Felsefe

 

 

 

İsyan Ama Hangisi

Yaşar Nuri Öztürk
 

Her isyan, yıkılması gerekeni yıkılması gerektiği şekilde yıkamaz. İsyan bazen yanlış taşları oynatır yerinden... İsyana düşmanınız yön gösterirse isyan sizin için ümit ve gelecek yaratmaktan çıkar, sizi yiyici bir canavara dönüşür.

Evet, isyan...Ama yerine oturan, hedefini ıskalamayan isyan..Hedefini ıskalamış isyan yıkım üstüne yıkım getirir, mezara gömer...

Bütün oluşların, erişlerin, yaratıcılıkların temelinde isyan vardır...Bunu Kur'an'dan öğrendim. Ama Kur'an bana şunu da öğretti: İsyan, basiret üzere yürütülmelidir. Basiretten kopan isyan, kahır ve ıstıraptan öte bir şey getirmez. Hem kendine dert olur hem başkalarına...

En büyük isyancılar şeytan ile peygamberlerdir. Fark şurada: Şeytanın isyanı basirete değil, haset, kin ve inada oturan bir isyandı. Peygamberlerin isyanı basirete oturan isyandır.

Bize düşen, isyanımızda, basiretsizlik üstüne oturtan İblis'e değil, basiretli asiler olan peygamberlere yar ve yandaş olmaktır.

Bizi isyanın eşiğine getiren belaya karşı çıkışımızın öncüsü o belayı başımıza saran kuvvet olabilir mi?

Muhtaç olduğumuz isyana, "kutsal isyan" veya, Latinlerin kullandıkları "Felix Culpa" deyiminin karşılığı olarak "kutsal-erdirici günah" da diyebilirim.

Kur'an'da gündeme getirilen (Taha, 121122; Meryem, 44) Adem'in ve İblis'in isyanları üzerinde derin derin düşünmeliyiz. İsyanının ardından Adem affa uğrayıp kurtuldu; oysaki İblis, aynı isyanı sergilediğinde lanete uğramıştı. Bu nasıl oluyor? Biri lanetlik, biri rahmetlik iki tür isyan mı vardır?

Evet, aynen öyledir; biri lanetlik, biri rahmetlik iki tür isyan vardır.

Adem ile İblis'ten bakalım:

İkisi de isyan etti ama Adem, isyanının basiret üzere olmadığını anlayıp suçunu itiraf ederek boynunu büktü. Ve kurtuldu. İblis ise inat ve kibre oturan isyanında haklı olduğunu ileri sürerek isyan üstüne isyana girdi. Ve battı.

Burada bizim için önemli olan, şunu bilmektir: İsyan bütün oluşların motor gücü ve hareket noktasıdır. Yani isyan, başlı başına bir eriş ve oluştur. Önemli olan, isyanın ne için ve nasıl sergilendiğidir. Ama en kötü isyan bile bir oluş sergiler. Çünkü "olumsuz" bir isyan bile en azından karşı isyanı yani "olumlu" isyanı ateşleyerek dolaylı bir oluşa vücut vermektedir. Aslında oluş, bizatihi oluş olarak bir isyandır. Çünkü her oluş, kaçınılmaz bir biçimde eskiyi değiştirir. Bir bitkinin büyümesinde bile bu böyledir. Değiştirme ise mevcudu bozmaktır ki, kozmik anlamda bir isyandır.

İsyan kelimesi, değnek-sopa anlamındaki asa kelimesiyle aynı köktendir. Ve isyan, bir şeyi asa ile engellemek anlamındadır. Daha sonra isyan, her türlü karşı çıkışı ifade etmek için kullanılır olmuştur.

Hz. Mûsa'nın en büyük mucizesi olarak gösterilen asa, bize göre, Allah'a isyanın sembol ismi olan Firavun'a isyanı sembolize etmektedir. Tüm büyük ruhların en büyük güçleri ve nebilerin en büyük mucizeleri isyandır. En büyük peygamberlerden biri olan Hz. Mûsa'nın en büyük mucizesi özellikle isyandır.

İnsanın insana isyanı, çok küçük istisnalar bir yana, varlık bünyesinde hiçbir zaman olumsuzluk değildir. İnsanın hizaya gelmesinde en büyük rolü ona karşı yapılan isyan oynamaktadır. Çünkü insan, tabiatı gereği azgın ve zalimdir.

