrencisi resim yaparken, çiçek düzenlerken, şarkı söylerken, öykü anlatırken, kılıcım yaparken ya da çömleğini oluştururken yetkin eserini meydana getirmek için çaba gösterir, ama onu yaratan insan, eğer kendisi için ölü hâle gelmişse, yaşamın Ben'siz bir organı olmuşsa ve artık "Büyük Birliğin" içinden gelen bir güçle etkinlikte bulunuyorsa; canlandırıcı bir iç tablonun dilinde ortaya çıkmak ve insan tarafından yaratılan tablonun soluk alıp veren görüntüsü içinde çiçeklenebilmek olanağına kavuşur; aslında bütün sorun yaşamın Ben'siz bir organı hâline gelebilmektir. Japon: Ok atmak, dans etmek, çiçek düzenlemek, eskrim yapmak, resim yapmak ya da güreşmek boks yapmak, çay içmek, şarkı söylemek dersi sırasında, bütün bunların hepsinin aynı şey olduklarını belirtir. Başarıdan ve eserden bakılırsa bu tümcenin hiçbir anlamı yoktur, ama ona Ben'lik oluş hâlinden bakılırsa "olgunlaşmak" diye anlaşılır ki onda daha büyük bir yaşam, küçük olanın içinde giderek kendisim açığa vurur ve bunun büsbütün valin bir açık seçildiği yardır.

 

 

 

  Ana Sayfaya Dönmek İçin Tıklayın

www.aymavisi.org

 

 

 
 + Büyüt | - Küçült