Felsefe

 

 

 

İnancın Doğası

Cuci Han


İnsanın bedensel yapısının nesnel alemden çekilip muammalı bir aleme oturtulmasının bütün inceliklerini "inanç" aktine bağlamakla, kökleşmiş inanç formlarına aykırı düşen "bilme" akti arasında korkunç farklar yaratır. Doğrudan emin olma, ancak bilme aktiyle kesinlik kazanırken, inanma kipinde olasılıkların ötesinde olasılık hakimdir. Olabilirlik olgusu her zaman gerçeği zorlayamaz.

Bazı hallerde bilgilerin pratikte doğrulanma imkanı bulunmasa bile duyu ve us sınırlarında tamlığı, bilgiyi gerçeğin sınırlarına taşıyabilir. Karşımızda bulunan ağacın, ağaçtan başka özdekselliği olmayan bir nesne olması gibi. Bazı koşullarda eksik bilginin tamamlanmamışlığı "henüz"ün içinde olmasındandır. Süreç içinde eksik bilgi kendi doğası gereği kendini tamamlar. Tamamlanan bilgi pratikte denetlenip doğrulanınca misyonu biter. Yer çekimi kanunu gibi. Lakin sonsuz bağlamlar içinde olan özdekselin bilgisi, bağlamlarının bilgisi, nihai bir bilgiyi yakalamayacaktır. Bilginin sona ermesi der Hançerlioğlu, sonsuzun sona ermesi demek olur ki olanaksızdır.

İnanç ise "bir olgunun doğruluğunu tanıtmasız kabul etme" dir. Tanıtmasız kabul etme, mantıksal çözümlemeye gitmeksizin önsav olarak gerçekleştirmeye çalışılan bilginin bütün formel özelliklerini yoksar ki, bilgi, bilgi olmaktan çıkar ve tanıtlanamaz olan "inanç seferine" dönüşür. İnanç seferinin değişmez karakteri ve eleştirilere kesin kapalı tutulması, bilginin özgürlüğüyle çelişir.

İnsanın huzursuzluğu, varlık yapısını bu polarize olmuş ikincil görüşten birine teslim etmekteki tercihiyle giderilir. "Devinim içinde olan özdekselliğine karşılık, ruhsal yapının değişmez saltıklığı" tümcesi, kendisini kendisinden ayrı bir öz olarak algılamasına yol açar. İnanç, görüngül alemde fakat amprik bilginin dışında oluşan reel alemin öz malzemelerinden oluşur. Özdeksel olgusallığı buranın malı olduğundan, İnanç dünyasının bilgisi de dolayısıyla burada oluşur. Zenginleşir ve buranın özbeöz yansımaları olur. İnanç seferi, dünyasaldır. Reel alemin içinde, kendisini kendisine kabul ettirme sürecini tamamlayamamış olmanın ızdırabı, onu fizik ötesi olası bir aleme çekme, o arada yakalama sanısı ve olanı "dünya içerikli" özdeksellerle süsleme eğilimi ve ısrarı, hepsinin malzemeleri dünyasal olan kurgu yansılarıdır.

Düşselliğin seline kapılmış akıl yürütmeleri, alışkanlık kazanarak dünya içerikli "olası alemi" oluşturur. Görgülenim üzerine dayalı fakat usdışı alışkanlıkları aklamak kolay gibi gelse de sonradan duyu bilinç düzeyindeki aklanmaya gerek duyulacağı unutulmamalıdır. İnanç doğrusunun deneysel ve ussal bir anlamı olduğunu kabul etmek, din terminolojisinin bilinmeyeni bildiğini kabul etmek olur. Bilinmeyenin bilgisi de inancın doğrusu olur ancak.

"Olan" la, "Olması gereken" arasında hem nicel hem nitelik farklılıklar vardır. Bunlar arasındaki farkı görmemezlikten gelmek, "farkın", farkına varmamaktadır ya da koşulsuz teslimiyetin sonucudur. "Olan"ı, "olması gereken"in alanına çekme inadı, dünyasal bilgi ile zamanaşımsal ve uzayaşamsal yaşam ötesini yorumlayarak tanımaya çalışmamız anlamsızdır. Bu anlamsızlık, hayal gücüne bile geniş gelen tanımlamalardır ve dünya içerikli fantazmaları coşturur.