Bütün yaratıcı ruhlar derece derece birer asidir. Mevcuda isyan etmeyen ruh, varoluş sırrını yakalayamaz. İsyanı tanımayan ruh, alışkanlığa ve geleneğe yenik düşer. Alışkanlıksa yaratıcı ruhu morfinleyip uyuşturur. İsyanı tanımayan kitleler, asırlarca uyuşuk ve donuk kalırlar. İslam dünyası bunun en ilginç örneklerinden biridir. Bugünkü dünya, Allah ile aldatılarak uyutulmuş ve isyanı tanıtan dinin uzağına çekilip raiyyeleştirilerek (sürüye dönüştürülerek) oluş ve eriş sırrına yabancı düşürülmüştür.

İslam dünyasının büyük isyanlara ve büyük asilere muhtaç olduğunu Kur'an'dan öğrenebiliriz...Kur'an'a göre, en büyük engeli aşmak, boynumuzu bukağılayan tabuları kırmaktır. Bunu ancak büyük hamlelerin yaratıcısı dev asiler yapabilir. Ne yazık ki İslam dünyası, bukağılarını kırmak için isyan yerine koltuk ve mide uğruna savaşıyor. Onun isyanları Kur'an'ın menzil ve maksatlarına yönelik değildir. Olsaydı dünyanın kaderi çoktan değişirdi.

Yaratıcı ruhta isyan, önce mevcuda isyandır. Mevcuda isyan, insanoğlunun en çetin ama en erdirici işidir. Mevcuda isyanın tanrısal sembolü Hz. İbrahim'dir.

Tevhit yürüyüşünde her oluş bir İbrahim gerektirir.

Genelde tüm dünya, özel olarak da İslam dünyası gerçek İbrahimlere muhtaçtır. Gerçek İbrahim özlemi iyi kavranamaz ve hedefine yönelemez ise sahte İbrahimler zuhûr eder ve o zaman isyan, oluş ve eriş yerine ölüş ve bitiş getirir. Bunun içindir ki Kur'an, isyanın en büyük önderine şu emri vermiştir: "De ki: 'İşte benim yolum budur. Ben Allah'a, basiret üzere çağırırım. Ben ve beni izleyenler..." (Yusuf, 108)

Basiret üzere çağırmayan benliklerin isyanı, isyan değil hüsrandır. Bu hüsranın en tipik örneği, basiretten nasipsiz kadroların temsil ettiği ve adına "siyasal İslam" dedikleri, Allah ile aldatma hastalığıdır. Siyasal İslam adlı hastalığın hüsranı, basiret nasibini elde etmeden isyana özenenlerin yürüyen ruha engel çıkarmalarının da bir ifadesidir.

Şaşacak bir şey yok: Kur'an, Allah uğrunda, ilimsiz-ışıksız bir biçimde mücadele edenlerin nasiplerini hüsran ve rezillik olarak göstermektedir. (Hac, 89)

Allah ile aldatanlar, kitleleri, cücelerin hüsranını yürüyen ruhların isyanı gibi göstererek de kandırırlar. Bu da şeytanın bir oyunudur. Gerçekten de şeytan, isyanların hedefini saptırmada da büyük bir ustadır. Ve insana verdiği zararların en büyüklerini bu hedef saptırmayla gerçekleştirir.

Yürüyen ruhun her anı bir önceki ana isyandır. Çünkü yürüyen ruh, her an yeni bir iş ve oluştadır. (Rahman, 29) Cücelerin hüsranı ise mevcudu ilahlaştırmak için yürüyüşe isyan etmektir. Lanetlik isyan işte budur. Lanetlik isyan, basiretsiz daveti hüner sanan cücenin tepinmesidir.

Cüceler tepinir, hatta ter dökerler ama asla yürüyemezler. Yol almak, büyük ruhun isyanıyla mümkündür, cücelerin hüsranıyla değil...

Şimdi ben, soruyu, "tarih yaratan ruhlar’ın kimliği açısından cevaplamaya çalışayım. Bir başına sergilediği devrimlerle çağların rotasını değiştiren büyük ruh, isyanıyla ilgili olarak bence şu cevabı verebilir:

Ben, tarih önünde, isyanım kadar büyüğüm!..

Bu kitapta biz, Kur'an'ın sonsuz ve sınırsız ışığıyla, şeytancılığın iki yüzünü de tanıyacağız. Birinci yüz, insanlık mirasını, yaradılış dinini yozlaştırarak bizi isyana iten aşağılık bir gelenek oluşturan yüzdür. İkinci yüz ise, bu aşağılık geleneğe isyan edenlere, üstüne "zafer " yazılı maskesiyle yeniden görünen yüzdür.

Bugünkü satanizm, işte bu ikinci yüzün ta kendisidir.

İki yüzü de tanımak için Kur'an'a dost olmaktan başka çare görmüyorum.


 

 

 


 


Ana Sayfaya Dönmek İçin Tıklayın 

  www.aymavisi.org  
 

 

 

 

 
 + Büyüt | - Küçült