Bir tanımdan ne anlaşıldığı önemlidir. Tanımların ve önermelerin doğrulanabilirliği önemlidir. İnanç ve öznesi inançla kurulacak önermelerin doğrulanabilirliği, onun amprik anlamlı olarak kabul edebileceğimiz zorunlu ve yeterli bir koşulunu oluşturur. "Doğrulanma olanağı amprik alanda değil, mantıksal alanda da anlaşılmalı. Bir önermenin doğrulanması teknik nedenlerden olanaksızda olsa, mantıksal olarak düşünebiliyorsa, bu önerme anlam ölçütüne göre anlamlı olarak kabul edilir."[1]

 

İnanç Doğrusunun Doğrulanabilirliği

İnançla ilgili bütün tasarımlar, özellikle inanç doğrusuna bağlı olduklarından doğrulanabilirliği yeterli koşul olarak kabul edeceğimiz mantıksal çözümlerle uyuşmalıdır. "Olması gereken"i, "01an"m üzerine temellendirmekle olası tanımları ne örnekleme, ne de mantık zeminine oturtamadığımızdan, tartışılamazda. Benimle bir başkası arasında kullandığım terimlerin ve deyişlerin der, B. Akarsu, anlamını başkalarına "tıpatıplıkla" açıklayabiliyorsam, aynı biçimde başkası da bana kullandığı sözcüklerin anlamını tam açıklayabiliyorsa (Terimler, Tanımlar Önermeler) anlamlıdır.

Fizik ötesi önermeler üzerinde, özneler arası (inter sübjektif) bir anlaşma olanaksızdır. Dile gelmezleri dile getirmek isterler. Onun içindir ki "olması gereken"i ancak anlama, bilme kategorisinde değil de, inanç kategorisinde sınıflayabiliriz. İnançla "olması gereken"i kabullenmek kolaydır. Bilmeden, itiraz etmeden, yorumlamadan, imgesel olguların şifresini inançla çözerek, Onu olmuş bitmiş haliyle kabullenmek zorunda olduğunun ayırdında olmadan onamak."Hayırlayamamak", ancak "henüz değil" o alanın dünyasında mümkündür. İnancın fizikötesinin yoğunlaştırılmış terim ve önermeleri, inter sübjektif karakterini kaybetmiş olması, görüntü kavramlarla dile getirilmektedir.

Ölüm ve sonrasının ürkütücülüğü, iticiliği, yalnızca öznenin "öylç olacak"a inanandandır, bilgisinden değil. Düşünürün "Buradaki kimliğimi fizik ötesine taşıyabileceğimi bilsem, sonsuza dek cehennemde yanmaya razıyım" deyişi, fizikötesi kurgu bilgilerinin inandırıcılığının kesinleyici olmadığını betimler. İnanç ona, kesinleyici, doğru bilgiyi sunamadığı için buradaki duyumsal, duygusal sorumlulukları da dünyasaldır. Alışkanlık oluşturduğu görüngül bir yaşamdan, hiçbir bilgisinin olmadığı bir yaşama, an ve an sürüklenen insanın şaşkınlığı, korkusu, ızdırabı bu denli coşkulu olamazdı. Keşke fizikötesine yüklenen imgesel tasavvurların gerçekliğini bilseydi, inanmasaydı.

"Varlık temelini, en derinden açığa vuran ölümdür," der Heidegger. Ona göre ölüm, insan varlığının bütün olanakları arasında en "gerçek" olanıdır. Ölüm bir başkasının yerine getiremeyeceği bir olgudur. Bunu herkes kendisi başarır. Ölüm aşılmaz bir şeydir, çünkü ölümle bütün olanaklar biter. Ölüm paradoksalı bû kadar net bir görüntü ve gerçeklik taşıyorsa, bunu takip eden olası kimliğinin akıbetinde salt bir inanca bağlanmasının nedeni olmalıydı: "Hiçlik, korkusu." İnsan bu koşulda duygusal yazıklılığına karşı dirençli değildir. Varlık yapısının ölüme karşı "salt bağımsızlığını akıl, bazen en alışılmadık yaklaşımlarla, bazen de en acımasız, beklenmedik saldırılarla savunur durur.
 

 

 

 


 


Ana Sayfaya Dönmek İçin Tıklayın 

  www.aymavisi.org  
 


 

 

 

 
 + Büyüt | - Küçült